Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefe metnindeki en tehlikeli terimler, tanımadıklarımız değil, gündelik dilden ya da başka bir yazardan tanıdığımızı sandıklarımızdır, çünkü onlarda durmayız ve onlara kendi bildiğimiz anlamı veririz. Spinoza'nın Etika'sı, bir yazarın kendi terimlerini metnin başında tanımlayıp okuru bu tanımlara bağladığını gösterdi.
Hume'un dipnotu, bir yazarın kendi terimini başka bir yazarın kullanımından ayırarak tanımlayabildiğini gösterdi. Mill'in fayda açıklaması, bir terimin gündelik anlamının, bir öğretiye yöneltilen eleştirileri bile yanlış yönlendirebildiğini gösterdi.
Terimler dört adımla ele alınır: metnin kendi tanımlarını aramak, tanıdık görünen sözcükleri işaretlemek, anlamı kullanımlardan çıkarmak ve terim defteri tutup sözlüğe ancak metin cevap vermediğinde başvurmak.
Buna üç itiraz yöneltildi: terimleri önceden öğrenmeden okumanın imkânsız olduğu, sözlüğün metinden daha güvenilir olduğu ve felsefi terimlerin gereksiz yere gündelik anlamlarından koparıldığı söylendi.
Bu yüzden bir felsefe metninde bir cümle tuhaf göründüğünde, önce metinden değil, sözcüğe verdiğimiz anlamdan kuşkulanmak gerekir.
Açılış sahnesi
Deniz, Spinoza'nın Etika'sının birinci kısmını yeniden açıyor ve bu kez ilk sayfadaki tanımlarda duruyor. Birinci tanım kendi nedeni olan şeyi, özü varlığını içeren şey olarak tanımlıyor. Üçüncü tanım tözü, kendinde olan ve kendisiyle kavranan şey olarak. Dördüncü tanım sıfatı, aklın tözün özünü oluşturduğunu kavradığı şey olarak. Beşinci tanım kipi, tözün değişimleri, yani başka bir şeyde olan ve o başka şeyle kavranan şey olarak. Deniz bu sözcüklerin ikisini, "sıfat" ve "töz"ü, gündelik dilden ve dilbilgisi derslerinden tanıyor, ama Spinoza'nın onları bambaşka bir anlamda kullandığını görüyor.
Deniz ilk okumasında bu tanımları hızla geçmiş ve "sıfat"ı bir şeyin niteliği, "töz"ü de bir şeyin maddesi olarak okumuştu. Bu yüzden kitabın ilerleyen önermelerinde, örneğin Tanrı'yı sonsuz sayıda sıfattan oluşan bir töz olarak tanımlayan altıncı tanımda ve Tanrı'nın zorunlu varlığını kanıtlayan önermede, Spinoza'nın ne demek istediğini anlayamamıştı. Mert, ona tanımları kitabın geri kalanını okumak için bir sözlük gibi kullanmasını öneriyor. Deniz, bir sözcüğü tanıdığını sandığı için yanlış okumanın, onu hiç tanımamaktan daha tehlikeli olduğunu fark ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Felsefi Metin Okuma kursunda, bir felsefe metninde tanımadığımız ya da tanıdığımızı sandığımız terimlerle karşılaştığımızda, onların anlamını metnin kendisinden nasıl çıkarabileceğimizi ve sözlüğe ne zaman başvurmamız gerektiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce iki tür güçlüğü ayıracağız. Birincisi, gerçekten tanımadığımız terimlerdir: "kip" ya da "kendi nedeni olan şey" gibi, ilk kez gördüğümüz sözcükler. Bu güçlük görünürdür, çünkü okur durup anlamı arar. İkincisi, tanıdığımızı sandığımız terimlerdir: "sıfat", "töz" ya da "fayda" gibi, gündelik dilde başka bir anlamda kullandığımız sözcükler. Bu güçlük görünmezdir, çünkü okur durmaz ve sözcüğe kendi bildiği anlamı verir.
