İçeriğe geç

P00-D08-M04-05·Kamusal yaşam

Çevre

sıfırdan ileri2.213 kelime≈ 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Çevre sorunları hem insanlara ve gelecek kuşaklara hem de doğanın kendisine verilen zarar olarak düşünülebilir. Carson, zehirlerin besin zincirinde görünmez biçimde biriktiğini ve doğayı denetim altına alma fikrinin bir kibir olduğunu anlattı.

Leopold, insanın toprağın hükmedeni değil, bir üyesi olduğunu ve etiğin toprak topluluğunu da kapsaması gerektiğini savundu. Naess, çevre hareketinde kirlilikle yetinen sığ yaklaşım ile toplumun temel varsayımlarını sorgulayan derin yaklaşımı ayırdı.

Bir çevre sorununa dört soru sorulabilir: insanlara zarar veriyor mu, gelecek kuşaklara zarar veriyor mu, doğaya zarar veriyor mu ve bedelini kim ödüyor. Çevreye üç itiraz yöneltildi. Doğanın kendi değeri olmadığı, bireysel tercihin fark yaratmadığı ve çevre kaygısının yoksula yük olduğu söylendi.

Bu yüzden çevre, ne kutsanacak ne yok sayılacak bir şey olarak, insanın bir üyesi olduğu ve bedelinin adil paylaşılması gereken bir ilişkiler ağı olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir adam, çocukluğunun geçtiği köye yıllar sonra dönüyor. Evin arkasındaki dere, eskiden yazın çocukların yüzdüğü bir yerdi. Şimdi taşların üstünde ince bir köpük tabakası var ve suyun kokusu farklı. Bir komşusu ona nedenini anlatıyor: yukarıdaki tesis, atıklarını geceleri bırakıyor. Kimse şikâyet etmiyor, çünkü köyün yarısı o tesiste çalışıyor.

Adam derenin başında oturuyor. Çocukluğundaki kurbağaları, sazlıkları, akşamları sudan yükselen sesleri hatırlıyor. Bir şeyin kaybolduğunu hissediyor ama ne kaybolduğunu adlandırmakta zorlanıyor. Kurbağalar mı, yüzme yeri mi, yoksa derenin kendisi mi?

Adam bir soruyla eve dönüyor: dere kaybettiği şey için kim adına üzülmeli? Kendi adına mı, gelecekte o suyu görmeyecek çocuklar adına mı, yoksa derenin kendi adına mı? Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun kamusal yaşam bölümünün beşinci durağında, doğayla ilişkimizin ne olduğunu ve doğanın bize ne borçlu, bizim ona ne borçlu olduğumuzu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce çevre sorunlarının iki ayrı yüzünü göstereceğiz. Bir kirlilik, insanlara zarar verdiği için bir sorun olabilir ya da doğanın kendisine zarar verdiği için. Bu iki gerekçe aynı sonuca varabilir ama ayrı şeyleri savunur. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Rachel Carson, zehirlerin doğada nasıl görünmez bir zincir hâlinde ilerlediğini anlattı. Aldo Leopold, insanın toprağın hükmedeni değil, bir üyesi olduğunu savundu. Arne Naess ise çevre sorunlarına yüzeysel ve derin iki ayrı yaklaşım olduğunu söyledi.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri doğanın kendi başına bir değeri olmadığını ve önemli olanın insan olduğunu, biri tek bir kişinin tercihlerinin bir fark yaratmadığını, üçüncüsü de çevre kaygısının yoksula bir yük olduğunu söylüyor.

Sonda çevreyle günlük yaşamda nasıl bir ilişki kurulabileceğine bakacağız. Bu bakış, doğayı ya kutsamayı ya da yok saymayı değil, ona kim olarak baktığımızı sormayı hedefleyecek.

Merkez soru

Sorumuz şu: doğa bizim için yalnızca bir kaynak mıdır, yoksa kendi başına bir değeri de mi vardır ve bu cevap, gündelik seçimlerimizi nasıl etkilemelidir?

