İçeriğe geç

P00-D08-M03-06·Benlik ve anlam

Sahicilik

sıfırdan ileri2.106 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sahicilik, kararlarımızı ve sözlerimizi, çevremizin bize hazır verdiği kalıplardan değil, gerçekten önemsediğimiz şeylerden çıkarmaktır. Trilling, samimiyeti söylediğimiz ile hissettiğimiz arasındaki uyum, sahiciliği ise toplumsal rollerin ötesinde kendimize ait olana sadık kalmak olarak ayırdı.

Heidegger, gündelik yaşamda çoğu zaman Herkes adına düşündüğümüzü ve sahih varoluşun buna kapılmış olduğumuzu görüp kendi varoluşumuzu üstlenmek olduğunu söyledi. Taylor, sahiciliğin gerçek bir ahlaki ideal olduğunu ama ancak bir ortak anlam ufkunda anlam taşıdığını savundu.

Bir sözü ya da kararı dört soruyla sınayabiliriz: gerçekten bunu mu düşünüyorum, nereden geliyor, kimse bakmasa da yapar mıydım ve gerçekten önemsediğim bir şeye mi dayanıyor. Sahiciliğe üç itiraz yöneltildi. Bir pazarlama diline dönüştüğü, gerçek bir benlik olmadığı ve bir ayrıcalık olduğu söylendi.

Bu yüzden sahicilik, tek bir içsel sese uymak olarak değil, önemsediğimiz şeylere dürüstçe bağlanmak olarak, herkesin zamanla yeniden sorması gereken bir soru olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir adam, arkadaşının düğününde bir konuşma yapmak zorunda kalıyor. Sahneye çıkmadan önce, telefonunda daha önce izlediği konuşmalardan cümleler topluyor. Gözyaşlarına boğulan bir kayınbirader, bir espri, bir anı. Hepsi iyi. Konuşmasını bunlardan derliyor ve salon gülüyor, alkışlıyor. Arkadaşı ona sarılıp teşekkür ediyor.

Eve dönerken adam bir şeyi fark ediyor. Konuşmada söylediği hiçbir şey, o arkadaşla yaşadığı gerçek bir şeye dayanmıyordu. Ortak bir yolculuk, bir tartışma, bir gece yarısı telefonu yoktu. Cümleler güzel ve yerindeydi ama hiçbiri ona ait değildi.

Adam kimseyi kandırmadı, kimseye yalan söylemedi ve herkes memnun kaldı. Yine de içinde bir boşluk var. Bu boşluğun adı ne? Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun benlik ve anlam bölümünün son durağında, kendine ait olmanın ne demek olduğunu ve başkalarını memnun etmekle kendine sadık kalmak arasındaki farkı soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce sahicilik ile samimiyetin nasıl ayrıldığını göstereceğiz. Bir kişi, söylediği şeye içtenlikle inanıyor olabilir ve yine de o inancı başkasından almış olabilir. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Lionel Trilling, samimiyet ile sahicilik arasındaki ayrımın tarihine baktı. Martin Heidegger, gündelik yaşamda herkes gibi olmanın kişiyi kendinden nasıl uzaklaştırdığını anlattı. Charles Taylor ise sahiciliğin bir ahlaki ideal olduğunu ama ancak belirli koşullarda anlam taşıdığını savundu.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri sahiciliğin bir pazarlama dili hâline geldiğini, biri gerçek bir benliğin olmadığını, üçüncüsü de kendi olmanın bir ayrıcalık olduğunu söylüyor.

Sonda sahiciliğin günlük yaşamda nasıl sınanabildiğine bakacağız. Bu bakış, sahiciliği bir durum olarak değil, sürekli sorulan bir soru olarak gösterecek.

Merkez soru

Sorumuz şu: kendine ait bir yaşam sürmek ne demektir ve bunu, yalnızca içimizden geldiği gibi davranmaktan nasıl ayırabiliriz?

Ölçülü iddiam şu: sahicilik, kararlarımızı ve sözlerimizi, çevremizin bize hazır verdiği kalıplardan değil, gerçekten önemsediğimiz şeylerden çıkarmaktır, ama önemsediğimiz şeylerin kendisi de bir ortak dünyada anlam kazanır, bu yüzden sahicilik, tek başına kendi içimize bakmakla değil, neyin gerçekten önemli olduğunu sınayarak kurulur.

