Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kaygı, korkudan farklı olarak belirsiz bir nesneye ya da nesnesine oranla fazla bir huzursuzluğa yöneliktir. Seneca, insanların gerçekte olandan çok tasarlananla acı çektiğini ve henüz gelmemiş kötülüğü şimdiden çekmemek gerektiğini söyledi.
May, kaygıyı tehdide orantılı ve yapıcı olan normal kaygı ile orantısız ve yaşamı daraltan nörotik kaygı olarak ayırdı. Tillich, kaygının kader ve ölüm, boşluk ve anlamsızlık, suçluluk ve kınanma olarak üç ana kaynağı olduğunu ve onunla yaşamanın var olma cesareti gerektirdiğini savundu.
Bir kaygıyla ilişki kurarken dört soru sorulabilir: nesnesi var mı, neyin önemli olduğunu gösteriyor mu, tehdide oranlı mı ve ne yapılabilir. Kaygıya üç itiraz yöneltildi. Bir sağlık sorunu olduğu, tasarım saymanın gerçek tehlikeleri yok saydığı ve cesaret dilinin suçlama gibi geldiği söylendi.
Bu yüzden kaygı, ne düşman ne kesin bir rehber olarak, dinlenecek ama sorgulanacak bir işaret olarak yaşıyor ve gerektiğinde profesyonel destek almanın yerini hiçbir felsefi çözümleme tutmuyor.
Açılış sahnesi
Bir adam, pazartesi sabahı önemli bir toplantıya girecek. Cumartesi öğleden sonra, marketin kasa sırasında beklerken, aklından toplantının nasıl geçebileceği dört farklı biçimde geçiyor. İlkinde konuşurken sesi titriyor. İkincisinde sorulara cevap veremiyor. Üçüncüsünde ise yönetici ona bakıp hiçbir şey söylemiyor ve bu, en kötüsü.
Sırası geliyor ve kasiyer ona ne aldığını soruyor. Adam ne aldığını hatırlamıyor. Elindeki poşete bakıyor. Sonra eve dönerken bir soru çıkıyor aklına: toplantı henüz gelmedi ve gelecek olan şey, bu dört sahneden hiçbirine benzemeyebilir. Peki şimdi yaşadığı huzursuzluk neye ait?
Adam bu huzursuzluğu ne bir tehlikeye ne de bir hastalığa yerleştirebiliyor. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun benlik ve anlam bölümünün dördüncü durağında, kaygının ne olduğunu ve onunla nasıl bir ilişki kurulabileceğini soruyor. Bu ders, kaygı yaşayan birine bir tedavi önermez. Kaygının felsefede nasıl düşünüldüğünü gösterir. Kaygı gündelik yaşamı zorlaştırıyorsa, bir sağlık uzmanıyla konuşmak, felsefi çözümlemenin yerine geçemeyen ayrı ve değerli bir yoldur.
Bu derste ne olacak
Önce kaygının korkudan nasıl ayrıldığını göstereceğiz. Korkunun bir nesnesi vardır, kaygının çoğu zaman yoktur. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Seneca, insanların gerçekte olandan çok tasarladıkları şeyler yüzünden acı çektiğini söyledi. Rollo May, kaygıyı normal ve nörotik olarak ikiye ayırdı. Paul Tillich ise kaygının üç ana kaynağını sıraladı ve kaygıyla yaşamanın bir cesaret işi olduğunu savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri kaygının felsefi bir konu değil, bir sağlık sorunu olduğunu, biri kaygıyı tasarımdan ibaret saymanın gerçek tehlikeleri yok saydığını, üçüncüsü de cesaret dilinin kaygılı kişiye bir suçlama gibi geldiğini söylüyor.
Sonda kaygıyla günlük yaşamda nasıl bir ilişki kurulabileceğine bakacağız. Bu bakış, kaygıyı yok etmeyi değil, onu anlamayı ve ne zaman bir bilgi taşıdığını ayırmayı hedefleyecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: kaygı nedir, korkudan nasıl ayrılır ve ne zaman bir işaret, ne zaman bir yük olur?