Sonra üç kaynağa bakacağız. Spinoza'nın Etika'sının ilk tanımları, bir yazarın kendi terimlerini metnin başında tanımlayıp okuru o tanımlara bağladığını gösterir. David Hume, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme'nin ilk sayfalarında bir dipnot düşer ve "idea" sözcüğünü Locke'un kullandığından farklı bir anlamda kullandığını açıkça söyler. John Stuart Mill ise Faydacılık'ın ikinci bölümünde, "fayda" sözcüğünün eleştirmenlerce yanlış anlaşıldığını ve ona karşıt sayılan hazzın aslında onun içinde olduğunu anlatır.
Ardından üç itirazı tartacağız: terimleri önceden öğrenmeden felsefe metni okumanın imkânsız olduğu, sözlüğe başvurmanın metnin kendi tanımını okumaktan daha güvenilir olduğu ve felsefi terimlerin gündelik anlamlarından koparılmasının felsefeyi gereksiz yere zorlaştırdığı itirazları.
Sonda, bir felsefe metnindeki terimleri dört adımla ele almanın yolunu göstereceğiz: metnin kendi tanımlarını aramak, tanıdık görünen sözcükleri işaretlemek, bir terimin anlamını metindeki kullanımlarından çıkarmak ve bir terim defteri tutup sözlüğe ancak metin cevap vermediğinde başvurmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefe metninde tanımadığımız ya da tanıdığımızı sandığımız bir terimle karşılaştığımızda, onun anlamını metnin kendisinden nasıl çıkarırız ve dışarıdan bir kaynağa ne zaman başvurmalıyız?
Ölçülü iddiam şu: bir felsefe metnindeki terimlerin anlamı, çoğu zaman metnin kendi tanımlarında, yazarın açıklamalarında ve terimin metindeki kullanımlarında bulunur ve en tehlikeli terimler, tanımadıklarımız değil, gündelik dilden tanıdığımızı sandıklarımızdır, ve terimleri ele almak, metnin kendi tanımlarını aramayı, tanıdık görünen sözcükleri ayrıca işaretlemeyi, bir terimin anlamını metindeki birden çok kullanımından çıkarmayı ve sözlüğe ancak metin bir cevap vermediğinde başvurmayı gerektirir, çünkü bir sözlük terimin genel anlamını verir, ama yazarın o terimi nasıl kullandığını ancak metin gösterir.
Sıfır noktası
Felsefe metinleri kendi terimlerini kurar. Bu, bir yazarın okuru zorlamak istemesinden değil, felsefenin gündelik dilin ayırmadığı şeyleri ayırmak zorunda olmasından doğar. Gündelik dilde "bilgi" ile "inanç" çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır, ama bir felsefe metni bu ikisini ayırmak için yazılmış olabilir ve ayrımı yapmak için sözcüklerden birine özel bir anlam verir.
Bu yüzden felsefe metinlerinde iki tür sözcükle karşılaşılır. Bir tür, gündelik dilde hiç bulunmayan ya da çok nadir bulunan teknik terimlerdir. Okur bunlarla karşılaştığında durur, çünkü bir şeyi bilmediğini bilir. Öbür tür, gündelik dilde bulunan ama metinde başka bir anlam taşıyan sözcüklerdir. Okur bunlarla karşılaştığında durmaz, çünkü bir şeyi bilmediğini bilmez.
İkinci türün tehlikesi, yanlış okumanın fark edilmemesidir. Deniz, "sıfat"ı bir niteliğin adı olarak okuduğunda, Spinoza'nın cümlesini anlamadığını değil, cümlenin tuhaf olduğunu düşünmüştü. Metnin kendisine değil, sözcüğe verdiği anlama güveniyordu. Bu durumda sorun, metnin anlaşılmaz olması değil, okurun anladığını sandığı şeyin yazarın söylediği şey olmamasıdır.
