Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gereksiz ifade, çıkarıldığında sonuca giden destek yapısını değiştirmeyen ifadedir ve bunu belirleyen ölçüt uzunluk değil işlevdir. Orwell, şişirilmiş ve bulanık dilin çoğu zaman düşüncenin yokluğunu örttüğünü gösterdi.
Strunk ve White, iyi yazının her sözcüğün bir iş görmesini istediğini savundu. Perelman ve Olbrechts-Tyteca, konuşmacının bazı şeyleri vurgu ve tekrarla dinleyicinin zihninde hazır kıldığını ve bunun yapıdan ayrı bir etki olduğunu anlattı.
Ayıklama dört adımdan geçer: metni cümlelere ayırmak, her cümleye işlevini sormak, çıkarma sınamasını uygulamak ve çıkarılanları niteleyici, kapsam ve etki açısından denetlemek. Buna üç itiraz yöneltildi. Süsün ikna gücünü kaçırdığı, gereksizliğin bir yorum olduğu ve sadeleştirmenin tonu yok ettiği söylendi.
Bu yüzden gereksiz ifadeyi ayıklamak, süsü atmak değil, argümanın neye yaslandığını çıplak hâlinde görmek ve süsün ayrıca ne yaptığını not etmektir.
Açılış sahnesi
Bir mahalle derneğinin başkanı Cahit, derenin üzerine bir yaya köprüsü yapılması için toplanan mahalle toplantısında şöyle konuşuyor: "Sevgili komşularım, yıllardır bu mahallenin nabzını tutan biri olarak, uykusuz geceler geçirerek düşündüm ki, evet, evet, bu dere üzerine bir yaya köprüsü kurulmalı! Hepimiz biliyoruz ki mahalle artık eskisi gibi değil. Çocuklarımız her sabah okula giderken derenin kenarındaki dar patikadan geçiyor. Geçen kış iki çocuk suya düştü. Kim böyle bir tehlikeye göz yumabilir ki? Belediye yıllardır yalnızca söz veriyor. Bu yüzden köprü yapılmalı ve bugün imza toplamalıyız."
Konuşma ikna edici ve heyecanlı, ama toplantıdaki bir komşu, konuşmanın neye dayandığını anlatmasını istiyor ve kimse kısaca söyleyemiyor. Konuşmanın büyük bölümü uykusuz geceler, mahallenin nabzı ve değişen mahalle gibi şeylerden oluşuyor. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının Argüman Çözümleme ve Haritalama kursunda, bir argümanı yeniden kurarken hangi cümlelerin yapıya girmediğini nasıl ayıracağımızı ve ayıklarken neyi kaybetmeyeceğimizi soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce yazılı bir metinde bir cümlenin görebileceği farklı işleri ayıracağız: sonucu ya da öncülü taşımak, bir örnek vermek, bağlam kurmak, tekrar etmek, duyguyu taşımak. Yeniden kurma, bu işlerden yalnız bir kısmını yapıya alır.
Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. George Orwell, karmaşık ve şişirilmiş cümlelerin çoğu zaman bir düşüncenin yokluğunu örttüğünü gösterdi. William Strunk ile E. B. White, iyi yazının her sözcüğün bir iş görmesini istediğini savundu. Chaïm Perelman ile Lucie Olbrechts-Tyteca ise bir konuşmacının bazı şeyleri tekrar ve vurguyla dinleyicinin zihninde hazır kıldığını ve bunun argümanın yapısından ayrı bir etki olduğunu anlattı.
Ardından üç itirazı tartacağız: süsün ikna gücünü hesaba katmadan ayıklamanın eksik olduğu, neyin gereksiz olduğuna karar vermenin kendisinin bir yorum olduğu ve sadeleştirmenin metnin tonunu ve inceliğini yok ettiği.
Sonda, bir cümleyi yapıdan çıkarmadan önce sorulacak bir sınamayı göstereceğiz.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir argümanı yeniden kurarken hangi ifadeler gereksizdir, bunları nasıl belirleriz ve çıkarırken neyi kaybetmemeliyiz?