Ölçülü iddiam şu: kaygı, belirli bir nesnesi olmayan ya da nesnesi kendisine oranla küçük kalan bir huzursuzluktur ve çoğu zaman bir şeyin bizim için önemli olduğunu gösterir, ama önemli olduğunu göstermesi, her kaygının hakkında haklı olduğu anlamına gelmez, bu yüzden onu dinlemek de ayırt etmek de gerekir.
Sıfır noktası
Korku ile kaygı, günlük dilde çoğu zaman aynı anlamda kullanılır. Ayırmak gerekir. Korku, belirli bir şeye yöneliktir: bir köpek, yüksek bir balkon, bir sınav. Korkunun nesnesini gösterebiliriz ve onu ortadan kaldıran ya da ondan kaçan bir eylem düşünebiliriz.
Kaygı ise bulanıktır. Bir şey olacakmış gibi hissedilir ama ne olacağı belirli değildir. Ya da bir şey belirlidir ama huzursuzluk, o şeyin ağırlığından çok büyüktür. Kaygıda kişi, karşısında bir düşman bulamaz ve bu yüzden kaçacak bir yer de bulamaz.
Bu ayrım kusursuz değildir. Bir toplantıdan korkmak ile toplantı hakkında kaygılanmak birbirine karışır. Ama ayrım, işe yarar: korkuya karşı bir eylem yapılabilir, kaygıya karşı ise önce onun neyle ilgili olduğunu anlamak gerekir.
Kaygı sözcüğü, ayrıca iki ayrı anlamda kullanılır. Birincisi, insanların yaşamında zaman zaman ortaya çıkan ve geçen bir duygudur. İkincisi, sürekli ve gündelik yaşamı bozacak kadar güçlü hâle gelen bir sağlık sorunudur. Bu derste birincisiyle ilgileniyoruz.
Argümanın yapısı
Bir kaygıyla ilişki kurarken, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: bu kaygının bir nesnesi var mı? Bir şeyden mi, yoksa bir belirsizlikten mi endişeleniyorum? Nesnesi varsa, korkuya dönüştürüp ona karşı bir şey yapabilirim.
İkinci soru: bu kaygı, önemsediğim bir şeyi mi gösteriyor? Bazen kaygı, bir şeyin bizim için değerli olduğunun işaretidir. Hiçbir şeyi önemsemeyen biri, kaygılanmaz.
Üçüncü soru: kaygı, tehdide oranla mı? Gerçek bir tehlikeye karşı duyulan huzursuzluk, o tehlikenin büyüklüğüyle orantılıdır. Oranı aşan bir huzursuzluk, tasarımdan beslenmiş olabilir.
Dördüncü soru: bu kaygıyla ne yapabilirim? Bir şeyin hazırlığını yapmak, biriyle konuşmak, belirsizliğin bir bölümünü gidermek ya da kaygıyla birlikte yürümek, farklı cevaplardır. Hepsinin ortak noktası, kaygıyı ne bastırmak ne de ona teslim olmaktır.
Bu yapı, kaygının bir düşman değil, bir işaret olabileceğini, ama bunun her seferinde doğru olmayabileceğini gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Kaygıya nasıl yaklaşılacağı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, tasarım görüşüdür. Buna göre kaygının çoğu, gerçekte olmayan şeylerin tasarlanmasından gelir ve çare, tasarımı gerçekle karşılaştırmaktır. Seneca bu çizgidedir.
İkinci görüş, ölçü görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş kaygıyı büyük ölçüde yanılgı sayıyor. Bu görüş, kaygının bazen yerinde ve yararlı olduğunu, önemli olan şeyin, kaygının tehdide oranla ölçüsünü bilmek olduğunu söyler. May bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, cesaret görüşüdür. Oysa ilk iki görüş kaygıyı çözmeye ya da ölçmeye bakıyor. Bu görüş, kaygının insan olmanın kaçınılmaz bir parçası olduğunu ve yapılacak şeyin onu ortadan kaldırmak değil, ona rağmen yaşamak olduğunu söyler. Tillich bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Kaygı üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Kaygı üzerine düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Kaygı hem bir duygu hem bir işaret olabilir ve ona yaklaşmanın tek bir yolu yoktur. Tasarımı gerçekle karşılaştırmak, oranı sormak ve ona rağmen yürümek, birbirinin yerine geçmeyen ama birlikte kullanılabilen araçlardır. Bunların hiçbiri, gerektiğinde profesyonel bir destek almanın yerine geçmez.
