İçeriğe geç

P01-D01-M01-04·Açık düşünme

Soru sorma

temel2.126 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir soru, yalnız bilgi istemez, cevabın biçimini, baştan verilen varsayımları ve karşıdakiyle kurulan ilişkiyi de belirler. Russell, soruların değerinin cevaplarında değil, düşünceyi olası olana doğru genişletmesinde yattığını savundu.

Hintikka, soruşturmayı bir soru sorma oyunu olarak çözümledi ve asıl sorunun, cevaplanabilir yardımcı sorulara bölünmesi gerektiğini gösterdi. Schein, cevabı önceden bilinmeyen ve karşıdakini dinlemeye açık alçakgönüllü sorunun, bir ilişkinin kurulma biçimi olduğunu söyledi.

İyi bir soru dört adımda kurulabilir: amaç seçmek, varsayımı görmek, büyük soruyu bölmek ve karşıdakine alan açmak. Soru sormaya üç itiraz yöneltildi. Bilgisizlik göstergesi olduğu, masum olmadığı ve cevabı erteleyen bir kılıf olabileceği söylendi.

Bu yüzden soru sormak, cevabın yerini alan bir şey olarak değil, cevabın kalitesini belirleyen ve taşıdıklarını bilerek kurulan bir alışkanlık olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir hastanede, iki hemşire aynı hastaya aynı sabah bir soru soruyor. Birincisi hızlıca, dosyaya bakarak şunu soruyor: "Ağrınız yok, değil mi?" Hasta, "Yok" diyor. İkincisi hastanın yanına oturuyor ve şöyle soruyor: "Bu sabah kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"

Hasta bir an düşünüyor ve gece boyunca sol omzunda bir sızı olduğunu, ama önemli olmadığını düşündüğü için söylemediğini anlatıyor. Sızı, o gün yapılan bir tetkik sonucunda ciddi bir soruna işaret ediyor.

İki soru aynı bilgiyi istiyordu ama ikisi aynı bilgiyi getirmedi. Birincisi, cevabı kendi içinde taşıyordu: "değil mi" ile biten bir soru, hastaya evet demeyi kolay, ağrıyı anlatmayı zor kılıyordu. İkincisi bir alan açtı. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının dördüncü durağında, iyi bir sorunun nasıl kurulduğunu ve bir sorunun neyi mümkün ya da imkânsız kıldığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce sorunun bir bilgi isteği olmaktan fazlası olduğunu göstereceğiz. Bir soru, hangi cevapların kabul edileceğini, hangi varsayımların baştan verileceğini ve karşıdaki kişinin ne kadar rahat konuşacağını da belirler. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Bertrand Russell, soruların değerinin cevaplarından bağımsız olarak, düşünceyi genişletmesinde yattığını savundu. Jaakko Hintikka, soruşturmayı bir soru sorma oyunu olarak çözümledi ve büyük soruların nasıl küçük sorulara bölündüğünü gösterdi. Edgar Schein ise cevabını bilmediğimiz soruları sormanın, bir ilişkiyi kurma biçimi olduğunu anlattı.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri soru sormanın bilgisizlik göstergesi olduğunu, biri soruların masum olmadığını, üçüncüsü de sorunun cevabı ertelemek için bir kılıf olabileceğini söylüyor.

Sonda kendi sorularımızı nasıl iyileştirebileceğimize bakacağız. Bu bakış, soru sormanın bir yetenek değil, öğrenilebilir bir alışkanlık olduğunu gösterecek.

Merkez soru

Sorumuz şu: iyi bir soru neyle iyidir ve bir soruyu kurarken hangi seçimleri yapıyoruz?

Ölçülü iddiam şu: bir soru, kendi içinde varsayımlar, cevap biçimi ve bir ilişki tarzı taşır ve iyi bir soru, cevabı önceden vermeden bilgi getiren, büyük bir sorunu cevaplanabilir parçalara bölen ve karşıdakinin konuşmasına alan açan sorudur, ama hiçbir soru tamamen tarafsız değildir, bu yüzden amaç, sorunun neyi taşıdığını bilerek sormaktır.

