Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Entelektüel cesaret, korku ya da bir bedel karşısında doğruya ulaşmak için gereken düşünme ve konuşma eylemini sürdürmektir ve korkusuzluktan farklıdır. Baehr, bu cesareti korkaklık ile pervasızlık arasında bir ölçü olarak tarif etti.
Foucault, parrhesia kavramıyla, riski göze alarak ve çoğu zaman daha güçsüz bir konumdan doğruyu söylemeyi inceledi. Festinger, bilişsel uyumsuzluk kuramıyla, kişinin kanıt karşısında çelişkiyi çözmek için inancı değil çelişkiyi hafifletmeyi seçebildiğini gösterdi.
Bir eylemin cesaret sayılması dört ölçüte bağlıdır: gerçek bir bedel, doğruya hizmet, orantı ve kanıta duyarlılık. Cesarete üç itiraz yöneltildi. Ahlaki bir erdem olduğu, inada dönüşebileceği ve bedelin haksız biçimde konuşana yüklendiği söylendi.
Bu yüzden düşünmede cesaret, yalnız baskıya rağmen konuşmak değil, kanıt karşısında görüşünü bırakabilmektir de.
Açılış sahnesi
Bir sigorta şirketinde veri analisti olan Selin, yönetim kuruluna ertesi sabah sunulacak raporun son kontrolünü yapıyor. Raporun en çarpıcı grafiği, yeni bir müşteri segmentinin kârlılığını gösteriyor ve o grafiği üç ay önce Selin kendisi hazırlamıştı. Bu gece, başka bir tabloyla karşılaştırırken bir şey fark ediyor: bazı müşteriler iki kez sayılmış. Düzeltildiğinde, segmentin kârlılığı, raporun öne çıkardığı değerin yarısına iniyor.
Selin'in önünde iki yol var. Hatayı sessizce düzeltip sunumun akışını bozmayabilir ya da amirine yazıp raporun geri çekilmesini isteyebilir. Kimse hatayı görmemiş, kimse onu suçlamayacak. Ama yazarsa, üç aydır övülen çalışmanın kendi hatası olduğunu herkesin önünde kabul etmiş olacak. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının dördüncü modülünün üçüncü durağında, doğruyu söylemenin ya da görmenin bir bedeli olduğunda cesaretin düşünmedeki yerini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce cesaretin ne olduğunu, korkusuzluktan ayırarak tanımlayacağız. Cesur biri korkmayan biri değildir, korkusuna rağmen doğru olanı yapan biridir ve düşünme alanında bu, kanıtın gösterdiği yerde durmayı gerektirir.
Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Jason Baehr, entelektüel cesareti, korku karşısında iyi düşünmeyi sürdürme eğilimi olarak tanımladı. Michel Foucault, Antik Yunan'daki parrhesia geleneğini, yani riski göze alarak doğruyu söylemeyi inceledi. Leon Festinger ise bir kişinin kendi inancıyla çeliştiğinde yaşadığı rahatsızlığın, görüşünden vazgeçmeyi neden bu kadar zorlaştırdığını gösterdi.
Ardından üç itirazı tartacağız: cesaretin bir düşünme erdemi değil ahlaki bir erdem olduğu, cesaret adı altında inadın da savunulabileceği ve cesur konuşmanın bedelini yalnız konuşana yüklemenin haksız olduğu.
Sonda, cesareti yalnız büyük kahramanlıklarda değil, küçük gündelik kararlarda nasıl geliştirebileceğimize bakacağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: düşünme erdemi olarak cesaret nedir ve bir görüşün ya da bir gerçeğin bedeli olduğunda ona bağlı kalmak ne zaman erdem, ne zaman inattır?
Ölçülü iddiam şu: entelektüel cesaret, korku ya da bir bedel karşısında, doğruya ulaşmak için gereken düşünme ve konuşma eylemini sürdürmektir ve bu, hem baskıya rağmen kanıtın gösterdiğini söylemeyi hem de kanıt karşısında kendi görüşünden vazgeçmeyi kapsar, ama korkaklık ile pervasızlık arasında bir ölçü taşır ve kanıtın tartısına değil yalnız kararlılığa yaslanan bir direnme, cesaret değil inattır.
