Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Örneklem, incelenen büyük bir grubun küçük bir parçasıdır ve ondan çıkan sonuç, bütüne bir sıçramadır. Huff, örneklemin seçilme biçimi yüzünden bütünden sistemli olarak farklı olabileceğini ve cevap verenlerin bütünü temsil etmeyebileceğini anlattı.
Tversky ve Kahneman, insanların küçük örneklemlerin büyük gruba benzeyeceğine gereğinden çok inandığını ve bunun sık sık yanılttığını gösterdi. Henrich, Heine ve Norenzayan, davranış bilimlerindeki örneklemlerin çoğunun belirli bir toplumdan geldiğini ve insanlığın tamamını temsil etmediğini savundu.
Bir örnekleme dört soru sorulabilir: kimlerden oluşuyor, nasıl seçilmiş, yeterince büyük mü ve hangi gruba genelleniyor. Örnekleme üç itiraz yöneltildi. Kusursuz olmadığı, küçük örneklerin de öğretebildiği ve bütün verinin sorunu ortadan kaldırdığı söylendi.
Bu yüzden örneklem, kusursuz olması beklenen bir şey olarak değil, kimin içinde kimin dışında olduğu bilinen ve sonucun kapsamını doğru çizmeyi mümkün kılan bir ölçü olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir üniversitenin mezunlar derneği, mezunlarına bir anket gönderiyor: "Mezun olduktan sonra ortalama ne kadar kazanıyorsunuz?" Dernek, cevapların ortalamasını hesaplıyor ve sonucu üniversitenin tanıtım broşürüne yazıyor: "Mezunlarımız yüksek gelir elde ediyor."
Broşürü okuyan bir öğrenci, anketin nasıl yapıldığını soruyor. Cevap şu: anket, dernekle iletişimi süren mezunlara gönderilmiş ve gönüllü olarak doldurulmuş. Öğrenci düşünüyor. İşi kötü giden bir mezun, derneğin gönderdiği bir anketi cevaplar mıydı? Dernek üyeliğinden ayrılan ve iletişimi kesen mezunlar hakkında hiçbir şey bilinmiyor.
Broşürdeki cümle, anketi cevaplayanlar için doğru olabilir. Ama cümle, bütün mezunlar hakkında söylenmiş. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının ikinci modülünün üçüncü durağında, bir sonucun dayandığı grubun nasıl seçildiğinin, sonucun neyi gösterebileceğini nasıl değiştirdiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce örneklemin ne olduğunu ve neden bir sonucun büyük bir kısmını taşıdığını göstereceğiz. Bir örneklem, incelediğimiz küçük bir gruptur. Çıkardığımız sonuç ise, çoğu zaman o küçük grubu değil, ondan çok daha büyük bir grubu anlatır. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Darrell Huff, yanlı bir örneklemin sonucu nasıl saptırdığını anlattı. Amos Tversky ile Daniel Kahneman, insanların küçük örneklerin büyük gruba benzeyeceğine gereğinden çok inandığını gösterdi. Joseph Henrich, Steven Heine ile Ara Norenzayan ise davranış bilimlerinin çalışmalarının çoğunun belirli bir toplumdan gelen kişiler üzerinde yapıldığını ve bunun genelleme sorunu doğurduğunu savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri hiçbir örneklemin kusursuz olmadığını, biri küçük örneklerden de öğrenilebileceğini, üçüncüsü de bütün veriye sahip olunan durumlarda örneklem sorununun ortadan kalktığını söylüyor.
Sonda bir sonuç gördüğümüzde örneklemi nasıl sorgulayabileceğimize bakacağız. Bu bakış, örneklem sorusunu bir güvensizlik değil, sonucun kapsamını doğru çizmenin yolu olarak gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir küçük gruptan çıkan sonuç, ne zaman ve ne kadar büyük bir gruba genellenebilir ve örneklemin hangi özellikleri bunu belirler?
