İçeriğe geç

P01-D03-M03-02·Dil ve çerçeve

Vurgu

temel1.979 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Vurgu yanılgısı, bir cümlenin sözcükleri değişmediği hâlde vurgu ya da alıntı biçimi değiştirilerek ona söylemediği bir şeyin söyletilmesidir. Jackendoff, vurgulanan kısmın cümlenin odağı olduğunu, geri kalanın ise kabul edilmiş sayıldığını gösterdi.

Rooth, vurgunun cümleyi, yerine geçebilecek başka öğelerle karşıtlık içinde okuttuğunu savundu. Bolinger, vurgunun yerinin konuşucunun niyetini yansıttığını ve sözcüklerde yazılı olmadığını gösterdi.

Sınama dört adımdan geçer: cümleyi vurgusuz yazmak, okumaları sıralamak, hangisinin iddia edildiğine bakmak ve hükmü kanıtın taşıdığı okuma kadar güçlü yazmak. Buna üç itiraz yöneltildi. Yazıda vurgunun bulunmadığı, imanın iddia olmadığı ve bağlamın vurguyu çözdüğü söylendi.

Bu yüzden vurgu yanılgısından kaçınmak, vurguyu yok saymak değil, vurgunun taşıdığı ile sözcüklerin söylediğini ayırıp aktardığımız kişiye yalnız söylediğini yüklemektir.

Açılış sahnesi

Doğa bir ilçe halk kütüphanesinde çalışıyor. Bir sabah, nadir eserler odasından bir kitap kayboluyor ve kütüphane müdürü ilgili herkesi toplantıya çağırıyor. Sıra Tuna'ya geliyor. Tuna, kitabı en son kullanan kişi olarak tanınıyor. Kısa bir sessizlikten sonra şöyle diyor: "Ben kitabı çalmadım."

Toplantıdan çıkarken iki meslektaş, Tuna'nın cümlesini iki ayrı biçimde hatırlıyor. Biri, Tuna'nın "BEN kitabı çalmadım" dediğini, yani çalanın bir başkası olduğunu ima ettiğini düşünüyor. Öteki, "kitabı ÇALMADIM" dediğini, yani başka bir şey yapmış olabileceğini duyduğunu söylüyor. Aynı dört sözcük, aynı sırayla söylendi. Vurgunun düştüğü yere göre, cümle farklı şeyler söylüyor ve dinleyenlerin her biri, cümleyi kendi duyduğu vurguyla hatırlıyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Safsatalar ve Retorik kursunda, aynı sözcüklerle kurulmuş bir cümlenin vurgunun yerine göre farklı bir iddia taşımasının, bir argümanı nasıl yönlendirdiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce vurgu yanılgısının yapısını çıkaracağız: bir cümlenin sözcükleri değişmediği hâlde, vurgu ya da alıntının kesilme yeri değiştirilerek, cümleye söylemediği bir şey söyletilir. Argümanın gücü, vurgunun cümleye hiçbir şey eklemediği varsayımına dayanır.

Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Ray Jackendoff, bir cümlenin vurgulanan kısmının, dinleyiciye yeni ve tartışmalı olarak sunulan bilgi olduğunu, geri kalanının ise zaten kabul edilmiş sayıldığını gösterdi. Mats Rooth, vurgunun bir cümleyi, o cümlenin yerine geçebilecek başka cümlelerle ilişkilendirdiğini savundu. Dwight Bolinger ise vurgunun yerinin, konuşucunun ne demek istediğini yansıttığını ve bunun sözcüklerin kendisinden bağımsız bir bilgi taşıdığını gösterdi.

Ardından üç itirazı tartacağız: vurgunun yazıda görünmediği için, yazılı bir argümanda bu yanılgının bulunamayacağı, vurgu kaynaklı anlamın bir ima olduğu ve ima edilenin iddia sayılamayacağı ve konuşanın kastettiğini her zaman bildiğimiz için vurgu sorununun bağlamla çözüleceği.

Sonda, bir cümleyi vurgu bakımından dört adımla sınamanın yolunu göstereceğiz: cümleyi vurgusuz yazmak, vurguyu her sözcüğe kaydırıp okumaları sıralamak, hangi okumanın iddia edildiğine bakmak ve hükmü ölçülü yazmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir cümle, vurgusuna göre farklı şeyler söylüyorsa, bir kişinin sözünden ne çıkardığımızı ve ona ne atfettiğimizi nasıl haklı kılarız?

