Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Duyguya başvuru, duygu konuyla ilgili ve gerekçe duygudan bağımsız ayakta olduğunda meşrudur, gerekçenin yerine geçtiğinde yanıltıcıdır. Walton, duyguya başvuruyu duygunun konuyla ilgisine ve gerekçenin ayrıca varlığına göre değerlendirmeyi önerdi.
Damasio, duygusunu yitiren insanların akıl yürütmede iyi olup karar vermede çaresiz kaldığını ve duygunun akıl yürütmenin bir parçası olduğunu gösterdi. Haidt, ahlaki yargıların çoğunlukla duygusal bir sezgiyle geldiğini ve gerekçelerin çoğu zaman sonradan bulunduğunu savundu.
Sınama dört adımdan geçer: duyguyu adlandırmak, ilgililiğini sormak, duyguyu çıkarıp gerekçenin kalıp kalmadığına bakmak ve hükmü verip gerekçeyi istemek. Buna üç itiraz yöneltildi. Duygusuz akıl yürütmenin olmadığı, çıkarmanın duyguyu değersizleştirdiği ve ikna ile manipülasyonun ayrılmasının zor olduğu söylendi.
Bu yüzden duyguya başvuruyu sınamak, duyguyu yok saymak değil, duygunun bir gerekçeyi göstermek için mi, yoksa onun yerine geçmek için mi kullanıldığını görmektir.
Açılış sahnesi
Bir ilkokulun veli grubunda, okul servisinin güzergâhındaki karanlık bir sokağa aydınlatma yapılması için iki ayrı mesaj dolaşıyor. Birincisi şöyle: "Geçen hafta akşam altıda iki öğrenci, ışıksız sokakta çukura düşüp dizlerini yaraladı. Sokakta akşam altıdan sonra hiç lamba yanmıyor. Belediyeden aydınlatma istemek için imza topluyoruz." İkincisi şöyle: "Çocuklarımız karanlıkta korkuyla yürüyor ve bizler seyrediyoruz! Aydınlatma için imza atmayan, çocuğunu sevmiyor demektir!"
İki mesaj da korku ve endişe uyandırıyor ve ikisi de aynı sonuca, aydınlatma yapılmasına, çağırıyor. Ama ikisi aynı şeyi yapmıyor. Birincisi bir tehlikeyi bildiriyor ve duyguyu tehlikenin gerçek olduğu kadar uyandırıyor. İkincisi bir kanıt göstermiyor, imza atmamayı bir sevgisizlik olarak suçlayarak kişiyi sıkıştırıyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Safsatalar ve Retorik kursunda, bir görüşü kabul ettirmek için duyguya seslenmenin ne zaman meşru bir etki, ne zaman gerekçenin yerini alan bir yanılgı olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce duyguya başvurunun kendiliğinden bir hata olmadığını göreceğiz. Duygular, çoğu zaman bir durumun önemine dair bir bilgi taşır: korku bir tehlikeyi, acıma bir haksızlığı işaret edebilir. Hata, duygunun gerekçenin yerine konduğu durumlarda ortaya çıkar.
Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Douglas Walton, duyguya seslenmenin, duygunun konuyla ilgili olduğu durumlarda meşru bir akıl yürütme parçası olabileceğini savundu. Antonio Damasio, duyguları kaybetmiş insanların akıl yürütmede iyi olup karar vermede çaresiz kaldığını göstererek, duygunun akıl yürütmenin karşıtı olmadığını anlattı. Jonathan Haidt ise ahlaki yargıların çoğunun hızlı bir sezgiyle geldiğini, gerekçelerin sonradan bulunduğunu savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız: duygusuz akıl yürütmenin olmadığı, duyguyu çıkarma sınamasının duyguyu değersizleştirdiği ve ikna ile manipülasyonu ayırmanın zor olduğu.
Sonda, bir duygusal başvurunun meşru mu, yanıltıcı mı olduğunu dört adımla sınamanın yolunu göstereceğiz.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir görüşü kabul ettirmek için duyguya seslenmek ne zaman meşru bir etkidir ve ne zaman gerekçenin yerini alan bir yanılgıdır?
Ölçülü iddiam şu: duyguya başvuru, uyandırılan duygu konunun gerçek bir yanına uyduğunda ve görüşün gerekçesi duygudan bağımsız olarak ayakta kaldığında meşrudur, ve bunu sınamak, hangi duygunun uyandırıldığını, duygunun konuyla ilgili olup olmadığını ve duygu çıkarıldığında gerekçenin kalıp kalmadığını sormayı gerektirir, çünkü duygunun şiddeti bir görüşün doğruluğu hakkında bir şey söylemez ama duygunun yönü, konunun neye değdiği hakkında bir bilgi taşıyabilir.