Ölçülü iddiam şu: bir ifade, çıkarıldığında sonuca giden destek yapısını değiştirmiyorsa argümanın yapısı bakımından gereksizdir, ve bunu belirlemek, her cümleye işlevini sormayı, çıkarma sınamasını uygulamayı ve çıkarılanların arasında bir niteleyici, kapsam sözcüğü ya da bir öncülü örtük taşıyan bir süs olup olmadığını denetlemeyi gerektirir, çünkü yapı bakımından gereksiz olan bir ifade ikna bakımından gereksiz olmayabilir ve bu ikisi ayrı işlerdir.
Sıfır noktası
Bir metni okurken çoğu zaman her cümlenin bir şey söylediğini varsayarız. Gerçek konuşmalarda ve yazılarda ise cümlelerin bir kısmı argümana hizmet etmez: bir giriş nezaketi, bir tekrar, bir duygu ifadesi, bir yan söz ya da yalnızca bir ritim. Yeniden kurma, bunları ayıklamayı gerektirir, çünkü argümanın yapısı, ancak çıplak hâlinde tartılabilir.
Ayıklamanın iki tuzağı var. İlki, hiçbir şeyi ayıklamamaktır: her cümleyi argümanın bir parçası sayıp yapıyı şişirmek. İkincisi, fazla ayıklamaktır: süs gibi görünen bir cümlenin aslında bir öncül taşıdığını ya da sonucun gücünü belirlediğini fark etmemek. İkisi de argümanı yanlış kurar.
Bir de şu var: bir cümlenin argümana gereksiz olması, onun konuşmada gereksiz olduğu anlamına gelmez. Cahit'in uykusuz geceleri, argümanın bir öncülü değil ama dinleyicilerin ona duyduğu güveni artırıyor. Yapıdan çıkarılması, o etkiyi yok saymak için değil, etkiyi argümandan ayırarak tartmak içindir.
Argümanın yapısı
Bir metinde gereksiz ifadeleri ayıklamak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, metni cümle cümle ayırıp numaralamaktır. Ayıklamanın ölçüsü cümleyi tek tek görmektir. Her cümle ayrı bir satırda olduğunda hangisinin ne yaptığı sorulabilir.
İkinci adım, her cümleye işlevini sormaktır. Bir cümle sonuç mudur, öncül mü, ara sonuç mu, örnek mi, bağlam mı, tekrar mı, duygu ifadesi mi, yan söz mü? İşlevi bulmak, cümlenin yerini bulmak için ilk adımdır. Sonuç, öncül ve ara sonuç yapıya girer. Öteki işlevler yapıya girmeyebilir.
Üçüncü adım, çıkarma sınamasını uygulamaktır. Yapıya girmeyeceğini düşündüğün her cümleyi çıkar ve destek yapısına bak: sonuca giden gerekçe aynı mı kalıyor, yoksa bir şey eksiliyor? Aynı kalıyorsa, cümle yapı bakımından gereksizdir. Eksiliyorsa, cümle bir öncülü ya da bir gücü taşıyordu ve tutulmalıdır.
Dördüncü adım, çıkardıklarını kaydetmek ve iki tuzağı denetlemektir. Birincisi, çıkarılanların arasında bir niteleyici ya da kapsam sözcüğü olup olmadığına bakmaktır: "çoğu zaman", "yalnızca" gibi sözcükler süs gibi görünür ama sonucun gücünü belirler. İkincisi, çıkarılan cümlelerin ikna bakımından bir işlevi olup olmadığını not etmektir. Yapıdan çıkarmak, onları görmezden gelmek değildir.
Görüşler ve pozisyonlar
Gereksiz ifadenin ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, açıklık görüşüdür. Buna göre şişirilmiş ve bulanık ifade, düşünmenin eksikliğini örter ve ayıklama, düşünceyi görünür kılmanın bir yoludur. Orwell bu çizgidedir.
İkinci görüş, işlev görüşüdür. Buna göre gereksizlik, cümlenin uzunluğuyla ya da süslülüğüyle değil, bir iş görüp görmemesiyle ölçülür. Strunk ve White bu çizgidedir.