Ölçülü iddiam şu: bir sonucun genellenebilmesi, örneklemin büyüklüğüne, nasıl seçildiğine ve genellenmek istenen gruba ne kadar benzediğine bağlıdır ve bunlardan hiçbiri tek başına yeterli değildir, bu yüzden bir sonucu okurken örneklemin kime benzediğini ve kimin dışarıda kaldığını sormak gerekir, ama kusursuz olmayan bir örneklem, değersiz bir örneklem değildir.
Sıfır noktası
Bir örneklem, incelenen büyük bir grubun, yani evrenin, küçük bir parçasıdır. Bütün seçmenleri sormak yerine bin seçmene sorarız. Bir ilacı bütün hastalarda denemek yerine birkaç yüz hastada deneriz. Örneklem, bütünü incelemek imkânsız ya da çok pahalı olduğunda başvurulan bir kolaylıktır.
Bu kolaylığın bir bedeli vardır: örneklemden çıkan sonuç, bütüne bir sıçramadır. Küçük gruptan büyük gruba giden bu sıçramanın ne kadar sağlam olduğu, örneklemin kalitesine bağlıdır. Kaliteyi belirleyen üç şey öne çıkar: örneklemin ne kadar büyük olduğu, nasıl seçildiği ve bütüne ne kadar benzediği.
Bunların ikincisi, çoğu zaman gözden kaçar. Büyük bir örneklem, yanlı seçilmişse, küçük ama iyi seçilmiş bir örneklemden daha yanıltıcı olabilir. Bir milyon kişiye sorulmuş bir soru, yalnızca belirli bir kesime ulaşıyorsa, bir milyon kişinin sesi bütünün sesi değildir.
Argümanın yapısı
Bir sonucun dayandığı örneklemi değerlendirirken, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: örneklem kimlerden oluşuyor? Sayı, yaş, bölge, gelir ve benzeri özellikler açısından kimler var ve kimler yok? Örneklemi tanımlamak, ilk adımdır.
İkinci soru: örneklem nasıl seçilmiş? Rastgele mi seçilmiş, yoksa gönüllü olanlar ve ulaşılabilenler mi? Cevap verenlerin, vermeyenlerden sistemli biçimde farklı olma ihtimali var mı?
Üçüncü soru: örneklem yeterince büyük mü? Küçük örneklemlerde sonuçlar rastlantıyla çok oynar. Ama büyüklük, yanlılığı düzeltmez.
Dördüncü soru: sonuç hangi gruba genelleniyor ve o grup, örnekleme ne kadar benziyor? Kırk üniversite öğrencisinden çıkan sonucu, bütün yetişkinlere genellemek, bir sıçramadır ve bu sıçramanın gerekçesi gösterilmelidir.
Bu yapı, örneklem sorusunun bir kusur avı değil, sonucun kapsamını doğru çizmenin yolu olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Örneklem sorununun özü konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, seçim görüşüdür. Buna göre örneklemin asıl sorunu, nasıl seçildiğidir: cevap veren ve vermeyen arasında sistemli bir fark varsa, örneklem büyük olsa bile sonuç saptırılır. Huff bu çizgidedir.
İkinci görüş, büyüklük görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş seçim biçimine bakıyor. Bu görüş, küçük örneklemlerin rastlantıyla oynadığını ve insanların bu oynamayı küçümsediğini söyler. Tversky ve Kahneman bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, kapsam görüşüdür. Oysa ilk iki görüş örneklemin içinde olup bitene bakıyor. Bu görüş, örneklemin ne kadar iyi seçilmiş olursa olsun, yalnızca geldiği gruba ait olduğunu ve başka gruplara genellenmesinin ayrıca gerekçelendirilmesi gerektiğini söyler. Henrich, Heine ve Norenzayan bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Örneklem üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Örneklemi savunan düşünce şu cevabı verebilir. Örneklem, bütünü bilmenin imkânsız olduğu yerde, bütünü tahmin etmenin en iyi yolu olmaya devam eder. Sorun, örneklem kullanmak değil, örneklemin neyi temsil ettiğini sormadan sonuç çıkarmaktır. Kim var, kim yok, nasıl seçildi, kaç kişi ve hangi gruba genelleniyor sorularını sormak, örneklemin gücünü ve sınırını aynı anda gösterir.