Argümanın yapısı
Bir felsefe metnindeki terimleri ele almak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, metnin kendi tanımlarını aramaktır. Tanımlar bölümü, önsöz, giriş, dipnotlar ve "burada şu anlamda kullanıyorum" gibi açıklamalar, yazarın terimlerine verdiği anlamın ilk kaynağıdır. Spinoza'nın tanımları ve Hume'un dipnotu bu türdendir. Bu tanımlar, terim defterinin ilk satırları olarak yazılır.
İkinci adım, tanıdık görünen sözcükleri ayrıca işaretlemektir. Metinde sık geçen ve gündelik dilde bilinen sözcükler, bir cümleyi tuhaf ya da tutarsız gösterdiğinde, bunun bir tanıdık yabancı terimin işareti olup olmadığı sorulur. Deniz'in "sıfat"ı ve Tolga'nın "fikir"i böyle bulunmuştu: cümle tuhaf görünüyordu, çünkü sözcük yanlış anlamda okunuyordu.
Üçüncü adım, bir terimin anlamını metindeki kullanımlarından çıkarmaktır. Yazar bir terimi tanımlamıyorsa, terimin metinde geçtiği birkaç yer bulunur ve her birinde ne anlama gelmesi gerektiği sorulur. Birden çok kullanım birlikte okunduğunda, terimin anlamı çoğu zaman ortaya çıkar. Bir kullanımın öteki kullanımlarla uyuşmadığı durumlar ise, yazarın terimi birden çok anlamda kullandığının işareti olabilir ve deftere ayrıca not edilir.
Dördüncü adım, terim defterini tutmak ve sözlüğe ancak metin cevap vermediğinde başvurmaktır. Bir felsefe sözlüğü ya da bir ansiklopedi, terimin genel anlamını ve tarihini verir, ama yazarın o terimi nasıl kullandığını her zaman vermez. Sözlüğe, metnin kendi tanımları ve kullanımları bir cevap vermediğinde başvurulur ve sözlükte bulunan anlam, metindeki kullanımlarla ayrıca sınanır.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir felsefe metnindeki terimlerin nasıl okunacağı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, sözlük görüşüdür. Buna göre felsefi terimlerin yerleşik anlamları vardır ve okur, bir metni okumadan önce ya da okurken bu anlamları bir felsefe sözlüğünden öğrenmelidir. Bu görüş, terimlerin felsefe tarihinde bir süreklilik taşıdığını vurgular.
İkinci görüş, metin görüşüdür. Buna göre bir terimin anlamı, onu kullanan metnin kendi tanımlarında ve kullanımlarında bulunur ve her yazar, terimlerine kendi anlamını verebilir. Spinoza'nın tanımları ve Hume'un dipnotu bu görüşü destekler.
Üçüncü görüş, karşılaştırma görüşüdür. Buna göre bir terimin anlamı, hem yazarın kendi kullanımında hem de o terimin başka yazarlardaki ve gündelik dildeki anlamlarıyla karşılaştırıldığında ortaya çıkar. Yazarın kullanımı, çoğu zaman bir başka kullanıma karşı ya da onu düzelterek kurulur. Mill'in fayda açıklaması bu görüşün örneğidir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Terimleri ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir felsefe metnini okumak, onun dilini öğrenmektir ve bu dil çoğu zaman gündelik dilin sözcüklerinden kurulur, ama onlara yeni anlamlar verir. En tehlikeli terimler bilmediklerimiz değil, bildiğimizi sandıklarımızdır ve onları fark etmenin yolu, bir cümle tuhaf göründüğünde önce kendi okumamızdan kuşkulanmaktır.
Açık kalan sorular
Bir yazar bir terimi metnin farklı yerlerinde farklı anlamlarda kullanıyorsa ve bunu kendisi fark etmiyorsa, okur hangi anlamı esas almalıdır? Bu durum yazarın bir kusuru mudur, yoksa terimin kendisinin bir özelliği mi?
Bir terimin anlamı, onu kullanan yazarın döneminde yaygın olan anlamdan ne kadar uzaklaşabilir? Spinoza'nın "sıfat"ı, onun döneminin okurları için de bizim için olduğu kadar tanıdık bir yabancı mıydı?
