Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Uzmanlık, bir alanda uzun ve geri bildirimli bir deneyimle oluşan bilgi ve beceridir ve bir unvandan farklıdır. Goldman, uzman olmayan bir kişinin, argümanlara, meslektaş onayına, kurumsal belgelere, çıkarlara ve başarı kaydına bakarak uzmanı dolaylı olarak değerlendirebileceğini savundu.
Kahneman ve Klein, sezgisel uzmanlığın, düzenli bir çevrede ve uzun bir uygulamayla geri bildirim alınarak öğrenildiğinde güvenilir olduğunu gösterdi. Collins ve Evans, uzmanlığın bir pratiğe katılarak edinildiğini ve işi yapabilmekle o işin dilini bilmenin ayrı uzmanlıklar olduğunu anlattı.
Bir uzmana dört soru sorulabilir: bu konuda uzman mı, çevresi düzenli mi, başka uzmanlar ne diyor ve çıkarı ile geçmişi nedir. Uzmanlığa üç itiraz yöneltildi. Demokrasiye zarar verdiği, uzmanların yanıldığı ve yaşayarak öğrenenleri dışladığı söylendi.
Bu yüzden uzmanlık, gerçek ama sınırlı bir bilgi olarak, konuya, çevreye ve pratiğe göre ağırlık verilerek yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir çiftlikte, bir tarım mühendisi, çiftçiye toprağın nemine bakarak hangi gün ekim yapması gerektiğini anlatıyor. Çiftçi dinliyor ama içine sinmiyor. Elli yıldır aynı tarlada çalışıyor ve rüzgârın yönü ile kuşların davranışına bakarak yaptığı tahminler, çoğu yıl tutuyor.
Mühendis bir tabloyu gösteriyor, çiftçi tarlanın kenarındaki bir çukuru. O çukurda su tutan bir yer var ve bunu ne mühendisin tablosu ne de laboratuvarı biliyor. Çiftçi, çukuru kimseye göstermemişti. Mühendis bir an duruyor ve tarlanın haritasına o çukuru ekliyor. Ekim tarihi, iki gün kayıyor.
İkisi de uzmandı ama ayrı şeylerde. Birinin bilgisi bir okulda ve bir laboratuvarda oluşmuştu, ötekininki bir tarlada ve elli yılda. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının ikinci modülünün ikinci durağında, bir konuda uzman olmanın ne demek olduğunu ve uzmanın sözüne ne ölçüde güvenmemiz gerektiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce uzmanlığın bir unvandan ayrıldığını göstereceğiz. Bir kişi, bir unvana sahip olup bir konuda uzman olmayabilir, bir unvanı olmadığı hâlde uzman olabilir. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Alvin Goldman, uzman olmayan bir kişinin, hangi uzmana güveneceğini nasıl seçebileceğini sordu. Daniel Kahneman ile Gary Klein, sezgisel uzmanlığın hangi koşullarda güvenilir olduğunu tartıştı. Harry Collins ile Robert Evans ise uzmanlığın türlerini ayırdı ve bir işi yapabilmekle o iş hakkında konuşabilmenin ayrı yetenekler olduğunu gösterdi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri uzmanlığa dayanan bir yönetimin demokrasiye zarar verdiğini, biri uzmanların da sık sık yanıldığını, üçüncüsü de uzmanlığın yalnız okul ve unvanla tanımlanmasının, yaşayarak öğrenenleri dışladığını söylüyor.
Sonda bir uzmanın sözüne nasıl bir ölçüyle güvenebileceğimize bakacağız. Bu bakış, uzmanlığı bir kişinin özelliği olarak değil, bir konudaki, bir çevredeki ve bir derecedeki bilgi olarak gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir konuda uzman olmak ne demektir ve uzman olmayan bir kişi, bir uzmana ne zaman ve ne ölçüde güvenebilir?
Ölçülü iddiam şu: uzmanlık, bir alanda uzun ve geri bildirimli bir deneyimle oluşan ve o alanda güvenilir sonuçlar verebilen bilgi ve beceridir, ama hiçbir uzmanlık her konuda ve her çevrede güvenilir değildir, bu yüzden uzmana güven, uzmanın unvanına değil, konuya, çevreye ve elimizdeki doğrulama işaretlerine göre verilir.
