Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Anlaşmazlık, iki kişinin bir konuda ayrı düşünmesidir ve kavgadan farklıdır. Gallie, bazı kavramların doğası gereği tartışmalı olduğunu ve tarafların ayrılığının bir yanlışlık olmadığını gösterdi.
Fisher ve Ury, konumların altında yatan çıkarları ayırmayı önerdi. Mouffe, anlaşmazlığın ortadan kaldırılması gereken bir şey değil, düşmanlığa dönmemesi gereken bir şey olduğunu savundu.
Bir anlaşmazlığa dört soruyla yaklaşılabilir: sözcük mü, olgu mu, çıkar mı, değer mi. Her biri ayrı bir araç ister.
Anlaşmazlığa üç itiraz yöneltildi. Her anlaşmazlığın bir yanlış anlama olduğu, her görüşün eşit derecede haklı olduğu ve çıkar konuşmasının değerleri ucuzlattığı söylendi.
Bu yüzden anlaşmazlık, çözülebilen kısmı çözülerek, çözülemeyen kalıntısı ise düşmanlığa dönmeden taşınarak yaşanan bir durum olarak anlaşılabilir.
Açılış sahnesi
Bir apartmanın çatı katında oturan çift ile alt kattaki komşuları, üç aydır birbirine selam vermiyor. Her şey bir kışlık lastik yüzünden başladı: alt kattaki, lastiklerin ortak koridora konmasına itiraz etmişti. Çift ise koridorun ortak olduğunu, herkesin orayı kullandığını söylemişti.
Sonunda apartman toplantısında herkes karşı karşıya geldi. Alt kattaki, sesini yükseltmeden ama dişlerini sıkarak konuştu: "Sorun lastik değil. Sorun, benim bu evde söz hakkım olmaması." Çatı katındaki kadın şaşırdı. Yıllardır kimsenin sözünü kesmediğini düşünüyordu.
İki taraf da dinlemişti. Yine de aynı şeyi görmüyorlardı. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun ilişkiler ve iletişim bölümünün ikinci durağında, iki kişinin birbirini dinledikten sonra bile ayrı düşmesinin ne anlama geldiğini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce her anlaşmazlığın aynı türden olmadığını göstereceğiz. Bazıları sözcük ayrılığından, bazıları olgu farkından, bazıları da değerlerin çatışmasından doğuyor. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. W. B. Gallie, bazı kavramların doğası gereği tartışmalı olduğunu ve bu tartışmanın bir kusur olmadığını savundu. Roger Fisher ile William Ury, insanların savundukları konumun altında yatan çıkarları ayırmayı önerdi. Chantal Mouffe ise anlaşmazlığın ortadan kaldırılması gereken bir şey olmadığını, düşmanlığa dönüşmemesi gereken bir şey olduğunu söyledi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri anlaşmazlığın her zaman bir yanlış anlama olduğunu, biri her görüşün eşit derecede haklı olduğunu, üçüncüsü de çıkarları konuşarak çözmenin değerleri ucuzlattığını söylüyor.
Sonda bir anlaşmazlığın içinde kalmanın, günlük yaşamda nasıl göründüğüne bakacağız. Bu bakış, anlaşamamanın kendisinden ne öğrenilebileceğini gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: iki kişi birbirini gerçekten dinledikten sonra hâlâ anlaşamıyorsa, bu anlaşmazlığı nasıl anlamalı ve onunla nasıl yaşamalıyız?
Ölçülü iddiam şu: anlaşmazlıkların bir kısmı, sözcükleri ya da olguları netleştirince erir, bir kısmı ise çıkarların ayrıştırılmasıyla çözülür, ama geriye çözülmeyen bir kalıntı da kalabilir ve bu kalıntıyı düşmanlığa çevirmeden taşımak, kendi başına bir beceridir.