Ölçülü iddiam şu: bir cümlenin vurguyla taşıdığı anlam, o cümlenin söylediği değil ima ettiği şeydir, ve bir kişinin sözünü değerlendirmek, cümleyi vurgusuz yazmayı, olası okumaları sıralamayı, hangisinin gerçekten iddia edildiğini sormayı ve hükmü kanıtın taşıdığı okuma kadar güçlü yazmayı gerektirir, çünkü aynı sözcükler farklı vurgularla farklı sonuçlara götürür ve bu sonuçlardan biri konuşanın hiç söylemediği olabilir.

Sıfır noktası

Konuşurken sözcükleri seçmenin yanında, hangisine ağırlık vereceğimizi de seçeriz. Ağırlık vermek, dinleyiciye "asıl mesele burada" demenin en ucuz yoludur ve çoğu zaman bilinçsiz yapılır. Dinleyici de aynı şekilde, vurguyu bilinçsizce çözer ve konuşanın ne demek istediğini oradan çıkarır.

Bu işleyiş çoğu zaman yardımcıdır. Ama bir cümle vurgusu olmadan aktarıldığında, alıntılandığında ya da yazıya döküldüğünde, vurgu kaybolur ve dinleyici ya da okuyucu, kendi seçtiği bir vurguyu cümleye ekler. Cümleyi aktaran kişi, bunu bilerek ya da bilmeyerek, kaynağın söylemediği bir şeyi ona söyletebilir.

Vurgu bu yüzden iki yönden bir argüman sorunudur. Bir tarafta, konuşanın vurgusunun ima ettiği ile açıkça söylediği arasındaki fark durur. Öbür tarafta, aktaran kişinin vurguyu değiştirip aynı sözcüklerle farklı bir iddia kurabilmesi. Her ikisinde de aynı sözcükler, aynı sözcükler olarak kalır, ama söylenen değişir.

Argümanın yapısı

Bir cümleyi vurgu bakımından sınamak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, cümleyi vurgusuz yazmaktır. Sözcükler, sırasıyla, hiçbir ağırlık olmadan. "Ben kitabı çalmadım." Bu, tartışmanın başlangıç noktasıdır ve söylenenin çıplak hâlidir.

İkinci adım, vurguyu her sözcüğe kaydırıp okumaları sıralamaktır. "BEN kitabı çalmadım": çalan başkası. "Ben KİTABI çalmadım": başka bir şey çalınmış olabilir. "Ben kitabı ÇALMADIM": başka bir işlem yapılmış olabilir. Her okuma, başka bir alternatif kümesini çağırıyor ve başka bir şeyi kabul edilmiş sayıyor.

Üçüncü adım, hangi okumanın gerçekten iddia edildiğine bakmaktır. Konuşanın vurgusu biliniyor mu? Bilinmiyorsa, cümleden hangi okuma çıkarılabilir ve hangisi yalnız dinleyicinin katkısı? Tuna'nın cümlesinde kaynak kayıt vurgusuz. Hiçbir okuma, Tuna'nın kendisine sorulmadan ona atfedilemez.

Dördüncü adım, hükmü kanıtın taşıdığı okuma kadar güçlü yazmaktır. Vurgusuz cümle yalnız "Tuna kitabı çalmadığını söylüyor" der. Daha fazlası, ek bir kanıt gerektirir: ses kaydı, konuşanın açıklaması ya da bağlam. Hüküm, bunu söyler: "Tuna çalmadığını söyledi. Başkasının çaldığı ya da onun başka bir şey yaptığı sonucu, cümleden çıkmıyor."

Görüşler ve pozisyonlar

Vurgunun bir argümandaki yerine dair üç görüş var.

Birinci görüş, yazı görüşüdür. Buna göre bir cümlenin anlamı, sözcüklerinde ve dilbilgisinde bulunur ve vurgu, yazıda görünmediği için, argümana katılmaz. Bir argüman yazılı hâliyle değerlendirilmelidir.

İkinci görüş, odak görüşüdür. Buna göre vurgu, cümlenin neyi kabul edilmiş, neyi tartışmalı olarak sunduğunu belirler ve bu, anlamın parçasıdır. Jackendoff ve Rooth bu çizgiye yakındır.

