Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yüklü soru, cevaplanmadan önce doğru sayılmış bir önermenin sorunun içine yerleştirildiği ve bu önermeye doğrudan bir karşılık verilmediği sürece cevap veren kişinin onu kabul etmiş sayıldığı bir yapıdır. Belnap ve Steel, böyle bir sorunun sunduğu doğrudan cevapların hiçbirinin uygun olmadığını ve asıl uygun karşılığın varsayımı reddeden bir düzeltici cevap olduğunu gösterdiler.
Loftus ve Palmer, bir sorunun tek sözcüğünün, verilen cevabı ve bir hafta sonraki hatırlamayı ölçülebilir biçimde değiştirdiğini deneysel olarak gösterdiler. Stalnaker, önvarsayımı konuşucunun bir özelliği olarak ele aldı ve itiraz edilmeyen bir varsayımın, konuşmanın ortak zeminine sessizce girdiğini savundu.
Sınama dört adımdan geçer: sorunun varsayımını ayrı bir cümle olarak yazmak, bu varsayımın ortak zemine girip girmediğini sormak, sorunun sözcüklerinin cevabı hangi yöne çektiğine bakmak ve cevabı varsayımı ayıran bir düzeltici cevapla kurmak.
Buna üç itiraz yöneltildi: her sorunun bir varsayımı olduğu için bu yapının suçlanamayacağı, varsayımı reddetmenin asıl soruyu geçiştirmek olduğu ve yönlendirici etkinin küçük olduğu söylendi.
Bu yüzden yüklü bir soruya karşılık vermek, soruyu susarak ya da doğrudan cevaplayarak geçmek değil, varsayımı ayırıp ona açıkça bir hüküm verdikten sonra asıl konuya dönmektir.
Açılış sahnesi
Pınar, oturduğu sitenin yönetim toplantısını yürütüyor ve gündemde geçen yılın ortak bakım bütçesinin nereye harcandığı sorusu var. Denetim kurulu üyesi Baran, harcama kalemlerini savunmak için söz alıyor ve masadaki herkese bütçe tablosunu dağıtıyor. Tam bu sırada Pınar, Baran'a dönüp şunu soruyor: "Ortak bütçeyi kendi işleriniz için kullanmaya ne zaman başladınız?" Salonda kısa bir sessizlik oluyor, çünkü soru, Baran'ın bütçeyi kişisel işleri için kullandığını zaten olmuş bir olgu gibi sunuyor ve yalnız bunun ne zaman başladığını soruyor.
Toplantıdaki diğer site sakinleri, Baran'ın cevabını bekliyor ve kimse bu sorunun içine yerleştirilmiş varsayıma itiraz etmiyor. Baran bir tarih söylerse ya da yalnız zamanı reddederse, bütçenin kişisel işler için kullanıldığı iddiasını örtük biçimde kabul etmiş sayılacak, çünkü soru yalnız ne zaman diye soruyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Safsatalar ve Retorik kursunda, Dil ve çerçeve modülünde, içine cevaplanmadan önce kabul edilmiş bir varsayım yerleştirilmiş sorunun bir tartışmada cevap vereni nasıl çıkmaza soktuğunu, susan bir dinleyicinin bu varsayımı nasıl kabul etmiş sayıldığını, sorunun kendi sözcüklerinin cevabı ve hatırlamayı hangi yöne çektiğini ve böyle bir soruya nasıl cevap verileceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce yüklü sorunun yapısını çıkaracağız: bir sorunun içine, cevaplanmadan önce doğru sayılmış bir önerme yerleştirilir ve bu önermeye doğrudan bir karşılık verilmediği sürece, soruyu cevaplayan kişi onu kabul etmiş gibi görünür. Sorunun gücü, bu önermenin görünmez kalmasından ve dikkatin asıl soruya kaymasından gelir.
Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Belnap ve Steel, bir sorunun doğru bir doğrudan cevabının bulunabilmesi için taşıdığı önermelerin doğru olması gerektiğini ve varsayımı yanlış bir soruya asıl uygun karşılığın, düzeltici bir cevap olduğunu gösterdiler. Loftus ve Palmer, bir sorunun sözcük seçiminin, hem verilen cevabı hem sonraki hatırlamayı ölçülebilir biçimde değiştirdiğini deneysel olarak gösterdiler. Stalnaker ise önvarsayımı, cümlenin değil konuşucunun bir özelliği olarak ele aldı ve konuşmanın, tarafların paylaştığı varsayılan bir zemin üzerinde ilerlediğini, itiraz edilmeyen bir varsayımın bu zemine sessizce girdiğini savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız: her sorunun zaten bir varsayımı olduğu için bu yapının suçlanamayacağı, bir varsayımı reddetmenin asıl soruyu geçiştirmek olduğu ve sorunun yönlendirici etkisinin küçük olduğu iddiaları.
Sonda, bir soruyu dört adımla sınamanın ve buna dört adımlı bir cevapla karşılık vermenin yolunu göstereceğiz: varsayımı ayrı bir cümle olarak yazmak, bu varsayımın konuşmanın ortak zeminine girip girmediğini sormak, sorunun sözcüklerinin cevabı hangi yöne çektiğine bakmak ve cevabı, varsayımı ayıran, kabul ya da reddeden, sonra asıl soruya dönen bir düzeltici cevapla kurmak.
Merkez soru
Sorumuz şu: içine cevaplanmadan önce kabul edilmiş bir varsayım yerleştirilmiş bir soruya, o varsayımı kabul etmiş görünmeden, sessiz kalmadan ve asıl konudan kaçmadan nasıl cevap verilir?
Ölçülü iddiam şu: yüklü bir soruya verilecek uygun karşılık, sorunun sunduğu doğrudan cevaplardan birini seçmek değil, sorunun taşıdığı varsayımı ayrı bir cümle olarak ayırıp onu açıkça kabul veya reddettikten sonra asıl soruya dönen bir düzeltici cevap kurmaktır, çünkü aksi hâlde konuşan kişi, hiç söylemediği ya da doğrulamadığı bir şeyi, yalnız soruyu cevapladığı için kabul etmiş sayılır.
Sıfır noktası
Bir toplantıda, bir röportajda ya da gündelik bir tartışmada sorular birbirini izlerken, her taraf konuşmanın ortak bir zemin üzerinde ilerlediğini varsayar ve bu zemine eklenen bir bilgi, açıkça itiraz edilmediği sürece kabul edilmiş sayılır. Bu işleyiş elverişlidir, çünkü her sözcüğü tek tek doğrulamak konuşmayı imkânsız hâle getirir.
Ama bu aynı işleyiş, bir soru içine yanlış ya da tartışmalı bir varsayım gizlice yerleştirildiğinde bir tuzağa dönüşür. Dinleyici, sorunun gramerine odaklanır, içine gömülmüş önermeyi ayrı bir iddia olarak fark etmez ve cevap verirken onu da zemine dahil etmiş olur. Cevap veren kişi, konuşmanın hızı içinde doğrudan bir cevap vermeye zorlanmış hisseder ve önce o önermeyle uğraşması gerektiğini fark etmeyebilir.
Yüklü soru bu yüzden hem konuşmanın zemini hem sorunun sözcükleri üzerinden çalışan iki katmanlı bir sorundur. Bir yanda, sorunun içine yerleştirilmiş ve itiraz edilmediği sürece ortak zemine giren bir varsayım durur. Öbür yanda, sorunun kendi sözcük seçimi, cevap verenin hafızasını ve tercihini belirli bir yöne çeker. İkisi birlikte çalıştığında, cevap veren kişi, hiç doğrulamadığı bir iddiayı kabul etmiş gibi görünebilir.