Sıfır noktası
Akıl ile duyguyu karşı karşıya koymak, gündelik konuşmada sık yapılan bir şeydir: "duygusal davranma", "mantıklı ol". Bu ayrım kısmen yararlıdır, çünkü bazen bir duygu, kişiyi kanıtın gösterdiğinden başka yere götürür. Ama ayrım fazla keskin çizildiğinde yanıltıcı olur. Duygular, çoğu zaman bir durumun kişi için ne kadar önemli olduğunu bildirir ve önemin fark edilmesi, iyi bir kararın parçasıdır.
Bir çocuğun tehlikede olduğunu öğrenen bir ebeveynin korkusu, akıl yürütmeye engel değil, bir dikkat işaretidir. Haksızlığa uğramış birine duyulan öfke, bir ahlaki tanıma olabilir. Bu nedenle bir görüşü savunurken duyguya seslenmek, her zaman bir yanılgı değildir.
Ama duyguya seslenmek, gerekçenin yerine geçtiğinde bir yanılgıdır. "Bu sokağın karanlık olması korkutucu, öyleyse aydınlatılmalı" cümlesindeki korku, sokağın gerçekten tehlikeli olduğuna bağlı olduğu ölçüde anlamlıdır. "İmza atmayan çocuğunu sevmiyordur" cümlesindeki duygu ise, aydınlatmanın gerekli olup olmadığı hakkında hiçbir şey söylemez: yalnız kişiyi, suçluluk hissettirerek kabule zorlar.
Argümanın yapısı
Bir duygusal başvurunun meşru mu yanıltıcı mı olduğunu sınamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, hangi duygunun uyandırıldığını adlandırmaktır. Mesaj korku mu, acıma mı, öfke mi, suçluluk mu, gurur mu uyandırıyor? Duygunun adı konunca, ona ne yaptırmak istendiği de görünür olur. İkinci mesajda uyandırılan duygu suçluluk, isteneni yaptırmak için.
İkinci adım, duygunun konuyla ilgili olup olmadığını sormaktır. Uyandırılan duygu, konunun gerçek bir yanına uyuyor mu? Korku gerçek bir tehlikeyi, acıma gerçek bir mağduriyeti mi gösteriyor? Yoksa duygu, konuyla ilgisiz bir yerden, örneğin kişinin kendi değeri hakkındaki kaygısından mı çekiliyor? İlgililik, duygunun bir bilgi taşıyıp taşımadığını gösterir.
Üçüncü adım, duyguyu çıkarma sınamasını uygulamaktır. Mesajdan duygusal dili çıkar ve geriye kalana bak: hâlâ bir gerekçe var mı? Birinci mesajda çıkarınca şu kalıyor: sokakta akşam altıdan sonra ışık yok ve iki çocuk düştü. Bu, aydınlatma için bir gerekçe. İkinci mesajda çıkarınca hiçbir şey kalmıyor.
Dördüncü adım, hükmü vermek ve gerekçeyi istemektir. Duygu ilgiliyse ve gerekçe kalıyorsa, başvuru meşrudur ve duygu, konunun önemini vurgulayan bir araçtır. Duygu ilgisizse ya da çıkarınca gerekçe kalmıyorsa, başvuru yanıltıcıdır ve yanıt, duyguyu kabul edip gerekçeyi istemektir: "endişeni anlıyorum, hangi kanıta dayanıyorsun?"
Görüşler ve pozisyonlar
Duygunun akıl yürütmedeki yeri konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, ilgililik görüşüdür. Buna göre duyguya seslenmek, duygu konunun gerçek bir yanıyla ilgiliyse ve gerekçe ayrıca bulunuyorsa meşrudur. Walton bu çizgidedir.
İkinci görüş, bütünlük görüşüdür. Buna göre duygu, akıl yürütmenin karşıtı değil, bir parçasıdır ve duygudan yoksun bir akıl yürütme, iyi karar vermez. Damasio bu çizgidedir.
