İçeriğe geç

P00-D08-M03-01·Benlik ve anlam

Kimlik

sıfırdan ileri2.045 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Kimlik, kişinin karakteri, verdiği sözler, kendine anlattığı hikâye ve başkalarının onu tanıması birlikte kurulan bir yapıdır. Ricoeur, kimliği karakterin aynılığı olan idem ile sözünde durmakla korunan kendilik olan ipse olarak ikiye ayırdı.

Goffman, gündelik yaşamda kimliğin ön sahnede sunulduğunu ve arka sahnede rahatladığını anlattı. Erikson, kimliği iç süreklilik ile çevrenin tanıması arasındaki uyum olarak tarif etti ve ergenlikteki belirsizliği gelişimin olağan bir aşaması saydı.

Kimliğin dört öğesi vardır: karakter, bağlılıklar, anlatı ve tanınma. Hiçbirini yalnız başına kimlik saymak yanıltıcıdır.

Kimliğe üç itiraz yöneltildi. Hikâyenin bir kandırmaca olabileceği, sahne dilinin benliği yok saydığı ve kimliğin çoğu zaman giydirildiği söylendi.

Bu yüzden kimlik, hem bize ait hem tek başımıza belirleyemeyeceğimiz, sürekli yeniden kurulan bir bütün olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir adam, yirmi yıl sonra liseden arkadaşlarıyla bir akşam yemeğinde buluşuyor. Masada biri onu eski lakabıyla çağırıyor. Adam gülüyor, ama gülüşünün içinde bir tuhaflık var. O lakabı taşıyan çocuk, sınıfta en sessiz olanıydı. Adam ise bugün on kişilik bir ekibi yöneten, toplantılarda ilk söz alan biri.

Yemeğin ilerleyen saatlerinde, eski arkadaşlarından biri şöyle diyor: "Sen hiç değişmemişsin." Adam şaşırıyor. Kendini o kadar farklı görüyordu ki, bu cümle bir iltifat mı, bir itiraz mı, anlayamıyor. Eve dönerken aynı soruyu kendine soruyor: yirmi yıl önce sınıfın sessiz çocuğu olan kişi ile bugünkü yönetici aynı kişi mi?

Soru göründüğünden ince. Adam ne aynı olduğunu ne de farklı olduğunu rahatça söyleyebiliyor. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun benlik ve anlam bölümünün ilk durağında, kimlik dediğimiz şeyin neyi bir arada tuttuğunu soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce kimliğin hangi anlamlarda kullanıldığını ayıracağız. Bir kişinin kimliği, kayıtlardaki adı ve numarası olabilir, kendisini nasıl tanımladığı olabilir, başkalarının onu nasıl gördüğü olabilir. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Paul Ricoeur, kimliğin iki ayrı biçimde, karakter olarak ve verilen söz olarak düşünülebileceğini gösterdi. Erving Goffman, gündelik yaşamda kimliğin bir sunum olarak nasıl kurulduğunu anlattı. Erik Erikson ise kimliğin iç sürekliliği ile başkalarının tanıması arasındaki ilişkiyi ele aldı.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri kimlik hikâyesinin bir kendini kandırma olabileceğini, biri sahne dilinin gerçek benliği yok saydığını, üçüncüsü de kimliğin çoğu zaman kişinin seçtiği değil, ona giydirilen bir şey olduğunu söylüyor.

Sonda kimlik üzerine düşünmenin günlük yaşamda nasıl bir alışkanlığa dönüşebileceğine bakacağız. Bu bakış, kim olduğumuzu bilmenin bir kez verilen bir cevap değil, sürekli yenilenen bir iş olduğunu gösterecek.

Merkez soru

Sorumuz şu: zaman içinde değişen bir kişiyi aynı kişi yapan şey nedir ve kimliğimizi kim belirler: kendimiz mi, başkaları mı?

