Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kanıt istemek, bir iddiaya inanmadan önce ona neyin dayanak olduğunu sormaktır ve bir kişiye karşı değil, bir iddiaya yöneliktir. Haack, bir inancın gerekçesinin bir bulmaca gibi çok yönlü olduğunu ve tek bir kanıtın tek başına yetmediğini anlattı.
Mercier ve Sperber, aklın en iyi başkalarının iddialarını değerlendirirken çalıştığını ve insanların kendi tarafını kayırdığını gösterdi. Tannen, kanıt istemenin bir tartışma kültürü içinde çoğu zaman bir saldırıya dönüştüğünü ve başka konuşma biçimlerinin mümkün olduğunu savundu.
Kanıt isteme dört adımda yapılabilir: iddiayı anlamak, kanıtı ne olarak istediğini söylemek, gelen kanıtı çok yönlü desteğiyle tartmak ve kararı yeniden düşünmek. Ona üç itiraz yöneltildi. İlişkileri zedelediği, her şeye kanıt istemenin imkânsız olduğu ve bir geciktirme taktiği olabileceği söylendi.
Bu yüzden kanıt isteme, bir saldırı değil, hem iddiayı hem kendi inancımızı sınayan ve ölçülü, ölçütü baştan söylenen bir iş birliği olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir apartman yönetimi toplantısında, bir sakin ayağa kalkıp şunu söylüyor: "Asansör firmasının fiyatı çok yüksek. Bu iş çok daha ucuza yapılır." Yönetici hemen karşılık veriyor: "Kanıtın nerede? Sen bunu nereden biliyorsun?" Sakin, sesindeki sertliği fark edip oturuyor ve bir daha konuşmuyor.
Bir hafta sonra, aynı sakin bir arkadaşına apartmanın fazla ödediğini anlatıyor. Meğer bir komşusundan üç ayrı teklif almış. Rakamlar elinde. Toplantıda söyleyememişti, çünkü sorulan soru bir cevap istemiyor, bir sınav gibi geliyordu.
Yönetici kanıt istemekte haklıydı: iddia edilen şey, apartmanın parasını ilgilendiriyordu. Ama istenme biçimi, kanıtı ortaya çıkarmak yerine bastırdı. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının ilk modülünün son durağında, bir iddia karşısında kanıtı nasıl isteyebileceğimizi ve bunu hangi biçimde yaptığımızın sonucu nasıl değiştirdiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce kanıt istemenin ne olduğunu ve neden bir sınav olmak zorunda olmadığını göstereceğiz. Kanıt istemek, bir iddiaya inanmadan önce ona neyin dayanak olduğunu öğrenmektir. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Susan Haack, bir iddiaya verilen kanıtın bir bulmaca gibi çok yönlü desteklenmesi gerektiğini anlattı. Hugo Mercier ile Dan Sperber, aklın en iyi başkalarının iddialarını değerlendirirken çalıştığını, kendimizinkini değerlendirirken tembelleştiğini savundu. Deborah Tannen ise kanıt isteme biçimimizin, bir tartışma kültüründen nasıl etkilendiğini gösterdi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri sürekli kanıt istemenin ilişkileri zedelediğini, biri her şeye kanıt istemenin imkânsız olduğunu, üçüncüsü de kanıt istemenin bir tartışmayı bitirme ya da geciktirme taktiği olabileceğini söylüyor.
Sonda kanıt istemenin günlük yaşamda nasıl yapılabildiğine bakacağız. Bu bakış, kanıt istemeyi bir saldırı değil, bir iş birliği olarak kurmanın yollarını arayacak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir iddia karşısında kanıt istemek ne demektir ve bunu, iddia sahibini savunmaya itmeden ve iddiayı sınamadan bırakmadan nasıl yapabiliriz?
Ölçülü iddiam şu: kanıt istemek, bir iddiaya inanmadan önce ona neyin dayanak olduğunu, bu dayanağın ne kadar çok yönden desteklendiğini ve iddiayı sınamanın hangi yolunun olduğunu sormaktır, ve bunu sormanın biçimi, alınacak kanıtın niteliğini de değiştirir, bu yüzden iyi kanıt isteme, hem talebin içeriğine hem tonuna özen gösterir.