Üçüncü görüş, niyet görüşüdür. Buna göre vurgu, sözcüklerde değil, dinleyicinin konuşucunun niyeti hakkındaki çıkarımında yaşar ve bu yüzden konuşana sorulmadan kesin olarak çözülemez. Bolinger'in vurgusu bu çizgidedir.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Vurguyu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Bir kişinin sözünü aktarmak, ona bir sorumluluk yüklemektir. Vurgunun kaybolmasının ya da değiştirilmesinin sonuçlarını hesaba katmadan aktarmak, sözü söyleyene hak ettiğinden fazlasını ya da eksiğini yüklemektir.

Açık kalan sorular

Bir cümle birden çok vurguyla aynı ölçüde makul okunuyorsa, konuşana sorulamadığı durumda hangi okuma benimsenmelidir? Belirsizliği açıkça söylemek, okuma seçmekten daha mı dürüsttür?

Bir alıntıyı kesmenin nerede bir özetleme, nerede bir çarpıtma olduğu nasıl ayrılır? Sözcüğü değiştirmeyen ama ağırlığı değiştiren bir kesme ne zaman haksızdır?

Konuşanın kendi vurgusunu inkâr edebilmesi, ima edilenin sorumluluğunu ne ölçüde azaltır? Kişi "onu demek istemedim" dediğinde, bu, gerçekten kastetmediği anlamına gelir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışVurgusuz cümleyi vurguyla okumak.
Doğrusu

Vurgusu bilinmeyen bir cümleye kendi seçtiğimiz vurguyu ekleyip sonucu konuşana atfetmek, söylenmemiş bir şeyi söyletmektir.

Yaygın yanlışAlıntıyı ağırlığı değiştirecek yerden kesmek.
Doğrusu

Sözcükleri değiştirmeden bir cümlenin bir parçasını almak, cümlenin taşıdığı sınırlamayı düşürebilir. Alıntı, cümlenin ağırlığını korumalıdır.

Yaygın yanlışİmayı açık iddia gibi ele almak.
Doğrusu

Vurgu bir ima taşıyabilir, ama ima, açıkça söylenmiş bir şey değildir. İkisine aynı sorumluluğu yüklemek, ayrımı silmektir.

Yaygın yanlışVurguyu hiç saymamak.
Doğrusu

Vurgu anlamın parçasıdır. Onu görmezden gelmek, konuşanın gerçekten kabul edilmiş saydığı ve tartışmalı sunduğu şeyleri yitirmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Vurgu yanılgısı, bir cümlenin sözcükleri değişmediği hâlde vurgu ya da alıntı biçimi değiştirilerek ona söylemediği bir şeyin söyletilmesidir. Jackendoff, vurgulanan kısmın cümlenin odağı olduğunu, geri kalanın ise kabul edilmiş sayıldığını gösterdi.

Rooth, vurgunun cümleyi, yerine geçebilecek başka öğelerle karşıtlık içinde okuttuğunu savundu. Bolinger, vurgunun yerinin konuşucunun niyetini yansıttığını ve sözcüklerde yazılı olmadığını gösterdi.

Sınama dört adımdan geçer: cümleyi vurgusuz yazmak, okumaları sıralamak, hangisinin iddia edildiğine bakmak ve hükmü kanıtın taşıdığı okuma kadar güçlü yazmak. Buna üç itiraz yöneltildi. Yazıda vurgunun bulunmadığı, imanın iddia olmadığı ve bağlamın vurguyu çözdüğü söylendi.

Bu yüzden vurgu yanılgısından kaçınmak, vurguyu yok saymak değil, vurgunun taşıdığı ile sözcüklerin söylediğini ayırıp aktardığımız kişiye yalnız söylediğini yüklemektir.

Sonraki derse köprü

Bu derste aynı sözcüklerin vurguyla farklı bir iddia taşıdığını ve vurgunun cümleye kabul edilmiş bir zemin eklediğini gördük. Jackendoff'un ayrımına göre, cümlenin vurgulanmayan kısmı, tartışılmadan kabul edilmiş sayılıyordu.

Bu kabul, yalnız vurguyla değil, bir sorunun kuruluş biçiminde de gelebilir. Bir soru, cevabı ne olursa olsun, içinde bir şeyi zaten doğru sayabilir ve cevap veren kişi, soruyu cevaplarken o şeyi de onaylamış olur.

Bir sonraki ders bu duruma dönüyor. Yüklü soru dersi, bir sorunun içine yerleştirilmiş bir varsayımın, cevabı nasıl bir çıkmaza soktuğunu ve bu varsayımı sorudan ayırmanın yolunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.