İçeriğe geç

P01-D04-M02-03·Yakın okuma

Kavram ayrımı

temel2.763 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefe metninin yaptığı ayrımlar, onun argümanının menteşeleridir ve bir ayrımın iki tarafını karıştıran okur, yazara söylemediği bir görüşü yükler. Locke'un birincil ve ikincil nitelikler ayrımı, rengin var olmadığı değil, cisimde bir güç olarak bulunduğu söylendiğinde doğru okunur.

Leibniz'in akıl ve olgu doğruları ayrımı, bir ayrımın iki tarafının karşıtın imkânı gibi bir ölçütle tanımlandığını ve bu ölçütün yeni örnekleri sınamaya yaradığını gösterdi. Kant'ın analitik ve sentetik ayrımı, önsel ve sonsal ayrımıyla kesişerek, kitabın sorusunu boş sanılan bir köşeye yerleştirdi.

Bir ayrım dört adımla okunur: iki tarafı yazarın adlarıyla yazmak, ayıran ölçütü bulmak, her taraf için örnek ve bir sınır durumu aramak ve ayrımın argümanda gördüğü işi yazmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: felsefi ayrımların keskin olmadığı, ayrımların yazarın argümanına göre biçildiği ve ayrımlara odaklanmanın metni bir listeye indirgediği söylendi.

Bu yüzden bir felsefe metnindeki ayrımı okumak, iki tarafın adlarını ezberlemek değil, onları ayıran ölçütü, sınırlarını ve argümana kattığı işi görmektir.

Açılış sahnesi

Okuma grubunun bu haftaki metni Locke'un İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'sinin ikinci kitabının sekizinci bölümü. Deniz bölümü okuyup gruba geldiğinde, Locke'un cisimlerin renklerinin var olmadığını söylediğini anlatıyor ve bunun saçma olduğunu ekliyor: bir elmanın kırmızı olduğunu herkes görür. Tolga ise Locke'un bunu söylemediğini, yalnız rengin elmanın içinde bulunan bir şey olmadığını söylediğini düşünüyor. İki öğrenci aynı bölümü okumuş, ama Locke'un ne söylediği konusunda anlaşamıyor.

Mert, ikisinden de bölümdeki ayrımı yazmalarını istiyor. Locke niteliklerin iki türünü ayırıyordu: cisimden hangi durumda olursa olsun ayrılamayan nitelikler, yani katılık, uzam, biçim, hareket ve sayı, ve cisimlerde yalnız bizde duyumlar üretme gücü olarak bulunan nitelikler, yani renkler, sesler, tatlar. Locke birincilere birincil nitelikler, ikincilere ikincil nitelikler adını veriyordu ve ikincil niteliklerin var olmadığını değil, cisimde bir güç olarak var olduklarını söylüyordu. Deniz, ayrımın iki tarafını ayrı ayrı yazınca, Locke'un renklerin yokluğunu değil, rengin cisimde ne biçimde bulunduğunu söylediğini fark ediyor. Anlaşmazlık, ayrımın bir tarafını öbürüyle karıştırmaktan doğmuştu. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Metin Okuma kursunda, bir felsefe metninin yaptığı ayrımları nasıl tanıyacağımızı, bir ayrımın iki tarafını nasıl yazacağımızı ve ayrımın metnin argümanında hangi işi gördüğünü nasıl bulacağımızı soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. P00'da, bir sözcüğün iki anlamını ayırmayı ve bir kavramın gerçekten ikiye ayrıldığı eklem yerini bulmayı gördük. Bu, okurun kendi düşüncesinde ayrım yapmasıydı. Bu ders ise bir metnin yazarının yaptığı ayrımı okumakla ilgilidir: yazar hangi kavramı ikiye ayırıyor, iki tarafa hangi adları veriyor ve bu ayrım metnin argümanında ne iş görüyor?