Sıfır noktası

Sahicilik sözcüğü, günlük dilde çoğu zaman "kendin olmak" ya da "içinden geldiği gibi davranmak" anlamında kullanılır. Bu kullanım kısmen doğrudur ama bir tuzak taşır: içimizden geleni yapmak, her zaman kendimize ait olanı yapmak değildir. İçimizden gelen şeyin bir bölümü, çevremizden öğrendiğimiz alışkanlıklardır.

Bu yüzden iki ayrı şeyi ayırmak gerekir. Birincisi, başkalarına karşı dürüst olmaktır: söylediğimiz ile düşündüğümüz örtüşür. İkincisi, kendimize karşı dürüst olmaktır: düşündüğümüzün gerçekten bizim olup olmadığını sorabiliriz. Birincisi dışarıya, ikincisi içeriye bakar.

Düğün konuşmasındaki adam, birincisi bakımından dürüsttü: söylediği her şeye içtenlikle inanıyordu. İkincisi bakımından ise bir eksiklik vardı: söylediklerinin hiçbiri, onun kendi deneyiminden çıkmıyordu.

Argümanın yapısı

Bir sözün ya da kararın sahih olup olmadığını anlamak için, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.

Birinci soru: bunu söylerken ya da yaparken, gerçekten bunu mu düşünüyorum? Bu, samimiyet sorusudur ve ilk adımdır.

İkinci soru: bu düşünce nereden geliyor? Kendi yaşantımdan mı, yoksa duyduğum, okuduğum ya da beklendiği için benimsediğim bir kalıptan mı? Kaynağı hatırlamak, sahiciliğin ilk sınavıdır.

Üçüncü soru: bunu, kimse bakmıyor olsaydı da yapar mıydım? Başkalarının onayı ya da tepkisi olmasaydı, aynı seçimi yapar mıydım?

Dördüncü soru: bu karar, benim gerçekten önemsediğim bir şeye dayanıyor mu? Önemsediğim şey, yalnızca bana iyi gelen bir his değil, bir gerekçeyle savunabileceğim bir şey mi?

Bu yapı, sahiciliğin bir his olmaktan çok bir sorgulama olduğunu gösterir.

Görüşler ve pozisyonlar

Sahiciliğin ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, tutarlılık görüşüdür. Buna göre sahicilik, kişinin söylediği ile düşündüğü ve düşündüğü ile yaptığı arasındaki uyumdur. Trilling'in samimiyet çözümlemesi bu çizgiye yakındır.

İkinci görüş, uyanış görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş kişinin iç uyumuna bakıyor. Bu görüş, sahiciliğin, kişinin çevresinden aldığı kalıpların farkına varıp kendi varoluşunu üstlenmesi olduğunu söyler. Heidegger bu çizgidedir.

Üçüncü görüş, ufuk görüşüdür. Oysa ilk iki görüş kişinin kendisiyle ilişkisine bakıyor. Bu görüş, sahiciliğin, ancak bir ortak anlam zemininde bir şeyi önemseyerek mümkün olduğunu söyler. Taylor bu çizgiyi taşır.

En güçlü itiraz

Sahicilik üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Sahiciliğin savunucusu şu cevabı verebilir. Sahicilik, bir tarzın ya da bir kaçışın adı değildir. Kişinin kararlarını, kendi önemsediği şeylerle bağlantısını kontrol ederek vermesidir. Bu bağlantı, gösterişli bir yaşam değişikliğini gerektirmez, ama her seferinde dürüstçe sorulmayı gerektirir.

Açık kalan sorular

Bir kişi kendi önemsediği şeylerin, gerçekten kendisine ait olup olmadığını nasıl bilebilir? Duygularımızın bir bölümü, çevremizden öğrendiğimiz şeylerse, bu ayrımı yapabilecek bir ölçüt var mı?

Sahicilik ile uyum arasında bir gerilim var mı? Ailemizin ya da toplumumuzun beklentisini bilerek ve isteyerek benimsemek, sahih olabilir mi?