Sıfır noktası
Kanıt isteme, günlük dilde çoğu zaman bir itiraz gibi anlaşılır: "Kanıtın nerede?" Bu cümle, karşıdakinin haksız olduğunu varsayan bir savunma dili taşır. Oysa kanıt istemenin daha yalın bir anlamı var: bir iddiaya inanıp inanmamaya karar vermek için ona neyin dayanak olduğunu öğrenmek istemek.
Bu ikinci anlamda kanıt isteme, bir kişiye karşı değil, bir iddiaya yöneliktir. Karşıdakinin kanıtı varsa, ona bir söz hakkı verir. Kanıtı yoksa, bunu birlikte görmeyi mümkün kılar. Her iki durumda da, bir iddiaya inanma kararı, gerekçelerine bağlanır.
Bir de şu ayrım var: kanıt istemek ile kanıt beklemek arasındaki fark. Kanıt isteyen kişi, kendi tarafında da bir yük taşır: aldığı kanıtı dinlemeye, tartmaya ve gerekirse fikrini değiştirmeye hazır olmalıdır. Kanıt isteyip de hiçbir kanıtı yeterli bulmamak, kanıt istemek değil, reddetmektir.
Argümanın yapısı
Bir iddia karşısında kanıt isterken, dört adımlı bir sıra izlenebilir.
Birinci adım: iddiayı anlamak. Kanıt istemeden önce, iddianın tam olarak ne söylediğini ve neyi kapsadığını anlamak gerekir. İddianın sınırı belli değilse, hangi kanıtın uygun olduğu da belli olmaz.
İkinci adım: kanıtı ne olarak istediğini söylemek. "Kanıtın nerede?" yerine, "Bunu nasıl öğrendin?" ya da "Bu konuda ne gördün?" gibi bir soru, karşıdakine bir anlatı imkânı verir. Ne tür bir kanıt aradığını söylemek de yardımcı olur: bir gözlem, bir belge, bir uzman görüşü ya da bir karşılaştırma.
Üçüncü adım: gelen kanıtı, çok yönlü desteğiyle tartmak. Kanıt tek bir yerden mi geliyor, yoksa bağımsız kaynaklardan mı? Diğer bildiklerimizle uyumlu mu? İlgili bir kanıt, hesaba katılmadan mı bırakılmış?
Dördüncü adım: kanıta göre kararı yeniden düşünmek. Kanıt, ne kadar ikna edici olduğuna göre, inancı güçlendirir, zayıflatır ya da değiştirmez. Kanıtı aldıktan sonra kararı yeniden düşünmemek, kanıt istemenin amacını boşa çıkarır.
Bu yapı, kanıt istemenin bir kural olmaktan çok, bir üslup ve bir alışkanlık olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Kanıt istemenin ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, yapı görüşüdür. Buna göre kanıt istemek, bir iddianın nasıl desteklendiğini, yani kanıtın kaç yönden ve ne kadar bağımsız geldiğini sormaktır. Haack bu çizgidedir.
İkinci görüş, toplumsal akıl görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş kanıtın yapısına bakıyor. Bu görüş, kanıt istemenin, insan aklının en iyi çalıştığı yer olduğunu, çünkü insanların kendi zayıf noktalarını başkalarının sorularıyla görebildiğini söyler. Mercier ve Sperber bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, üslup görüşüdür. Oysa ilk iki görüş kanıt istemenin içeriğine bakıyor. Bu görüş, kanıtın hangi tonla ve hangi çerçevede istendiğinin, alınacak kanıtı değiştirdiğini söyler. Tannen bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Kanıt isteme üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Kanıt istemeyi savunan düşünce şu cevabı verebilir. Kanıt isteme, bir inanç kararını gerekçelere bağlamanın en temel yoludur ve bunu doğru yapmanın bir üslubu vardır. Ne kadar kanıt isteneceğini iddianın önemi belirler. Hangi kanıtın ikna edeceğini önceden söylemek, taktikle kanıt istemeyi ayırır. Soruyu bir merakla sormak, kanıtı bastırmak yerine ortaya çıkarır.
