Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yurttaşlık, bir topluluğa eşit üye olarak kabul edilmenin getirdiği hakların ve bu hakları yaşatan katılımın birleşimidir. Marshall, yurttaşlığın medeni, siyasal ve toplumsal haklarla genişlediğini anlattı.
Tocqueville, yurttaşlık alışkanlıklarının, gündelik ve gönüllü katılımlarla, yani dernekleşme sanatıyla beslendiğini gösterdi. Thoreau, bir yurttaşın vicdanına aykırı bir yasaya karşı, bilerek ve açıkça uymamayı seçebileceğini ve sonuçlarını üstlenmesi gerektiğini savundu.
Yurttaşlığa dört soru sorulabilir: eşit üye olup olmadığı, hakların kullanılıp kullanılmadığı, katılım imkânı ve vicdanla ilişki. Yurttaşlığa üç itiraz yöneltildi. Bir dışlama aracı olduğu, herkesten sürekli katılım beklemenin gerçekçi olmadığı ve itaatsizliğin düzeni tehdit ettiği söylendi.
Bu yüzden yurttaşlık, hem verilen bir statü hem de her gün yeniden yaşatılan bir uygulama olarak, hakların, katılımın ve vicdanın birlikte çalıştığı yerde canlı kalıyor.
Açılış sahnesi
Bir mahallede, ilkokulun önündeki yaya geçidinin çizgileri silinmiş. Her sabah, veliler çocuklarını okula bırakırken arabaların arasından geçiyor. Herkes bunu konuşuyor ve herkes birinin bir şey yapması gerektiğini söylüyor. Kimse bir şey yapmıyor.
Bir gün, bir baba, belediyenin şikâyet hattını arıyor ve numarasını not ediyor. Aynı gün, öteki veliler için bir imza kâğıdı hazırlıyor. Bir hafta içinde yüz kırk imza toplanıyor. İki hafta sonra çizgiler yeniden çekiliyor. Baba, bunun bir zafer olmadığını, yalnızca bir çizgi olduğunu biliyor. Yine de kendi mahallesinin bir şeyini değiştirdiğini fark ediyor.
Baba bir şey yaptı ama ne yaptığını adlandırmakta zorlanıyor. Bir şikâyette bulundu mu, bir hakkını mı kullandı, yoksa bir görevini mi yerine getirdi? Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun kamusal yaşam bölümünün ikinci durağında, bir topluluğun üyesi olmanın ne demek olduğunu ve yurttaşlığın neyi içerdiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce yurttaşlığın hangi anlamlarda kullanıldığını ayıracağız. Bir kişinin belgesindeki bir statü, bir topluluğa ait olma duygusu ve bir topluluğun işlerine katılma biçimi, birbiriyle ilişkili ama ayrı şeylerdir. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Thomas Humphrey Marshall, yurttaşlığın medeni, siyasal ve toplumsal olmak üzere üç tür hakla nasıl genişlediğini anlattı. Alexis de Tocqueville, yurttaşlık alışkanlıklarının, küçük ve gündelik katılımlarla nasıl beslendiğini gösterdi. Henry David Thoreau ise bir yurttaşın, vicdanına aykırı bir yasaya karşı ne yapabileceğini sordu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri yurttaşlığın aynı zamanda bir dışlama aracı olduğunu, biri herkesin sürekli katılmasını beklemenin gerçekçi olmadığını, üçüncüsü de vicdana dayalı itaatsizliğin ortak düzeni tehdit ettiğini söylüyor.
Sonda yurttaşlığın günlük yaşamda hangi küçük alışkanlıklarla yaşatıldığına bakacağız. Bu bakış, yurttaşlığın bir statü olduğu kadar bir uygulama olduğunu gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir topluluğun yurttaşı olmak ne demektir ve bu üyelik, bir kişiye hangi hakları ve hangi sorumlulukları yükler?
