Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sınır, bir kişinin neyi kabul edip neyi etmeyeceğini bildirdiği bir çizgidir ve beden, zaman, duygu ve bilgi alanlarında ayrı biçimlerde işler. Warren ve Brandeis, bir kişinin iç yaşamının ne ölçüde açılacağına kendisinin karar vermesi gerektiğini savundu.
Levinas, karşımızdaki kişinin bizim onu tanımlama biçimlerimizden her zaman taşan bir yüz olduğunu söyledi. Nedelsky, özerkliğin yalıtımdan değil, destekleyici ilişkilerden geliştiğini savundu.
Bir sınırın haklı olup olmadığını dört soru gösterir: neyi koruduğu, söylenip söylenmediği, karşıdakinden ne istediği ve ilişkiyi sürdürüp sürdürmediği.
Sınırlara üç itiraz yöneltildi. Bencilce olduğu, kişiyi yalıtılmış gösterdiği ve sınır koyma imkânının eşit dağılmadığı söylendi.
Bu yüzden sınır, yalıtmak için değil ilişkinin sürebilmesi için çizildiğinde haklı olan, ama uygulanabilmesi için ilişkilerin ve kurumların desteğini gerektiren bir bildirim olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir kadın, akşam saat dokuzda telefonuna gelen mesajı görüyor. İş arkadaşı, ertesi sabaha yetişmesi gereken bir dosyanın "son bir kontrolünü" istiyor. Kadın bu hafta üçüncü kez akşam çalışacak. Yorgun, ama yazıyor: "Tabii, hemen bakarım." Bilgisayarı yeniden açıyor.
Sabaha kadar çalışıyor. Dosya düzeltiliyor, iş arkadaşı teşekkür ediyor. Birkaç hafta sonra kadın, aynı iş arkadaşına duyduğu öfkenin arttığını fark ediyor. Ona hiçbir şey söylememişti. Öfkelenmek için bir neden de yok gibi görünüyordu: bunu kendisi kabul etmişti.
Kadının fark ettiği şey, evet demenin bir bedeli olduğuydu. Evetlerinin arkasında bir hayır yoktu ve o hayır, başka bir yerde, öfke olarak birikiyordu. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun ilişkiler ve iletişim bölümünün beşinci durağında, kendimizle başkası arasına nerede çizgi çekilebileceğini ve bu çizginin neye yaradığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce sınırın ne olduğunu ve hangi türden sınırların bulunduğunu göstereceğiz. Bedensel, zamansal, duygusal ve bilgiye ilişkin sınırlar, aynı şeyi ayrı yerlerde korur. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Samuel Warren ile Louis Brandeis, kişinin yalnız bırakılma hakkını savundu. Emmanuel Levinas, karşımızdaki kişinin bize hiçbir zaman tamamen ait olmadığını anlattı. Jennifer Nedelsky ise sınır imgesinin kendisini sorguladı ve özerkliğin ilişkiler içinde geliştiğini savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri sınır koymanın bencilce bir tutum olduğunu, biri sınır imgesinin kişiyi yalıtılmış bir nesne gibi gösterdiğini, üçüncüsü de sınır koyma imkânının herkese eşit dağılmadığını söylüyor.
Sonda sınırların günlük yaşamda nasıl kurulduğuna ve nasıl bildirildiğine bakacağız. Bu bakış, sınırın bir duvar olmadığını, bir ilişkinin nasıl işleyeceğine dair bir bilgi olduğunu gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişinin kendisi ile başkası arasına koyduğu sınır neyi korur ve hangi durumda bu sınır haklı, hangi durumda kaçış olur?
Ölçülü iddiam şu: sınır, bir kişinin neyi kabul edip neyi etmeyeceğini bildirdiği bir çizgidir ve kişinin kendi yaşamını ve ilişkilerini sürdürebilmesi için gereklidir, ama sınırın kendisi bir amaç değil bir araçtır, bu yüzden yalıtmak için değil, ilişkinin sürebilmesi için çizildiğinde haklıdır.
Sıfır noktası
Sınır sözcüğü, günlük dilde iki ayrı şeyi anlatır. Biri bir alanın bittiği yerdir: bir arsanın, bir ülkenin, bir odanın sınırı. Öteki, bir kişinin bildirdiği bir çizgidir: "buraya kadar." Bu derste ikinci anlamla ilgileniyoruz. Bir kişi, başkalarına, kendisine nasıl davranılabileceğini ve nasıl davranılamayacağını söylediğinde, bir sınır çizmiş olur.
Sınırları dört türe ayırmak yararlı olur. Bedensel sınır, kişinin bedenine ve yakın alanına ilişkindir. Zamansal sınır, kişinin zamanını ve dinlenme hakkını korur. Duygusal sınır, kişinin başkasının duygularının sorumluluğunu ne ölçüde taşıyacağını belirler. Bilgiye ilişkin sınır ise kişinin neyi paylaşıp neyi kendine saklayacağını belirler.
Argümanın yapısı
Bir sınırın ne zaman haklı olduğunu anlamak için, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: sınır neyi koruyor? Bir bedeni, bir zamanı, bir duyguyu ya da bir bilgiyi korumak, ayrı gerekçeler ister. Neyin korunduğu belirsizse, sınır da belirsiz kalır.
İkinci soru: sınır söyleniyor mu? Söylenmeyen bir sınır, karşıdaki kişi için yoktur. Kadın sabaha kadar çalıştığında, iş arkadaşı bir sınırın aşıldığını bilmiyordu.
Üçüncü soru: sınır, karşıdakinden ne istiyor? "Beni arama" ile "akşam dokuzdan sonra acil olmayan mesajları sabaha bırak" arasında bir fark var. İkincisi, karşıdakine ne yapması gerektiğini söyler.