Sıfır noktası
Cesaret denince akla genellikle savaş meydanı, yangına giren itfaiyeci, tehlikeye atılan kişi gelir. Bu bedensel cesarettir. Düşünmede de bir tehlike var, ama başka türden: dışlanmak, küçük düşmek, işini ya da saygınlığını kaybetmek, yalnız kalmak ve kendi yıllarca savunduğu şeyin yanlış çıktığını kabul etmek.
Cesaret, korkusuzlukla aynı şey değildir. Korkusu olmayan biri için bedelin bir önemi yoktur ve bu yüzden ona cesur demek de anlamsızlaşır. Cesaret, korkunun ya da bedelin gerçekten hissedildiği yerde, ona rağmen doğru eylemi seçmektir. Eylemin doğru olması da şart: bir yanlışı korkusuzca savunmak cesaret sayılmaz.
Bir de ölçü meselesi var. Korkaklık, bedeli abartıp doğru olanı hiç yapmamaktır. Pervasızlık ise bedeli hiç hesaba katmadan, gereksiz yere, işe yaramayacak biçimde risk almaktır. Cesaret ikisinin arasındadır ve bu ara, her durumda yeniden tartılır.
Argümanın yapısı
Bir eylemin entelektüel cesaret sayılıp sayılamayacağını dört ölçüt sınar.
İlk ölçüt, gerçek bir korku ya da bedel olmasıdır. Kişi, eylemin karşılığında bir şey kaybedebiliyor mu? Saygınlık, ilişki, iş, rahatlık? Bedel yoksa ortada sınanan bir şey de yoktur.
İkinci ölçüt, eylemin doğruya hizmet etmesidir. Söylenen ya da savunulan şey, kanıta ve gerekçeye dayanıyor mu, yoksa yalnız dikkat çekmek, karşı çıkmak ya da kendini kanıtlamak için mi seçildi? Bedeli ağır ama gerekçesi zayıf bir çıkış, cesaret değil gösteridir.
Üçüncü ölçüt, orantıdır. Risk, kazanılacak doğruyla ve başarı ihtimaliyle orantılı mı? Küçük bir düzeltme uğruna bütün bir ilişkiyi yıkmak ya da büyük bir yanlışı görüp küçük bir sıkıntıdan kaçınmak, orantısızdır.
Dördüncü ölçüt, kanıta duyarlılıktır. Kişi bu cesareti gösterirken kanıtın kendisine ne söylediğine kulak veriyor mu, yoksa yalnızca daha önce söylediğine bağlı mı kalıyor? Yeni kanıt geldiğinde görüşünden vazgeçebilen kişi, cesareti iki yönde de kullanabilen kişidir.
Görüşler ve pozisyonlar
Cesaretin düşünmedeki yeri üzerine üç görüş var.
Birinci görüş, korku görüşüdür. Buna göre entelektüel cesaret, kişinin içindeki bir eğilimdir: korkuyu yönetme, ona rağmen iyi düşünme becerisi. Baehr bu çizgidedir ve cesareti, geliştirilebilen bir kişisel üstünlük olarak görür.
İkinci görüş, konuşma görüşüdür. Buna göre cesaret, yalnız iç bir hâl değil, bir başkasına yönelen ve bir ilişkide gerçekleşen bir eylemdir: doğruyu, güç farkı olan birine söylemek. Foucault bu çizgidedir ve cesareti, bilginin ilişkilerdeki riskiyle birlikte düşünür.
Üçüncü görüş, iç direnç görüşüdür. Buna göre asıl engel dışarıda değil, kişinin kendi inancına bağlılığındadır: insan kendi görüşünün yanlış çıkmasını, sırf o görüşe zaman ve benlik yatırdığı için, kabul etmekte zorlanır. Festinger bu çizgidedir ve cesareti, en çok vazgeçme anında arar.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Cesareti savunan düşünce şu cevabı verebilir. Doğru bilmek yeterli değildir: kişi, bildiği ya da gördüğü şeyi söylemeye ve kanıt karşısında görüşünü değiştirmeye de razı olmalıdır. Bunu yapmayan zihin, bilgisini korur ama doğrunun hizmetine sokmaz.