Bir terim defteri, bir metnin bütün terimlerini içermeli midir, yoksa yalnız yazarın özel anlam verdiği terimleri mi? Hangi terimlerin deftere girmeye değer olduğuna nasıl karar verilir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışTanımlar bölümünü hızla geçmek.
Bir metnin başındaki tanımlar, metnin geri kalanının nasıl okunacağını belirler. Onları hızla geçmek, sonraki önermeleri gündelik anlamlarla okumaya yol açar.
Yaygın yanlışTanıdık sözcükte durmamak.
Gündelik dilde bilinen bir sözcük, metinde başka bir anlam taşıyabilir. Bir cümle tuhaf göründüğünde, önce sözcüğün yanlış anlamda okunup okunmadığı sorulmalıdır.
Yaygın yanlışSözlük anlamını yazarın anlamı saymak.
Bir felsefe sözlüğü terimin genel anlamını verir, ama yazarın onu nasıl kullandığını her zaman vermez. Sözlükte bulunan anlam, metindeki kullanımlarla ayrıca sınanmalıdır.
Yaygın yanlışBir yazarın terimini ötekine aktarmak.
Aynı sözcük farklı yazarlarda farklı anlamlar taşıyabilir. Locke'un "fikir"ini Hume'da da aynı anlamda okumak, Hume'un ayrımını kaçırmaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefe metnindeki en tehlikeli terimler, tanımadıklarımız değil, gündelik dilden ya da başka bir yazardan tanıdığımızı sandıklarımızdır, çünkü onlarda durmayız ve onlara kendi bildiğimiz anlamı veririz. Spinoza'nın Etika'sı, bir yazarın kendi terimlerini metnin başında tanımlayıp okuru bu tanımlara bağladığını gösterdi.
Hume'un dipnotu, bir yazarın kendi terimini başka bir yazarın kullanımından ayırarak tanımlayabildiğini gösterdi. Mill'in fayda açıklaması, bir terimin gündelik anlamının, bir öğretiye yöneltilen eleştirileri bile yanlış yönlendirebildiğini gösterdi.
Terimler dört adımla ele alınır: metnin kendi tanımlarını aramak, tanıdık görünen sözcükleri işaretlemek, anlamı kullanımlardan çıkarmak ve terim defteri tutup sözlüğe ancak metin cevap vermediğinde başvurmak.
Buna üç itiraz yöneltildi: terimleri önceden öğrenmeden okumanın imkânsız olduğu, sözlüğün metinden daha güvenilir olduğu ve felsefi terimlerin gereksiz yere gündelik anlamlarından koparıldığı söylendi.
Bu yüzden bir felsefe metninde bir cümle tuhaf göründüğünde, önce metinden değil, sözcüğe verdiğimiz anlamdan kuşkulanmak gerekir.
Sonraki derse köprü
Bu derste ve bu modülün öteki derslerinde, bir felsefe metnini bütün olarak ele aldık: sorusunu, tezini, bağlamını, yapısını ve terimlerini. Bunlar ilk okumanın işleriydi ve bir metni kaybolmadan okumanın çerçevesini kurdu. Ama çerçeve kurulduktan sonra, metnin içine girmek gerekir.
Bir felsefe metni paragraflardan oluşur ve her paragraf bir iş görür. Bir paragraf bir iddiayı ortaya koyar, bir başkası onu bir örnekle açar, bir başkası bir itirazı dile getirir, bir başkası ise o itiraza cevap verir. Bir paragrafın hangi işi gördüğünü bilmeden onu okumak, bir itirazı yazarın görüşü sanmak ya da bir örneği bir iddia sanmak gibi yanlışlara yol açar.
Bir sonraki ders, bu kursun Yakın okuma modülünü açıyor. Paragraf işlevi dersi, bir felsefe metninde tek tek paragrafların hangi işleri gördüğünü, bu işlerin nasıl tanınacağını ve bir paragrafın işlevini yanlış okumanın metnin anlamını nasıl değiştirdiğini soruyor.