Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Düşünmede adalet, bir görüşü kanıtının gücüne, söyleyeni de yeterliliğine ve dürüstlüğüne göre tartmak ve bu tartıyı kimlik, yakınlık ve çıkar sapmalarından arındırmaya çalışmaktır. Fricker, dinleyicinin kimlik önyargısı yüzünden söyleyenin sözüne düşük güven vermesini tanıksal adaletsizlik olarak adlandırdı ve bunu düzelten dinleyici erdemine tanıksal adalet dedi.
Medina, farklı bakış açılarının sürtünmesinin, bir topluluğun kör noktalarını görebilmesinin koşulu olduğunu ve sürtünmeyi ortadan kaldıran bir topluluğun kendini düzeltme gücünü yitirdiğini savundu. Dennett, Rapoport'a atfettiği dört kuralla, eleştiriden önce karşı görüşü en iyi biçimde yeniden kurmayı, uzlaşılan noktaları saymayı ve öğrenilenleri belirtmeyi gösterdi.
Adil bir tartı dört adımla kurulur: görüşü söyleyenden ayırmak, görüşü en güçlü biçimiyle kurmak, söyleyene verilen güveni kanıtla sınamak ve ağırlığı nedeniyle birlikte söylemek. Adaleti eşit ağırlık sanmak, önyargıyı düzeltmeyi ters sapmaya çevirmek ve titizliği gündelik hayatta yürütülemez saymak, üç ciddi itirazdı ve her birinin haklı bir yanı vardı.
Bu yüzden düşünmede adalet, herkese aynı ağırlığı vermek değil, herkesin sözünü aynı ölçüyle tartmaktır.
Açılış sahnesi
Bir yazılım şirketinde haftalık toplantı sürüyor. Yeni işe başlamış bir geliştirici olan Ece, veritabanı sorgularının bir kısmının gereksiz yere tekrarlandığını, bunun önbelleğe alınmasıyla sayfaların çok daha hızlı açılabileceğini söylüyor. Masadakiler başlarını sallıyor, biri "bakarız" diyor ve konu kapanıyor. Yirmi dakika sonra kıdemli mühendis Kemal, hemen hemen aynı cümlelerle aynı öneriyi yapıyor. Bu kez birkaç kişi not alıyor, yönetici de "harika bir fikir, hemen başlayalım" diyor.
Öneri değişmedi, kanıt değişmedi, yalnızca onu söyleyen kişi değişti. Toplantıdaki kimse Ece'yi haksız yere dışlamak istemedi ve içlerinden hiçbiri, kendini önyargılı biri olarak görmüyor. Yine de aynı görüş, iki ayrı ağırlıkla tartıldı. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının dördüncü modülünün ikinci durağında, adaletin yalnız mal ve hak dağıtımıyla ilgili bir kavram olmadığını, düşünmenin kendisinde de bir adalet ölçüsü bulunduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce iki nesneyi birbirinden ayıracağız: bir görüş ve o görüşü söyleyen kişi. Düşünme adaleti, bu ikisine ayrı ayrı hak ettiği ağırlığı vermeyi gerektirir ve sahnedeki hata tam olarak bu ayrımın kaybolduğu yerde doğdu.
Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Miranda Fricker, söyleyenin kimliğine dair önyargının, onun sözüne verilen güveni sessizce nasıl düşürdüğünü ve bunu düzeltmeye çalışan bir dinleyici erdemini anlattı. José Medina, farklı bakış açılarının birbirine sürtünmesinin, bir topluluğun kör noktalarını görebilmesi için neden gerekli olduğunu savundu. Daniel Dennett ise Anatol Rapoport'a atfettiği dört kuralla, bir görüşe hakkını vererek karşılık vermenin somut bir usulünü sundu.
Ardından üç itirazı tartacağız: adaletin her görüşe eşit ağırlık vermek olduğu izlenimi, önyargıyı düzeltmeye çalışmanın kendisinin de bir sapma yaratabileceği ve bu titizliğin gündelik hayatta yürütülemeyeceği.
Sonda, adil bir tartının günlük hayatta hangi küçük alışkanlıklarla kurulabileceğine bakacağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: düşünme erdemi olarak adalet nedir ve bir görüşe ya da o görüşü söyleyene hak ettiği ağırlığı vermek ne demektir?
Ölçülü iddiam şu: düşünmede adalet, bir görüşü kanıtının ve gerekçesinin gücüne, bir söyleyeni de yeterliliğine ve samimiyetine göre tartmak ve bu tartıyı söyleyenin kimliğine, yakınlığımıza ya da kendi çıkarımıza bağlı sapmalardan arındırmaya çalışmaktır, ama bu, her görüşe eşit ağırlık vermek anlamına gelmez, çünkü hak edilen ağırlık kanıtla orantılıdır ve kanıtın gücü görüşler arasında eşit değildir.
