Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
İddiayı sınırlamak, bir iddianın kimler hakkında, hangi zaman ve yerde, hangi koşullarda ve ne kadar kesinlikle söylendiğini açıkça yazmaktır. Grice, konuşmada gerektiği kadar bilgi vermeyi ve kanıtsız bir şey söylememeyi iki ilke olarak koydu.
Kahneman, zihnin yalnızca gördüğü kadarıyla tutarlı bir hikâye kurup eksiği hesaba katmadığını ve küçük örneklerden geniş sonuçlar çıkardığını gösterdi. Tetlock, zamansız ve belirsiz iddiaların hangi sonuç olursa olsun haklı çıkarılabildiğini ve iyi sınırlamanın iddiayı ölçülebilir kıldığını savundu.
Bir iddiaya dört soru sorulabilir: kimler hakkında, hangi zaman ve yer, hangi koşul ve ne kadar kesin. Sınırlamaya üç itiraz yöneltildi. Cesur iddiaların daha çok bilgi verdiği, sürekli sınırlamanın kaçamak olduğu ve sınırlı iddiaların karar vermeyi zorlaştırdığı söylendi.
Bu yüzden iddiayı sınırlamak, iddiayı zayıflatmak değil, ona kanıtının taşıdığı yerde sahip çıkmak olarak yaşıyor ve fazla geniş ile fazla belirsiz arasındaki dar yolu arıyor.
Açılış sahnesi
Bir araştırma grubu, üç mahalledeki kırk aileyle yaptığı görüşmelerin ardından bir rapor yazıyor. Raporun sonuç cümlesi şöyle: "Ebeveynler çocuklarının ekran süresini denetleyemiyor." Rapor bir gazetede özetleniyor, başlığı daha da kısa: "Aileler ekran karşısında çaresiz."
Bir okur gazeteye yazıyor: "Ben iki çocuğumun ekran süresini üç yıldır denetliyorum. Sizin çaresiz dediğiniz aileler arasında değilim." Gazete, araştırma grubundan bir açıklama istiyor. Grup yöneticisi şöyle diyor: "Biz bunu bütün aileler için söylemedik. Yalnızca o üç mahalledeki, çocuğu on yaşın altında olan ve görüşmeyi kabul eden kırk aile için söyledik."
Gazete okuruna bu cevabı iletiyor ama başlık düzeltilmiyor. Cümle, kaynağından çıkıp dolaşırken bir şeyi yitirmişti: kime ait olduğunu. Bu ders, Düşünme, Okuma ve Felsefi Yöntemler programının ikinci durağında, bir iddianın kapsamını savunabileceğimiz sınırlara çekmenin ne demek olduğunu ve bunun neden bir zayıflık değil bir sorumluluk olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce sınırlamanın ne olduğunu ve terim açıklamadan nasıl ayrıldığını göstereceğiz. Terim açıklama, sözcüğün ne demek olduğunu netleştirir. İddiayı sınırlama ise, o sözcüklerle kurulan cümlenin ne kadarını kapsadığını netleştirir. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Paul Grice, konuşmada ne kadar bilgi verilmesi ve neyin kanıtsız söylenmemesi gerektiği üzerine iki ilke koydu. Daniel Kahneman, zihnin elindeki kadarıyla tutarlı bir hikâye kurup eksik olanı görmediğini anlattı. Philip Tetlock ise belirsiz iddiaların, doğru çıkıp çıkmadığının hiçbir zaman ölçülemediği bir sığınak olduğunu gösterdi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri cesur ve geniş iddiaların daha çok bilgi verdiğini, biri sürekli sınırlamanın kaçamağa dönüştüğünü, üçüncüsü de sınırlı iddiaların karar vermeyi zorlaştırdığını söylüyor.
Sonda bir iddiayı kendi cümlemizde nasıl sınırlayabileceğimize bakacağız. Bu bakış, sınırlamanın iddiayı zayıflatmak değil, ona sahip çıkabilmek olduğunu gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir iddiayı hangi sınırlara kadar savunabiliriz ve bu sınırları nasıl belirleyip dile getirebiliriz?
