İçeriğe geç

P00-D08-M03-03·Benlik ve anlam

Ölüm

sıfırdan ileri2.091 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Ölüm hakkında üç ayrı soru vardır: ölme süreci, ölmüş olma durumu ve başkalarının ölümü. Epikuros, ölümün bizim için bir şey olmadığını, çünkü iyi ya da kötü olmak için duyum gerektiğini ve ölümde duyumun kalmadığını savundu.

Nagel, ölümün kötülüğünün, kişiyi yaşamın vereceği iyi şeylerden yoksun bırakmasından geldiğini söyledi. Williams, sonsuz bir yaşamın, kategorik arzuların tükenmesi ya da kişinin değişmesi yüzünden sıkıcı ya da yabancılaştırıcı olabileceğini gösterdi.

Ölümün kötü olup olmadığı sorusuna dört adımla yaklaşılabilir: zarar nedir, hangi biçimleri vardır, ölüm hangisini doğurur ve yoksunluğun fark edilmesi gerekir mi. Ölüme üç itiraz yöneltildi. Hiç kötü olmadığı, aslında iyi olduğu ve düşünmenin yaşamı zehirlediği söylendi.

Bu yüzden ölüm, çoğu zaman bir kayıp olarak, ama korkuya teslim olmadan ve ertelenen şeyleri hatırlatan bir sınır olarak düşünülebilecek bir gerçek olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir adam, babasının vefatından kırk gün sonra evin çekmecelerini toplarken, yarım kalmış bir yapboz buluyor. Kutunun üstünde bin parçalık bir manzara var. Masada, babasının bıraktığı gibi, gökyüzü tamamlanmış, ortası boş. Adam parçaları çevirip bir süre bakıyor ve tek bir parçayı yerine koyuyor. Sonra elini çekiyor.

Bir kez daha bakınca, bunun neden bu kadar zor olduğunu anlamaya çalışıyor. Babası acı çekmiyor artık. Yapbozu bitirmek için bir aciliyeti de yok. Ama adamın içindeki şey, ne bir acı ne de bir korku: yapbozun ortasındaki boşluk, bir işin yarım kalmasından fazlası gibi.

Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun benlik ve anlam bölümünün üçüncü durağında, ölümün bizim için ne anlama geldiğini soruyor. Konu ağır ve herkesin farklı bir yerinden dokunduğu bir konu. Burada amaç, bir kişiye ölüm hakkında ne hissetmesi gerektiğini söylemek değil, bu konuda yüzyıllardır yapılmış düşünmenin birkaç ana çizgisini göstermek.

Bu derste ne olacak

Önce ölümün hangi sorulara yol açtığını ayıracağız. Ölmenin nasıl bir şey olduğu, ölü olmanın nasıl bir şey olduğu ve ölümün bir kayıp olup olmadığı, ayrı sorulardır. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Epikuros, ölümün bizim için bir şey olmadığını savundu ve ölüm korkusunun bir yanlış anlamadan geldiğini söyledi. Thomas Nagel, ölümün kötülüğünü, yaşamın bize vereceği şeylerden mahrum bırakılmak olarak açıkladı. Bernard Williams ise sonsuz bir yaşamın, sanıldığından çok daha sıkıcı olabileceğini gösterdi.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri ölümün hiç kötü olmadığını, biri ölümün aslında iyi bir şey olduğunu, üçüncüsü de ölümü düşünmenin yaşamı zehirlediğini söylüyor.

Sonda ölümü düşünmenin günlük yaşamda nasıl bir şeye dönüşebileceğine bakacağız. Bu bakış, ölümü inkâr etmekle ona kapılmak arasında bir yol arayacak.

Merkez soru

Sorumuz şu: ölüm, ölen kişi için bir kötülük müdür ve sonlu bir yaşam olmanın bilgisi, bugün nasıl yaşadığımızı nasıl etkileyebilir?

Ölçülü iddiam şu: ölüm, çoğu zaman ölen kişiyi yaşamın verebileceği iyi şeylerden yoksun bıraktığı için bir kayıptır, ama sonsuz bir yaşam da her zaman iyi olmayabilir, bu yüzden ölümlülüğü bilmek, ölümü sevmeden, korkuya teslim olmadan ve yaşamın neyi değerli kıldığını daha net görerek yaşamaya imkân verebilir.

