İçeriğe geç

P01-D04-M01-01·İlk okuma

Metnin sorusu

temel2.711 kelime≈ 18 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefe metninin cümleleri, cevap verdikleri soru bilinmeden tam anlaşılamaz ve metnin sorusunu bulmak, okumanın ilk ve okuma boyunca süren işidir. Collingwood, bir düşünceyi anlamanın onun cevap verdiği soruyu yeniden kurmak olduğunu savundu ve okuru kendi sorularıyla okumaya karşı uyardı.

Locke'un okura mektubu, bir yazarın kendi metninin sorusunu asıl metnin dışında söyleyebildiğini gösterdi. Kant'ın önsözü ile girişi, bir metnin sorusunun beyan edilen bir biçimden daha dar ve daha işleyen bir biçime inceldiğini gösterdi.

Metnin sorusu dört adımla bulunur: metnin kendini tanıttığı yerleri okumak, karşı çıktığı görüşleri aramak, soruyu bir cümle olarak yazıp bölümlerle sınamak ve soruyu okuma boyunca düzeltmeye açık tutmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: bir metnin tek bir sorusu olmadığı, sorunun okur tarafından yüklendiği ve bazı metinlerin bir soruya cevap vermediği söylendi.

Bu yüzden bir felsefe metnini okumak, cümlelerini sırayla anlamak değil, onların hangi soruya doğru ilerlediğini bulmak ve bu soruyu okudukça inceltmektir.

Açılış sahnesi

Ece, felsefe bölümünün ilk yılında ve bu dönem ilk kez uzun bir felsefe metni okuması isteniyor: Locke'un İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'sinin ilk kitabı. Bir hafta boyunca sayfaları çeviriyor, doğuştan fikirler hakkında uzun tartışmaları, çocukların ve farklı toplumların örneklerini, "her şey ya vardır ya yoktur" gibi ilkelerin herkesçe bilinip bilinmediğini soran bölümleri okuyor. Okuma grubunda asistan Mert, "Bu kitap neyi soruyor?" diye sorduğunda Ece cevap veremiyor. Neyin anlatıldığını biliyor, ama bütün bu tartışmaların neye cevap olduğunu bilmiyor.

Mert, Ece'ye kitabın en başındaki kısa bölüme, Locke'un okura yazdığı mektuba dönmesini söylüyor. Ece o bölümü atlamıştı, çünkü asıl metnin henüz başlamadığını düşünmüştü. Mektupta Locke, kitabın nasıl doğduğunu anlatıyor: birkaç arkadaşıyla odasında başka bir konuyu tartışırken bir çıkmaza girmişler ve Locke'un aklına, böyle sorulara girişmeden önce kendi yetilerimizi incelemek, anlığımızın hangi nesnelerle uğraşmaya elverişli olduğunu görmek gerektiği gelmiş. Ece doğuştan fikirler tartışmasını yeniden düşünüyor ve onun, bu büyük sorunun ilk adımı olduğunu fark ediyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının yeni kursu olan Felsefi Metin Okuma'nın ilk dersinde, bir felsefe metnini okumaya başlarken onun hangi soruyu sorduğunu ve bu sorunun metnin neresinde, nasıl bulunacağını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bir felsefe metninin sorusunu bulmanın neden ilk iş olduğunu göreceğiz. Bir metnin cümlelerini anlamak, o cümlelerin neye cevap verdiğini bilmeden eksik kalır. Aynı cümle bir soruya iyi bir cevap, başka bir soruya ilgisiz bir söz olabilir ve metnin uzun bölümleri, ancak hangi soruya hizmet ettikleri görüldüğünde bir düzene girer.

Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Robin George Collingwood, bir düşünceyi anlamanın, onun cevap verdiği soruyu yeniden kurmak olduğunu savundu ve bunu bir yöntem hâline getirdi. John Locke'un okura mektubu, bir yazarın kendi metninin sorusunu nasıl ve nerede söyleyebildiğini gösteren bir örnek sunar. Immanuel Kant'ın Saf Aklın Eleştirisi ise sorusunu önsözde bir biçimde, girişte daha keskin bir biçimde kurar ve bir metnin sorusunun metin boyunca inceldiğini gösterir.

Ardından üç itirazı tartacağız: bir metnin tek bir sorusu olmadığı, sorunun metne okur tarafından yüklendiği ve bazı metinlerin bir soruya cevap vermediği, yalnız bir şeyi gösterdiği itirazları.

Sonda, bir felsefe metninin sorusunu dört adımla bulmanın yolunu göstereceğiz: metnin kendini tanıttığı yerleri okumak, metnin karşı çıktığı görüşleri aramak, bulunan soruyu bir cümle olarak yazıp metnin bölümleriyle sınamak ve soruyu okuma boyunca düzeltmeye açık tutmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir felsefe metnini okumaya başlarken, onun hangi soruya cevap vermeye çalıştığını nasıl buluruz ve bu soruyu bulmak, metnin geri kalanını okumayı neden değiştirir?