Ölçülü iddiam şu: yurttaşlık, bir topluluğa eşit üye olarak kabul edilmenin getirdiği hakların ve bu hakları yaşatan katılımın birleşimidir, ama bir statüden ibaret değildir, çünkü haklar kullanılmadığında zayıflar, katılım da vicdanla sınandığında anlam kazanır, bu yüzden yurttaşlık hem verilen hem sürdürülen bir şeydir.
Sıfır noktası
Yurttaşlık sözcüğü, günlük dilde çoğu zaman bir belge ya da bir kimlik numarası anlamına gelir: bir ülkenin yurttaşı olmak, o ülkenin vatandaşlığını taşımaktır. Bu anlam önemlidir ve birçok hakkın kapısını açar.
Ama bu anlam, açılış sahnesindeki babanın yaptığı şeyi anlatmaya yetmez. Baba, belgesini göstermedi, bir yasa çıkarmadı. Mahallesinin bir işine katıldı. Yurttaşlığın bu ikinci yüzü, statüden ayrı olarak, bir topluluğun üyesi olarak davranmayı anlatır.
Bir de üçüncü bir yüz var: bir topluluğa ait olma duygusu. Bir kişi belgesi olduğu hâlde kendini bu topluluğa ait hissetmeyebilir ya da belgesi olmadığı hâlde yıllardır aynı sokakta yaşayıp orayı kendi hissedebilir. Üç yüz birbirini etkiler ve her biri ayrı bir soruya cevap verir.
Argümanın yapısı
Yurttaşlığın bir kişide gerçekten var olup olmadığını anlamak için, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: bu kişi, topluluğun eşit bir üyesi olarak kabul ediliyor mu? Yani yasaların önünde ve topluluğun gündelik yaşamında, başkalarıyla aynı temel statüye sahip mi?
İkinci soru: bu kişinin hakları yalnızca kâğıtta mı var, yoksa kullanabiliyor mu? Bir hakkın kullanılabilmesi için gereken koşullar, hakkın kendisi kadar önemlidir.
Üçüncü soru: bu kişi, topluluğun işlerine katılabiliyor mu? Bir mahallede, bir okulda, bir işyerinde ya da bir kentte, kararların nasıl alındığını bilmek ve etkileyebilmek, yurttaşlığın yaşayan yanıdır.
Dördüncü soru: bu kişi, topluluğa karşı bir yükümlülük hissediyor mu, hissediyorsa nasıl sınıyor? Yurttaşlığın bir bedeli vardır: vergi, yasalara uyma, ortak yükleri paylaşma. Ama bu yükümlülük, vicdanla çatıştığında ne olur?
Bu yapı, yurttaşlığın bir kez verilip biten bir şey olmadığını, her seferinde yeniden yaşatılması gerektiğini gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Yurttaşlığın özü konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, hak görüşüdür. Buna göre yurttaşlık, bir topluluğun eşit üyesi olmanın getirdiği medeni, siyasal ve toplumsal haklardır. Marshall bu çizgidedir.
İkinci görüş, katılım görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş bir kişinin sahip olduklarına bakıyor. Bu görüş, yurttaşlığın, ortak işlere gündelik katılımla beslendiğini ve haklar kullanılmadığında zayıfladığını söyler. Tocqueville bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, vicdan görüşüdür. Oysa ilk iki görüş yurttaşı topluluğun içinde görüyor. Bu görüş, yurttaşın topluluğun bir kararına karşı vicdanıyla durabilme yeteneğinin de yurttaşlığın bir parçası olduğunu söyler. Thoreau bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Yurttaşlık üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Yurttaşlığı savunan bir düşünce şu cevabı verebilir. Yurttaşlık ne yalnızca bir statü ne yalnızca bir katılım ne de yalnızca bir vicdan meselesidir. Üçünün birlikte çalıştığı yerde, hem eşit üyelik hem yaşayan bir katılım hem de eleştirel bir mesafe korunur. Hangisinin eksik kaldığı ise, yurttaşlığın nerede zayıfladığını gösterir.