Sahicilik ahlaki bir değer mi, yoksa yalnız bir kişisel doyum ölçütü mü? Sahih bir kişi kötü bir şeyi sahih biçimde yapabilir mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışSahiciliği, içinden geldiği gibi davranmak olarak okumak.
Doğrusu

İçimizden gelenin bir bölümü çevremizden öğrendiğimiz alışkanlıklardır. Sahicilik, içimizden gelene bakmayı ve onun nereden geldiğini sormayı da içerir.

Yaygın yanlışSahiciliği, toplumdan kopmak saymak.
Doğrusu

Heidegger'in çözümlemesi, sahih varoluşun Herkes'ten kopmak değil, ona kapılmış olduğunu görmek olduğunu söyler. Bir kişi, aynı rolde kalıp onu kendi üstlenmiş olarak yaşayabilir.

Yaygın yanlışSamimiyeti, sahicilikle karıştırmak.
Doğrusu

Samimiyet, söylediğim ile hissettiğim arasındaki uyumdur. Sahicilik ise hissettiğimin gerçekten bana ait olup olmadığını da sorar. Birincisi olmadan ikincisi olmaz, ama ikincisi birincisinden fazladır.

Yaygın yanlışSahiciliği, seçtiğim her şeyin değerli olması olarak okumak.
Doğrusu

Taylor'ın çözümlemesine göre, bir şeyin yalnızca ben seçtiğim için değerli olması yetmez. Seçimin bir ortak anlam ufkunda bir yeri olmalıdır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Sahicilik, kararlarımızı ve sözlerimizi, çevremizin bize hazır verdiği kalıplardan değil, gerçekten önemsediğimiz şeylerden çıkarmaktır. Trilling, samimiyeti söylediğimiz ile hissettiğimiz arasındaki uyum, sahiciliği ise toplumsal rollerin ötesinde kendimize ait olana sadık kalmak olarak ayırdı.

Heidegger, gündelik yaşamda çoğu zaman Herkes adına düşündüğümüzü ve sahih varoluşun buna kapılmış olduğumuzu görüp kendi varoluşumuzu üstlenmek olduğunu söyledi. Taylor, sahiciliğin gerçek bir ahlaki ideal olduğunu ama ancak bir ortak anlam ufkunda anlam taşıdığını savundu.

Bir sözü ya da kararı dört soruyla sınayabiliriz: gerçekten bunu mu düşünüyorum, nereden geliyor, kimse bakmasa da yapar mıydım ve gerçekten önemsediğim bir şeye mi dayanıyor. Sahiciliğe üç itiraz yöneltildi. Bir pazarlama diline dönüştüğü, gerçek bir benlik olmadığı ve bir ayrıcalık olduğu söylendi.

Bu yüzden sahicilik, tek bir içsel sese uymak olarak değil, önemsediğimiz şeylere dürüstçe bağlanmak olarak, herkesin zamanla yeniden sorması gereken bir soru olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Bu bölümde kimliği, amacı, ölümü, kaygıyı, özgürlüğü ve sahiciliği gördük. Hepsinde ortak bir şey vardı: kendimize ait bir yaşam kurmak, yalnızca içimize bakmakla değil, dışarıdan aldığımız şeylere nasıl yaklaştığımızla da ilgiliydi. Heidegger'in Herkes'i ile Taylor'ın ortak anlam ufku, kişinin kararlarının çoğu zaman başkalarından gelen bilgiye ve kanıya dayandığını hatırlatıyordu.

Peki bu bilgi nereden geliyor? Bir kişi neye inanacağını, çoğu zaman haberlerden, konuşmalardan ve paylaşılan yazılardan öğreniyor. Bir haberin doğru mu yanlış mı olduğunu bilmeden verilen bir karar, ne kadar bizim?

Bir sonraki ders yeni bir bölümün ilk adımı. Kamusal yaşam bölümü, haber ve yanlış bilgiyle başlıyor: bir haberin güvenilir olup olmadığını nasıl sınayabileceğimizi ve yanlış bilginin ortak yaşamı nasıl bozduğunu soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.