Ölçülü iddiam şu: kimlik, tek bir değişmez çekirdek değil, karakterin sürekliliği ile verilen sözlerin sürekliliğinin, kişinin kendine anlattığı hikâyeyle ve başkalarının onu tanımasıyla birlikte kurduğu bir yapıdır, bu yüzden hem bize aittir hem bizim tek başımıza karar verebileceğimiz bir şey değildir.

Sıfır noktası

Kimlik sözcüğü, günlük dilde üç ayrı şeyi anlatabilir. Birincisi, resmî kimliktir: nüfus cüzdanındaki ad, doğum tarihi ve numara. Bu, kişiyi kayıtlarda ayırt etmeye yarar ve kişi büyüse, değişse de aynı kalır. İkincisi, kendini tanımlayışımızdır: "Ben bir öğretmenim, bir anneyim, bir İzmirliyim." Üçüncüsü, başkalarının bizi tanıyışıdır: "O, ailenin en sakini."

Bu üçü çoğu zaman birbirine uyar ama her zaman uymaz. Açılış sahnesindeki adam için, arkadaşlarının tanıdığı kişi ile kendi tanımladığı kişi ayrışmıştı. Kimlik sorusu tam bu ayrışma anında ortaya çıkar.

Bu derste ilgilendiğimiz anlam, ikinci ve üçüncüdür: yani bir kişinin kendisini kim olarak anladığı ve bu anlayışın başkalarıyla ilişkisi. Burada soruya, soyut bir bilinç kuramından değil, yaşamın içinden bakıyoruz.

Argümanın yapısı

Bir kimliğin nasıl kurulduğunu, dört öğeyle özetlemek mümkün.

Birinci öğe: karakter. Bir kişinin zaman içinde tekrarlayan eğilimleri, alışkanlıkları ve tarzı. Karakter, kimliğin en kolay tanınan kısmıdır ama en kolay değişen kısmı da olabilir.

İkinci öğe: bağlılıklar. Kişinin verdiği sözler, üstlendiği roller ve bağlandığı insanlar. Bunlar, karakter değişse bile kişiyi belirli bir yere bağlar.

Üçüncü öğe: anlatı. Kişinin kendi yaşamını, kendine ve başkalarına anlatma biçimi. Bu anlatı, olayları bir sıraya sokar, bir anlam verir ve neyin önemli neyin tesadüf olduğunu belirler.

Dördüncü öğe: tanınma. Başkalarının bizi nasıl gördüğü ve bu görüşe nasıl karşılık verdiğimiz. Kimliğimiz, kendi anlatımızın başkalarının anlatımıyla buluştuğu yerde sınanır.

Bu yapı, kimliğin bir şey olmaktan çok, sürekli kurulan bir ilişki olduğunu gösterir.

Görüşler ve pozisyonlar

Kimliğin nereden geldiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, iç süreklilik görüşüdür. Buna göre kimlik, kişinin karakteri ve verdiği sözlerle sürdürdüğü içsel bir bütünlüktür. Ricoeur bu çizgidedir.

İkinci görüş, sunum görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş, kişinin içindeki bir çekirdeğe bakıyor. Bu görüş, kimliğin toplumsal karşılaşmalarda sunulan roller aracılığıyla kurulduğunu ve dışarıdan ayrı bir iç özün aranmaması gerektiğini söyler. Goffman bu çizgiye yakındır.

Üçüncü görüş, gelişim görüşüdür. Oysa ilk iki görüş kimliği belirli bir zamanda ele alıyor. Bu görüş, kimliğin yaşam boyu, özellikle dönüm noktalarında yeniden kurulan bir süreç olduğunu söyler. Erikson bu çizgiyi taşır.

En güçlü itiraz

Kimlik üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Kimlik üzerine düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Kimlik ne yalnızca içimizden gelir ne de yalnızca dışarıdan giydirilir. Karakterimiz, sözlerimiz, anlattığımız hikâye ve başkalarının tanıması bir arada çalışır. Bunların birine fazla ağırlık vermek, kimliği ya bir yalıtılmış çekirdek ya da bir sahne kostümü gibi göstermeye yol açar.

