Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Düşünmede tevazu, kişinin bilgisinin sınırlarına doğru biçimde dikkat etmesi, bu sınırları sahiplenmesi ve güvenini kanıtın gücüne göre ayarlamasıdır ve düşük özgüvenden farklıdır. Whitcomb ve arkadaşları, tevazuyu sınırların farkına varmak ve bu farkındalığa uygun biçimde tepki vermek olarak tanımladı.
Roberts ve Wood, tevazuyu bilme konusundaki statü kaygısının azlığı olarak tarif etti ve kibirle karşı karşıya koydu. Leary ve arkadaşları, tevazunun güçlü argümanı zayıftan ayırma ve bilgisini abartmama gibi ölçülebilir izler bıraktığını bildirdi.
Tevazuyu tanımak dört adımdan geçer: düşük özgüvenden ayırmak, sınırı görmek, sınırı sahiplenmek ve güveni kanıta göre ayarlamak. Tevazuya üç itiraz yöneltildi. Karar vermeyi zayıflattığı, her görüşü eşit saydığı ve ölçülemediği söylendi.
Bu yüzden tevazu, kendini küçültmek değil, güveni kanıtın taşıdığı kadar tutmaktır.
Açılış sahnesi
Bir dağ köyünün üzerindeki yamaç, iki yağmurlu kıştan sonra yer yer çatlamaya başlıyor. Köy muhtarı, belediyenin düzenlediği toplantıda iki uzmana aynı soruyu soruyor: bu yamaç güvenli mi? Danışmanlık şirketinden gelen Orhan hiç duraksamadan "sorun yok, bu tür yamaçları yıllardır görüyorum" diyor. Jeolog Nermin ise önce elindeki verinin yalnız iki yıllık bir gözleme dayandığını, çatlakların yönünün alışılmış bir kayma örüntüsüne benzediğini ama bunun tek başına yetmediğini söylüyor. Sonra ekliyor: "Üç noktada zemin suyunu ve eğim değişimini ölçersem, bir ay içinde daha net bir şey söyleyebilirim."
Toplantıdaki birçok kişi Orhan'ı daha güvenilir buluyor, çünkü bir cevap verdi. Nermin'in cevabı bir cevap gibi durmuyor. Ama iki konuşmacıdan yalnız biri, neyi bildiğiyle neyi bilmediği arasındaki çizgiyi kimsenin göremeyeceği bir yerden çekmedi. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının dördüncü modülünün dördüncü durağında, tevazunun bir düşünme erdemi olarak neye benzediğini ve neden yalnız bir alçakgönüllülük tavrına indirgenemeyeceğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce tevazuyu, ona benzeyen ama ona ait olmayan üç şeyden ayıracağız: düşük özgüvenden, kararsızlıktan ve her görüşe eşit değer biçmekten. Nermin'in cevabı bu üçünden hiçbirine benzemiyor ve bunun nedenini adım adım göreceğiz.
Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Dennis Whitcomb ve arkadaşları, tevazuyu kişinin kendi sınırlarına dikkat etmesi ve onları sahiplenmesi olarak tanımladı. Robert Roberts ile Jay Wood, tevazunun asıl düşmanının, bilme konusunda statü kaygısı olduğunu savundu. Mark Leary ve arkadaşları ise tevazunun ölçülebilir davranışsal sonuçlarını araştırdı.
Ardından üç itirazı tartacağız: tevazunun karar vermeyi ve önderliği zayıflattığı, tevazunun her görüşü eşit saymaya götürdüğü ve tevazunun ölçülemeyeceği, çünkü kendini alçakgönüllü ilan eden kişinin bunu tam olarak yapmadığı.
Sonda, tevazuyu kararlı bir konuşmayla birleştirmenin günlük yolunu göstereceğiz.
Merkez soru
Sorumuz şu: tevazu bir düşünme erdemi olarak, kişinin kendi bilgisinin sınırlarıyla ilişkisi hakkında tam olarak ne söylüyor ve bu, onu kararlı ve açık konuşmaktan alıkoymak yerine nasıl destekliyor?