Sıfır noktası
Uzman sözcüğü, günlük dilde çoğu zaman bir unvana ya da bir mesleğe işaret eder: bir doktor, bir mühendis, bir profesör. Bu kullanım pratik bir kolaylıktır ama uzmanlığın ne olduğunu göstermez. Bir unvan, bir eğitimin tamamlandığını gösterir. Uzmanlık ise, bir alanda uzun süre çalışmış ve o alanın sorunlarını çözmeyi öğrenmiş olmaktır.
Bu iki şey çoğu zaman birlikte gider ama her zaman değil. Bir unvan sahibi, yıllardır aynı sorunla karşılaşmamış ve becerisini yitirmiş olabilir. Bir unvanı olmayan kişi, bir zanaatı ya da bir bölgeyi yıllardır çalışarak, o konuda derin bir bilgiye sahip olabilir.
Bir de şu ayrım var: uzmanlık bir konuya aittir. Bir cerrah, ameliyat konusunda uzmandır ve bir borsa tahmini konusunda sıradan bir görüş sahibidir. Bir fizikçi, fizik konusunda uzmandır ve iklim konusunda o alanın kendi uzmanlarına başvurmak zorundadır. Uzman olmak, bir konuda uzman olmaktır.
Argümanın yapısı
Bir uzmanın sözüne güvenip güvenmemeyi değerlendirirken, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: bu kişi, bu tam konuda uzman mı? Uzmanlığın konusu ve bu kişinin konusu örtüşüyor mu? Bir alanda uzman olmak, komşu bir alanda uzman olmak anlamına gelmez.
İkinci soru: bu uzmanlığın oluştuğu çevre, güvenilir sonuç vermeye elverişli mi? Uzman, sonuçları kendisine geri dönen, düzenli örüntüleri olan bir alanda mı çalışıyor, yoksa sonuçların çok belirsiz olduğu ve geri bildirimin geciktiği bir alanda mı?
Üçüncü soru: bu konuda başka uzmanlar ne diyor? Uzmanın söylediği, kendi alanındaki meslektaşların genel görüşüyle uyuşuyor mu, yoksa bunun dışında mı?
Dördüncü soru: bu uzmanın çıkarı ne ve geçmiş başarı kaydı nasıl? Söylediği şeyin sonucundan kazanç sağlıyor mu ve daha önceki öngörüleri tuttu mu?
Bu yapı, uzmana güvenmenin, uzmanı sınamak değil, güvenin gerekçelerini toplamak olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Uzmanlığın ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, dolaylı sınama görüşüdür. Buna göre uzmanlığı doğrudan ölçemeyen kişi, argümanlara, meslektaş onayına, kurumsal belgelere, çıkarlara ve başarı kaydına bakarak uzmanlığı dolaylı olarak değerlendirebilir. Goldman bu çizgidedir.
İkinci görüş, çevre görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş uzmanı dışarıdan sınıyor. Bu görüş, uzmanlığın güvenilirliğinin, uzmanın çalıştığı çevrenin düzenliliğine ve geri bildirim imkânına bağlı olduğunu söyler. Kahneman ve Klein bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, pratik görüşüdür. Oysa ilk iki görüş uzmanlığı bir sınama ya da koşul olarak ele alıyor. Bu görüş, uzmanlığın bir topluluğun pratiğine katılarak edinildiğini ve farklı katılım biçimlerinin farklı uzmanlıklar doğurduğunu söyler. Collins ve Evans bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Uzmanlık üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Uzmanlığı savunan düşünce şu cevabı verebilir. Uzmanlık gerçektir ama sınırlıdır: bir konuya, bir çevreye ve bir pratiğe aittir. Uzmana güvenmek, körü körüne teslim olmak değil, dört soruyla gerekçeli güven vermektir. Uzmanlığın türlerini ve sınırlarını bilmek, hem uzmanlara hem de yaşayarak öğrenenlere hak ettikleri ağırlığı vermeyi mümkün kılar.