Açık kalan sorular
Kaygı, insanın özgürlüğünün bir gölgesi mi, yoksa yalnızca bir biyolojik alarm sistemi mi? Bu ikisi birbirini dışlıyor mu?
Bir kişi kaygısına dışarıdan bakabilir mi? Kaygının içindeyken, ona kendi düşüncelerimizle mi yoksa başkalarının gözüyle mi bakmamız daha kolay?
Kaygısız bir yaşam istenir bir şey mi? Hiç kaygı duymayan bir kişi, önemli şeylerle nasıl bir ilişki kurar?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKaygıyı, korkuyla eşitlemek.
Korkunun belirli bir nesnesi vardır ve ona karşı bir eylem yapılabilir. Kaygı çoğu zaman belirsizdir ve önce neyle ilgili olduğunun anlaşılmasını gerektirir.
Yaygın yanlışKaygıyı, her zaman yok edilmesi gereken bir şey saymak.
May'in ayrımı, normal kaygının yapıcı olabileceğini gösterir. Bir sınavdan önceki huzursuzluk, çalışmaya iten bir işaret olabilir.
Yaygın yanlışFelsefi bir çözümlemeyi, tedavinin yerine koymak.
Bu ders kaygının nasıl düşünüldüğünü gösterir ve bir tedavi önermez. Kaygı gündelik yaşamı sürekli zorluyorsa, bir sağlık uzmanıyla konuşmak ayrı ve değerli bir adımdır.
Yaygın yanlışKaygılı birine, sorununun yalnızca tasarım olduğunu söylemek.
Seneca'nın ayrımı, kişinin kendi kaygısına baktığı bir çerçeve olarak yararlıdır. Başkasına söylendiğinde, anlaşılmamışlık duygusu doğurabilir. Önce dinlemek gerekir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kaygı, korkudan farklı olarak belirsiz bir nesneye ya da nesnesine oranla fazla bir huzursuzluğa yöneliktir. Seneca, insanların gerçekte olandan çok tasarlananla acı çektiğini ve henüz gelmemiş kötülüğü şimdiden çekmemek gerektiğini söyledi.
May, kaygıyı tehdide orantılı ve yapıcı olan normal kaygı ile orantısız ve yaşamı daraltan nörotik kaygı olarak ayırdı. Tillich, kaygının kader ve ölüm, boşluk ve anlamsızlık, suçluluk ve kınanma olarak üç ana kaynağı olduğunu ve onunla yaşamanın var olma cesareti gerektirdiğini savundu.
Bir kaygıyla ilişki kurarken dört soru sorulabilir: nesnesi var mı, neyin önemli olduğunu gösteriyor mu, tehdide oranlı mı ve ne yapılabilir. Kaygıya üç itiraz yöneltildi. Bir sağlık sorunu olduğu, tasarım saymanın gerçek tehlikeleri yok saydığı ve cesaret dilinin suçlama gibi geldiği söylendi.
Bu yüzden kaygı, ne düşman ne kesin bir rehber olarak, dinlenecek ama sorgulanacak bir işaret olarak yaşıyor ve gerektiğinde profesyonel destek almanın yerini hiçbir felsefi çözümleme tutmuyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste kaygının çoğu zaman bir şeyin bizim için önemli olduğunu gösterdiğini ve kaygıyla birlikte yürümenin bir yol olduğunu gördük. Tillich ile May'in ortak vurgusu bir başka şeye işaret ediyordu: kaygı, çoğu zaman bir yol ayrımında, bir seçim öncesinde ortaya çıkıyor. Yeni bir şehre taşınan kadının huzursuzluğu, hangi yolu seçeceğini kendisinin belirlemesinden geliyordu.
Bir seçimin bize ait olması, bizi hem ağırlaştırıyor hem de bir şey veriyor. Hiçbir yolun önceden çizilmediği bir yaşamda, kim ne kadar özgür, ve özgürlük tam olarak neyi gerektiriyor?
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Özgürlük dersi, özgür olmanın ne demek olduğunu, özgürlüğün getirdiği yükü ve bir kişinin kendi yaşamı üzerindeki gerçek söz hakkının nerede başlayıp nerede bittiğini soruyor.