Ölçülü iddiam şu: düşünmede tevazu, kişinin bilgisinin ve yargısının sınırlarına doğru biçimde dikkat etmesi ve bu sınırları gerektiğinde açıkça kabul ederek konuşmasını ve eylemini onlara göre ayarlaması, üstelik bunu bilme konusundaki statü kaygısından uzak durarak yapmasıdır, ama tevazu, düşük özgüven ya da kararsızlık değildir, çünkü kanıtı güçlü olan bir iddiayı güvenle söylemek de sınırları doğru okumanın bir parçasıdır.
Sıfır noktası
Tevazu denince akla önce, başı öne eğik, sözü kısık, kendini küçümseyen biri gelir. Bu çağrışım, tevazuyu bir kişilik tavrına çevirir. Oysa düşünmede tevazu bir üslup değil bir ilişkidir: kişi ile kendi bilgisi arasındaki ilişki.
Bu ilişkinin iki yanlış hâli var. Birinde kişi, bilgisini olduğundan geniş görür ve sınırlarını fark etmez. Ötekinde, bilgisini olduğundan dar görür ve elindeki sağlam kanıtı bile ileri sürmekten çekinir. Tevazu ikisinin de karşıtı olarak, bilginin gerçek sınırına yakın durmaktır. Nermin'in cevabı bu yüzden hem çekingen hem küstah değil: iki yıllık verinin ne kadarını taşıyabileceğini söylüyor ve ne yapılırsa sınırın genişleyeceğini gösteriyor.
Bir de şuna dikkat etmek gerekir: bir sınırı görmek ile sınırı kabul etmek aynı şey değildir. Kişi kendi sınırını içinden biliyor olabilir ve yine de dışarıya karşı, sanki yokmuş gibi konuşabilir. Tevazu, ikinci adımı da ister: sınırın konuşmaya ve karara yansıması.
Argümanın yapısı
Tevazuyu düşünmede bir erdem olarak tanımak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, tevazuyu düşük özgüvenden ayırmaktır. Düşük özgüvenli kişi, sağlam bilgisini bile ileri sürmekten çekinir. Tevazulu kişi ise sağlam olanı sağlam olduğu için söyler ve yalnız sağlam olmayanın sınırını işaret eder. Ölçüt, kişinin kendine bakışı değil, konuşmasının kanıtla uyumudur.
İkinci adım, sınırı görmektir. Kişi, bir konuda ne kadarının kanıtlanmış, ne kadarının sezgi, ne kadarının başkasından duyulmuş olduğunu ayırabilmelidir. Bu ayrım, bir iddiayı söylemeden hemen önce sorulan "bunu nereden biliyorum?" sorusuyla başlar.
Üçüncü adım, sınırı sahiplenmektir. Sınırı gören kişi, onu konuşmasına yansıtır: "buna kadar bilgi sahibiyim, ötesini bilmiyorum" der ve gerektiğinde araştırmaya ya da başka birine başvurmaya karar verir. Sınırı görüp bir şey yapmamak, tevazuyu yarım bırakır.
Dördüncü adım, güveni kanıta göre ayarlamaktır. Kanıt güçlendiğinde güven artar, zayıflarsa azalır. Kişi, aynı iddiayı bugün daha kararlı, yarın daha temkinli söyleyebilir ve ikisi de tevazuyla uyumludur. Ayarlama sürekli bir işlemdir, tek seferlik bir tavır değil.
Görüşler ve pozisyonlar
Tevazunun ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, sınır görüşüdür. Buna göre tevazu, kişinin kendi entelektüel sınırlarına dikkat etmesi ve bu sınırları sahiplenmesidir. Whitcomb ve arkadaşları bu çizgidedir ve tevazuyu, kişinin bilgisiyle ilişkisi üzerinden tanımlar.
İkinci görüş, statü görüşüdür. Buna göre tevazu, bilme konusundaki statü kaygısının yokluğudur. Roberts ve Wood bu çizgidedir ve tevazuyu, kişinin kendi bilgi durumuna değil, bilgiye dair tutkularının yönüne bakarak açıklar.
