İçeriğe geç

P01-D04-M03-01·Tarihsel metin

Dönem dili

temel2.719 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Eski bir felsefe metninde en çok yanıltan sözcükler, bugün de kullandığımız ama anlamı zamanla daralan, genişleyen ya da değer yükü değişen sözcüklerdir, çünkü sözcüğün aynı kalması anlamının da aynı kaldığı yanılsamasını yaratır. Newton'un başlığı, "felsefe" sözcüğünün bir dönemde bugün bilim dediğimiz şeyi de kapsadığını gösterdi.

Hume'un alt başlığı, "ahlaki" sözcüğünün insan doğasının bütün incelenmesini kapsayan geniş bir anlam taşıdığını gösterdi. Locke'un coşku bölümü, bir sözcüğün değer yükünün zamanla tersine dönebildiğini ve bir eleştirinin övgü gibi okunabileceğini gösterdi.

Eski sözcükler dört adımla ele alınır: şüpheli sözcükleri işaretlemek, dönem anlamını metnin kullanımlarından çıkarmak, gerekirse tarihsel bir sözlüğe başvurmak ve bir dönem sözlüğü tutmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: her sözcüğün dönem anlamını aramanın okumayı imkânsız kılacağı, dönem anlamının kesin bilinemeyeceği ve metni kendi döneminin diline hapsetmenin onun bugünkü değerini göz ardı edeceği söylendi.

Bu yüzden eski bir felsefe metnini okumak, tanıdık sözcüklerde durup onların o dönemde ne anlama geldiğini sormak ve ancak ondan sonra metinle bugünün sorularını konuşmaktır.

Açılış sahnesi

Okuma grubu, Hume'un İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme'sini okumaya başlamadan önce kitabın kapak sayfasına bakıyor. Başlığın altında uzun bir alt başlık var: deneysel akıl yürütme yöntemini ahlaki konulara uygulama denemesi. Tolga, alt başlığı okuyunca kitabın bir ahlak kitabı olduğunu, iyi ve kötü üzerine yazıldığını düşünüyor. Ama kitabın ilk cildini açtığında karşısına ahlak değil, algılar, fikirler, uzam, zaman, nedensellik ve kişisel kimlik çıkıyor. Tolga, alt başlığın yanıltıcı olduğunu söylüyor.

Mert, Tolga'dan "ahlaki" sözcüğünün Hume'un döneminde ne anlama geldiğini düşünmesini istiyor. Ece, felsefe sözlüğünde bir not buluyor: on sekizinci yüzyıl İngilizcesinde "ahlaki konular" yalnız iyi ve kötüyü değil, insanın zihnini, duygularını, toplumunu ve davranışlarını, yani bugün insan bilimleri diyebileceğimiz bütün alanı kapsıyordu. Doğal konular doğayı, ahlaki konular insanı ilgilendiriyordu. Alt başlık yanıltıcı değildi, ama Tolga ona kendi döneminin anlamını vermişti. Hume, doğa bilimlerinde işe yarayan deneysel yöntemi insanın incelenmesine uygulamak istediğini söylüyordu ve kitabın ilk cildi tam da bu işe girişiyordu. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Metin Okuma kursunda, eski bir felsefe metninin sözcüklerini okurken onların yazıldığı dönemdeki anlamlarını nasıl bulacağımızı ve bugünkü anlamlarla karıştırmaktan nasıl kaçınacağımızı soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bilinmeyen terimler dersi, bir yazarın kendi terimlerine verdiği özel anlamları ve tanıdık görünen ama başka anlamda kullanılan sözcükleri ele aldı. Bu ders aynı soruyu zamanın içinde soruyor: bir sözcük yazarın özel bir tanımı yüzünden değil, yazıldığı dönemin dilinde başka bir anlam taşıdığı için bugünkü okura tanıdık yabancı olabilir. Bu kursun ilerleyen bir dersi, bir metni sonraki dönemin kavramlarıyla okumanın genel yanılgısını, yani anakronizmi ele alacak. Bu ders, o yanılgının en küçük birimi olan tek tek sözcüklerle ilgileniyor.

