Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Amaç, bir eylemin neden yapıldığını gösteren ve eylem sürerken de var olan bir yöndür. Hedef ise bu yönde konabilecek, ulaşıp ulaşmadığımızı ölçebildiğimiz bir noktadır.
Stoacılar, Cicero'nun aktardığı biçimde, okçu benzetmesiyle amacın iyi nişan almak olduğunu, hedefi vurmanın ise denetimimizde olmadığını söyledi. MacIntyre, bir uğraşın içinden gelen içsel iyileri, para ve ün gibi dışsal iyilerden ayırdı.
Csikszentmihalyi, açık hedef, anlık geri bildirim ve zorluk ile beceri dengesinin bir araya geldiği yerde, insanın işe dalıp bunu kendi başına değerli bulduğunu gösterdi. Bir amacı dört soruyla sınayabiliriz: hedeften bağımsız anlamı, kaynağı, yol boyunca verdiği şey ve hedef kaçırılınca geriye kalanı.
Amaca üç itiraz yöneltildi. Şimdiki anı yediği, çoğu zaman dışarıdan verildiği ve okçu ayrımının başarısızlığı avuttuğu söylendi.
Bu yüzden amaç, hedefi kaçırılsa da yön veren, kişinin kendisinin olduğunu sınayabildiği ve sonucu önemsemeyi bırakmadan ona bağımlı olmayan bir çizgi olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir kadın, üç yıldır her sabah beşte kalkıp bir maraton için koşuyor. Sonunda yarışa giriyor ve hedefini otuz dakika farkla kaçırıyor. Bitiş çizgisinde çömeliyor. Yanına gelen arkadaşı, "Bunca emek, boşa mı gitti?" diye soracak gibi bakıyor ama sormuyor.
Kadın bir süre sonra başını kaldırıp gülümsüyor. Kendi de şaşırıyor bu gülümsemeye. Hedefine ulaşamadığı hâlde, bu üç yılın en iyi üç yılı olduğunu düşünüyor: sabahlar, sokaklar, bedeninin değişimi, sabırla öğrendiği şeyler.
Sonra bir soru geliyor aklına: eğer hedef buysa ve tutmadıysa, neden içi boş değil? Amacı yarışı bitirmek miydi, yoksa koşarak yaşamak mı? Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun benlik ve anlam bölümünün ikinci durağında, bir amacın ne olduğunu ve hedeften nasıl ayrıldığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce amaç ile hedef arasındaki farkı ortaya koyacağız. Bir hedef, ulaşıp ulaşamayacağımızı ölçebildiğimiz bir noktadır. Bir amaç ise, bir eylemi neden yaptığımızı gösteren yöndür. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Cicero'nun aktardığı biçimiyle Stoacılar, okçu benzetmesiyle amacı hedeften ayırdı. Alasdair MacIntyre, bir uğraşın içinden gelen iyiler ile dışarıdan gelen ödüller arasında bir ayrım yaptı. Mihaly Csikszentmihalyi ise insanların hangi koşullarda yaptıkları işe tamamen dalabildiğini inceledi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri amaç edinmenin şimdiki anın tadını kaçırdığını, biri amaçlarımızın çoğu zaman bize dışarıdan verildiğini, üçüncüsü de okçu ayrımının başarısızlığı avutmaya yaradığını söylüyor.
Sonda amaç edinmenin günlük yaşamda nasıl bir alışkanlığa dönüşebileceğine bakacağız. Bu bakış, amaçsızlıkla katı hedef takıntısı arasında bir üçüncü yol arayacak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir yaşamı ya da bir işi yönlendiren amaç ne demektir ve amaç, ulaşıp ulaşmadığımızı ölçebildiğimiz hedeften nasıl ayrılır?
Ölçülü iddiam şu: amaç, bir eylemin neden yapıldığını gösteren ve eylem sürerken de var olan bir yöndür, hedef ise bu yönde konabilecek ölçülebilir bir işarettir, bu yüzden iyi bir amaç, hedefi kaçırıldığında bile anlamını koruyabilen amaçtır, ama bunu söylemek başarısızlığı önemsememek anlamına gelmez.
Sıfır noktası
Amaç sözcüğü, günlük dilde çoğu zaman hedefle karıştırılır. "Amacım kilo vermek" dendiğinde, aslında bir hedeften söz edilir: bir sayı, bir tarih, bir ölçü. Oysa o sayının arkasında, belki daha sağlıklı yaşamak, belki kendine güvenmek gibi bir amaç durur.
Bu ayrım, günlük hayatta ilk bakışta önemsiz görünür ama iş kötü gidince ortaya çıkar. Hedefi olan ama amacı olmayan bir kişi, hedefi kaçırdığında elinde bir şey kalmadığını hisseder. Amacı olan kişi ise, hedef değişse bile yönünü koruyabilir.
Bir de şunu eklemek gerekir: bir amaç, yalnız uzak bir gelecekte ulaşılacak bir yer değildir. Eylem sürerken, o eylemin içinde de bulunabilir. Koşan kadın, bitiş çizgisinden önceki her sabah, amacının bir parçasını yaşıyordu.
Argümanın yapısı
Bir amacın sağlam olup olmadığını anlamak için, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: bu amaç, hedeften ayrı olarak da anlamlı mı? Bir işin sonundaki ödülü çıkarınca, o işi yine de değerli buluyor muyum?
İkinci soru: bu amaç benim mi? Yani kendi ilgimden mi çıkıyor, yoksa bir beklentiden ya da bir karşılaştırmadan mı? Bir amacı ne zaman edindiğimi hatırlamak, onun kaynağını gösterir.
Üçüncü soru: bu amaç, eylem sürerken de bir şey veriyor mu? Yalnız sonunda bir ödül vaat eden bir amaç, yol boyunca bir yük olabilir.