Sıfır noktası
Adalet denince akla önce mahkemeler, vergiler, paylaşımlar gelir: kime ne düştüğü, kimin neyi hak ettiği. Bu çağrışım yanlış değil, ama eksik. Bir kişiye bir şey söylerken de, onun söylediğini işitirken de, bir görüşü kabul ya da reddederken de bir tartı çalışır. Bu tartı adil ya da haksız olabilir.
İki şeyin ayrılması gerekir. Birincisi görüşün kendisidir: gerekçesi, dayandığı kanıt, kurulduğu yapı. İkincisi o görüşü söyleyen kişidir: bilgisi, deneyimi, dürüstlüğü. Bir görüşü değerlendirirken ikisini birbirine karıştırmak, tartıyı daha başında bozar. Kanıtı sağlam bir görüş, sevmediğimiz birinden gelebilir, sözü boş bir görüş de saygı duyduğumuz birinden.
Bu ayrım, söyleyenin önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Bir uzmanın alanındaki sözü, bir yabancınınkinden daha fazla ağırlık taşıyabilir ve taşımalıdır. Adalet, ağırlık farkını ortadan kaldırmak değil, o farkı doğru nedene dayandırmaktır: kimliğe değil yeterliliğe, yakınlığa değil kanıta.
Argümanın yapısı
Adil bir tartı kurmak için dört adım izlenebilir.
Birinci adım, görüşü söyleyenden ayırmaktır. Bir öneriyi, bir iddiayı ya da bir eleştiriyi duyduğunda, önce onu adı ve yüzü olmayan bir metin gibi düşün: gerekçesi ne, neye dayanıyor, hangi adımlar atlanmış? Kimin söylediğini bir kenara koyabilmek, ilk temizliktir.
İkinci adım, görüşü en güçlü biçimiyle yeniden kurmaktır. Zayıf ya da özensiz ifade edilmiş bir görüşü yenmek kolaydır, ama bu, görüşün kendisini değil, kötü bir ifadesini yenmiş olmaktır. Adil davranan kişi, karşısındakinin söylemek istediğini, onun kendi kurabileceğinden daha iyi kurmaya çalışır.
Üçüncü adım, söyleyene verilen güveni kanıtla sınamaktır. Söyleyen konuyu biliyor mu, bilecek konumda mıydı, çıkarı bu iddiayı etkiliyor mu? Bunlar, söyleyenin ağırlığını belirleyen ölçütlerdir. Yaşı, aksanı, cinsiyeti, unvanı ya da ne kadar yakın olduğu bu listede yoktur.
Dördüncü adım, ağırlığı ölçüyle verip nedenini söylemektir. Bir görüşe verilen ağırlık ne fazla ne eksik olmalı ve bu ağırlığın gerekçesi başkalarının da görebileceği bir gerekçe olmalı. "Bu öneriyi ciddiye alıyorum çünkü sorgu sayısını ölçmüş" demek, "bence iyi değil" demekten daha adildir, çünkü yanılıyorsam bunu düzeltmenin yolunu açık bırakır.
Görüşler ve pozisyonlar
Düşünmede adaletin kimin işi olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, bireysel erdem görüşüdür. Buna göre adalet, tek tek dinleyicilerin, kendi güvenilirlik yargılarını önyargıdan arındırmaya çalışan bir alışkanlığı geliştirmesidir. Fricker bu çizgidedir: sorumluluk dinleyicidedir, çünkü haksızlık, onun bir anlık yargısında doğar.
İkinci görüş, yapısal görüştür. Buna göre bireysel düzeltme gereklidir ama yetmez, çünkü önyargı kişilerden önce, hangi seslerin duyulacağını belirleyen kurumlarda ve alışkanlıklarda yaşar. Medina bu çizgidedir: topluluğun, karşı sesleri rahatsız edici olsa bile ortamda tutması gerekir.
Üçüncü görüş, usul görüşüdür. Buna göre adalet, iyi niyetli kişilerin sezgisine bırakılmamalı, tartışmanın kendi işleyişine yerleştirilmelidir. Dennett'in aktardığı Rapoport kuralları, bu çizgiyi somutlaştırır: kural, önyargıya karşı kişinin dikkatini beklemek yerine, hangi sırayla ne yapılacağını önceden belirler.
En güçlü itiraz
Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Adaleti savunan düşünce şu cevabı verebilir. Bir görüşe ve o görüşü söyleyene hak ettiğini vermek, ölçülü bir titizliktir: kanıta bakar, kimliğe bakmaz, yakınlıkla değil gerekçeyle ilgilenir. Bu tutum, herkese eşit davranmayı değil, herkesin sözünü aynı ölçüyle tartmayı ister ve iki şey aynı değildir.
