İçeriğe geç

P00-D08-M02-06·İlişkiler ve iletişim

Ortak yaşam

sıfırdan ileri2.038 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Ortak yaşam, aynı yerde bulunmaktan farklıdır: insanların aralarında bakılan ve paylaşılan bir şeyin bulunmasıdır. Arendt, insanları hem birbirine bağlayan hem ayıran bir ortak dünyadan söz etti ve çokluğu bunun koşulu saydı.

Ostrom, ortak kaynakların kullanıcılar tarafından, açık sınırlar, ortak konan kurallar, izleme ve kademeli yaptırımlarla yönetilebildiğini gösterdi. Jacobs, kent güvenliğinin sokağa bakan gözlerden ve gündelik küçük temaslardan doğduğunu savundu.

Ortak yaşam dört şeyle ayakta kalır: ortak bir şey, paylaşılan bakım, bilinen ve tartışılabilen kurallar ve düşmanlığa dönmeyen ayrılıklar.

Ortak yaşama üç itiraz yöneltildi. Ortak değerler gerektirdiği, küçük ölçekli örneklerin taşınamayacağı ve azınlığı ezebileceği söylendi.

Bu yüzden ortak yaşam, küçük ve tekrarlanan davranışlarla sürdürülen, ama bireysel sınırları gözetmediğinde baskıya dönüşen bir iş olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

On iki daireli bir apartmanda, bahçedeki tek ağaç kuruyor. Kimse ona bakmamış. Yöneticiye göre bu, bahçıvanın işiydi. Bahçıvana göre, aidatın bunu karşılamadığıydı. Alt kattaki yaşlı adam her sabah bir kova su döküyor ve kimseye söylemiyor.

Bir gün genç bir kiracı, adamın kovayla ağaca su taşıdığını görüyor ve yanına gidiyor. Adam omuz silkiyor: "Bir ağaç kurursa bahçenin havası değişir, ondan." Genç kiracı ertesi gün bir hortum getiriyor. Bir hafta sonra üst kattan biri gübre bırakıyor. Kimse toplantı yapmıyor.

Bir ay sonra ağaç yeniden yeşeriyor. Bahçede kimsenin planlamadığı bir düzen kurulmuş: kimin ne zaman su vereceği söylenmeden biliniyor. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun ilişkiler ve iletişim bölümünün son durağında, herkesin kendi çizgisi olduğu hâlde aynı yerde nasıl yaşanabildiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce ortak yaşamın ne olduğunu ve yalnızca yan yana bulunmaktan nasıl ayrıldığını göstereceğiz. Aynı binada oturan iki kişi, ortak bir yaşam kurmuş olmayabilir. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Hannah Arendt, insanları hem birbirine bağlayan hem ayıran ortak bir dünyadan söz etti. Elinor Ostrom, ortak kaynakların kullanıcılar tarafından nasıl yönetilebildiğini inceledi. Jane Jacobs ise bir mahallenin güvenliğinin, kaldırımdaki küçük ve gündelik karşılaşmalardan doğduğunu savundu.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri ortak yaşamın ortak değerler gerektirdiğini, biri küçük ölçekli örneklerin büyük topluma taşınamayacağını, üçüncüsü de ortak düzenin azınlığı ezebileceğini söylüyor.

Sonda ortak yaşamı günlük hayatta ayakta tutan küçük alışkanlıklara bakacağız. Bu bakış, ortak yaşamın bir kez kurulup biten bir şey değil, sürekli yapılan bir iş olduğunu gösterecek.

Merkez soru

Sorumuz şu: sınırları, çıkarları ve görüşleri ayrı olan insanlar, bir arada nasıl yaşayabilir ve bu birlikteliği ne ayakta tutar?

Ölçülü iddiam şu: ortak yaşam, insanların benzemesinden değil, aralarında bakılan ve bakımı paylaşılan bir ortak şeyin bulunmasından ve bunun küçük, tekrarlanan davranışlarla sürdürülmesinden doğar, ama bu düzen, azınlığı ve sessiz kalanı dışarıda bırakmadığı ölçüde haklıdır.

