Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Önyargı, kanıt görmeden ve kanıt geldiğinde bile esnemeden verilen bir hükümdür. Lippmann, insanların dünyayı kafalarındaki hazır resimlerle gördüğünü ve önce tanımlayıp sonra gördüğünü savundu.
Allport, önyargıyı yanlış ve esnek olmayan bir genellemeye dayanan hoşnutsuzluk olarak tanımladı ve temas hipotezini önerdi. Tajfel, anlamsız bir ölçütle bile kurulan gruplarda kayırma eğiliminin başlayabildiğini gösterdi.
Bir hükmün önyargı olup olmadığını dört soru gösterir: kişiye mi gruba mı dayandığı, kaç örneğe dayandığı, çürütücü kanıta açık olup olmadığı ve davranışı etkileyip etkilemediği.
Önyargıya üç itiraz yöneltildi. Kaçınılmaz bir kestirme olduğu, bazı genellemelerin doğru olduğu ve sorunun yapıda yattığı söylendi.
Bu yüzden önyargı, zihnin genelleme eğiliminden beslenen ama hükmü sınamaya kapalı tutmakla kusura dönüşen bir tutum olarak, bireysel farkındalıkla ve yapısal düzeltmeyle birlikte ele alınmayı bekliyor.
Açılış sahnesi
Bir bekleme salonunda bir kadın, yanına oturan genç adamı süzüyor. Adam kapüşonlu, kulaklıkları boynunda, bir elinde büyük bir sırt çantası var. Kadın, farkında olmadan çantasını kendine doğru çekiyor. Adam bunu görüyor ve hiçbir şey söylemiyor.
Birkaç dakika sonra genç adam çantasını açıyor, bir dosya çıkarıyor ve telefonuyla birine ilaç dozunu soruyor. Yüksek sesle konuşmuyor ama kadın her şeyi duyuyor: adam, bir hemşirelik sınavına çalışıyor. Kadın çantasını yavaşça yerine bırakıyor. Yüzü hafifçe kızarıyor.
Kimse kimseye bir şey söylemedi. Yine de o iki dakikada bir hüküm verilmiş ve geri alınmıştı. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun ilişkiler ve iletişim bölümünün üçüncü durağında, bir kişiyi tanımadan hakkında nasıl bir kanıya vardığımızı ve bunun dinlemeyi nasıl daha baştan çarpıttığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce önyargının ne olduğunu ve neyle karıştırılmaması gerektiğini göstereceğiz. Her ön kanı önyargı sayılmaz ve her önyargı bilinçli bir kötülükten doğmaz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Walter Lippmann, kafamızdaki hazır resimlerin dünyayı görmeden önce nasıl süzdüğünü anlattı. Gordon Allport, önyargıyı bir genelleme kusuru olarak tanımladı ve onun nasıl azalabileceğini sordu. Henri Tajfel ise, insanların çok küçük ve anlamsız ayrımlarla bile kendi grubunu kayırabildiğini gösteren deneyler yürüttü.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri önyargının kaçınılmaz bir zihinsel kestirme olduğunu, biri bazı genellemelerin doğru olduğunu, üçüncüsü de sorunun bireylerin kafasında değil, kurumların yapısında yattığını söylüyor.
Sonda önyargıyla yaşamanın günlük yaşamda nasıl göründüğüne bakacağız. Bu bakış, önyargıdan kurtulmanın bir ilan meselesi değil, bir denetim alışkanlığı olduğunu gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişiyi tanımadan hakkında verdiğimiz hüküm, ne zaman bir önyargıdır ve bu hükmü fark edip sınamak için ne yapabiliriz?
Ölçülü iddiam şu: önyargı, kanıt görmeden ve kanıt geldiğinde bile esnemeden verilen bir hükümdür, zihnin genelleme yapma eğiliminden beslenir ama bu eğilimin kendisi bir kusur değildir, kusur olan, hükmü sınamaya kapalı tutmaktır.
Sıfır noktası
Türkçedeki önyargı sözcüğü, günlük dilde çoğu zaman bir suçlama gibi kullanılır: "Sen önyargılısın" demek, karşıdakine kötü bir şey söylemektir. Bu kullanım, sözcüğün asıl taşıdığı şeyi gizler. Sözcük, kelimenin tam anlamıyla bir şeyi görmeden önce verilen yargıdır. Bir kişi tanımadığı bir insanın güvenilir olup olmadığı hakkında bir tahmin yürüttüğünde, bu tahmin bir ön yargıdır.
Her ön yargı sorunlu değildir. Bir kapıyı açarken içeride bir oda olduğunu varsaymak, bir ön yargıdır ve işe yarar. Sorun, ön yargının kanıta kapalı kalmasıdır. Bir hüküm, yanlış olduğu gösterildiğinde değişmiyorsa, artık bir tahmin değil, bir inanç haline gelmiştir.
Argümanın yapısı
Bir hükmün önyargı olup olmadığını anlamak için, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: bu hüküm, kişi hakkında bir kanıta mı dayanıyor, yoksa bir gruba ait olduğu bilgisine mi? Bir kişinin kendi davranışından çıkan bir sonuç ile onun ait olduğu kategoriden çıkarılan bir sonuç, ayrı türden hükümlerdir.
İkinci soru: bu hüküm, örnek sayısına göre haklı mı? Bir iki karşılaşmadan çıkarılan bir genelleme, geniş bir gruba yayıldığında zayıf kalır.
Üçüncü soru: bu hüküm, çürütücü kanıta açık mı? Bir kişi bu hükmün yanlış olduğunu gösteren bir şey gördüğünde, hükmünü değiştirir mi, yoksa o kanıtı bir istisna sayıp kenara mı koyar?
