Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Adalet, yalnızca bir şeyin nasıl bölüşüldüğine değil, kimin karar verdiğine, kimin görüldüğüne ve insanların birbirine hangi konumdan baktığına da bağlıdır. Shklar, bir zararın talihsizlik mi adaletsizlik mi olduğunun, önlenebilir olup olmadığına bağlı olduğunu ve bu ayrımın çizildiği yerin bir ahlaki karar olduğunu söyledi.
Young, adaleti bölüşümle sınırlamanın, karar yapılarını ve baskının sömürü, ötekileştirme, güçsüzlük, kültürel emperyalizm ve şiddet biçimlerini görünmez kıldığını savundu. Anderson, eşitliğin asıl amacının, insanların birbirine eşit konumdan baktığı, kimsenin ötekini ezmediği bir toplumsal ilişki düzeni olduğunu söyledi.
Bir durumun adaletini dört soruyla sınayabiliriz: bölüşüm ölçütü, kararı kimin verdiği, zararın önlenebilirliği ve insanların birbirine baktığı konum. Adalete üç itiraz yöneltildi. Hak edişin göz ardı edildiği, her talihsizliğe adaletsizlik denmesinin kavramı boşalttığı ve ilişkisel eşitliğin somut yoksulluğu gölgede bıraktığı söylendi.
Bu yüzden adalet, tek bir formülden çok, birkaç sorunun birlikte sorulduğu ve bir şeyi adil bulup bulmadığımızı gerekçelendirdiğimiz bir alışkanlık olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir apartmanda, asansör bir haftadır bozuk. Beşinci kattaki yaşlı bir kadın, market poşetleriyle merdivenleri tek tek çıkıyor. Yönetici, tamir için gereken parayı toplamak üzere bir toplantı çağırıyor. Toplantıda, zemin katta oturan bir sakin şöyle diyor: "Ben asansör kullanmıyorum, neden ödeyeyim?"
Bir başka sakin, bunun adil olmadığını söylüyor. Herkes eşit ödemeli. Bir üçüncüsü, üst katlarda oturanların daha çok kullandığı için daha çok ödemesi gerektiğini savunuyor. Dördüncüsü, yaşlı kadının payını herkesin karşılamasını öneriyor. Beşinci kattaki kadın konuşmuyor. Sadece elindeki poşeti yere koyup dinliyor.
Herkes adaletten söz ediyor ve herkes ayrı bir şey kastediyor. Kadının sessizliği ise, hiçbirinin sormadığı bir soruyu gösteriyor: bu toplantıda kimin sesi duyuluyor? Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun kamusal yaşam bölümünün ve Felsefeye İlk Adım programının son durağında, adaletin ne olduğunu ve bir şeyin adil olup olmadığını nasıl anlayabileceğimizi soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce adaletin hangi sorulara cevap verdiğini ayıracağız. Bir şeyin nasıl bölüşüleceği, bir suçun nasıl cezalandırılacağı ve bir kararın nasıl alınacağı ayrı sorulardır. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Judith Shklar, bir kötü durumun ne zaman talihsizlik, ne zaman adaletsizlik olduğunu sordu. Iris Marion Young, adaleti yalnız bölüşümle sınırlamanın neleri gizlediğini gösterdi. Elizabeth Anderson ise eşitliğin asıl amacının, insanların birbirine nasıl davrandığı olduğunu savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri herkesin hak ettiğini alması gerektiğini ve eşitlikçi görüşün çabayı cezalandırdığını, biri her talihsizliğe adaletsizlik demenin kavramı boşalttığını, üçüncüsü de ilişkisel eşitlik anlayışının somut yoksulluğu gölgede bıraktığını söylüyor.
Sonda adaleti günlük yaşamda nasıl sınayabileceğimize bakacağız. Bu bakış, adaleti kusursuz bir formül olarak değil, bir şeyi adil bulup bulmadığımızı gerekçelendirme alışkanlığı olarak gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir durumun adil olup olmadığını neye bakarak söyleyebiliriz ve bir adaletsizliği fark etmek için ne gerekir?
