Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Empati, bir başkasının yaşantısını, onun konumundan kavramaya çalışmaktır ve sempatiden, merhametten ve kendini yansıtmaktan ayrıdır. Smith, empatinin hayal gücüyle kurulan bir sempati olduğunu, Stein ise başkasının yaşantısının bize onun yaşantısı olarak verildiğini savundu.
Bloom, duygusal empatinin bir spot ışığı gibi çalıştığını, yakınlara ve tek bir yüze yöneldiğini ve ahlaki kararlar için daha ölçülü bir merhametin güvenilir olduğunu söyledi. Empati, dört adımda işler: karşımızdakinin yaşantısını fark etmek, kendi yaşantımızdan malzeme aramak, farkları ayırmak ve anladığımızı sormak.
Empatiye üç itiraz yöneltildi. Bir yansıtma olduğu, empatisiz ahlakın soğuk kalacağı ve empatinin yakınları kayırdığı söylendi.
Bu yüzden empati, bir bilgi olduğu kadar bir soru sorma tavrı olarak, sınanırsa değerli, tek başına bırakılırsa yanıltıcı bir yetenek olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir kadın, işten çıkarılan komşusunu evine çay içmeye çağırıyor. Komşu, önce bir süre hiçbir şey söylemiyor. Sonra sesi titreyerek anlatmaya başlıyor: on iki yıl aynı masada çalışmış, ayrılış konuşması on dakika sürmüş.
Kadın, kendi yaşadığı bir işten çıkarılma hatırasını hemen hatırlıyor. O günü, boğazındaki düğümü, eve dönerken bindiği otobüsü. "Seni çok iyi anlıyorum" diyor ve gözleri doluyor. Komşu başını kaldırıp ona bakıyor ve yavaşça şöyle diyor: "Hayır, anlamıyorsun. Sen kendi işini kaybetmiştin. Ben bir ekibimi kaybettim."
Kadın bir an sarsılıyor. Sonra sessizce soruyor: "Ekibinden kimi en çok özleyeceksin?" Komşunun yüzü, ilk kez o akşam gevşiyor. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun ilişkiler ve iletişim bölümünün dördüncü durağında, bir başkasının deneyimine ulaşmanın ne anlama geldiğini ve bunun nerede biterek nerede yanılgıya döndüğünü soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce empatinin ne olduğunu ve hangi yakın sözcüklerden ayrıldığını göstereceğiz. Duygudaşlık, merhamet, anlayış ve kendini başkasının yerine koymak, günlük dilde birbirinin yerine kullanılır ama aynı şeyi anlatmaz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Adam Smith, insanın başkasının durumunu hayal gücüyle kavradığını anlattı. Edith Stein, başkasının yaşantısının bize nasıl verildiğini çözümledi. Paul Bloom ise empatinin, sanıldığı kadar iyi bir ahlaki rehber olmadığını savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri empatinin başkasını değil, kendimizi bulmaktan ibaret olduğunu, biri empatisiz bir ahlakın soğuk olacağını, üçüncüsü de empatinin yakınlarımızı kayırdığını ve manipüle edilebildiğini söylüyor.
Sonda empatinin günlük yaşamda nasıl kurulduğuna ve nasıl denetlenebildiğine bakacağız. Bu bakış, empatiyi ne bir erdem ilan etmeyi ne de bir kusur saymayı gerektiriyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir başkasının yaşadığını anlamak ne demektir ve bu anlayış, onun yerine kendimizi koymaktan ne bakımdan farklıdır?
Ölçülü iddiam şu: empati, başkasının durumunu onun gözünden kavramaya çalışmaktır ve çoğu zaman kendi yaşantımızdan yola çıkar, ama başkasına ulaşması ancak kendi yaşantımızı bir kenara koyup ona sorabildiğimiz ölçüde mümkün olur, bu yüzden bir bilgi olduğu kadar bir soru sorma tavrıdır.
Sıfır noktası
Empati sözcüğü, Almanca Einfühlung sözcüğünden gelir ve kabaca "içine hissetmek" anlamına gelir. Türkçede karşılığı olarak duygudaşlık, hissedaşlık ve empati kullanılır. Ders boyunca yerleşik olan empati sözcüğünü kullanacağız.
Empatiyi, yanına yerleşen üç sözcükten ayırmak gerekir. Sempati, bir kişinin acısına üzülmek ve ona sevgi duymaktır: acıyı taşımadan da mümkündür. Merhamet, bir kişinin acısını gidermek istemektir ve eyleme yöneliktir. Empati ise bir kişinin içinden geçenleri, onun konumundan kavramaya çalışmaktır. Bu üç sözcüğün ayrılması, derste ilerledikçe işimize yarayacak: çünkü birine yardım edebilmek için her zaman onun acısını hissetmek gerekmez, ama onun neye ihtiyaç duyduğunu bilmek gerekir. Birinin acısına üzülüp onu hiç anlamamış olabilirsiniz ve birinin acısını çok iyi anlayıp ona karşı ilgisiz kalabilirsiniz.
Argümanın yapısı
Empatinin nasıl işlediğini, dört adımlık bir çerçeveyle özetlemek mümkün.
Birinci adım: karşımızdaki kişinin bir yaşantısı olduğunu fark ederiz. Bu, göründüğünden zor bir adımdır: kalabalık içinde tanımadığımız insanları çoğu zaman bir manzara olarak görürüz.
İkinci adım: kendi yaşantımızdan bir malzeme ararız. Benzer bir durumu hatırlarız, bir hikâyeyi ya da bir duyguyu çağırırız. Smith'in hayal gücü burada devreye girer.