Üçüncü görüş, etki görüşüdür. Buna göre yapı bakımından gereksiz olan ifade, dinleyicinin neye ağırlık vereceğini etkilediği için, ikna bakımından gereksiz olmayabilir. Perelman ve Olbrechts-Tyteca bu çizgidedir.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Ayıklamayı savunan düşünce şu cevabı verebilir. Bir argümanı tartmak, önce onu çıplak hâliyle görmeyi gerektirir. Süsü yapıdan ayıran kişi, hem argümanın gerçek gücünü hem de süsün gerçek etkisini ayrı ayrı görür. İkisini karıştıran kişi, hangisinin işlediğini bilemez.
Açık kalan sorular
Bir cümle hem argümanın yapısında hem de retorik etkide iş görüyorsa, hangi işlevi baskın sayarız? Ayrımı ne zaman yapmak gerekir, ne zaman yapmamak?
Tekrar edilen iki cümle aynı desteği mi iki kez söylüyor, yoksa iki ayrı destek mi? Bağımsız destek ayrımını tekrardan nasıl ayırırız?
Bir metnin büyük bölümü gereksiz çıkıyorsa, bu, yazarın argümanının zayıflığının bir belirtisi midir, yoksa yalnız bir üslup tercihi midir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKısa cümleyi önemli, uzun cümleyi gereksiz saymak.
Gereksizlik uzunlukla değil, işlevle ölçülür. Uzun bir cümle iki öncülü taşıyabilir, kısa bir cümle hiçbir şey söylemeyebilir.
Yaygın yanlışNiteleyicileri ve kapsam sözcüklerini süs sanıp çıkarmak.
"Çoğu zaman", "yalnızca" gibi sözcükler sonucun gücünü ve kapsamını belirler. Çıkarıldığında iddia daha güçlü ve daha geniş görünür.
Yaygın yanlışYapıdan çıkarılanı yok saymak.
Yapı bakımından gereksiz olan ifade, dinleyiciyi etkileyebilir. Çıkarmak, etkiyi kaydetmeyi de içerir.
Yaygın yanlışTekrar edilen iki cümleyi aynı sanmak.
Benzer görünen iki cümle iki ayrı gerekçe olabilir ve biri çıkarıldığında bağımsız bir destek kaybolur. Tekrar sanılmadan önce, ikisinin kaynağına bakılmalıdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gereksiz ifade, çıkarıldığında sonuca giden destek yapısını değiştirmeyen ifadedir ve bunu belirleyen ölçüt uzunluk değil işlevdir. Orwell, şişirilmiş ve bulanık dilin çoğu zaman düşüncenin yokluğunu örttüğünü gösterdi.
Strunk ve White, iyi yazının her sözcüğün bir iş görmesini istediğini savundu. Perelman ve Olbrechts-Tyteca, konuşmacının bazı şeyleri vurgu ve tekrarla dinleyicinin zihninde hazır kıldığını ve bunun yapıdan ayrı bir etki olduğunu anlattı.
Ayıklama dört adımdan geçer: metni cümlelere ayırmak, her cümleye işlevini sormak, çıkarma sınamasını uygulamak ve çıkarılanları niteleyici, kapsam ve etki açısından denetlemek. Buna üç itiraz yöneltildi. Süsün ikna gücünü kaçırdığı, gereksizliğin bir yorum olduğu ve sadeleştirmenin tonu yok ettiği söylendi.
Bu yüzden gereksiz ifadeyi ayıklamak, süsü atmak değil, argümanın neye yaslandığını çıplak hâlinde görmek ve süsün ayrıca ne yaptığını not etmektir.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir metinden argümana girmeyen ifadeleri ayıklamayı gördük. Cahit'in konuşması, gereksizler çıkarılınca birkaç cümleye indi ve o birkaç cümle artık tartılabilir bir yapı taşıyordu.
Ayıklanmış bir yapı hâlâ düzensiz olabilir: cümleler bir sırayla dizilmemiş, sonuç bir yerde, öncüller başka bir yerde. Bir argümanı başkasıyla karşılaştırmak ya da tartışmak için, onu herkesin aynı biçimde okuyabileceği sabit bir düzene koymak gerekir.
Bir sonraki ders bu düzene dönüyor. Standart biçim dersi, ayıklanmış bir argümanı numaralı öncüller ve tek bir sonuç olarak nasıl yazacağımızı soruyor.