Üçüncü görüş, sezgi görüşüdür. Buna göre ahlaki yargılar çoğunlukla duygusal bir sezgiyle oluşur ve gerekçeler sonradan gelir; bu yüzden duyguya seslenmek, yargıyı belirleyen şeye seslenmektir. Haidt bu çizgidedir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Duygusal başvuruyu ayırmayı savunan düşünce şu cevabı verebilir. Duyguya seslenmenin hepsini kötülemek ya da hepsini aklamak kolaydır ama ikisi de yanlıştır. Duygunun ilgililiğini ve gerekçenin bağımsız varlığını sormak, meşru bir vurguyu, gerekçe yerine geçen bir baskıdan ayırmayı sağlar.
Açık kalan sorular
Bir duygunun konuyla ilgili olup olmadığına kim karar verir? Bir kişiye ilgili görünen bir korku, başka birine abartılı görünebilir.
Bir gerekçe duygu olmadan hiç dikkat çekmiyorsa, duyguyu kullanmak gerekçenin hizmetinde bir araç mıdır? Gerekçenin görünmesini sağlayan bir duygusal çerçeve nerede biter, manipülasyon nerede başlar?
Haidt'in söylediği gibi gerekçeler çoğu zaman sezginin sonradan bulunmuş açıklamalarıysa, bir gerekçenin duygudan bağımsız olduğunu söylemek ne kadar mümkündür?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDuygusal dili otomatik olarak safsata saymak.
Duygu, konunun gerçek bir yanına ilgiliyse ve gerekçe ayrıca varsa, meşru bir vurgudur. Duygusal olmak, kendi başına bir kusur değildir.
Yaygın yanlışDuygunun şiddetini gerekçe saymak.
Bir durumun çok üzücü olması, belirli bir çözümün doğru olduğunu göstermez. Duygunun büyüklüğü, önerinin doğruluğu hakkında bir şey söylemez.
Yaygın yanlışKendi duygusal tepkisini kanıt saymak.
Bir şeyin beni rahatsız etmesi, yanlış olduğunu göstermez. Duygu, bir işaret olabilir ve gerekçe ayrıca aranır.
Yaygın yanlışDuygu uyandıran her konuşmayı kötü niyetli saymak.
İnsanların duygusuna seslenen kişi, kanıtı ve duyguyu birlikte sunuyor olabilir. Niyet, ölçütün bir parçası değil, gerekçenin varlığı ölçüttür.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Duyguya başvuru, duygu konuyla ilgili ve gerekçe duygudan bağımsız ayakta olduğunda meşrudur, gerekçenin yerine geçtiğinde yanıltıcıdır. Walton, duyguya başvuruyu duygunun konuyla ilgisine ve gerekçenin ayrıca varlığına göre değerlendirmeyi önerdi.
Damasio, duygusunu yitiren insanların akıl yürütmede iyi olup karar vermede çaresiz kaldığını ve duygunun akıl yürütmenin bir parçası olduğunu gösterdi. Haidt, ahlaki yargıların çoğunlukla duygusal bir sezgiyle geldiğini ve gerekçelerin çoğu zaman sonradan bulunduğunu savundu.
Sınama dört adımdan geçer: duyguyu adlandırmak, ilgililiğini sormak, duyguyu çıkarıp gerekçenin kalıp kalmadığına bakmak ve hükmü verip gerekçeyi istemek. Buna üç itiraz yöneltildi. Duygusuz akıl yürütmenin olmadığı, çıkarmanın duyguyu değersizleştirdiği ve ikna ile manipülasyonun ayrılmasının zor olduğu söylendi.
Bu yüzden duyguya başvuruyu sınamak, duyguyu yok saymak değil, duygunun bir gerekçeyi göstermek için mi, yoksa onun yerine geçmek için mi kullanıldığını görmektir.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir görüşü kabul ettirmek için duyguya seslenmenin, duygu ilgili ve gerekçe ayrıca varken meşru, gerekçenin yerine geçtiğinde yanıltıcı olduğunu gördük. İkinci mesajın duygusu, aydınlatma konusundan başka bir yere, imza atmayanın kişiliğine çekiliyordu.
Duygusal bir başvuru çoğu zaman bir başka hamleyle birlikte gelir: dikkati asıl sorudan uzaklaştırmak. Bir tartışma, güçlü bir duygu ya da kışkırtıcı bir yan konu yüzünden, başladığı sorudan farklı bir yere kayabilir ve asıl soru cevapsız kalabilir.
Bir sonraki ders bu kaymaya dönüyor. Konu saptırma dersi, bir tartışmanın konusunu değiştirmenin ne zaman bir yanılgı olduğunu ve konu kaymasını nasıl fark edip asıl soruya döneceğimizi soruyor.