Açık kalan sorular
Bir örneklemin genellenmek istenen gruba ne kadar benzediğini, genelleme yapmadan önce nasıl bilebiliriz? Benzerliği bilmek için, bütün grup hakkında bir şey bilmemiz gerekmez mi?
Küçük ama derinlemesine incelenmiş bir vaka ile büyük ama yüzeysel bir örneklem arasında, hangisi daha çok şey söyler? Bu, sorunun ne olduğuna mı bağlıdır?
Örneklemde olmayanların, yani cevap vermeyenlerin ve kayıtlara girmeyenlerin sesi, sonuca nasıl katılabilir? Görünmeyen bir grubu hesaba katmanın bir yolu var mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBüyük örneklemi, iyi örneklem saymak.
Büyüklük, yanlılığı düzeltmez. Yanlı seçilmiş büyük bir örneklem, iyi seçilmiş küçük bir örneklemden daha yanıltıcı olabilir.
Yaygın yanlışBirkaç örnekten genel sonuç çıkarmak.
Tversky ve Kahneman'ın gösterdiği gibi, küçük örneklemler büyük gruba çok benzemez ve rastlantıyla çok oynar. Üç örnek bir hikâye kurar ama bir sonuç kurmaz.
Yaygın yanlışCevap verenleri, bütünün sesi saymak.
Cevap vermeyenler, cevap verenlerden sistemli biçimde farklı olabilir. Örneklemin bir parçası olmayan, sonuç için önemli olabilir.
Yaygın yanlışKendi çevremizi, insanlığın örneklemi saymak.
Henrich, Heine ve Norenzayan'ın uyarısı, bir toplumdaki katılımcıların, bütün insanlığı temsil etmediğini gösterir. "İnsanlar böyledir" cümlesi, hangi insanlardan bahsettiğini söylemelidir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Örneklem, incelenen büyük bir grubun küçük bir parçasıdır ve ondan çıkan sonuç, bütüne bir sıçramadır. Huff, örneklemin seçilme biçimi yüzünden bütünden sistemli olarak farklı olabileceğini ve cevap verenlerin bütünü temsil etmeyebileceğini anlattı.
Tversky ve Kahneman, insanların küçük örneklemlerin büyük gruba benzeyeceğine gereğinden çok inandığını ve bunun sık sık yanılttığını gösterdi. Henrich, Heine ve Norenzayan, davranış bilimlerindeki örneklemlerin çoğunun belirli bir toplumdan geldiğini ve insanlığın tamamını temsil etmediğini savundu.
Bir örnekleme dört soru sorulabilir: kimlerden oluşuyor, nasıl seçilmiş, yeterince büyük mü ve hangi gruba genelleniyor. Örnekleme üç itiraz yöneltildi. Kusursuz olmadığı, küçük örneklerin de öğretebildiği ve bütün verinin sorunu ortadan kaldırdığı söylendi.
Bu yüzden örneklem, kusursuz olması beklenen bir şey olarak değil, kimin içinde kimin dışında olduğu bilinen ve sonucun kapsamını doğru çizmeyi mümkün kılan bir ölçü olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir sonucun dayandığı grubun nasıl seçildiğinin, sonucun kapsamını belirlediğini gördük. Anketi yanıtlayan mezunlar, bütün mezunlar değildi. Ama örneklemi düzelttiğimizde bile bir soru kalır: örneklemde iki şey birlikte görülüyorsa, biri ötekinin nedeni midir?
Yüksek gelirli mezunların anketi daha çok cevaplaması, gelirin ankete cevap vermeye yol açtığını ya da ankete cevap vermenin geliri artırdığını mı gösterir? Yoksa üçüncü bir şey, ikisine birden mi yol açıyor? İki şeyin birlikte görülmesi, birinin ötekini doğurduğu anlamına gelmez.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Korelasyon ve nedensellik dersi, iki şeyin birlikte görülmesinden, birinin ötekine yol açtığı sonucuna varmanın ne zaman yanıltıcı olduğunu soruyor.