Ölçülü iddiam şu: bir iddia, dayandığı kanıtın kapsadığı ölçüde savunulabilir ve bu ölçünün kimler, ne zaman, hangi koşullarda ve ne kadar kesinlikle söylendiğini belirten sınırlarla açıkça yazılması gerekir, ama sınırlama, iddiayı bilgisiz bırakacak kadar ileri götürülmemelidir, çünkü hem fazla geniş hem fazla belirsiz bir iddia, aynı sorumsuzluğun iki yüzüdür.
Sıfır noktası
Bir iddiayı sınırlamak, günlük dilde çoğu zaman bir çekince eklemek gibi görülür: "bence", "belki", "bazen". Bu sözcükler işe yarayabilir ama sınırlama onlardan fazlasıdır. Sınırlama, bir iddianın dört ayrı yerini açıkça yazmaktır: kimler ya da neler hakkında söylendiği, hangi zaman aralığında ve hangi yerde geçerli olduğu, hangi koşullar altında doğru olduğu ve ne kadar kesinlikle söylendiği.
Bir iddiada bu dört yer yazılmamışsa, okur onları kendi varsayımıyla doldurur. Okur genellikle en geniş okumayı yapar: "aileler" derse bütün aileler, "çaresiz" derse her durumda çaresiz. Yazar bunu kastetmemiş olabilir ama cümle bunu söylüyor.
Bu yüzden sınırlama, bir çekince kabulü olmaktan çok, bir doğruluk işidir. Bir iddia, sınırları yazıldığında hem daha doğru hem daha sınanabilir olur. Kimler hakkında, ne zaman ve hangi koşulda söylendiği bilinen bir iddia, yanlış çıktığında ya da doğru çıktığında, gösterilebilir.
Argümanın yapısı
Bir iddiayı sınırlarken, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: bu iddia kimler ya da neler hakkında? "Ebeveynler" ile "bu çalışmadaki ebeveynler" ayrı iddialardır. Kanıtın kimi kapsadığını yazmak, iddianın taşıyabileceği en geniş kümeyi belirler.
İkinci soru: bu iddia hangi zaman aralığı ve yer için? Bir bulgu bir yıl, bir bölge ya da bir dönem için doğru olabilir. Zamanı ve yeri yazmamak, iddiayı her zaman ve her yerde geçerliymiş gibi gösterir.
Üçüncü soru: bu iddia hangi koşullarda doğru? Bir şey genellikle doğruysa, hangi koşullar altında doğru olduğunu söylemek gerekir. Koşulları yazmak, istisnaları da adlandırmayı mümkün kılar.
Dördüncü soru: bu iddiayı ne kadar kesinlikle söylüyorum? "Kesin", "büyük olasılıkla", "olası" ve "mümkün" farklı derecelerdir. Kanıtın taşıdığı dereceyi seçmek ve o derecede kalmak gerekir.
Bu yapı, sınırlamanın bir çekince eklemek değil, dört ayrı soruyu cevaplamak olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
İddiayı sınırlamanın ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, dürüstlük görüşüdür. Buna göre sınırlama, kişinin kanıtının taşıdığından fazlasını söylememesidir ve bir konuşma etiğidir. Grice'ın nitelik ilkesi bu çizgidedir.
İkinci görüş, bilişsel görüştür. Buna karşılık ilk görüş kişinin iyi niyetine bakıyor. Bu görüş, sınırlamanın, zihnin kendi eğilimine karşı bilinçli bir çaba olduğunu söyler: zihin kendiliğinden geniş sonuç çıkarır, sınırlama onu düzeltir. Kahneman bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, sınanabilirlik görüşüdür. Oysa ilk iki görüş sınırlamayı bir sakınma olarak görüyor. Bu görüş, sınırlamanın iddiayı gerçekle karşılaşabilir kılmak için gerektiğini söyler: sınırları belli bir iddia, yanlış çıkabilir ve bu yüzden bir şey söyler. Tetlock bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
İddiayı sınırlama üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
İddiayı sınırlamayı savunan düşünce şu cevabı verebilir. Sınırlama, bir iddiayı zayıflatmak için değil, ona sahip çıkabilmek için yapılır. İyi sınırlama, iddiayı kanıtının kapsadığı yere getirir ve orada olabildiğince açık bırakır. Fazla geniş bir iddia da fazla belirsiz bir iddia da aynı şeyi yapar: hangi sonuç çıkarsa çıksın, sahibini korur.