Ölçülü iddiam şu: çevreye zarar vermenin yanlışlığı, hem insanlara ve gelecek kuşaklara zarar vermesinden hem de doğanın kendisine ait bir değerin göz ardı edilmesinden gelebilir ve bu iki gerekçe birbirini dışlamaz, bu yüzden çevreyle ilişkimizi, insanın doğanın hükmedeni değil bir üyesi olduğunu kabul ederek ve bunun bedelini eşit dağıtmaya çalışarak kurmak daha sağlam bir zemin sağlar.

Sıfır noktası

Çevre sözcüğü, günlük dilde çoğu zaman bizi çevreleyen şeyleri anlatır: hava, su, toprak, bitkiler ve hayvanlar. Bu sözcüğün kendisi bir bakış açısı taşır: bir şeye "çevre" demek, onu bir merkezin çevresinde olan şey olarak görmektir. Merkezde insan durur, çevresinde doğa.

Bu bakış açısı doğal görünür ama tek olası bakış açısı değildir. Bir kişi, doğayı bir merkezin çevresi olarak değil, kendisinin de içinde bulunduğu bir bütün olarak görebilir. Bu iki bakış, aynı dereye ayrı biçimde bakar: birincisi, derenin bize ne sunduğunu sorar. İkincisi, derenin ne olduğunu ve bizim onunla ilişkimizin ne olduğunu sorar.

Bir de şu ayrım var: çevre sorunları çoğu zaman görünmez. Bir toprağın verimini yitirmesi, bir türün sessizce azalması, bir suyun içindeki bir maddenin birikmesi, günlük yaşamda fark edilmez. Görünmeyen bir zarara karşı bir tutum geliştirmek, görünen bir zarara karşı geliştirmekten daha zordur.

Argümanın yapısı

Bir çevre sorununun neden bir sorun olduğunu anlamak için, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.

Birinci soru: bu zarar, insanlara mı yöneliyor? Bir kirlilik, sağlığı bozuyorsa, geçim kaynağını tehdit ediyorsa ya da yaşam alanını yok ediyorsa, insanlara bir zarar veriyordur.

İkinci soru: bu zarar, henüz doğmamış insanlara mı yöneliyor? Bir kaynağı bugün tüketmek, yarın yaşayacak kişilerin imkânlarını kısıtlıyorsa, gelecek kuşaklara bir zarar veriyordur.

Üçüncü soru: bu zarar, insanlar dışında canlılara ve doğaya mı yöneliyor? Bir türün yok olması, bir ekosistemin bozulması, insanlara bir zarar vermese de, bir kayıp olarak düşünülebilir mi?

Dördüncü soru: bu zararın maliyetini kim ödüyor? Zararı doğuran kişi ile zararı yaşayan kişi çoğu zaman aynı kişi değildir. Bir şeyin faydasını bir grup, bedelini başka bir grup taşıyabilir.

Bu yapı, çevre sorununun yalnız bir gerekçeyle savunulmak zorunda olmadığını gösterir.

Görüşler ve pozisyonlar

Doğanın değeri konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, zarar görüşüdür. Buna göre çevreye zarar vermek, insanlara ya da gelecek kuşaklara zarar verdiği için yanlıştır. Doğanın değeri, insan için değeridir. Carson'ın uyarısı bu çizgiye yakındır.

İkinci görüş, topluluk görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş insanı merkeze alıyor. Bu görüş, insanın ahlaki topluluğunun toprağı, suyu, bitkileri ve hayvanları da kapsadığını ve insanın bu topluluğun bir üyesi olduğunu söyler. Leopold bu çizgidedir.

Üçüncü görüş, içsel değer görüşüdür. Oysa ilk iki görüş doğanın değerini insanla ilişkisi üzerinden tarif ediyor. Bu görüş, canlıların ve doğal bütünlerin, insan için yararlarından bağımsız olarak, kendi içlerinde bir değer taşıdığını söyler. Naess bu çizgiyi taşır.

En güçlü itiraz

Çevre üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Çevre üzerine düşünenler şu cevabı verebilir. Doğanın değeri hem insanlar hem gelecek kuşaklar hem de doğanın kendisi açısından düşünülebilir ve bu gerekçelerin birleşimi, tek bir gerekçeden daha sağlam bir zemin sağlar. Çevreye özen, kimseye yük değil, bedelin nasıl paylaşılacağına dair bir sorudur.