Ölçülü iddiam şu: adalet, yalnızca bir şeyin nasıl bölüşüldüğine değil, kimin karar verdiğine, kimin görüldüğüne ve insanların birbirine hangi konumdan baktığına da bağlıdır, bu yüzden adil bir düzen, hak edilene ve ihtiyaca göre bölüşümü, sesi duyulanların ve duyulmayanların ilişkisini gözeterek kurar.
Sıfır noktası
Adalet sözcüğü, günlük dilde çoğu zaman "hak ettiğini almak" anlamına gelir. Bir işçi emeğinin karşılığını alıyorsa, bir öğrenci sınavda haklı olan notu alıyorsa, bir suçlu suçuna uygun ceza alıyorsa adalet sağlanmıştır.
Bu anlam önemlidir ama tek anlam değildir. Adalet, bir toplantıda herkesin eşit ödemesi gerektiği anlamına da gelebilir. Herkesin ihtiyacına göre alması gerektiği anlamına da. Bir kararın, etkilenen herkesin sesi duyularak alınması gerektiği anlamına da. Bu anlamlar birbiriyle çatışabilir ve hangisinin öne geçeceği, çoğu kez konuşulmadan varsayılır.
Bir de şu ayrım var: adalet, bir durumun kendisine bakabildiği gibi, o duruma nasıl vardığımıza da bakabilir. Bir bölüşüm adil olabilir ama karar alınırken bir grup dışarıda bırakılmışsa, yine de bir eksiklik taşır. Bunun tersi de doğru: herkesin katıldığı bir toplantıda alınan bir karar, sonuç bakımından adil olmayabilir.
Argümanın yapısı
Bir durumun adil olup olmadığını anlamak için, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: bir şey nasıl bölüşülüyor ve bu bölüşüm hangi ölçüte dayanıyor? Eşitlik, hak ediş, ihtiyaç ya da katkı, ayrı ölçütlerdir. Hangisinin seçildiğini açıkça görmek, ilk adımdır.
İkinci soru: bu kararı kim verdi ve etkilenenler duyuldu mu? Bir bölüşüm, kararın alınma biçimi yüzünden de haksız olabilir.
Üçüncü soru: bu durumdaki zarar, bir talihsizlik mi, yoksa önlenebilir bir şey mi? Bir kişinin çektiği zorluğun bir nedeni ve bir sorumlusu varsa, ona adaletsizlik denebilir.
Dördüncü soru: insanlar birbirine hangi konumdan bakıyor? Bir kişi, ötekinin karşısında eşit bir konumda mı duruyor, yoksa alçaltılıyor, dışlanıyor ya da görünmez kılınıyor mu?
Bu yapı, adaletin bir formül değil, birkaç sorunun birlikte sorulması olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Adaletin özü konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, adaletsizlik görüşüdür. Buna göre adaleti anlamanın en iyi yolu, adaletsizliği fark etmektir: bir zararın sorumlusu olup olmadığını sormak ve mağdurun bu konudaki sesini ciddiye almak. Shklar bu çizgidedir.
İkinci görüş, yapı görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş belirli bir zarara bakıyor. Bu görüş, adaletin asıl sınandığı yerin, bölüşümden önce gelen karar yapıları, iş bölümü ve söz hakkı olduğunu söyler. Young bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, ilişki görüşüdür. Oysa ilk iki görüş bir zararı ya da bir yapıyı tarif ediyor. Bu görüş, adaletin nihai amacının, insanların birbirine eşit konumdan baktığı bir toplumsal ilişki olduğunu söyler. Anderson bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Adalet üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Adaleti savunan düşünce şu cevabı verebilir. Adalet tek bir sorunun cevabı değildir. Kimin neyi hak ettiğini, kimin ne kadar ihtiyacı olduğunu, kimin karar verdiğini ve insanların birbirine nasıl davrandığını birlikte gözetir. Bu sorulardan birini atlayan bir adalet anlayışı, öteki sorulardaki adaletsizliği gözden kaçırabilir.
Açık kalan sorular
İki adalet ölçütü çatıştığında, örneğin ihtiyaç ile hak ediş, hangisi önce gelir ve bunu kim karar verir? Bu sorunun cevabı, bir toplumdan ötekine değişebilir mi?