Sonra üç metne bakacağız. Locke'un birincil ve ikincil nitelikler ayrımı, bir ayrımın iki tarafının karıştırıldığında yazara söylemediği bir görüşün yüklenebildiğini gösterir. Leibniz'in Monadoloji'sindeki akıl doğruları ile olgu doğruları ayrımı, bir ayrımın iki tarafının bir ölçütle, yani karşıtlarının mümkün olup olmamasıyla tanımlandığını ve bu ölçütün ayrımı sınamaya yaradığını gösterir. Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi'nin girişindeki analitik ve sentetik yargılar ayrımı ise bir ayrımın başka bir ayrımla kesişebildiğini ve metnin en önemli sorusunun bu kesişmenin bir köşesinde durabildiğini gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: felsefi ayrımların çoğunun keskin olmadığı ve sınır durumların ayrımı çökerttiği, ayrımların yazarın argümanına göre biçilip taraflı olduğu ve ayrımlara odaklanmanın metni bir sınıflandırma listesine indirgediği itirazları.

Sonda, bir metnin ayrımını dört adımla okumanın yolunu göstereceğiz: ayrımın iki tarafını yazarın adlarıyla yazmak, iki tarafı ayıran ölçütü bulmak, her taraf için yazarın örneğini ve bir sınır durumu aramak ve ayrımın argümanda hangi işi gördüğünü yazmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir felsefe metni bir kavramı ikiye ayırdığında, bu ayrımın iki tarafını ve onları ayıran ölçütü nasıl buluruz ve ayrımın metnin argümanında ne iş gördüğünü nasıl anlarız?

Ölçülü iddiam şu: bir felsefe metninin yaptığı ayrımlar, onun argümanının menteşeleridir ve bir ayrımın iki tarafını karıştıran okur, yazara söylemediği bir görüşü yükler, ve bir ayrımı okumak, iki tarafı yazarın verdiği adlarla ayrı ayrı yazmayı, onları ayıran ölçütü bulmayı, her taraf için yazarın örneğini ve bir sınır durumu aramayı ve ayrımın argümanda hangi soruyu cevaplamaya ya da hangi yanılgıyı önlemeye yaradığını yazmayı gerektirir, çünkü bir ayrımın değeri iki tarafının adlarında değil, onları ayıran ölçütte ve argümana kattığı işte bulunur.

Sıfır noktası

Felsefe, gündelik dilin bir arada tuttuğu şeyleri ayırarak ilerler. Gündelik dilde bir elmanın kırmızılığı ile yuvarlaklığı aynı türden özellikler gibi durur: ikisi de elmanın bir özelliğidir. Locke, bu iki özelliğin aynı biçimde elmada bulunmadığını düşünür ve onları ayırmak için bir ayrım kurar. Bu ayrım yapılmadan, Locke'un algı hakkında söylemek istediği şey söylenemez.

Bir ayrım okunurken iki tür yanlış yapılabilir. Birincisi, ayrımı hiç fark etmemektir: okur, yazarın iki farklı şeyden söz ettiğini görmez ve iki tarafı tek bir şey sanar. İkincisi, ayrımı fark edip iki tarafı karıştırmaktır: okur, yazarın bir taraf için söylediğini öbür taraf için söylenmiş sanır. Deniz'in yaptığı ikincisiydi: Locke'un ikincil nitelikler için söylediğini, yani cisimde yalnız bir güç olarak bulunduklarını, onların hiç var olmadığı iddiası olarak okumuştu.

Bir ayrımı doğru okumak için yalnız iki tarafın adlarını bilmek yetmez. Adlar çoğu zaman teknik ve soyuttur. Asıl bilinmesi gereken, iki tarafı ayıran ölçüttür: bir şey hangi özelliği taşıdığında bir tarafa, hangi özelliği taşıdığında öbür tarafa düşer? Ölçüt bulunduğunda, ayrım bir ad çiftinden bir düşünme aracına dönüşür.

Argümanın yapısı

Bir metnin yaptığı ayrımı okumak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, ayrımın iki tarafını yazarın adlarıyla yazmaktır. Yazar bir kavramı ikiye ayırdığında, iki tarafa verdiği adlar ayrı sütunlara yazılır ve her taraf için yazarın söylediği her şey kendi sütununa eklenir. Bu adım, iki tarafı karıştırmayı önler. Deniz'in iki sütunu bu adımın ürünüydü.