Açık kalan sorular
Bir iddianın dayandığı kanıtın kapsamını ne kadar doğru bilebiliriz? Kanıtın kimi ve neyi kapsadığını değerlendirmek, kendi başına bir yargı gerektirmez mi?
Sınırlamanın ne kadarı yazarın, ne kadarı okurun sorumluluğudur? Bir okur, kapsamı belirtilmemiş bir cümleyi geniş okursa, hata kimindir?
Her iddia sayılabilir bir biçimde sınırlanabilir mi? Bir değer iddiası ya da bir yorum, aynı biçimde ölçülebilir bir sınır taşıyabilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSınırlamayı, çekince eklemek olarak okumak.
"Bence" ya da "belki" eklemek, iddianın kapsamını yazmaz. Sınırlama, kimler, ne zaman, hangi koşulda ve ne kadar kesinlikle sorularını cevaplamaktır.
Yaygın yanlışHer iddiayı olabildiğince geniş söylemenin güç olduğunu sanmak.
Kanıtın taşımadığı geniş iddia, güçlü değil, savunulamaz iddiadır. Grice'ın nitelik ilkesi, yeterli kanıtı olmayan şeyi söylememeyi ister.
Yaygın yanlışBelirsizliği, sınırlama saymak.
"Bazen", "olabilir" ve "bir ölçüde" belirli bir sınır çizmez ve her sonuçla uyuşabilir. Tetlock'un ayrımına göre, iyi sınırlama iddiayı yanlış çıkabilir kılar.
Yaygın yanlışBirkaç örneği, kapsamlı bir sonuç saymak.
Kahneman'ın eğilimi, görülen birkaç örneğin tutarlı bir hikâye ürettiğinde, örneğin sayısını unutturduğunu gösterir. Örnek sayısını ve seçilme biçimini yazmak, sınırlamanın ilk adımıdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
İddiayı sınırlamak, bir iddianın kimler hakkında, hangi zaman ve yerde, hangi koşullarda ve ne kadar kesinlikle söylendiğini açıkça yazmaktır. Grice, konuşmada gerektiği kadar bilgi vermeyi ve kanıtsız bir şey söylememeyi iki ilke olarak koydu.
Kahneman, zihnin yalnızca gördüğü kadarıyla tutarlı bir hikâye kurup eksiği hesaba katmadığını ve küçük örneklerden geniş sonuçlar çıkardığını gösterdi. Tetlock, zamansız ve belirsiz iddiaların hangi sonuç olursa olsun haklı çıkarılabildiğini ve iyi sınırlamanın iddiayı ölçülebilir kıldığını savundu.
Bir iddiaya dört soru sorulabilir: kimler hakkında, hangi zaman ve yer, hangi koşul ve ne kadar kesin. Sınırlamaya üç itiraz yöneltildi. Cesur iddiaların daha çok bilgi verdiği, sürekli sınırlamanın kaçamak olduğu ve sınırlı iddiaların karar vermeyi zorlaştırdığı söylendi.
Bu yüzden iddiayı sınırlamak, iddiayı zayıflatmak değil, ona kanıtının taşıdığı yerde sahip çıkmak olarak yaşıyor ve fazla geniş ile fazla belirsiz arasındaki dar yolu arıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir iddianın kapsamını kanıtının taşıdığı yere getirmenin, onu hem daha doğru hem daha sınanabilir yaptığını gördük. Rapordan başlığa giden yolda kaybolan şey, iddianın sınırlarıydı. Sınırlar yazıldığında, iddia neye dayandığını da göstermeye başlıyordu.
Ama sınırları yazılmış bir iddianın altında, çoğu zaman yazılmamış başka şeyler de durur. Hekimin cümlesinde, hastanın anlamadığı bir varsayım vardı: benzer hastaların bu hastaya benzediği. Bir iddiayı sınırlarken, kanıtın kapsadığı yere baksak da, kanıttan iddiaya giden yolun altında bir köprü daha bulunabilir.
Bir sonraki ders bu köprüye dönüyor. Varsayım bulma dersi, bir iddiayı destekleyen ama dile getirilmemiş öncülleri nasıl bulabileceğimizi soruyor.