Açık kalan sorular

Bir türün ya da bir ekosistemin yok olması, hiçbir insana zarar vermese de bir kayıp mıdır? Bunun cevabı, insanın doğaya bakışını nasıl değiştirir?

Gelecek kuşaklara karşı yükümlülüğümüzün sınırı nerede? Henüz var olmayan insanların çıkarları, bugünkü insanların çıkarlarıyla nasıl tartılır?

Bir kişinin çevre için yaptığı seçimler, sorunun büyüklüğüne oranla anlamlı mıdır? Bireysel sorumluluk ile yapısal sorumluluk arasındaki oran nedir?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇevre sorununu, yalnız doğayı korumakla eşitlemek.
Doğrusu

Çevre sorunları çoğu zaman insanların sağlığına, geçimine ve yaşam alanına da zarar verir. İnsan ile doğa, birbirinin karşıtı değildir.

Yaygın yanlışDoğanın değerini, yalnız insana yararı üzerinden anlamak zorunda olmak.
Doğrusu

İnsana yararı önemli bir gerekçedir ama tek gerekçe değildir. Leopold ve Naess, doğanın kendi içinde de bir değer taşıyabileceğini söyler.

Yaygın yanlışBireysel tercihleri, ya her şeyi çözer ya hiçbir şeyi çözmez saymak.
Doğrusu

Bireysel tercihler tek başına yeterli değildir ama başkalarını etkileyen ve kurumlara baskı yapan bir başlangıçtır. Yapısal çözüm ile bireysel çaba birbirini dışlamaz.

Yaygın yanlışÇevre kaygısını, herkes için aynı bedel olarak okumak.
Doğrusu

Çevre zararlarının bedelini herkes eşit ödemez. Bir kirlilikten yararlanan ile onun zararını çeken çoğu zaman aynı kişiler değildir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Çevre sorunları hem insanlara ve gelecek kuşaklara hem de doğanın kendisine verilen zarar olarak düşünülebilir. Carson, zehirlerin besin zincirinde görünmez biçimde biriktiğini ve doğayı denetim altına alma fikrinin bir kibir olduğunu anlattı.

Leopold, insanın toprağın hükmedeni değil, bir üyesi olduğunu ve etiğin toprak topluluğunu da kapsaması gerektiğini savundu. Naess, çevre hareketinde kirlilikle yetinen sığ yaklaşım ile toplumun temel varsayımlarını sorgulayan derin yaklaşımı ayırdı.

Bir çevre sorununa dört soru sorulabilir: insanlara zarar veriyor mu, gelecek kuşaklara zarar veriyor mu, doğaya zarar veriyor mu ve bedelini kim ödüyor. Çevreye üç itiraz yöneltildi. Doğanın kendi değeri olmadığı, bireysel tercihin fark yaratmadığı ve çevre kaygısının yoksula yük olduğu söylendi.

Bu yüzden çevre, ne kutsanacak ne yok sayılacak bir şey olarak, insanın bir üyesi olduğu ve bedelinin adil paylaşılması gereken bir ilişkiler ağı olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste çevre sorunlarının, kimin zarar gördüğü ve kimin bedeli ödediği sorusuyla iç içe olduğunu gördük. Dördüncü soru ile son itiraz aynı yere çıkıyordu: bir tesisin kârını bir grup alırken bedelini başka bir grup çekebiliyordu. Bir derenin kirlenmesi, sadece doğaya değil, dereden geçinen insanlar arasındaki bir dengesizliğe de dokunuyordu.

Bir şeyin adil olup olmadığı, yalnızca zarar verip vermediğine değil, faydanın ve bedelin nasıl dağıldığına da bağlı. Kime ne düşer, kim ne kadar taşır ve bunu kim belirler?

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Adalet dersi, günlük yaşamda adil bir bölüşümün ne demek olduğunu ve bir kişiye ya da bir gruba ne borçlu olduğumuzu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.