Sıfır noktası

Ölüm üzerine konuşurken üç ayrı şeyi karıştırmak kolaydır. Birincisi, ölme sürecidir: hastalık, acı, çaresizlik. İkincisi, ölmüş olma durumudur: yaşamın bittiği ve bir kişinin artık var olmadığı durum. Üçüncüsü, başkalarının ölümüdür: yasın, özlemin ve yokluğun yaşandığı şey.

Bu derste ikinciyle ilgileniyoruz: bir kişi için ölmüş olmanın kendisi, iyi ya da kötü bir şey midir? Ölme sürecinin acısı ve başkalarının yası ayrı ve çok önemli konulardır, ama bu sorunun cevabını değiştirmezler.

Bu ayrımı yapmak, ölüm korkusunun birkaç ayrı korku olduğunu görmemizi sağlar. Bir kişi acı çekmekten, yalnız kalmaktan, sevdiklerini bırakmaktan ya da yapmak istediği şeyleri yapamamaktan korkuyor olabilir. Bunlar birbirinden ayrı korkulardır ve her birine ayrı bir yerden bakmak gerekir.

Argümanın yapısı

Ölümün kötü olup olmadığı sorusuna verilen cevapları, dört adımlık bir çerçeveyle özetlemek mümkün.

Birinci adım: bir şeyin bir kişi için kötü olması, ona bir zarar vermesini gerektirir. Bir taş düştüğünde taşa bir kötülük yapılmaz, çünkü taşın çıkarı yoktur.

İkinci adım: zarar, iki biçimde olabilir. Bir kişiyi acı çektirmek, ona bir kötülük yapmaktır. Bir kişiyi sahip olacağı bir iyiden yoksun bırakmak da ona bir kötülük yapmaktır.

Üçüncü adım: ölüm acı vermez, çünkü orada duyacak biri kalmaz. Ama yoksun bırakabilir: kişiyi, yaşasaydı elde edeceği iyi şeylerden ayırabilir.

Dördüncü adım: yoksunluk, kişinin bunu fark etmesini gerektirmez. Bir kişi, arkasından yalan söylenen ve bunu asla öğrenmeyen biri olabilir ve yine de ona kötü bir şey yapılmıştır. Epikuros'un argümanını sorgulayan çizgi burada başlar.

Bu yapı, ölümün kötülüğünün duyumdan değil, yoksunluktan doğabileceğini gösterir.

Görüşler ve pozisyonlar

Ölümün niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, duyum görüşüdür. Buna göre ölüm, kişi için bir şey değildir, çünkü kötü olmak duyum gerektirir ve ölünce duyum kalmaz. Epikuros bu çizgidedir.

İkinci görüş, mahrumiyet görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş duyuma bakıyor. Bu görüş, ölümün, yaşamın vereceği iyi şeylerden yoksunluk olarak kötü olduğunu söyler. Nagel bu çizgidedir.

Üçüncü görüş, sınır görüşüdür. Oysa ilk iki görüş ölümün iyi mi kötü mü olduğunu soruyor. Bu görüş, sonsuz bir yaşamın da sorunlu olduğunu, ölümlülüğün yaşamın anlamlı olmasının koşullarından biri olabileceğini söyler. Williams bu çizgiye yakındır.

En güçlü itiraz

Ölüm üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Ölüm üzerine düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Ölüm bir kayıp olabilir ve yine de korkuya teslim olmak gerekmeyebilir. Epikuros'un rahatlatıcı yanı, Nagel'in dürüst yanı ve Williams'ın sorgulayıcı yanı birlikte, ölümle ilişki kurmanın birden çok yolunu gösteriyor. Hangisinin bir kişiye uyacağı, o kişinin ölümden neyi korktuğuna bağlı.

Açık kalan sorular

Ölümden sonraki yokluk ile doğumdan önceki yokluk arasında gerçekten bir fark var mı? Nagel'in cevabı kişi kimliğine dayanıyor. Bu cevap, herkesi ikna ediyor mu?