Sonra üç metne bakacağız. Isaac Newton'un Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri adlı kitabının başlığı, "felsefe" sözcüğünün bir dönemde bugün bilim dediğimiz şeyi de kapsadığını gösterir. Hume'un İnceleme'sinin alt başlığı, "ahlaki" sözcüğünün bugünkü dar anlamından çok daha geniş bir alanı adlandırdığını gösterir. Locke'un İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'sindeki coşku bölümü ise bir sözcüğün değer yüklü anlamının zamanla tersine dönebildiğini gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: her sözcüğün dönem anlamını aramanın okumayı imkânsız kılacağı, dönem anlamının kesin olarak bilinemeyeceği ve bir metni kendi döneminin diline hapsetmenin onun bugünkü değerini göz ardı edeceği itirazları.

Sonda, eski bir felsefe metnindeki sözcükleri dört adımla ele almanın yolunu göstereceğiz: şüpheli sözcükleri işaretlemek, sözcüğün metin içindeki kullanımlarından dönem anlamını çıkarmak, dönemin öteki metinlerine ya da tarihsel bir sözlüğe başvurmak ve bir dönem sözlüğü tutmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: eski bir felsefe metnini okurken, bir sözcüğün yazıldığı dönemde taşıdığı anlamı bugünkü anlamından nasıl ayırırız ve bu ayrımı yapmadığımızda metni nasıl yanlış okuruz?

Ölçülü iddiam şu: eski bir felsefe metninde en çok yanıltan sözcükler, bugün de kullandığımız ama anlamı zamanla daralan, genişleyen ya da değer yükü değişen sözcüklerdir, ve bunları ele almak, bugünkü anlamla okunduğunda cümleyi tuhaf ya da tutarsız gösteren sözcükleri işaretlemeyi, dönem anlamını önce metnin kendi kullanımlarından çıkarmayı, gerekirse dönemin öteki metinlerine ya da tarihsel bir sözlüğe başvurmayı ve bulunan anlamları bir dönem sözlüğünde kaydetmeyi gerektirir, çünkü sözcüğün aynı kalması, anlamının da aynı kaldığı yanılsamasını yaratır.

Sıfır noktası

Diller zamanla değişir ve bir sözcüğün biçimi aynı kalırken anlamı kayabilir. Bu kayma çoğu zaman yavaş ve fark edilmezdir: bir kuşak bir sözcüğü bir anlamda, sonraki kuşak biraz farklı bir anlamda kullanır ve birkaç yüzyıl sonra sözcük, ilk anlamından epeyce uzaklaşmış olur. Eski bir metni okuyan kişi, sözcüğü tanıdığı için durmaz ve ona kendi döneminin anlamını verir.

Bu kaymanın üç yaygın biçimi vardır. Bir sözcüğün anlamı daralabilir: Hume'un döneminde "ahlaki" insanın bütün incelenmesini kapsarken, bugün iyi ve kötüyle sınırlıdır. Bir sözcüğün anlamı genişleyebilir ya da başka bir alana kayabilir: Newton'un döneminde "felsefe" doğanın incelenmesini de içerirken, bugün bu işi "bilim" sözcüğü üstlenmiştir. Bir sözcüğün değer yükü de değişebilir: Locke'un döneminde "coşku" dinsel bir saplantının adıyken, bugün çoğu zaman olumlu bir heyecanı anlatır.

Bu kaymaların ortak tehlikesi, yanıltıcı bir süreklilik duygusu yaratmalarıdır. Okur, sözcüğü tanıdığı için metni anladığını sanır. Tolga, "ahlaki konular" sözünü okuduğunda bir ahlak kitabı beklemişti ve kitabın ilk cildi bu beklentiye uymadığında, sorunun kitapta olduğunu düşünmüştü. Oysa sorun, sözcüğe verdiği anlamdaydı.

Argümanın yapısı

Eski bir felsefe metnindeki sözcükleri ele almak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, şüpheli sözcükleri işaretlemektir. Bugünkü anlamıyla okunduğunda bir cümleyi tuhaf, tutarsız ya da metnin geri kalanıyla uyumsuz gösteren sözcükler, bir tarihsel anlam kaymasının işareti olabilir. Tolga'nın "ahlaki konular" sözü, kitabın ilk cildiyle uyuşmadığı için şüpheliydi. Başlıklar, alt başlıklar ve bölüm adları özellikle dikkat ister, çünkü okur onları metni okumadan önce görür ve beklentisini onlara göre kurar.