Sıfır noktası
Günlük dilde anlaşmazlık, kavga ile aynı şey gibi kullanılır. Oysa bu iki sözcük ayrı yerlere işaret eder. Kavga, iki tarafın birbirine karşı öfkeyle davrandığı bir durumdur. Anlaşmazlık ise iki tarafın bir konuda ayrı şeyler düşündüğü bir durumdur. Öfke olmadan da anlaşmazlık olabilir. İki eski arkadaş, hangi filozofun daha önemli olduğu konusunda yıllarca ayrı düşüp gülümseyerek konuşabilir.
Bu derste ilgilendiğimiz şey, ikinci anlamdır. Bir konuda ayrı düşünmek ve bunun farkında olmak. Bunu yaparken önce şunu sormak gerekir: bu iki kişi gerçekten aynı şey hakkında mı ayrı düşüyor?
Bu soru basit görünür ama çoğu tartışmada sorulmaz. Taraflar, ayrı düşündüklerini hissettikleri anda savunmaya geçer ve neyin üzerinde ayrıldıklarını netleştirmeden birbirlerini ikna etmeye çalışır. Sonuçta iki kişi, aslında ayrı iki soruya cevap verdiklerini fark etmeden, saatlerce birbirine cevap verir. Anlaşmazlığı anlamak, çoğu zaman onu çözmekten önce gelen ve onu çözmeyi kolaylaştıran bir iştir.
Argümanın yapısı
Bir anlaşmazlığı çözmeye ya da anlamaya çalışırken, dört soruyu sırayla sormak yardımcı olur.
Birinci soru: taraflar aynı sözcükle aynı şeyi mi kastediyor? Bazı anlaşmazlıklar, iki kişinin aynı sözcüğe ayrı anlam yüklemesinden doğar ve tanımı netleştirmek onu ortadan kaldırır.
İkinci soru: taraflar aynı olgular üzerinde mi ayrı düşüyor? Bir olgu sorusu, bir araştırmayla ya da bir ölçümle çözülebilir. Geçen ay kaç kişinin geldiği gibi.
Üçüncü soru: taraflar aynı şeyi mi istiyor? Konumları ayrı olsa da çıkarları çakışıyor olabilir.
Dördüncü soru: geriye hâlâ bir ayrılık kalıyorsa, bu ayrılık değerlerin ya da ağırlıkların farkından mı doğuyor? Bu son ayrılık, çoğu kez, çözülmek yerine taşınmayı gerektirir.
Bu sıra, her anlaşmazlığın aynı derinlikte olmadığını ve her birinin ayrı bir araç istediğini gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Anlaşmazlığın doğası konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, çözüm görüşüdür. Buna göre anlaşmazlık, bir aksaklığın belirtisidir ve doğru yöntemle çözülmelidir. Fisher ve Ury'nin çıkar odaklı yaklaşımı bu çizgiye yakındır.
İkinci görüş, kavramsal görüştür. Buna karşılık ilk görüş çözümü hedefliyor. Bu görüş, bazı anlaşmazlıkların, kavramların kendi yapısından geldiğini ve bu yüzden çözülmesinin değil, iyi yürütülmesinin gerektiğini söyler. Gallie bu çizgidedir.
Üçüncü görüş, karşıtlık görüşüdür. Oysa ilk iki görüş anlaşmazlığın kendisine bakıyor. Bu görüş, asıl önemli olanın anlaşmazlığın hangi ilişki içinde yaşandığı olduğunu, yani tarafların birbirini düşman mı yoksa karşıt mı saydığını söyler. Mouffe bu çizgidedir.
En güçlü itiraz
Anlaşmazlık üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Anlaşmazlığın savunucusu şu cevabı verebilir. Bir anlaşmazlığın ne tür olduğunu doğru teşhis etmek, ona uygun aracı seçmenin ilk şartıdır. Tanım sorusu tanımla, olgu sorusu araştırmayla, çıkar sorusu konuşmayla çözülür. Geriye kalan, değer ayrılığıdır ve o, çözülmek yerine düşmanlığa dönmeden taşınmayı bekler.
Açık kalan sorular
Bir anlaşmazlığın derin olup olmadığını, yani gerçekten değer ayrılığından mı doğduğunu, yoksa yeterince konuşulmadığı için mi öyle göründüğünü nasıl anlarız?