İkinci adım, iki tarafı ayıran ölçütü bulmaktır. Yazar, bir şeyin hangi tarafa düştüğünü neye bakarak belirliyor? Ölçüt bazen açıkça söylenir, Leibniz'in karşıtın imkânı ölçütü gibi. Bazen de iki sütundaki örneklerin ortak özelliklerinden çıkarılır. Ölçüt bulunduğunda, ayrım adlarından bağımsız olarak anlaşılır.

Üçüncü adım, her taraf için yazarın örneğini ve bir sınır durumu aramaktır. Yazarın verdiği örnekler, ayrımın nasıl işlediğini gösterir. Sınır durumu ise ölçütün zorlandığı yerdir: iki tarafa da düşüyormuş gibi görünen ya da hiçbirine tam düşmeyen bir örnek. Ece'nin Sezar örneği, Leibniz'in ayrımının sınırını gösteriyordu. Sınır durumu ayrımı çökertmez, onun nerede ek bir açıklama gerektirdiğini gösterir.

Dördüncü adım, ayrımın argümanda hangi işi gördüğünü yazmaktır. Yazar bu ayrımı neden yapıyor? Hangi soruyu cevaplamaya ya da hangi yanılgıyı önlemeye yarıyor? Locke'un ayrımı, algılarımızın dünyaya ne ölçüde benzediği sorusuna cevap vermeye yarıyordu. Kant'ın kesişen ayrımları, kitabın sorusunu kurmaya yarıyordu. Ayrımın işi bilinmeden, ayrım bir sınıflandırmadan öte bir şey olarak anlaşılmaz.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir metnin yaptığı ayrımların nasıl okunacağı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, sınıflandırma görüşüdür. Buna göre bir ayrım, bir kavramın kapsadığı şeyleri iki gruba bölen bir sınıflandırmadır ve okurun işi, iki grubun üyelerini ve adlarını doğru öğrenmektir.

İkinci görüş, ölçüt görüşüdür. Buna göre bir ayrımın özü, iki tarafı ayıran ölçüttür ve okur, ayrımı adlarıyla değil ölçütüyle öğrenmelidir. Ölçüt bilindiğinde, yazarın saymadığı yeni örnekler de sınıflandırılabilir ve ayrımın sınırları sınanabilir. Leibniz'in paragrafı bu görüşe güçlü bir örnek verir.

Üçüncü görüş, iş görüşüdür. Buna göre bir ayrım, ancak argümanda gördüğü işle birlikte anlaşılır: yazar bir ayrımı bir soruyu cevaplamak, bir yanılgıyı önlemek ya da yeni bir soru kurmak için yapar. Kant'ın kesişen ayrımları, bir ayrımın bir sorunun kendisini kurabildiğini gösterir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Ayrımları ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe metni çoğu zaman gündelik dilin bir arada tuttuğu şeyleri ayırarak ilerler ve bu ayrımlar, onun argümanının menteşeleridir. Bir ayrımı okumak, iki tarafın adlarını öğrenmek değil, onları ayıran ölçütü, sınırlarını ve argümana kattığı işi görmektir.

Açık kalan sorular

Bir yazarın yaptığı ayrım sonradan başka yazarlarca eleştirildiğinde, örneğin birincil ve ikincil nitelikler ayrımı Berkeley tarafından sorgulandığında, ilk yazarın metnini okurken bu eleştiriyi ne ölçüde hesaba katmalıyız?

Bir ayrımın ölçütü yazarın metninde açıkça söylenmiyorsa ve okur onu örneklerden çıkarıyorsa, çıkarılan ölçüt yazarın ölçütü mü, okurun yeniden yapımı mıdır? İki okur farklı ölçütler çıkardığında hangisi doğrudur?