Açık kalan sorular
Bir alanın düzenli bir çevre olup olmadığını, o alan hakkında uzman olmayan bir kişi nasıl anlayabilir? Bunu anlamak için de bir uzmanlık gerekmez mi?
Bir uzmanın kendi uzmanlığının sınırını bilmesi ne kadar mümkün? Uzman, kendi alanının dışına çıktığında bunu fark eder mi?
Uzmanlar arasında bir uzlaşma olmadığında, uzman olmayan kişi ne yapmalı? Bu durumda meslektaş onayı, güvenilir bir işaret olmaktan çıkar mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışUzmanlığı, unvanla eşitlemek.
Bir unvan, bir eğitimin tamamlandığını gösterir. Uzmanlık ise bir alanda uzun bir uygulamayla oluşan bilgi ve beceridir. İkisi çoğu zaman birlikte gider ama her zaman değil.
Yaygın yanlışBir alanda uzman olanı, her alanda uzman saymak.
Uzmanlık konuya bağlıdır. Bir alanda güvenilir olan kişi, komşu bir alanda sıradan bir görüş sahibi olabilir.
Yaygın yanlışUzman sezgisini, her çevrede güvenilir saymak.
Kahneman ve Klein'ın koşulları, sezginin ancak düzenli çevrelerde ve geri bildirimle öğrenildiğinde güvenilir olduğunu gösterir. Belirsiz ve gecikmeli sonuçlar olan alanlarda, uzman kendinden emin olsa bile yanılabilir.
Yaygın yanlışUzmana güvenmemeyi, eleştirel düşünce saymak.
Uzmana güvenmek, çoğu zaman akla uygun bir tutumdur. Eleştirel düşünce, güvenin gerekçelerini sormaktır, hiç güvenmemek değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Uzmanlık, bir alanda uzun ve geri bildirimli bir deneyimle oluşan bilgi ve beceridir ve bir unvandan farklıdır. Goldman, uzman olmayan bir kişinin, argümanlara, meslektaş onayına, kurumsal belgelere, çıkarlara ve başarı kaydına bakarak uzmanı dolaylı olarak değerlendirebileceğini savundu.
Kahneman ve Klein, sezgisel uzmanlığın, düzenli bir çevrede ve uzun bir uygulamayla geri bildirim alınarak öğrenildiğinde güvenilir olduğunu gösterdi. Collins ve Evans, uzmanlığın bir pratiğe katılarak edinildiğini ve işi yapabilmekle o işin dilini bilmenin ayrı uzmanlıklar olduğunu anlattı.
Bir uzmana dört soru sorulabilir: bu konuda uzman mı, çevresi düzenli mi, başka uzmanlar ne diyor ve çıkarı ile geçmişi nedir. Uzmanlığa üç itiraz yöneltildi. Demokrasiye zarar verdiği, uzmanların yanıldığı ve yaşayarak öğrenenleri dışladığı söylendi.
Bu yüzden uzmanlık, gerçek ama sınırlı bir bilgi olarak, konuya, çevreye ve pratiğe göre ağırlık verilerek yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir uzmanın sözüne güvenmenin, uzmanın konusuna, çevresine ve doğrulama işaretlerine bağlı olduğunu gördük. Goldman'ın beşinci işareti, uzmanın geçmişteki başarı kaydı, bir şeyi daha gösteriyordu: bir uzman genellikle bir veriye dayanarak konuşur ve o veri, sınırlı sayıda örnekten gelir. Hekimin ilaç hakkındaki sözü, daha önce görülmüş hastaların sonuçlarına dayanır.
Bir uzman "bu ilaç çoğu hastada işe yarar" dediğinde, çoğu kaç kişi, hangi hastalar ve nasıl seçilmiş? Bir sonuç, bir gruptan gelir ve o grup, bütün gruba benzemeyebilir. Uzmanın sözünü tartmak, dayandığı örneği tartmayı da gerektirir.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Örneklem dersi, bir sonucun dayandığı grubun nasıl seçildiğinin, sonucu ne kadar değiştirebileceğini soruyor.