Sıfır noktası

Soru, günlük dilde çoğu zaman bilmediğimiz bir şeyi öğrenme aracı olarak görülür. Bu doğrudur ama eksiktir. Bir soru, aynı zamanda bir yönlendirmedir. "Ağrınız yok, değil mi?" ile "Nasıl hissediyorsunuz?" aynı konuyu sorar ama ilki bir cevabı öne koyar, ikincisi koymaz.

Soruların birkaç ayrı işi vardır. Bir soru, bir bilgi isteyebilir: "Toplantı kaçta?" Bir soru, bir anlayış arayabilir: "Bu neden böyle oldu?" Bir soru, bir düşünceyi sınayabilir: "Bu hangi durumda yanlış çıkar?" Bir soru, bir ilişki kurabilir: "Sen ne düşünüyorsun?" Bu işlerin her biri ayrı bir soru kurma biçimi ister.

Bir de şu ayrım var: soru ile cevap arasındaki ilişki. Bir soru, cevabın hangi biçimde geleceğini de belirler. "Evet mi hayır mı?" tek sözcüklük bir cevap ister. "Nasıl?" bir anlatı ister. Sorunun biçimi seçildiğinde, cevabın biçimi de büyük ölçüde seçilmiş olur.

Argümanın yapısı

İyi bir soru kurarken, dört adımlı bir sıra izlenebilir.

Birinci adım: soruyla ne yapmak istediğine karar vermek. Bir bilgi mi arıyorsun, bir anlayış mı, bir düşünceyi sınamak mı, yoksa karşındakiyle bir ilişki mi kurmak istiyorsun? Amaç, sorunun biçimini belirler.

İkinci adım: sorunun içindeki varsayımları görmek. "Bu projeyi neden erteledin?" ertelendiğini varsayar. Varsayım doğru değilse, soru daha baştan yanlıştır. Varsayımı sorudan çıkarıp ayrı bir soru olarak sormak, çoğu zaman gerekir.

Üçüncü adım: büyük soruyu küçük sorulara bölmek. "Bu sistem neden çalışmıyor?" cevaplanamayacak kadar büyüktür. "Hata hangi adımda başlıyor?" ve "Bu adım ne zaman değişti?" gibi sorular, cevaplanabilir ve birbirini besleyen parçalardır.

Dördüncü adım: soruyu, karşıdakinin rahat cevap vermesini sağlayacak biçimde kurmak. Yönlendirmeden, suçlamadan ve cevabı önceden belirlemeden sormak, karşıdakinin bildiğini söylemesine imkân verir.

Bu yapı, soru sormanın bir doğaçlama değil, bir kurma işi olduğunu gösterir.

Görüşler ve pozisyonlar

Soru sormanın ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, genişletme görüşüdür. Buna göre sorunun asıl değeri, bir cevap getirmesinden çok, düşünceyi alışılmış sınırların ötesine götürmesidir. Russell bu çizgidedir.

İkinci görüş, strateji görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş soruyu bir açılım olarak görüyor. Bu görüş, sorunun bir soruşturmanın adımı olduğunu ve iyi soru sormanın, büyük soruyu cevaplanabilir parçalara bölen bir strateji olduğunu söyler. Hintikka bu çizgiye yakındır.

Üçüncü görüş, ilişki görüşüdür. Oysa ilk iki görüş soruyu bilgi ve düşünce açısından ele alıyor. Bu görüş, sorunun karşıdakiyle kurulan bir ilişki biçimi olduğunu ve sorunun kalitesinin, karşıdakinin ne kadar konuşabildiğiyle ölçüldüğünü söyler. Schein bu çizgiyi taşır.

En güçlü itiraz

Soru sorma üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Soru sormayı savunan düşünce şu cevabı verebilir. Sorular, cevapların yerini almaz ama cevapların kalitesini belirler. Yanlış sorulmuş bir soru yanlış bir cevaba, hiç sorulmamış bir soru hiçbir cevaba götürür. İyi soru sormak, sorunun taşıdıklarını bilmeyi, büyük soruyu bölmeyi ve karşıdakine konuşma alanı açmayı gerektirir ve bunlar öğrenilebilir.