İkinci adım, sözcüğün metin içindeki kullanımlarından dönem anlamını çıkarmaktır. Yazarın sözcüğü kullandığı birkaç yer bulunur ve her birinde ne anlama gelmesi gerektiği sorulur. Locke'un coşku bölümü, sözcüğün anlamını ilk sayfalarında kendisi veriyordu. Hume'un girişi, "ahlaki" sözcüğünün kapsamını insan doğasının incelenmesiyle ilişkilendirerek gösteriyordu.

Üçüncü adım, gerekirse dönemin öteki metinlerine ya da tarihsel bir sözlüğe başvurmaktır. Metnin kendisi yeterli ipucu vermiyorsa, aynı dönemde yazılmış başka metinlerde sözcüğün nasıl kullanıldığına ya da bir sözcüğün anlamının tarihini veren bir sözlüğe bakılır. Ece'nin felsefe sözlüğünde bulduğu not, bu türden bir başvuruydu. Bu başvuru, metnin kendi kullanımlarıyla sınanmalıdır.

Dördüncü adım, bir dönem sözlüğü tutmaktır. Tarihsel anlam kaymasına uğramış her sözcük, bugünkü anlamı, dönem anlamı ve bu anlamın kaynağıyla birlikte kaydedilir. Sözlük, aynı yazarın ya da aynı dönemin başka metinleri okunurken yeniden kullanılır ve genişletilir.

Görüşler ve pozisyonlar

Eski bir metnin sözcüklerinin nasıl okunacağı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, bugünkü anlam görüşüdür. Buna göre eski bir metin, bugünkü okura bugünkü dille konuşmalıdır ve sözcüklerin dönem anlamlarını aramak, metni bir uzmanlık alanına hapseder. Okur, sözcüklere kendi döneminin anlamlarını vermekte özgürdür.

İkinci görüş, dönem anlamı görüşüdür. Buna göre eski bir metni anlamak, sözcüklerini yazıldıkları dönemin anlamlarıyla okumayı gerektirir ve bugünkü anlamlarla okumak, yazara söylemediği şeyleri yükler. Bu görüş, bu kursun ilerleyen derslerinde ele alınacak tarihsel okuma anlayışıyla yakındır.

Üçüncü görüş, çift okuma görüşüdür. Buna göre eski bir metnin sözcükleri önce dönem anlamlarıyla okunmalı, yazarın ne söylediği bu yolla anlaşılmalı, ardından bu söylenenin bugünkü sorularla nasıl ilişkili olduğu ayrıca sorulmalıdır. Bu görüşe göre dönem anlamı yazarın söylediğini, bugünkü anlam ise okurun o söylenenle yaptığı şeyi belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Dönem dilini ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Eski bir felsefe metni, bizimle bizim dilimizin sözcükleriyle konuşur ama o sözcüklere kendi döneminin anlamlarını yükler. Bu anlamları bulmak, metni geçmişe hapsetmek değil, onun gerçekten ne söylediğini duymak ve ancak ondan sonra onunla bugünün sorularını konuşmaktır.

Açık kalan sorular

Bir sözcüğün dönem anlamı ile bugünkü anlamı arasındaki fark, bir metnin çevirisinde nasıl korunabilir? Bir çevirmen, "ahlaki" sözcüğünü bugünkü okura doğru anlamı verecek başka bir sözcükle mi çevirmeli, yoksa aynı sözcüğü bırakıp bir not mu düşmelidir?

Bir yazar, kendi döneminde de yeni ya da alışılmadık olan bir anlamda bir sözcük kullanıyorsa, onun anlamı dönem anlamı mı, yazarın özel anlamı mı sayılmalıdır? Bu iki durum okurken nasıl ayrılır?