Dördüncü soru: sınır, ilişkiyi mi sürdürmeye çalışıyor, yoksa kesmeye mi? Bir sınır, ilişkinin sürebilmesi için çizilebilir ya da ilişkiyi bitirmek için bir bahane olabilir. İkisi de meşru olabilir, ama ikisi ayrı şeylerdir.
Bu yapı, sınırın bir duygu olduğu kadar bir bildirim olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Sınırın niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, koruma görüşüdür. Buna göre sınır, kişinin iç yaşamını ve bedenini başkalarının müdahalesinden korumak için vardır. Warren ve Brandeis bu çizgidedir.
İkinci görüş, karşılaşma görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş kişiyi korumaya bakıyor. Bu görüş, sınırın ötekinin ele geçirilemezliğini tanımaktan doğduğunu ve bu yüzden sınırın yalnız kendimizi değil, karşımızdakini de koruduğunu söyler. Levinas bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, ilişki görüşüdür. Oysa ilk iki görüş kişilerin ayrılığından yola çıkıyor. Bu görüş, sınırın kişilerin arasında bir duvar değil, ilişkinin nasıl işleyeceğine dair bir düzenleme olduğunu söyler. Nedelsky bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Sınırlar üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Sınırın savunucusu şu cevabı verebilir. Sınır, ilişkiyi kesmek için değil, ilişkiyi kurmak için çizilir. Bir kişinin neyi kabul edip neyi etmeyeceğini bilmesi, başkasına da neye güvenebileceğini bildirir. Ama sınır koyma imkânının eşit dağılmadığı yerde, önce o eşitsizliğin ele alınması gerekir.
Açık kalan sorular
Bir sınırı ne zaman esnetmek, ne zaman korumak gerekir? Bir yakının acil ihtiyacı karşısında, kendi zamansal ya da duygusal sınırımızı aşmak bir erdem mi, yoksa bir tükeniş mi?
Sınır ile kaçış nasıl ayrılır? Bir kişi, zor bir konuşmadan kaçınmak için buna "sınır" diyebilir. Bu ayrımı, kişinin kendisi mi yapabilir?
Dijital yaşamda sınırlar nerede başlar? Sürekli ulaşılabilir olduğumuz bir çağda, zamansal ve bilgiye ilişkin sınırlar, eskisinden ne bakımdan farklı işliyor?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSınırı, karşıdakine yönelik bir yasak saymak.
Sınır, karşıdakinin ne yapması gerektiğini değil, kişinin kendisinin ne yapacağını bildirir. "Bana bağırma" bir yasaktır, "bağırıldığında konuşmayı bırakırım" ise bir sınırdır.
Yaygın yanlışSınırı, ilişkiyi bitirmenin adı olarak okumak.
Sınırların çoğu, ilişkinin sürebilmesi için çizilir. Sınırsız bir ilişki, kişinin kendini tüketmesi yoluyla, çoğu zaman sonunda daha sert bir kopuşa varır.
Yaygın yanlışSınırı söylemeden beklemek.
Söylenmeyen bir sınır, karşıdaki kişi için yoktur. Bunu bilmeden aşan kişiyi suçlamak, adil olmayabilir.
Yaygın yanlışSınırı, güç dengesizliğini hesaba katmadan herkese öğütlemek.
Sınır koymanın bir bedeli olabilir ve bu bedeli herkes aynı ölçüde ödeyemez. Nedelsky'nin ilişkisel bakışı, sınırın destekleyici ilişkilere ihtiyaç duyduğunu hatırlatır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sınır, bir kişinin neyi kabul edip neyi etmeyeceğini bildirdiği bir çizgidir ve beden, zaman, duygu ve bilgi alanlarında ayrı biçimlerde işler. Warren ve Brandeis, bir kişinin iç yaşamının ne ölçüde açılacağına kendisinin karar vermesi gerektiğini savundu.
Levinas, karşımızdaki kişinin bizim onu tanımlama biçimlerimizden her zaman taşan bir yüz olduğunu söyledi. Nedelsky, özerkliğin yalıtımdan değil, destekleyici ilişkilerden geliştiğini savundu.
Bir sınırın haklı olup olmadığını dört soru gösterir: neyi koruduğu, söylenip söylenmediği, karşıdakinden ne istediği ve ilişkiyi sürdürüp sürdürmediği.
Sınırlara üç itiraz yöneltildi. Bencilce olduğu, kişiyi yalıtılmış gösterdiği ve sınır koyma imkânının eşit dağılmadığı söylendi.
Bu yüzden sınır, yalıtmak için değil ilişkinin sürebilmesi için çizildiğinde haklı olan, ama uygulanabilmesi için ilişkilerin ve kurumların desteğini gerektiren bir bildirim olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste sınırın, kişinin neyi kabul edip neyi etmeyeceğini bildirdiği bir çizgi olduğunu ve bunun eşit biçimde kullanılamadığını gördük. Son itiraz, sorunun tek bir kişinin sınırından çok, insanların birlikte yaşadığı düzenle ilgili olduğunu gösteriyordu: bir iş yerinin kuralları, bir ailenin geleneği, bir apartmanın yönetimi.
Sınırlarını bilen insanlar, aynı çatı altında, aynı sokakta, aynı kentte yaşamak zorunda. Herkesin kendi çizgisi varken, ortak kurallar nasıl konur, kim koyar, koyulan kurallara kim uymak zorunda kalır?
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Ortak yaşam dersi, bir arada yaşamanın ne gerektirdiğini ve kişisel sınırlarla ortak düzen arasındaki gerilimin nasıl taşınabileceğini soruyor.