Açık kalan sorular
Bir topluluğun yurttaşı olmak için, o topluluğa doğmuş olmak mı gerekir, yoksa orada yaşamak ve yaşamını orada kurmak da yeter mi?
Yurttaşlık, ulusal bir topluluğun sınırlarıyla mı sınırlıdır? Bir kentin, bir mahallenin, bir çevrimiçi topluluğun ya da bütün insanlığın yurttaşı olmak anlamlı bir şey mi?
Yurttaşlığın yükümlülükleri nereden gelir? Bir kişi, topluluğun kuruluşunda hiçbir söz sahibi olmadığı hâlde, ona karşı hangi borçları taşır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYurttaşlığı, yalnızca bir belge saymak.
Bir kimlik belgesi, yurttaşlığın hukuki yüzüdür. Yurttaşlığın yaşayan yüzü, bir topluluğun işlerine katılmak ve haklarını kullanmaktır.
Yaygın yanlışHakları, kullanılmasa da her zaman var saymak.
Marshall'ın çözümlemesi, bir hakkın kullanılabilmesi için koşulların da bulunması gerektiğini gösterir. Tocqueville ise kullanılmayan hakların zayıfladığını hatırlatır.
Yaygın yanlışYurttaşlığı, yalnızca oy vermek olarak okumak.
Oy vermek önemli bir katılımdır ama tek biçim değildir. Bir dilekçeyi imzalamak, bir toplantıya gitmek ya da bir komşuluk sorununu çözmek de yurttaşlık pratiğidir.
Yaygın yanlışSivil itaatsizliği, her yasaya uymamak olarak okumak.
Thoreau'nun modeli, seçici, açık ve sonuçlarını üstlenen bir itaatsizliği anlatır. Yasa yerine tercihini koyan herkesi kapsamaz.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yurttaşlık, bir topluluğa eşit üye olarak kabul edilmenin getirdiği hakların ve bu hakları yaşatan katılımın birleşimidir. Marshall, yurttaşlığın medeni, siyasal ve toplumsal haklarla genişlediğini anlattı.
Tocqueville, yurttaşlık alışkanlıklarının, gündelik ve gönüllü katılımlarla, yani dernekleşme sanatıyla beslendiğini gösterdi. Thoreau, bir yurttaşın vicdanına aykırı bir yasaya karşı, bilerek ve açıkça uymamayı seçebileceğini ve sonuçlarını üstlenmesi gerektiğini savundu.
Yurttaşlığa dört soru sorulabilir: eşit üye olup olmadığı, hakların kullanılıp kullanılmadığı, katılım imkânı ve vicdanla ilişki. Yurttaşlığa üç itiraz yöneltildi. Bir dışlama aracı olduğu, herkesten sürekli katılım beklemenin gerçekçi olmadığı ve itaatsizliğin düzeni tehdit ettiği söylendi.
Bu yüzden yurttaşlık, hem verilen bir statü hem de her gün yeniden yaşatılan bir uygulama olarak, hakların, katılımın ve vicdanın birlikte çalıştığı yerde canlı kalıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste yurttaşlığın, hak, katılım ve vicdan olarak üç yerden yaşatıldığını gördük. Tocqueville'in dernekleri ve Marshall'ın toplumsal hakları, ortak yaşamın araçlarla desteklendiğini de gösteriyordu: bir köprü, bir okul, bir dilekçe. Yurttaşlık, birlikte hareket etmeyi sağlayan araçlara bağlıydı.
Bugün bu araçların önemli bir bölümü değişti. İnsanlar bir araya gelmek, bilgi edinmek ve seslerini duyurmak için, on yıllar önce olmayan araçlar kullanıyor. Bir aracın kişinin dikkatini, zamanını ve ilişkilerini nasıl biçimlendirdiğini sormadan kullanmak, bir yurttaşın kendi ortak yaşamına nasıl katıldığını da etkiler.
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Teknoloji kullanımı dersi, günlük yaşamda kullandığımız araçların bizi nasıl biçimlendirdiğini ve onları bilinçli kullanmanın ne demek olduğunu soruyor.