Sıfır noktası

Ortak yaşam sözcüğü, iki ayrı durumu karıştırabilir. Biri fiziksel yakınlıktır: aynı apartmanda, aynı sokakta, aynı iş yerinde bulunmak. Öteki, birbirine bağlı bir yaşam kurmaktır: birbirinin varlığını hesaba katmak, ortak bir şeye birlikte bakmak. Birincisi kendiliğinden olur. İkincisi bir çaba ister.

Bu iki durumun farkı, bir asansörde çok net görünür. Aynı asansöre binen iki komşu, birbirine bakmadan yukarı çıkabilir. Bu bir yan yana bulunmadır. Aynı asansörde biri, öteki için kapıyı tutar ve "kolay gelsin" der. Bu küçük hareket, ortak yaşamın en küçük birimi olabilir.

Argümanın yapısı

Ortak yaşamın ayakta kalması için, dört şeyin birlikte bulunması gerekir.

Birinci şey: ortak bir şeyin bulunması. Bu bir ağaç, bir merdiven, bir kural ya da bir konuşma olabilir. Aralarında hiçbir ortak şey olmayan insanlar yan yana yaşar ama birlikte yaşamaz.

İkinci şey: o ortak şeyin bakımının paylaşılması. Bakım bir kişiye yüklendiğinde, ortak şey o kişinin yükü olur. Herkes payına düşeni yaptığında ise ortak bir varlığa dönüşür.

Üçüncü şey: kuralların, o kurallardan etkilenenlerce bilinmesi ve tartışılabilmesi. Kimsenin bilmediği ya da kimseye sorulmadan konan bir kural, ortak yaşamı düzenlemez, yalnız yönetir.

Dördüncü şey: ayrılıkların düşmanlığa dönmeden taşınabilmesi. Önceki derslerde gördüğümüz dinleme, anlaşmazlığı taşıma ve sınırları bildirme becerileri, burada bir arada çalışır.

Bu yapı, ortak yaşamın bir duygu olmaktan çok, paylaşılan bir işin sürmesi olduğunu gösterir.

Görüşler ve pozisyonlar

Ortak yaşamın kaynağı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, çokluk görüşüdür. Buna göre ortak yaşam, farklı kişilerin aralarında ortak bir dünya tuttuğu sürece mümkündür. Arendt bu çizgidedir.

İkinci görüş, düzen görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş, dünyanın kendisine bakıyor. Bu görüş, ortak yaşamın, kullanıcıların kendi koydukları kurallarla ortak şeyi yönetmesinden doğduğunu söyler. Ostrom bu çizgiye yakındır.

Üçüncü görüş, gündelik görüştür. Oysa ilk iki görüş dünya ve kural gibi büyük şeylere bakıyor. Bu görüş, ortak yaşamın en küçük, en görünmez temaslardan doğduğunu ve bunların planlanmadan biriktiğini söyler. Jacobs bu çizgiyi taşır.

En güçlü itiraz

Ortak yaşam üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Ortak yaşamı savunan bir düşünce şu cevabı verebilir. Ortak yaşam, sınırların ve farklılıkların içinde kurulur. Onları silen bir birlik, Arendt'in uyardığı gibi, ortak dünyayı da yok eder. İyi bir ortak düzen, hem ortak şeyin bakımını paylaşmayı hem de herkesin bir alanının dokunulmaz kalmasını gözetir.

Açık kalan sorular

Ortak yaşamın bakımını kim başlatır? Ağaca su taşıyan yaşlı adam gibi, birinin ilk adımı atması gerekir. Bu ilk adımı atacak kişi, her zaman aynı kişi mi olmalı, yoksa bu bir sorumluluk dağılımı meselesi mi?

Çevrimiçi topluluklar ortak dünya sayılabilir mi? Bir ekranın çevresinde toplanmak, aynı masanın çevresinde toplanmakla aynı bağı kurar mı?