Açık kalan sorular
Bir kanıtın yeterli olup olmadığına kim karar verir? İki kişi aynı kanıta bakıp biri ikna olup ötekinin olmaması, kanıtın yetersizliği midir yoksa kişilerin başlangıç inançlarının farkı mı?
Kendi iddiamıza kanıt isterken, kendi tarafımızı kayırma eğilimini nasıl dengeleriz? Bir başkasının bize sormasına ihtiyaç duymadan yapılabilir mi?
Kanıt istemenin sosyal bedeli, farklı konumlardaki kişiler için aynı mı? Bir işyerinde en altta bulunan biri, kanıt istediğinde aynı sonuçlarla karşılaşır mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKanıt istemeyi, iddia sahibini yalancı saymak olarak yapmak.
Kanıt isteme, karşıdaki kişinin dürüstlüğünü değil, iddianın dayanağını sorar. Ton, bu ayrımı korumalıdır.
Yaygın yanlışTek bir kanıtı, yeterli saymak.
Haack'ın bulmaca benzetmesi, gerekçenin çok yönlü olduğunu gösterir. Tek bir kaynaktan gelen tek bir kanıt, kesişen destekler olmadan zayıf kalabilir.
Yaygın yanlışKendi iddiamız için kanıt isteyip başkalarınınkiler için istememek ya da tersini yapmak.
Mercier ve Sperber'in gösterdiği eğilim, insanların kendi iddialarına kolay, başkalarınınkine sert davrandığıdır. Aynı ölçütü iki tarafa da uygulamak gerekir.
Yaygın yanlışHangi kanıtın ikna edeceğini söylemeden kanıt istemek.
Ne olursa ikna olacağını söylemeyen kişi, her kanıtı yetersiz bularak tartışmayı sonsuza uzatabilir. Ölçütü önceden söylemek, kanıt istemeyi dürüst kılar.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kanıt istemek, bir iddiaya inanmadan önce ona neyin dayanak olduğunu sormaktır ve bir kişiye karşı değil, bir iddiaya yöneliktir. Haack, bir inancın gerekçesinin bir bulmaca gibi çok yönlü olduğunu ve tek bir kanıtın tek başına yetmediğini anlattı.
Mercier ve Sperber, aklın en iyi başkalarının iddialarını değerlendirirken çalıştığını ve insanların kendi tarafını kayırdığını gösterdi. Tannen, kanıt istemenin bir tartışma kültürü içinde çoğu zaman bir saldırıya dönüştüğünü ve başka konuşma biçimlerinin mümkün olduğunu savundu.
Kanıt isteme dört adımda yapılabilir: iddiayı anlamak, kanıtı ne olarak istediğini söylemek, gelen kanıtı çok yönlü desteğiyle tartmak ve kararı yeniden düşünmek. Ona üç itiraz yöneltildi. İlişkileri zedelediği, her şeye kanıt istemenin imkânsız olduğu ve bir geciktirme taktiği olabileceği söylendi.
Bu yüzden kanıt isteme, bir saldırı değil, hem iddiayı hem kendi inancımızı sınayan ve ölçülü, ölçütü baştan söylenen bir iş birliği olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste kanıt istemenin, kanıtın kaç yönden desteklendiğine ve nasıl istendiğine bağlı olduğunu gördük. Üç teklif, tek tekliften daha güçlüydü. Ama bir şey daha vardı: üç teklifin bağımsız kaynaklardan gelmesi. Aynı firmadan üç ayrı isimle gelen teklif, üç kanıt sayılmazdı.
Bir kanıt istediğinde ve aldığında, sıradaki soru, kanıtı kimin verdiği ve ona ne kadar güvenilebileceği oluyor. Bir teklif, bir belge, bir uzman görüşü ya da bir haber, kaynağının niteliğine göre farklı bir ağırlık taşıyor. Aynı cümle, iki kaynaktan ayrı bir güvenle karşılanabilir.
Bir sonraki ders yeni bir modülün ilk adımı. Kanıt değerlendirme modülü, kaynak güvenilirliğiyle başlıyor: bir kaynağın ne zaman güvenilir sayılabileceğini ve bunu hangi işaretlere bakarak değerlendirebileceğimizi soruyor.