Argümanın yapısı
Bir yüklü soruya karşılık vermek için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, sorunun varsayımını ayrı bir cümle olarak yazmaktır. Pınar'ın sorusundan çıkan varsayım şudur: "Baran, ortak bütçeyi kişisel işleri için kullandı." Bu cümle, sorunun geri kalanından bağımsız olarak, doğru ya da yanlış olabilecek bir iddia olarak durur.
İkinci adım, bu varsayımın konuşmada zaten kabul edilip edilmediğini, yani ortak zemine girip girmediğini sormaktır. Kimse varsayıma itiraz etmediyse, sessizlik onu doğrulamış sayılmaz; yalnız fark edilmemiş olabilir.
Üçüncü adım, sorunun kendi sözcüklerinin cevabı ya da hatırlamayı hangi yöne ittiğine bakmaktır. "Kullanmaya ne zaman başladınız" ifadesi, bir süreç ve bir başlangıç anı varsayar; oysa iddia edilen tek bir olay bile olabilir. Sözcük seçimi, olayın büyüklüğünü ve sürekliliğini önceden büyütür.
Dördüncü adım, cevabı düzeltici bir cevapla kurmaktır: önce varsayımı ayırmak, sonra onu açıkça kabul etmek ya da reddetmek ve ancak bundan sonra asıl soruya dönmektir. Baran'ın uygun karşılığı şudur: "Ortak bütçeyi kişisel işlerim için kullanmadım; harcama kalemlerinin her biri, bina cephesinin bakımı ve asansör onarımı içindir."
Görüşler ve pozisyonlar
Yüklü bir sorunun bir tartışmadaki yerine dair üç görüş var.
Birinci görüş, kural görüşüdür. Buna göre içine kanıtlanmamış bir varsayım yerleştirilmiş her soru bir hiledir ve böyle bir soru, sorulduğu biçimiyle bir tartışmadan tamamen çıkarılmalıdır.
İkinci görüş, zemin görüşüdür. Buna göre sorunun kendisinde bir kusur bulunmaz; sorun, varsayımın ortak zemine girip girmediğinin fark edilip edilmemesindedir ve bu ayrım Stalnaker'ın çizgisine yakındır.
Üçüncü görüş, cevap görüşüdür. Buna göre yüklü soruyu yasaklamaya çalışmak yerine, cevap veren kişiye bir düzeltici cevap hakkı tanımak yeterlidir; bu, Belnap ile Steel'in çizgisine yakındır.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Açık kalan sorular
Bir soru içine yerleştirilmiş varsayım, sorunun kendisiyle mi yoksa yalnız sorulma bağlamıyla mı yüklü hâle gelir? Aynı cümle, varsayımın daha önce açıkça kabul edildiği bir toplantıda sorulduğunda, hâlâ yüklü sayılır mı?
Bir düzeltici cevabın her zaman mümkün olduğu varsayılabilir mi, yoksa bir mahkeme salonu gibi sınırlı sürede yanıt istenen bir ortamda, cevap veren kişinin varsayımı ayırmaya vakti olmayabilir mi?
Sessizliğin bir varsayımı ortak zemine soktuğu kabul edilirse, bir toplantıda söz almayan herkes, orada dile getirilen her varsayımı kabul etmiş mi sayılmalıdır, yoksa bu kural yalnız doğrudan soruya muhatap olan kişi için mi geçerlidir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışVarsayımı fark etmeden soruyu doğrudan cevaplamak.
Bir tarih, bir sayı ya da bir ayrıntı vererek soruyu cevaplamak, sorunun içine yerleştirilmiş varsayımı sorgusuz kabul etmek anlamına gelir ve bu, cevap veren kişiyi hiç doğrulamadığı bir iddiaya bağlar.
Yaygın yanlışVarsayımı reddedip konuyu tamamen kapatmak.