Ölçülü iddiam şu: bir felsefe metninin cümleleri, cevap verdikleri soru bilinmeden tam anlaşılamaz, ve metnin sorusunu bulmak, metnin kendini tanıttığı önsöz, giriş ve sonuç gibi yerleri okumayı, metnin karşı çıktığı görüşleri aramayı, bulunan soruyu tek bir cümle olarak yazıp metnin bölümlerinin ona hizmet edip etmediğini sınamayı ve bu cümleyi okuma boyunca düzeltmeye açık tutmayı gerektirir, çünkü soru, metnin uzun bölümlerini bir amaca bağlayan ipliktir ve ilk okumada bulunan hâli çoğu zaman eksiktir.

Sıfır noktası

Bir felsefe metnini ilk kez okuyan kişi, genellikle baştan başlayıp sonuna kadar gider ve her cümleyi anlamaya çalışır. Bu, bir romanı okumanın yoludur ve bir romanda işe yarar, çünkü roman okuru sırayla bir olaydan ötekine götürür. Felsefe metni ise okuru bir sorudan cevaba götürür ve soru bilinmediğinde, okur her cümleyi anlasa bile metnin nereye gittiğini göremez.

Ece'nin yaşadığı buydu. Doğuştan fikirler tartışmasının her cümlesini anlamıştı, ama bu tartışmanın neden kitabın başında durduğunu bilmiyordu. Locke'un sorusu, yani anlığımızın neyi bilebileceği ve neyi bilemeyeceği sorusu bilindiğinde, doğuştan fikirler tartışması bir yere oturur: Locke, bilgimizin nereden geldiğini sormadan önce, onun doğuştan gelip gelmediğini sormak zorundadır.

Metnin sorusunu bulmak bu yüzden okumanın ilk işidir. Ama bu iş kendi içinde bir güçlük taşır: soru çoğu zaman metnin başında açıkça yazılmaz, bazen hiç yazılmaz ve bazen metnin başında yazılan soru, metnin gerçekten uğraştığı sorunun yalnız bir kısmıdır. Metnin sorusunu bulmak, bir kez yapılıp bırakılan bir iş değil, okuma boyunca süren bir iştir.

Argümanın yapısı

Bir felsefe metninin sorusunu bulmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, metnin kendini tanıttığı yerleri okumaktır. Önsöz, okura mektup, giriş, ilk ve son paragraflar ve bölüm başlıkları, sorunun en sık söylendiği yerlerdir. Bu yerler, asıl metnin dışında sanıldığı için atlanır, ama Locke'un mektubu ve Kant'ın önsözü, kitabın sorusunu asıl metinden daha açık söyler.

İkinci adım, metnin karşı çıktığı görüşleri aramaktır. Bir felsefe metni çoğu zaman bir görüşe karşı yazılır ve bu görüş bulunduğunda, metnin sorusu da görünür olur: yazar, o görüşün yanlış cevap verdiği bir soruya doğru bir cevap vermeye çalışır. Locke'un ilk kitabının doğuştan fikirler görüşüne karşı yazılması, onun bilginin kaynağı sorusuyla uğraştığını gösterir.

Üçüncü adım, bulunan soruyu tek bir cümle olarak yazıp metnin bölümleriyle sınamaktır. Soru yazıldıktan sonra, metnin her büyük bölümü için şu sorulur: bu bölüm bu soruya nasıl hizmet ediyor? Bir bölüm soruya bağlanamıyorsa, ya soru eksik kurulmuştur ya da bölüm yardımcı bir soruya cevap veriyordur. Tolga'nın zaman ve mekân çözümlemesini önsözdeki soruya bağlayamaması, sorunun eksik kurulduğunu gösteriyordu.

Dördüncü adım, soruyu okuma boyunca düzeltmeye açık tutmaktır. İlk okumada bulunan soru, çoğu zaman metnin beyan ettiği sorudur ve işleyen soru okuma ilerledikçe görünür. Soru her bölümden sonra yeniden okunur ve gerekirse daraltılır, genişletilir ya da yeniden yazılır. Kant'ın önsözündeki soru ile girişteki soru arasındaki fark, bu düzeltmenin metnin kendisinde de yapıldığını gösterir.

Görüşler ve pozisyonlar

Bir metnin sorusunun nasıl bulunacağı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, yazar görüşüdür. Buna göre metnin sorusu, yazarın açıkça ya da örtük olarak sormak istediği sorudur ve okurun işi, bu soruyu yazarın kendi sözlerinden, mektuplarından ve önsözlerinden bulmaktır.

İkinci görüş, yeniden kurma görüşüdür. Buna göre metnin sorusu, yazarın söylediklerinden çok, metnin bölümlerinin gerçekten uğraştığı sorudur ve okur, bu soruyu metnin bütününden ve yazarın yaşadığı durumdan yeniden kurmalıdır. Collingwood bu çizgidedir.