Ortak yaşamdan ayrılma hakkı var mı? Bir kişi, ortak düzenin kurallarını beğenmediğinde, düzenden çekilebilir mi, yoksa ortak yaşam bir katılım yükümlülüğü mü doğurur?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışOrtak yaşamı, aynı yerde bulunmak saymak.
Doğrusu

Aynı binada yaşamak, ortak bir yaşam kurmak değildir. Ortak yaşam, aralarında bakılan ve paylaşılan bir şeyin bulunmasını gerektirir.

Yaygın yanlışOrtak yaşamı, herkesin aynı düşünmesi olarak okumak.
Doğrusu

Arendt'in çokluk fikri bunun tersini söyler. Herkes aynı şeye dönüştüğünde, aralarındaki ortak dünya da kaybolur.

Yaygın yanlışOrtak şeyin kendiliğinden bakım göreceğini varsaymak.
Doğrusu

Hardin'in trajedisi, herkesin sahibi olduğu şeyin, kimsenin özel olarak bakmadığı bir şeye dönüşebileceğini gösterir. Ostrom'un çözümü, bunun kaçınılmaz olmadığını ama bir düzen gerektirdiğini söyler.

Yaygın yanlışHer gözlemi, gözetim saymak.
Doğrusu

Jacobs'ın sokağa bakan gözleri, bir sokağın güvenliğini sağlayan gündelik dikkattir. Ama aynı dikkat, sınırlar bilinmediğinde, gözetime kayabilir. İkisini ayıran şey, kişinin bir alanının dokunulmaz sayılıp sayılmadığıdır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Ortak yaşam, aynı yerde bulunmaktan farklıdır: insanların aralarında bakılan ve paylaşılan bir şeyin bulunmasıdır. Arendt, insanları hem birbirine bağlayan hem ayıran bir ortak dünyadan söz etti ve çokluğu bunun koşulu saydı.

Ostrom, ortak kaynakların kullanıcılar tarafından, açık sınırlar, ortak konan kurallar, izleme ve kademeli yaptırımlarla yönetilebildiğini gösterdi. Jacobs, kent güvenliğinin sokağa bakan gözlerden ve gündelik küçük temaslardan doğduğunu savundu.

Ortak yaşam dört şeyle ayakta kalır: ortak bir şey, paylaşılan bakım, bilinen ve tartışılabilen kurallar ve düşmanlığa dönmeyen ayrılıklar.

Ortak yaşama üç itiraz yöneltildi. Ortak değerler gerektirdiği, küçük ölçekli örneklerin taşınamayacağı ve azınlığı ezebileceği söylendi.

Bu yüzden ortak yaşam, küçük ve tekrarlanan davranışlarla sürdürülen, ama bireysel sınırları gözetmediğinde baskıya dönüşen bir iş olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Bu bölümde dinlemeyi, anlaşmazlığı, önyargıyı, empatiyi, sınırları ve ortak yaşamı gördük. Hepsinde bir şey ortaktı: kim olduğumuz, başkalarıyla kurduğumuz ilişkiden ayrı düşünülemiyordu. Arendt'in masası, Ostrom'un bahçesi ve Jacobs'ın sokağı, bir kişinin kendisini başkalarının arasında bulduğunu gösteriyordu.

Ama başkalarının arasında ben kimim? Sokakta selam verdiğim, toplantıda söz aldığım, sınır çizdiğim kişi, hep aynı kişi mi? Bir kişinin kendisi olarak kalması, adının, geçmişinin ve ilişkilerinin toplamından mı oluşuyor, yoksa bunların altında değişmeyen bir şey mi var?

Bir sonraki ders yeni bir bölümün ilk adımı. Benlik ve anlam bölümü, kimlikle başlıyor: bir kişinin zaman içinde aynı kişi olarak kalmasının, başkalarının onu tanımasının ve kendisini tanımlamasının ne anlama geldiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.