Bir adaletsizliği fark eden kişi, onu düzeltmek için ne kadar sorumludur? Shklar'ın pasif adaletsizlik fikri, bir zararı görüp önlemeyen herkesi mi kapsar?
Adalet, yakınlarımıza karşı da uzaktakilere karşı da aynı biçimde mi işler? Bir mahalledeki adaletsizlikle uzak bir ülkedeki adaletsizlik, aynı ağırlığı taşır mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAdaleti, yalnızca hak ettiğini almak olarak okumak.
Hak ediş adaletin bir boyutudur. Eşitlik, ihtiyaç, söz hakkı ve konum da ayrı birer boyuttur ve birbirinden bağımsız sorulmaları gerekir.
Yaygın yanlışHer kötü durumu, bir talihsizlik olarak saymak.
Shklar'ın ayrımı, bir zararın önlenebilir olup olmadığına bakar. Bir durumu talihsizlik diye adlandırmak, çoğu zaman kimseyi sorumlu tutmamanın bir yoludur.
Yaygın yanlışAdaleti, yalnızca mal ve kaynak bölüşümüyle sınırlamak.
Young'ın çözümlemesi, karar yapılarının, iş bölümünün ve söz hakkının, bölüşümün kendisinden önce geldiğini gösterir. Adil görünen bir bölüşüm, güçsüz bırakılmış bir grubu gizleyebilir.
Yaygın yanlışYardımı, alan kişinin onurundan bağımsız saymak.
Anderson'un örneği, aynı yardımın farklı biçimlerde yapılabileceğini ve yapılış biçiminin, alan kişinin bir eşit mi yoksa bir muhtaç mı olarak görüldüğünü belirlediğini gösterir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Adalet, yalnızca bir şeyin nasıl bölüşüldüğine değil, kimin karar verdiğine, kimin görüldüğüne ve insanların birbirine hangi konumdan baktığına da bağlıdır. Shklar, bir zararın talihsizlik mi adaletsizlik mi olduğunun, önlenebilir olup olmadığına bağlı olduğunu ve bu ayrımın çizildiği yerin bir ahlaki karar olduğunu söyledi.
Young, adaleti bölüşümle sınırlamanın, karar yapılarını ve baskının sömürü, ötekileştirme, güçsüzlük, kültürel emperyalizm ve şiddet biçimlerini görünmez kıldığını savundu. Anderson, eşitliğin asıl amacının, insanların birbirine eşit konumdan baktığı, kimsenin ötekini ezmediği bir toplumsal ilişki düzeni olduğunu söyledi.
Bir durumun adaletini dört soruyla sınayabiliriz: bölüşüm ölçütü, kararı kimin verdiği, zararın önlenebilirliği ve insanların birbirine baktığı konum. Adalete üç itiraz yöneltildi. Hak edişin göz ardı edildiği, her talihsizliğe adaletsizlik denmesinin kavramı boşalttığı ve ilişkisel eşitliğin somut yoksulluğu gölgede bıraktığı söylendi.
Bu yüzden adalet, tek bir formülden çok, birkaç sorunun birlikte sorulduğu ve bir şeyi adil bulup bulmadığımızı gerekçelendirdiğimiz bir alışkanlık olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste adaletin, tek bir sözcükle birden çok şeyin kastedilebildiği bir kavram olduğunu gördük. Asansör toplantısında herkes adaletten söz etmişti ve herkes ayrı bir ölçütü kastediyordu: eşitlik, kullanım, ihtiyaç, yardım. Tartışma, sözcüğün ne demek olduğu netleşmeden ilerliyordu.
Bu, yalnız adalet için doğru değil. Özgürlük, sorumluluk, kimlik ya da yurttaşlık gibi sözcükler de, bir sohbette aynı sesle söylenip ayrı şeyleri anlatabiliyor. Bir tartışmada anlaşamamanın nedeni çoğu zaman görüşlerin ayrılığından önce, sözcüklerin anlamının ayrılığıdır.
Bir sonraki ders yeni bir programın ilk adımı. Düşünme, okuma ve felsefi yöntemler programı, terim açıklamayla başlıyor: bir sözcüğün ne demek olduğunu nasıl ortaya koyabileceğimizi ve bunun, bir tartışmayı ne kadar değiştirdiğini soruyor.