Üçüncü görüş, davranış görüşüdür. Buna göre tevazuyu tanımlamaktan çok, onun kişinin nasıl düşündüğünde ve değerlendirdiğinde bıraktığı izi ölçmek gerekir. Leary ve arkadaşları bu çizgidedir ve tevazuyu, kanıtla ve karşı görüşle ilişkide görünür bir davranış olarak inceler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Tevazuyu savunan düşünce şu cevabı verebilir. Bilgisinin sınırlarını doğru biçimde tanıyan kişi, bilmediği yerde temkinli, bildiği yerde kararlı olabilir ve bu, ikisinin de yerinde kullanılması demektir. Sınırlarını hiç görmeyen kişi güçlü görünür ve sınırı aşıldığında bunun bedelini başkalarına da ödetir.
Açık kalan sorular
Bir kişi kendi sınırlarını görmekte kötüyse, tevazu ona nasıl önerilebilir? Sınırı görmek için gereken araç, sınırın kendisi tarafından bozulmuş olabilir mi?
Bir toplulukta, kesin konuşan kişilerin daha çok dinlendiği bir ortamda, tevazulu konuşmanın bedeli kime düşer? Ortamı değiştirmek, kişinin tevazu göstermesinden önce mi gelmelidir?
Kanıtın güçlü olduğu bir konuda, tevazu adına belirsizlik payı eklemek ne zaman dürüstlük, ne zaman kaçış sayılır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışTevazuyu, düşük özgüvenle karıştırmak.
Tevazulu kişi sağlam bilgisini sağlam olduğu için güvenle söyler. Ölçüt, kişinin kendine bakışı değil, konuşmasının kanıtla uyumudur.
Yaygın yanlışTevazuyu, her görüşü eşit saymak sanmak.
Sınırını bilen kişi, güçlü ile zayıf argümanı ayırmakta daha dikkatlidir. Eşit saymak, ölçüyü gevşetir.
Yaygın yanlışSınırı görmenin yeterli olduğunu düşünmek.
Sınırı fark edip konuşmayı ve kararı değiştirmemek, tevazuyu yarım bırakır. Sahiplenmek, tepkiyi de içerir.
Yaygın yanlışTevazuyu, cümleyle ölçmek.
"Belki yanılıyorum" demek, tevazunun kanıtı değildir. Ardından bir güncelleme, bir araştırma ya da bir yön değişikliği gelmiyorsa cümle bir jesttir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Düşünmede tevazu, kişinin bilgisinin sınırlarına doğru biçimde dikkat etmesi, bu sınırları sahiplenmesi ve güvenini kanıtın gücüne göre ayarlamasıdır ve düşük özgüvenden farklıdır. Whitcomb ve arkadaşları, tevazuyu sınırların farkına varmak ve bu farkındalığa uygun biçimde tepki vermek olarak tanımladı.
Roberts ve Wood, tevazuyu bilme konusundaki statü kaygısının azlığı olarak tarif etti ve kibirle karşı karşıya koydu. Leary ve arkadaşları, tevazunun güçlü argümanı zayıftan ayırma ve bilgisini abartmama gibi ölçülebilir izler bıraktığını bildirdi.
Tevazuyu tanımak dört adımdan geçer: düşük özgüvenden ayırmak, sınırı görmek, sınırı sahiplenmek ve güveni kanıta göre ayarlamak. Tevazuya üç itiraz yöneltildi. Karar vermeyi zayıflattığı, her görüşü eşit saydığı ve ölçülemediği söylendi.
Bu yüzden tevazu, kendini küçültmek değil, güveni kanıtın taşıdığı kadar tutmaktır.
Sonraki derse köprü
Bu derste tevazunun, bilginin sınırını görmek ve onu sahiplenmek olduğunu gördük. Ama sınır çoğu zaman bir anda çizilemez. Kanıt yavaş birikir, bir metin ilk okumada açılmaz ve bir sorunun cevabı, bir yamaç için ölçüm yapıldıktan bir ay sonra gelir.
Sınırı doğru çizmek için beklemek gerekiyorsa, beklemenin de bir erdemi olmalı: acele bir cevaba sarılmadan, zor bir soruyla, anlaşılmaz bir metinle ve belirsizlikle kalabilmek.
Bir sonraki ders bu bekleyişe dönüyor. Sabır dersi, düşünme erdemi olarak sabrın ne olduğunu ve zor bir soruyla ya da yavaş gelen bir kanıtla kalmanın nasıl bir düşünme becerisi sayılabileceğini soruyor.