Kesişen ayrımların boş sanılan bir köşesi, Kant'ın sentetik önsel yargıları gibi, gerçekten dolu mudur, yoksa ayrımların bir yan ürünü müdür? Bir ayrımın bir köşesinin dolu olup olmadığını neye bakarak anlarız?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışİki tarafı karıştırmak.
Doğrusu

Yazarın bir ayrımın bir tarafı için söylediğini öbür taraf için söylenmiş sanmak, ona söylemediği bir görüşü yüklemektir. İki taraf ayrı sütunlarda yazılmalıdır.

Yaygın yanlışAyrımı yalnız adlarıyla öğrenmek.
Doğrusu

Birincil ve ikincil nitelikler gibi adları bilmek, ayrımı anlamak değildir. Ayrımın özü, iki tarafı ayıran ölçüttür ve ölçüt bilinmeden yeni bir örnek sınıflandırılamaz.

Yaygın yanlışİki ayrımı tek ayrım sanmak.
Doğrusu

Analitik ile önsel gibi farklı ölçütlere dayanan iki ayrım, birbirinin aynısı değildir. İki ayrımı karıştırmak, onların kesiştiği köşelerdeki soruları görmemeye yol açar.

Yaygın yanlışSınır durumunu ayrımın çöküşü saymak.
Doğrusu

Bir ölçütü zorlayan bir örnek, ayrımı çökertmez, onun nerede ek bir açıklama gerektirdiğini gösterir. Sınır durumu, ayrımı reddetmek için değil, onu inceltmek için kullanılır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefe metninin yaptığı ayrımlar, onun argümanının menteşeleridir ve bir ayrımın iki tarafını karıştıran okur, yazara söylemediği bir görüşü yükler. Locke'un birincil ve ikincil nitelikler ayrımı, rengin var olmadığı değil, cisimde bir güç olarak bulunduğu söylendiğinde doğru okunur.

Leibniz'in akıl ve olgu doğruları ayrımı, bir ayrımın iki tarafının karşıtın imkânı gibi bir ölçütle tanımlandığını ve bu ölçütün yeni örnekleri sınamaya yaradığını gösterdi. Kant'ın analitik ve sentetik ayrımı, önsel ve sonsal ayrımıyla kesişerek, kitabın sorusunu boş sanılan bir köşeye yerleştirdi.

Bir ayrım dört adımla okunur: iki tarafı yazarın adlarıyla yazmak, ayıran ölçütü bulmak, her taraf için örnek ve bir sınır durumu aramak ve ayrımın argümanda gördüğü işi yazmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: felsefi ayrımların keskin olmadığı, ayrımların yazarın argümanına göre biçildiği ve ayrımlara odaklanmanın metni bir listeye indirgediği söylendi.

Bu yüzden bir felsefe metnindeki ayrımı okumak, iki tarafın adlarını ezberlemek değil, onları ayıran ölçütü, sınırlarını ve argümana kattığı işi görmektir.

Sonraki derse köprü

Locke, birincil ve ikincil nitelikler ayrımını açıklarken bir örnek kullanıyordu: aynı suyun bir elde sıcak, öbür elde soğuk gelebildiği, önceden birinin sıcak, öbürünün soğuk suya sokulduğu durumda. Bu örnek, ikincil niteliklerin cisimde değil bizde bulunduğunu göstermeye yarıyordu. Ama örneğin ne kadarı ayrımı destekliyor, ne kadarı yalnız onu canlandırıyordu?

Felsefe metinleri örneklerle doludur: Kant'ın tüccarı, Wittgenstein'ın ustası, Locke'un suyu. Bir örnek bir iddiayı açıklayabilir, onu destekleyebilir, sınayabilir ya da ona karşı çıkabilir. Bir örneğin metinde hangi işi gördüğünü yanlış okumak, bir açıklamayı bir kanıt sanmaya ya da bir sınamayı bir iddia sanmaya yol açar.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Örnek dersi, bir felsefe metnindeki örneklerin hangi işleri gördüğünü, bir örneğin ne kadarının argümanı taşıdığını ve bir örneği değerlendirirken nelere bakmamız gerektiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.