Açık kalan sorular

Bir kişinin kimliğinin bir bölümünü, örneğin bir mesleği ya da bir inancı, yitirmesi, onu başka biri yapar mı? Kimliğin hangi bölümleri çekirdeğe yakın, hangileri çevresel?

Birden çok kimlik taşımak mümkün mü? Bir kişi, aynı anda bir ebeveyn, bir çalışan, bir göçmen ve bir arkadaş olabilir. Bunlar bir bütün mü oluşturuyor, yoksa gerilim mi taşıyor?

Kimliğimizi değiştirmek ne kadar bizim elimizde? Bir kişi, kendi hikâyesini yeniden yazarak başka biri olabilir mi, yoksa başkalarının tanıması bunu sınırlar mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKimliği, resmî kimlik belgesiyle karıştırmak.
Doğrusu

Nüfus cüzdanı kişiyi kayıtlarda ayırt eder. Kimlik dediğimiz şey ise kişinin kendini ve başkalarının onu nasıl anladığıyla ilgilidir. Birincisi değişmez, ikincisi zamanla dönüşür.

Yaygın yanlışKimliği, tek bir değişmez çekirdek saymak.
Doğrusu

Ricoeur'ün ayrımı, karakter değişse bile sözünde durmanın kimliği koruyabildiğini gösterir. Kimlik, tek bir değişmez özden değil, birkaç sürekliliğin bir arada durmasından oluşur.

Yaygın yanlışRol yapmayı, sahtelik olarak okumak.
Doğrusu

Goffman'ın sahne dili, herkesin sahte olduğunu söylemez. Bir rolü içtenlikle üstlenmek mümkündür ve farklı ortamlarda farklı davranmak, kimliksizlik değil, bir toplumsal beceridir.

Yaygın yanlışKimlik bunalımını, bir kusur olarak okumak.
Doğrusu

Erikson bunu gelişimin olağan bir aşaması sayar. Belirsizlik dönemi, çoğu zaman kimliğin yeniden kurulduğu bir aralıktır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Kimlik, kişinin karakteri, verdiği sözler, kendine anlattığı hikâye ve başkalarının onu tanıması birlikte kurulan bir yapıdır. Ricoeur, kimliği karakterin aynılığı olan idem ile sözünde durmakla korunan kendilik olan ipse olarak ikiye ayırdı.

Goffman, gündelik yaşamda kimliğin ön sahnede sunulduğunu ve arka sahnede rahatladığını anlattı. Erikson, kimliği iç süreklilik ile çevrenin tanıması arasındaki uyum olarak tarif etti ve ergenlikteki belirsizliği gelişimin olağan bir aşaması saydı.

Kimliğin dört öğesi vardır: karakter, bağlılıklar, anlatı ve tanınma. Hiçbirini yalnız başına kimlik saymak yanıltıcıdır.

Kimliğe üç itiraz yöneltildi. Hikâyenin bir kandırmaca olabileceği, sahne dilinin benliği yok saydığı ve kimliğin çoğu zaman giydirildiği söylendi.

Bu yüzden kimlik, hem bize ait hem tek başımıza belirleyemeyeceğimiz, sürekli yeniden kurulan bir bütün olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste kimliğin, karakterin, verilen sözlerin, anlatılan hikâyenin ve başkalarının tanımasının bir arada kurduğu bir yapı olduğunu gördük. Ricoeur'ün ipse fikri, bir şeyi daha gösteriyordu: sözünde durmak, kişinin kendini belirli bir yöne bağlaması demek. Bir söz vermek, bir gelecek seçmek demek.

Ama bu yön nereden geliyor? Bir kişi hangi sözü vermeyi, hangi yolu tutmayı, hangi bağlılığı seçmeyi neye göre belirliyor? Kim olduğumuzu sormak, kısa sürede ne için yaşadığımızı sormaya açılıyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Amaç dersi, bir yaşamın bir yöne sahip olmasının ne demek olduğunu ve amaç edinmenin, kim olduğumuzu bilmekle nasıl bağlandığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.