Üçüncü adım: o malzemenin, karşımızdakine uymayan yanlarını ayırırız. Onun geçmişi, kaygıları, sevdikleri ve kaybettikleri bizimkinden farklıdır. Bu adım atlandığında, empati bir yansıtmaya döner.
Dördüncü adım: anladığımızı ona sorarak sınarız. "Senin için en zor olan bu mu?" diye sormak, kendi tasarımımızı onun yaşantısıyla karşılaştırmamızı sağlar.
Bu yapı, empatinin bir duygu olduğu kadar bir iş olduğunu ve ikinci adımın tek başına yetmediğini gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Empatinin doğası konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, hayal gücü görüşüdür. Buna göre empati, kendimizi başkasının yerine koymanın bir biçimidir ve kendi yaşantımızdan yola çıkarak kurulur. Smith bu çizgidedir.
İkinci görüş, doğrudan kavrayış görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş bir kuruluş işlemi öngörüyor. Bu görüş, başkasının duygusunun çoğu zaman bir çıkarım yapmadan, yüzünden ve tavrından doğrudan kavrandığını söyler. Stein bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, eleştirel görüştür. Oysa ilk iki görüş empatinin ne olduğunu tarif ediyor. Bu görüş, empatinin ahlaki bir rehber olarak güvenilir olmadığını, yakınlara ve benzerlere yöneldiğini ve daha ölçülü bir merhametin ondan iyi bir yol gösterici olduğunu söyler. Bloom bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Empati üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Empatinin savunucusu şu cevabı verebilir. Empati, ahlakın tek rehberi değil ama vazgeçilmez bir aracı. Onu yanılgıya götüren şey, tek başına bırakılmasıdır. Başkasına sorarak sınanan, yakınlık önyargısını bilerek düzeltilen ve merhametle birlikte işleyen bir empati, hem bilgi hem yön verebilir.
Açık kalan sorular
Başkasının yaşantısını gerçekten kavramak mümkün mü, yoksa yalnızca ona yaklaşabilir miyiz? Yaklaşmanın ölçütü ne olabilir: karşımızdakinin "evet, tam olarak bu" demesi mi?
Empati bir beceri olarak öğrenilebilir mi? Bir kişi, kendi yaşantısının çok farklı olduğu birinin deneyimine ulaşmayı ne kadar geliştirebilir?
Bir insanın acısını bu kadar derinden kavramak, ona yardım etme gücünü artırır mı, yoksa tükenmeye mi yol açar? Kavrama ile taşıma arasında bir sınır var mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışEmpatiyi, aynı yaşantıyı geçirmiş olmak saymak.
Aynı olayı yaşamak, aynı yaşantıya sahip olmak demek değildir. İki kişi aynı işten çıkarılmayı, bambaşka biçimde yaşayabilir.
Yaygın yanlışEmpatiyi, sempatiyle ya da merhametle eşitlemek.
Birinin acısına üzülmek onu anlamak demek değildir ve anlamak yardım etme isteğini kendiliğinden doğurmaz. Üçü ayrı şeylerdir.
Yaygın yanlışEmpatiyi, karşımızdakinin sözünü kendi cümlelerimizle tamamlamak olarak okumak.
"Seni anlıyorum" demek, çoğu zaman anlamış olmanın kanıtı değil, anlamaya çalışmayı bırakmanın işaretidir. Anlamış olduğumuzu ancak karşımızdaki kişi onaylayabilir.
Yaygın yanlışEmpatinin her zaman iyi bir rehber olduğunu sanmak.
Bloom'un çözümlemesi, duygusal empatinin yakınlara ve tek bir yüze yöneldiğini gösterir. Empatinin bir kusuru olması, ondan vazgeçmeyi gerektirmez ama onu denetlemeyi gerektirir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Empati, bir başkasının yaşantısını, onun konumundan kavramaya çalışmaktır ve sempatiden, merhametten ve kendini yansıtmaktan ayrıdır. Smith, empatinin hayal gücüyle kurulan bir sempati olduğunu, Stein ise başkasının yaşantısının bize onun yaşantısı olarak verildiğini savundu.
Bloom, duygusal empatinin bir spot ışığı gibi çalıştığını, yakınlara ve tek bir yüze yöneldiğini ve ahlaki kararlar için daha ölçülü bir merhametin güvenilir olduğunu söyledi. Empati, dört adımda işler: karşımızdakinin yaşantısını fark etmek, kendi yaşantımızdan malzeme aramak, farkları ayırmak ve anladığımızı sormak.
Empatiye üç itiraz yöneltildi. Bir yansıtma olduğu, empatisiz ahlakın soğuk kalacağı ve empatinin yakınları kayırdığı söylendi.
Bu yüzden empati, bir bilgi olduğu kadar bir soru sorma tavrı olarak, sınanırsa değerli, tek başına bırakılırsa yanıltıcı bir yetenek olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste empatinin, başkasının yaşantısına yaklaşmak olduğunu ve bu yaklaşmanın, çoğu zaman bir bedeli olduğunu gördük. Bloom'un uyarısı ile son sorumuz aynı yeri gösteriyordu: başkasının acısına çok yaklaşan biri, kendi gücünü tüketebilir ve yardım edebilme imkânını yitirebilir.
Başkasının yerine geçmeye çalışırken, kendi yerimizi de bilmemiz gerekir. Hangi yükü taşıyabileceğimizi, hangisini taşıyamayacağımızı, neye evet dediğimizi ve neye hayır dediğimizi ayırmak, empatiden ayrı ama ona bağlı bir iştir.
Bir sonraki ders bu işe dönüyor. Sınırlar dersi, bir kişinin kendisi ile başkası arasına nerede çizgi çekebileceğini ve bu çizginin bir kayıtsızlık mı yoksa bir özen mi olduğunu soruyor.