Açık kalan sorular
Bir kişinin önyargısı, onun kendi fark etmediği bir yerde işliyorsa, bu önyargıyı düzeltmek için ne kadar iç gözlem yeter? Dışarıdan biri tarafından gösterilmeye ihtiyaç var mıdır?
Bir görüşü en güçlü biçimiyle yeniden kurmak, kendi görüşümüzü zayıflatma riski taşır mı ve bu riski göze almak ne zaman bir yükümlülük, ne zaman bir gönüllülük sayılır?
Uzmanlığa gösterilen güven ile kimliğe gösterilen güven arasındaki çizgi, hangi durumlarda bulanıklaşır? Bir alanda uzman sayılan kişilerin çoğu belirli bir toplumsal gruptan geliyorsa, uzmanlığa güvenmek nereye kadar tarafsız kalır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAdaleti, her görüşe eşit ağırlık vermek saymak.
Hak edilen ağırlık kanıtın gücüne göre değişir. Zayıf kanıtlı bir görüşe eşit ağırlık vermek, güçlü kanıtlı görüşü haksız yere zayıflatır.
Yaygın yanlışÖnyargıyı, yalnız kötü niyetli kişilere özgü saymak.
Açılıştaki toplantıda kimse Ece'yi dışlamak istemedi. Önyargı çoğu zaman fark edilmeden, iyi niyetli kişilerin bir anlık güven yargısında işler.
Yaygın yanlışSöyleyenin önemsiz olduğunu düşünmek.
Uzmanlık ve dürüstlük, bir sözün ağırlığını haklı olarak değiştirir. Hatalı olan, kimliği, yani yeterlilikle ilgisi olmayan bir özelliği, ağırlığın ölçüsü yapmaktır.
Yaygın yanlışBir görüşü en güçlü biçimiyle kurmayı, ona katılmak saymak.
Rapoport kuralları, karşı tarafı anlamak içindir, onunla aynı fikirde olmayı gerektirmez. Görüşü doğru anlamadan eleştirmek, hedefi ıskalamaktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Düşünmede adalet, bir görüşü kanıtının gücüne, söyleyeni de yeterliliğine ve dürüstlüğüne göre tartmak ve bu tartıyı kimlik, yakınlık ve çıkar sapmalarından arındırmaya çalışmaktır. Fricker, dinleyicinin kimlik önyargısı yüzünden söyleyenin sözüne düşük güven vermesini tanıksal adaletsizlik olarak adlandırdı ve bunu düzelten dinleyici erdemine tanıksal adalet dedi.
Medina, farklı bakış açılarının sürtünmesinin, bir topluluğun kör noktalarını görebilmesinin koşulu olduğunu ve sürtünmeyi ortadan kaldıran bir topluluğun kendini düzeltme gücünü yitirdiğini savundu. Dennett, Rapoport'a atfettiği dört kuralla, eleştiriden önce karşı görüşü en iyi biçimde yeniden kurmayı, uzlaşılan noktaları saymayı ve öğrenilenleri belirtmeyi gösterdi.
Adil bir tartı dört adımla kurulur: görüşü söyleyenden ayırmak, görüşü en güçlü biçimiyle kurmak, söyleyene verilen güveni kanıtla sınamak ve ağırlığı nedeniyle birlikte söylemek. Adaleti eşit ağırlık sanmak, önyargıyı düzeltmeyi ters sapmaya çevirmek ve titizliği gündelik hayatta yürütülemez saymak, üç ciddi itirazdı ve her birinin haklı bir yanı vardı.
Bu yüzden düşünmede adalet, herkese aynı ağırlığı vermek değil, herkesin sözünü aynı ölçüyle tartmaktır.
Sonraki derse köprü
Bu derste, adil bir tartının bir görüşe ve söyleyene hak ettiği ağırlığı verdiğini gördük. Ama tartı her zaman rahat bir sonuç vermez. Kanıtın gösterdiği yer, çoğu zaman kalabalığın durduğu yer, amirin istediği yer ya da kendi geçmişte savunduğumuz yer değildir.
Adil bir tartıya güvenmek, onun gösterdiği sonuca bir bedel ödemek gerektiğinde de bağlı kalmayı gerektirir. Rahatsız edici bir sonucu, herkes başka yöne bakarken söylemek ya da savunduğu görüşten vazgeçtiğini açıkça kabul etmek, ayrı bir güç ister.
Bir sonraki ders bu güce dönüyor. Cesaret dersi, düşünme erdemi olarak cesaretin ne olduğunu ve bir görüşün bedeli olduğunda ona bağlı kalmanın ne zaman bir erdem, ne zaman bir inat sayılacağını soruyor.