Açık kalan sorular

Bir sorunun hangi varsayımları taşıdığını, sormadan önce ne kadar görebiliriz? Bazı varsayımlar, ancak soru sorulduktan ve cevap geldikten sonra görünür olur.

Cevabı bilmediğimiz bir soruyu, gerçekten bilmiyormuş gibi sormak mümkün mü? Kendi beklentimiz sorunun biçimine sızmadan sorabilir miyiz?

İyi soru ile iyi cevap arasında bir öncelik var mı? Bir soru cevabından mı değer alır, yoksa cevap sorusundan mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSoruyu, yalnız bilgi istemek saymak.
Doğrusu

Bir soru, cevabın biçimini, varsayımları ve ilişkinin tonunu da belirler. Bilgi istemek, sorunun işlerinden biridir.

Yaygın yanlışBüyük soruyu doğrudan sormak.
Doğrusu

"Neden çalışmıyor?" ya da "Neden geciktin?" gibi büyük sorular, karşıdakiyi cevap veremez ya da savunmaya geçmiş hâle getirir. Hintikka'nın önerisi, yardımcı sorulara başvurmaktır.

Yaygın yanlışCevabını bildiğin soruyu, alçakgönüllü soru saymak.
Doğrusu

Cevabı zaten bilinen ya da bir yönlendirme taşıyan soru, Schein'ın ayrımında alçakgönüllü soru değildir. Karşıdaki bunu hisseder ve konuşmayı kısar.

Yaygın yanlışSoru sormanın, görüş bildirmeyi gereksiz kıldığını sanmak.
Doğrusu

Sürekli soru sormak, bir kılıf olabilir. Sorular bir cevaba götürmelidir ve kişi, bir noktada kendi görüşünü de söylemelidir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Bir soru, yalnız bilgi istemez, cevabın biçimini, baştan verilen varsayımları ve karşıdakiyle kurulan ilişkiyi de belirler. Russell, soruların değerinin cevaplarında değil, düşünceyi olası olana doğru genişletmesinde yattığını savundu.

Hintikka, soruşturmayı bir soru sorma oyunu olarak çözümledi ve asıl sorunun, cevaplanabilir yardımcı sorulara bölünmesi gerektiğini gösterdi. Schein, cevabı önceden bilinmeyen ve karşıdakini dinlemeye açık alçakgönüllü sorunun, bir ilişkinin kurulma biçimi olduğunu söyledi.

İyi bir soru dört adımda kurulabilir: amaç seçmek, varsayımı görmek, büyük soruyu bölmek ve karşıdakine alan açmak. Soru sormaya üç itiraz yöneltildi. Bilgisizlik göstergesi olduğu, masum olmadığı ve cevabı erteleyen bir kılıf olabileceği söylendi.

Bu yüzden soru sormak, cevabın yerini alan bir şey olarak değil, cevabın kalitesini belirleyen ve taşıdıklarını bilerek kurulan bir alışkanlık olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir sorunun, cevabın hangi biçimde geleceğini ve hangi varsayımın baştan verileceğini belirlediğini gördük. Hemşirenin ikinci sorusu, hastaya konuşacak alan açmıştı ve hasta bir sızıyı anlattı. Ama bu bir sonraki soruyu doğurdu: hasta sızının önemli olmadığını düşünüyordu. Hasta bunu söylediğinde, buna nasıl karşılık verilecek?

Bir soru cevap getirdiğinde, iş bitmiyor. Cevabın kendisi, bir iddiadır ve bir iddia, dayandığı şeyle birlikte değerlendirilir. "Önemli değil" diyen hastaya, "Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?" diye sormak, ayrı bir beceridir.

Bir sonraki ders bu beceriye dönüyor. Kanıt isteme dersi, bir iddia karşısında, karşıdakini savunmaya itmeden ve iddiayı sınamadan bırakmadan, nasıl kanıt isteyebileceğimizi soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.