Dördüncü soru: bu hüküm, kişiye nasıl davranacağımı etkiliyor mu? Bir hüküm yalnızca kafamızda kaldığı sürece bir düşüncedir. Davranışımıza geçtiğinde, bir başkasının yaşamını etkilemeye başlar.
Bu yapı, önyargının bir zihin durumu olduğu kadar, bir hükmün nasıl tutulduğuyla ilgili olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Önyargının kaynağı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, bilişsel görüştür. Buna göre önyargı, zihnin karmaşık dünyayı sadeleştirme çabasından doğar. Lippmann'ın kalıp yargı çözümlemesi bu çizgidedir.
İkinci görüş, ilişkisel görüştür. Buna karşılık ilk görüş zihne bakıyor. Bu görüş, önyargının gruplar arasındaki temasın niteliğine bağlı olarak arttığını ya da azaldığını söyler. Allport bu çizgidedir.
Üçüncü görüş, kimlik görüşüdür. Oysa ilk iki görüş bir eksikliğe ya da yokluğa işaret ediyor. Bu görüş, önyargının bir "biz" duygusuna sahip olma ihtiyacından çıktığını ve kimlik aidiyetinin kendisinin bir kayırma eğilimi taşıdığını söyler. Tajfel bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Önyargı üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Önyargıyı ele alan bir düşünce şu cevabı verebilir. Önyargı, hem bireysel hem yapısal düzeyde işler ve ikisine ayrı araçlar gerekir. Bireysel düzeyde, hükümleri kanıta açık tutmak ve temas kurmak; yapısal düzeyde, kuralları ve ölçütleri, sonuçlarına bakarak yeniden gözden geçirmek.
Açık kalan sorular
Kendi önyargımızı fark etmek mümkün mü? Bir hüküm, bize doğal göründüğü sürece, onu sınamak için bir neden bulmamız güçleşir. Dışarıdan bir bakışa ne kadar ihtiyaç var?
Olumlu kalıp yargılar da önyargı mıdır? Bir gruba iyi bir özellik yüklemek, o gruptaki kişiler için yine de bir yük oluşturabilir mi?
Önyargıyı bilmek, ona karşı korur mu? Bir kişi, önyargının nasıl işlediğini ayrıntısıyla öğrendikten sonra da, aynı hükmü vermeye devam edebilir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışÖnyargıyı, yalnızca kötü niyet saymak.
Önyargı, kötülük olmadan da işleyebilir. Bir kişi, iyi niyetle ve hatta bir gruba karşı sempati duyarak da, o grubu bir kalıba sıkıştırabilir.
Yaygın yanlışHer ön yargıyı, ortadan kaldırılması gereken bir şey olarak okumak.
Ön yargı, sözcüğün asıl anlamıyla, kanıttan önce verilen yargıdır. Bunların birçoğu işe yarar ve zararsızdır. Sorun, kanıta kapalı kalanlarda başlar.
Yaygın yanlışTemasın tek başına önyargıyı azalttığını sanmak.
Allport'un çözümlemesi, temasın koşullarına bağlıdır. Eşit statü ve ortak hedef olmadan yapılan temas, bazen önyargıyı pekiştirebilir.
Yaygın yanlışKendini önyargısız saymak.
Tajfel'in bulguları, ayrımın anlamsız bir temele dayanması hâlinde bile, kayırmanın başlayabildiğini gösterir. Önyargısız olduğunu düşünen kişi, kendi hükümlerini sınamayı bırakabilir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Önyargı, kanıt görmeden ve kanıt geldiğinde bile esnemeden verilen bir hükümdür. Lippmann, insanların dünyayı kafalarındaki hazır resimlerle gördüğünü ve önce tanımlayıp sonra gördüğünü savundu.
Allport, önyargıyı yanlış ve esnek olmayan bir genellemeye dayanan hoşnutsuzluk olarak tanımladı ve temas hipotezini önerdi. Tajfel, anlamsız bir ölçütle bile kurulan gruplarda kayırma eğiliminin başlayabildiğini gösterdi.
Bir hükmün önyargı olup olmadığını dört soru gösterir: kişiye mi gruba mı dayandığı, kaç örneğe dayandığı, çürütücü kanıta açık olup olmadığı ve davranışı etkileyip etkilemediği.
Önyargıya üç itiraz yöneltildi. Kaçınılmaz bir kestirme olduğu, bazı genellemelerin doğru olduğu ve sorunun yapıda yattığı söylendi.
Bu yüzden önyargı, zihnin genelleme eğiliminden beslenen ama hükmü sınamaya kapalı tutmakla kusura dönüşen bir tutum olarak, bireysel farkındalıkla ve yapısal düzeltmeyle birlikte ele alınmayı bekliyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste önyargının, bir kişiyi görmeden önce verilen ve kanıta kapalı kalan bir hüküm olduğunu gördük. Allport'un temas koşulları da bir şeyi gösteriyordu: önyargı, çoğu zaman karşımızdaki kişinin dünyasını içeriden görmediğimiz için sürer. Ortak bir işte birlikte çalışan iki öğrenci, birbirinin kalıbını değil, birbirinin durumunu tanımaya başlıyor.
Ama başkasının durumunu tanımak ne demek? Bir kişinin yerine kendimi koymak, onun hissettiğini bilmek anlamına mı geliyor, yoksa yalnızca kendi duygularımı onun üzerine yansıtmak mı?
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Empati dersi, bir başkasının deneyimine ulaşmanın ne anlama geldiğini ve bunun önyargıyı aşmakta ne kadar işe yarayıp yaramadığını soruyor.