Bugünkü okurun bir sözcüğe kendi döneminin anlamını vermesi her zaman bir yanlış mıdır, yoksa bazı durumlarda metnin bugün de canlı kalmasının bir yolu mudur?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışTanıdık sözcükte durmamak.
Doğrusu

Eski bir metinde bugün de kullanılan bir sözcük, zamanla anlamı kaymış olabilir. Sözcük bir cümleyi tuhaf ya da tutarsız gösterdiğinde, önce onun dönem anlamı sorulmalıdır.

Yaygın yanlışBaşlığı bugünkü anlamla okumak.
Doğrusu

Bir kitabın başlığı ya da alt başlığı, okurun metne yaklaşırken kurduğu beklentiyi belirler. Başlıktaki bir sözcüğü bugünkü anlamla okumak, kitabın bütününü yanlış bir beklentiyle okumaya yol açar.

Yaygın yanlışDeğer yükünün değiştiğini fark etmemek.
Doğrusu

Bir sözcük bir dönemde olumsuz, başka bir dönemde olumlu bir değer taşıyabilir. Değer yükü tersine dönmüş bir sözcük, bir eleştiriyi övgü gibi okutabilir.

Yaygın yanlışTarihsel sözlüğü metnin yerine koymak.
Doğrusu

Bir tarihsel sözlük sözcüğün genel dönem anlamını verir, ama yazarın onu nasıl kullandığını her zaman vermez. Sözlükte bulunan anlam, metnin kendi kullanımlarıyla ayrıca sınanmalıdır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Eski bir felsefe metninde en çok yanıltan sözcükler, bugün de kullandığımız ama anlamı zamanla daralan, genişleyen ya da değer yükü değişen sözcüklerdir, çünkü sözcüğün aynı kalması anlamının da aynı kaldığı yanılsamasını yaratır. Newton'un başlığı, "felsefe" sözcüğünün bir dönemde bugün bilim dediğimiz şeyi de kapsadığını gösterdi.

Hume'un alt başlığı, "ahlaki" sözcüğünün insan doğasının bütün incelenmesini kapsayan geniş bir anlam taşıdığını gösterdi. Locke'un coşku bölümü, bir sözcüğün değer yükünün zamanla tersine dönebildiğini ve bir eleştirinin övgü gibi okunabileceğini gösterdi.

Eski sözcükler dört adımla ele alınır: şüpheli sözcükleri işaretlemek, dönem anlamını metnin kullanımlarından çıkarmak, gerekirse tarihsel bir sözlüğe başvurmak ve bir dönem sözlüğü tutmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: her sözcüğün dönem anlamını aramanın okumayı imkânsız kılacağı, dönem anlamının kesin bilinemeyeceği ve metni kendi döneminin diline hapsetmenin onun bugünkü değerini göz ardı edeceği söylendi.

Bu yüzden eski bir felsefe metnini okumak, tanıdık sözcüklerde durup onların o dönemde ne anlama geldiğini sormak ve ancak ondan sonra metinle bugünün sorularını konuşmaktır.

Sonraki derse köprü

Okuma grubunun okuduğu metinlerin çoğu çeviriydi. Menon Yunancadan, Etika Latinceden, Kant'ın kitapları Almancadan çevrilmişti. Ece'nin dönem sözlüğüne yazdığı sözcüklerin bir kısmı, yazarın kendi dilinde değil, çevirmenin seçtiği Türkçe karşılıklarda okunuyordu. Tarihsel anlam kayması, çeviride ikinci bir katman kazanıyordu.

Bir çeviri, bir metni bir dilden ötekine taşırken her sözcük için bir seçim yapar. Bu seçim, yazarın sözcüğünün birden çok anlamından birini öne çıkarabilir, iki farklı sözcüğü tek bir Türkçe sözcükle karşılayabilir ya da tek bir sözcüğü farklı yerlerde farklı karşılıklarla verebilir. Çeviriden okuyan kişi, çevirmenin seçimlerini yazarın seçimleri sanabilir.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Çeviri dersi, bir felsefe metnini çeviriden okurken çevirmenin seçimlerini nasıl fark edeceğimizi ve bir çeviride kaybolan ya da eklenen anlamları nasıl bulacağımızı soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.