Yalnız "hayır, öyle bir şey yok" demek ve ardından hiçbir açıklama vermemek, düzeltici cevabın ikinci yarısını, yani asıl soruya dönmeyi atlamak olur ve bu, dinleyicide bir şeyin gizlendiği izlenimi bırakabilir.
Yaygın yanlışSessizliği kabul sanmak.
Bir toplantıda kimsenin bir varsayıma itiraz etmemiş olması, o varsayımın doğrulandığı anlamına gelmez; itiraz edilmemiş olmak yalnız fark edilmediğini gösterebilir ve bu ikisini birbirine karıştırmak, ortak zemini yanlış kurmaktır.
Yaygın yanlışSözcük seçiminin etkisini önemsiz saymak.
Bir sorudaki tek bir fiilin ya da sıfatın, cevabı ve sonraki hatırlamayı ölçülebilir biçimde yönlendirebileceğini göz ardı etmek, sorunun görünüşte tarafsız kalan biçiminin aslında bir yön taşıdığını kaçırmaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yüklü soru, cevaplanmadan önce doğru sayılmış bir önermenin sorunun içine yerleştirildiği ve bu önermeye doğrudan bir karşılık verilmediği sürece cevap veren kişinin onu kabul etmiş sayıldığı bir yapıdır. Belnap ve Steel, böyle bir sorunun sunduğu doğrudan cevapların hiçbirinin uygun olmadığını ve asıl uygun karşılığın varsayımı reddeden bir düzeltici cevap olduğunu gösterdiler.
Loftus ve Palmer, bir sorunun tek sözcüğünün, verilen cevabı ve bir hafta sonraki hatırlamayı ölçülebilir biçimde değiştirdiğini deneysel olarak gösterdiler. Stalnaker, önvarsayımı konuşucunun bir özelliği olarak ele aldı ve itiraz edilmeyen bir varsayımın, konuşmanın ortak zeminine sessizce girdiğini savundu.
Sınama dört adımdan geçer: sorunun varsayımını ayrı bir cümle olarak yazmak, bu varsayımın ortak zemine girip girmediğini sormak, sorunun sözcüklerinin cevabı hangi yöne çektiğine bakmak ve cevabı varsayımı ayıran bir düzeltici cevapla kurmak.
Buna üç itiraz yöneltildi: her sorunun bir varsayımı olduğu için bu yapının suçlanamayacağı, varsayımı reddetmenin asıl soruyu geçiştirmek olduğu ve yönlendirici etkinin küçük olduğu söylendi.
Bu yüzden yüklü bir soruya karşılık vermek, soruyu susarak ya da doğrudan cevaplayarak geçmek değil, varsayımı ayırıp ona açıkça bir hüküm verdikten sonra asıl konuya dönmektir.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir sorunun içine, cevaplanmadan önce kabul edilmiş tek bir varsayımın nasıl yerleştirildiğini ve bu varsayımın, itiraz edilmediği sürece konuşmanın ortak zeminine nasıl sessizce girdiğini gördük. Belnap ve Steel'in ayrımına göre, böyle bir soruya uygun karşılık, sunulan doğrudan cevaplardan biri değil, varsayımı ayıran bir düzeltici cevaptı.
Bir soru, yalnız tek bir varsayımı gizlice kabul ettirmekle kalmaz; bazen cevap seçeneklerinin kendisini de önceden sınırlar ve dinleyiciye yalnız iki seçenek sunup bunların dışında kalan olasılıkları görünmez kılar. Böyle bir soru, "ya şu ya bu, hangisi?" biçiminde kurulur ve cevap veren kişiyi, üçüncü bir seçeneğin var olabileceğini hiç düşünmeden iki uçtan birini seçmeye iter.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Yanlış ikilem dersi, bir sorunun ya da bir argümanın, mevcut seçenekleri iki tanesine indirgeyip aradaki ve dışarıdaki başka olasılıkları nasıl dışarıda bıraktığını ve bu daralmanın bir tartışmada nasıl fark edilip düzeltileceğini soruyor.