Bir kişi, yaşamının ne zaman "tamamlanmış" sayılacağını nasıl bilebilir? Yeterince yaşamış olmak ne demek, ve bunu kim söyleyebilir?

Başkasının ölümünü düşünmek ile kendi ölümünü düşünmek arasında ne gibi bir fark var? Yas, aynı sorunun başka bir yüzü mü, yoksa tamamen ayrı bir mesele mi?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÖlmeyi, ölmüş olmakla karıştırmak.
Doğrusu

Ölme süreci acı, yalnızlık ve çaresizlik içerebilir. Ölmüş olma durumu ise ayrı bir sorudur. Epikuros'un argümanı yalnız ikincisiyle ilgilidir.

Yaygın yanlışEpikuros'un argümanını, yas tutan birine teselli olarak sunmak.
Doğrusu

Argüman, ölüm korkusu üzerine bir felsefi çözümlemedir. Sevdiği birini kaybetmiş bir kişinin yası, başka bir şeydir ve bu argümanla hafifletilemez. Bir yas tutana felsefi bir kanıt sunmak, çoğu zaman anlaşılmadığı hissini artırır.

Yaygın yanlışWilliams'ı, ölümün iyi olduğunu savunan biri olarak okumak.
Doğrusu

Williams, sonsuz bir yaşamın sıkıcı olacağını savunur. Ölümün çoğu zaman bir kötülük olduğunu da kabul eder. İki iddia birbirini dışlamaz.

Yaygın yanlışÖlümü düşünmeyi, her zaman kaygı kaynağı saymak.
Doğrusu

Ölümlülüğü bilmek, bazı kişilerde kaygı, bazılarında ise ertelenen şeyleri yapma isteği doğurur. Etkisi, kişiye ve o kişinin ölümü nasıl düşündüğüne göre değişir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Ölüm hakkında üç ayrı soru vardır: ölme süreci, ölmüş olma durumu ve başkalarının ölümü. Epikuros, ölümün bizim için bir şey olmadığını, çünkü iyi ya da kötü olmak için duyum gerektiğini ve ölümde duyumun kalmadığını savundu.

Nagel, ölümün kötülüğünün, kişiyi yaşamın vereceği iyi şeylerden yoksun bırakmasından geldiğini söyledi. Williams, sonsuz bir yaşamın, kategorik arzuların tükenmesi ya da kişinin değişmesi yüzünden sıkıcı ya da yabancılaştırıcı olabileceğini gösterdi.

Ölümün kötü olup olmadığı sorusuna dört adımla yaklaşılabilir: zarar nedir, hangi biçimleri vardır, ölüm hangisini doğurur ve yoksunluğun fark edilmesi gerekir mi. Ölüme üç itiraz yöneltildi. Hiç kötü olmadığı, aslında iyi olduğu ve düşünmenin yaşamı zehirlediği söylendi.

Bu yüzden ölüm, çoğu zaman bir kayıp olarak, ama korkuya teslim olmadan ve ertelenen şeyleri hatırlatan bir sınır olarak düşünülebilecek bir gerçek olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste ölümün, sanıldığından daha çok yoldan düşünülebildiğini gördük: bir korkuyu yatıştıran argüman olarak, bir yoksunluk olarak ve yaşamın sınırı olarak. Ama üç görüşün de değinmediği bir şey vardı: ölümü düşünürken içimizde kalan huzursuzluk. Epikuros'un argümanı, kadının uykusuzluğunu tam çözmedi.

Bu huzursuzluk, ölümden önce başka yerlerde de ortaya çıkıyor: bir işe başlarken, bir karar verirken, bir sonucu beklerken. Ne olacağını bilmemek ve yine de yaşamak zorunda olmak, kendine ait bir duygu gibi görünüyor.

Bir sonraki ders bu duyguya dönüyor. Kaygı dersi, bu huzursuzluğun ne olduğunu, bir kusur mu yoksa bir bilgi mi taşıdığını ve onunla nasıl yaşanabileceğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.