Üçüncü görüş, katman görüşüdür. Buna göre bir metnin tek bir sorusu yoktur: beyan edilen bir soru, onun altında işleyen daha dar sorular ve bölümlerin cevap verdiği yardımcı sorular vardır ve okur bu katmanları ayrı ayrı kurmalıdır. Kant'ın önsözü ile girişi arasındaki fark bu görüşü destekler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Metnin sorusunu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir metni okumak, onun cümlelerini bir sıra hâlinde anlamak değil, bu cümlelerin hangi soruya doğru ilerlediğini görmektir. Soru bulunduğunda metnin uzun bölümleri bir yere oturur ve soru okuma boyunca inceldikçe, metin de daha iyi anlaşılır.

Açık kalan sorular

Bir yazarın önsözde beyan ettiği soru ile metnin gerçekten uğraştığı soru çeliştiğinde, hangisi metnin sorusu sayılmalıdır? Yazarın kendi metni hakkındaki sözü, okurun metnin bütününden kurduğu sorudan daha mı yetkilidir?

Bir metnin sorusunu, yazarın yaşadığı dönemin sorunlarını bilmeden kurmak ne ölçüde mümkündür? Locke'un arkadaşlarıyla tartıştığı konu bilinmeseydi, kitabın sorusu yine de bulunabilir miydi?

Bir metnin sorusu bulunduktan sonra, o soru bugün hâlâ bir soru mudur? Metnin sorusu ile okurun kendi sorusu ayrıldığında, metni okumanın değeri nerede kalır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÖnsözü ve girişi atlamak.
Doğrusu

Asıl metnin başlamadığı sanılan önsöz, okura mektup ve giriş, çoğu zaman metnin sorusunun en açık söylendiği yerlerdir. Onları atlamak, sorunun en güçlü izini kaybetmektir.

Yaygın yanlışİddiaları soru olmadan toplamak.
Doğrusu

Bir metnin söylediği şeyleri bir liste hâlinde çıkarmak, onları neyin cevabı olarak söylediğini bilmeden yapıldığında, metni bir iddia yığınına çevirir ve bölümler arasındaki bağı kaybettirir.

Yaygın yanlışİlk bulunan soruyu kesin saymak.
Doğrusu

İlk okumada bulunan soru çoğu zaman beyan edilen sorudur ve işleyen soru okuma ilerledikçe görünür. Soru her bölümden sonra yeniden okunmalı ve gerekirse düzeltilmelidir.

Yaygın yanlışKendi sorusunu metnin sorusu sanmak.
Doğrusu

Okurun ilgilendiği soru, metnin cevap vermeye çalıştığı soru olmayabilir. Metne kendi sorusuyla yaklaşan okur, yazarın hiç sormadığı bir soruya verilmiş bir cevap bulur ve onu yanlış bulur.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir felsefe metninin cümleleri, cevap verdikleri soru bilinmeden tam anlaşılamaz ve metnin sorusunu bulmak, okumanın ilk ve okuma boyunca süren işidir. Collingwood, bir düşünceyi anlamanın onun cevap verdiği soruyu yeniden kurmak olduğunu savundu ve okuru kendi sorularıyla okumaya karşı uyardı.

Locke'un okura mektubu, bir yazarın kendi metninin sorusunu asıl metnin dışında söyleyebildiğini gösterdi. Kant'ın önsözü ile girişi, bir metnin sorusunun beyan edilen bir biçimden daha dar ve daha işleyen bir biçime inceldiğini gösterdi.

Metnin sorusu dört adımla bulunur: metnin kendini tanıttığı yerleri okumak, karşı çıktığı görüşleri aramak, soruyu bir cümle olarak yazıp bölümlerle sınamak ve soruyu okuma boyunca düzeltmeye açık tutmak.

Buna üç itiraz yöneltildi: bir metnin tek bir sorusu olmadığı, sorunun okur tarafından yüklendiği ve bazı metinlerin bir soruya cevap vermediği söylendi.

Bu yüzden bir felsefe metnini okumak, cümlelerini sırayla anlamak değil, onların hangi soruya doğru ilerlediğini bulmak ve bu soruyu okudukça inceltmektir.

Sonraki derse köprü

Ece'nin soru kartı, Locke'un kitabının neyi sorduğunu gösteriyordu. Ama bir soru, tek başına bir metni anlamaya yetmez: metnin bu soruya ne cevap verdiği de bilinmelidir. Locke'un ilk kitabında cevap açıktı, doğuştan fikir yoktur. Kitabın bütününün cevabı ise daha zor bulunur.

Bir felsefe metninin sorusuna verdiği cevap, onun tezidir. Tez bazen tek bir cümleyle söylenir, bazen metnin bütününe dağılır ve bazen yazarın söylediği ile metnin gerçekten savunduğu şey ayrılır. Tezi bulmak, bir iddiayı tek bir cümleye sığdırmak kadar, o cümlenin metnin hangi bölümleri tarafından taşındığını görmektir.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Tez dersi, bir felsefe metninin sorusuna verdiği cevabı nasıl bulacağımızı ve metnin tezini, onun içindeki tek tek iddialardan nasıl ayıracağımızı soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.