Dördüncü soru: hedef kaçırılırsa bu amaçtan geriye ne kalır? Hiçbir şey kalmıyorsa, o bir amaç değil, yalnızca bir hedeftir.
Bu yapı, amacın bir duygu olduğu kadar bir sınama olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Amacın nereden geldiği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, yön görüşüdür. Buna göre amaç, sonuçtan çok eylemin niteliğine ilişkindir: iyi yapmak, sonucu kişinin denetimi dışında bırakır. Cicero'nun aktardığı Stoacı görüş bu çizgidedir.
İkinci görüş, uğraş görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş kişinin kendi eylemine bakıyor. Bu görüş, amacın çoğu zaman birlikte geliştirilmiş bir uğraşın içinde, o uğraşın kendi ölçütleriyle bulunduğunu söyler. MacIntyre bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, deneyim görüşüdür. Oysa ilk iki görüş amacı bir yön ya da bir ölçüt olarak ele alıyor. Bu görüş, amacın, kişinin işe tamamen dalabildiği koşullarda hissedilen bir deneyim olarak bulunduğunu söyler. Csikszentmihalyi bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Amaç üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Amaç üzerine düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Amaç ile hedef ayrımı, sonucu önemsizleştirmek için değil, sonucun yanında bir yön bilmek için vardır. İyi bir amaç, hedefe ulaşıldığında da ulaşılmadığında da kişiye bir şey söyler. Amacın bir başkasından öğrenildiği yerde ise, onu kendi ilgisiyle sınamak, ona sahip çıkmanın ilk adımıdır.
Açık kalan sorular
Bir kişi, yaşamının tek bir amacı olması gerektiğini varsaymalı mı? Yoksa birden çok amaç, farklı dönemlerde ve farklı alanlarda, birbirine bağlanmadan yaşanabilir mi?
Amaç değişirse ne olur? Bir kişi otuz yıl bir şeyi amaç edindikten sonra bundan vazgeçtiğinde, bu bir kayıp mı, bir olgunlaşma mı, yoksa ikisi birden mi?
Başkasının amacına hizmet etmek, kendi amacım olabilir mi? Bir bakıcı, bir öğretmen ya da bir destek çalışanı, başka birinin amacının gerçekleşmesini kendi amacı olarak yaşayabilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAmacı, hedefle eşitlemek.
Hedef, ulaşıp ulaşmadığımızı ölçebildiğimiz bir noktadır. Amaç, o noktaya neden yöneldiğimizi gösterir. Hedefi kaçırıp amacı korumak mümkündür.
Yaygın yanlışOkçu benzetmesini, sonucu umursamamak olarak okumak.
Stoacı görüş, hedefi vurmayı tercih edilebilir sayar. Yalnız bunu kişinin tam denetiminde olmayan bir şey olarak görür ve kendi eyleminin niteliğini amaç yapar.
Yaygın yanlışDışsal ödülü, her zaman kötü saymak.
MacIntyre para ya da ünü lanetlemez. Onların uğraşın içsel iyilerini gölgeleyebileceğini ve tek başına amaç olduklarında uğraşı bozabileceğini söyler.
Yaygın yanlışAkışı, her zaman keyifli bir şey olarak okumak.
Csikszentmihalyi'nin tarif ettiği durum, çoğu zaman zorlu ve yorucudur. Kişi bunu, yorgunluğa rağmen değerli bulur. Akış bir eğlence değil, dalmanın bir biçimidir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Amaç, bir eylemin neden yapıldığını gösteren ve eylem sürerken de var olan bir yöndür. Hedef ise bu yönde konabilecek, ulaşıp ulaşmadığımızı ölçebildiğimiz bir noktadır.
Stoacılar, Cicero'nun aktardığı biçimde, okçu benzetmesiyle amacın iyi nişan almak olduğunu, hedefi vurmanın ise denetimimizde olmadığını söyledi. MacIntyre, bir uğraşın içinden gelen içsel iyileri, para ve ün gibi dışsal iyilerden ayırdı.
Csikszentmihalyi, açık hedef, anlık geri bildirim ve zorluk ile beceri dengesinin bir araya geldiği yerde, insanın işe dalıp bunu kendi başına değerli bulduğunu gösterdi. Bir amacı dört soruyla sınayabiliriz: hedeften bağımsız anlamı, kaynağı, yol boyunca verdiği şey ve hedef kaçırılınca geriye kalanı.
Amaca üç itiraz yöneltildi. Şimdiki anı yediği, çoğu zaman dışarıdan verildiği ve okçu ayrımının başarısızlığı avuttuğu söylendi.
Bu yüzden amaç, hedefi kaçırılsa da yön veren, kişinin kendisinin olduğunu sınayabildiği ve sonucu önemsemeyi bırakmadan ona bağımlı olmayan bir çizgi olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste amacın, hedef kaçırılsa da sürebilen bir yön olduğunu gördük. Okçu benzetmesi ve dördüncü soru, aynı yere çıkıyordu: elimizde olan kısım ile olmayan kısım arasında bir ayrım yapmak. Ama her amacın ortak bir sınırı var: bir yaşamın zamanı sınırlı, ve bu sınır, her amacın arkasında bir süre bulunduğu anlamına geliyor.
Bir yaşamın süresi bittiğinde, peşinde koştuğumuz şeylere ne olur? Sınırlı olmak, amaçları değersizleştiriyor mu, yoksa onlara ağırlık mı veriyor? Bir insan, kendi sonunu düşünerek yaşamayı nasıl öğrenebilir?
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Ölüm dersi, yaşamın sonluluğunun, bir insanın neyi önemsediği ve nasıl yaşadığı üzerinde ne gibi bir etkisi olabileceğini soruyor.