Açık kalan sorular
Bir kişinin cesareti, bedelin ne kadar gerçek olduğuna göre mi ölçülür? Bir amirin sert bakışından korkan ile bir işini kaybetmekten korkan aynı ölçüde cesur sayılabilir mi?
Korkunun bir bilgi olarak taşıdığı bir yan var mı? Kişinin bir görüşü söylemekten korkması, bazen o görüşün gerçekten tehlikeli ya da yanlış olduğuna işaret edebilir mi?
Cesaretin sınırı nerede çekilir? Kanıtı tam olmayan bir görüşü riskli olsa da söylemek cesaret mi, pervasızlık mı sayılır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışCesareti, korkusuzlukla eşitlemek.
Korkusu olmayan için bedel yoktur ve cesaretten söz etmek anlamsızlaşır. Cesaret, korkunun hissedildiği yerde, ona rağmen doğruyu seçmektir.
Yaygın yanlışMuhalif olmayı, cesur olmakla karıştırmak.
Bedeli ağır bir çıkış, gerekçesi zayıfsa cesaret değil gösteridir. Cesaret, doğruya hizmet etmeyi ve kanıta duyarlı kalmayı gerektirir.
Yaygın yanlışGörüşünden vazgeçmeyi zayıflık saymak.
Kanıt değiştiğinde görüşünü bırakabilmek, çoğu zaman görüşünü savunmaktan daha zordur ve Festinger'in gösterdiği iç direnci yenmeyi gerektirir.
Yaygın yanlışCesareti, yalnız büyük kahramanlıklara özgü saymak.
Doz hesabını sormak, bir hatayı bildirmek ya da bir toplantıda tek başına farklı düşündüğünü söylemek de cesaret gerektirir. Küçük kararlar, büyük olanların hazırlığıdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Entelektüel cesaret, korku ya da bir bedel karşısında doğruya ulaşmak için gereken düşünme ve konuşma eylemini sürdürmektir ve korkusuzluktan farklıdır. Baehr, bu cesareti korkaklık ile pervasızlık arasında bir ölçü olarak tarif etti.
Foucault, parrhesia kavramıyla, riski göze alarak ve çoğu zaman daha güçsüz bir konumdan doğruyu söylemeyi inceledi. Festinger, bilişsel uyumsuzluk kuramıyla, kişinin kanıt karşısında çelişkiyi çözmek için inancı değil çelişkiyi hafifletmeyi seçebildiğini gösterdi.
Bir eylemin cesaret sayılması dört ölçüte bağlıdır: gerçek bir bedel, doğruya hizmet, orantı ve kanıta duyarlılık. Cesarete üç itiraz yöneltildi. Ahlaki bir erdem olduğu, inada dönüşebileceği ve bedelin haksız biçimde konuşana yüklendiği söylendi.
Bu yüzden düşünmede cesaret, yalnız baskıya rağmen konuşmak değil, kanıt karşısında görüşünü bırakabilmektir de.
Sonraki derse köprü
Bu derste cesaretin, korkuya rağmen kanıtın gösterdiği yerde durmak olduğunu gördük. Ama cesaretin en tehlikeli hâli, kendi görüşüne fazla güvenmesidir: kanıta duyarlı olmayı bırakıp yalnız kararlılığa yaslanan biri, cesur olduğunu düşünerek inada kayabilir.
Cesareti bu kaymadan koruyan şey, kişinin kendi bilgisinin ve kendi yargısının sınırlarını bilmesidir. Doğruyu söylemeye hazır olmak, kendi yanılmış olabileceği ihtimaline de hazır olmayı gerektirir.
Bir sonraki ders bu sınıra dönüyor. Tevazu dersi, düşünme erdemi olarak tevazunun ne olduğunu ve kişinin kendi bilgisinin sınırlarını doğru biçimde tanımanın ne demek olduğunu soruyor.