Düşmanlıkla karşıtlık arasındaki sınır nerede? Bir taraf, karşısındakinin haklarını inkâr eden bir görüşü savunuyorsa, ona karşıt olarak mı yoksa düşman olarak mı yaklaşmak gerekir?
Bir anlaşmazlığın içinde tarafların gücü eşit değilse ne olur? Bir çalışan ile amiri ya da bir çocuk ile ebeveyni, aynı özgürlükle karşıt olabilir mi, yoksa güç farkı, agonizmin dayandığı karşılıklı meşruluğu zayıflatır mı?
Bir anlaşmazlığı sürdürmek ile ondan vazgeçmek arasında bir denge var mı? Bir ilişkiyi korumak için ne zaman geri çekilmek, ne zaman ayak diremek gerekir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAnlaşmazlığı, kavga saymak.
Anlaşmazlık, iki kişinin bir konuda ayrı düşünmesidir. Öfke ve düşmanlık, bunun bir eşlikçisi olabilir ama aynısı değildir.
Yaygın yanlışHer anlaşmazlığı çözülmesi gereken bir sorun olarak okumak.
Gallie'nin çözümlemesi, bazı kavramların doğası gereği tartışmalı olduğunu gösterir. Böyle bir tartışmayı bitirmeye çalışmak, kavramın kendisini yoksullaştırabilir.
Yaygın yanlışKonumu, çıkar sanmak.
Bir tarafın söylediği talep, o kişinin gerçek ihtiyacını her zaman yansıtmaz. Fisher ve Ury'nin önerisi, talebin ardında ne olduğunu sormaktır.
Yaygın yanlışÇözülmeyen anlaşmazlığı, iki tarafın da eşit derecede haklı olması olarak okumak.
Bir olgu sorusunda taraflardan biri yanılıyor olabilir. Çözümsüzlük, eşitlik anlamına gelmez.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Anlaşmazlık, iki kişinin bir konuda ayrı düşünmesidir ve kavgadan farklıdır. Gallie, bazı kavramların doğası gereği tartışmalı olduğunu ve tarafların ayrılığının bir yanlışlık olmadığını gösterdi.
Fisher ve Ury, konumların altında yatan çıkarları ayırmayı önerdi. Mouffe, anlaşmazlığın ortadan kaldırılması gereken bir şey değil, düşmanlığa dönmemesi gereken bir şey olduğunu savundu.
Bir anlaşmazlığa dört soruyla yaklaşılabilir: sözcük mü, olgu mu, çıkar mı, değer mi. Her biri ayrı bir araç ister.
Anlaşmazlığa üç itiraz yöneltildi. Her anlaşmazlığın bir yanlış anlama olduğu, her görüşün eşit derecede haklı olduğu ve çıkar konuşmasının değerleri ucuzlattığı söylendi.
Bu yüzden anlaşmazlık, çözülebilen kısmı çözülerek, çözülemeyen kalıntısı ise düşmanlığa dönmeden taşınarak yaşanan bir durum olarak anlaşılabilir.
Sonraki derse köprü
Bu derste anlaşmazlığın çoğu zaman ayrı sözcüklerden, ayrı olgulardan ya da ayrı çıkarlardan doğduğunu, geriye kalan kısmın ise ayrı ağırlıklardan geldiğini gördük. Ama bir anlaşmazlığın içinde, çoğu kez daha sessiz bir şey de işler: karşımızdaki kişiyi, konuşmaya başlamadan önce nasıl gördüğümüz.
Bir kişiyi sözünden önce bir kategoriye yerleştirmişsek, en iyi dinleme bile onun söylediğini o kategoriden süzer. Bir yaşa, bir mesleğe, bir kente ya da bir gruba dair hazır bir kanı, iki kişinin arasına girer ve söylenenin nasıl duyulacağını daha baştan belirler.
Bir sonraki ders bu hazır kanıyı inceliyor. Önyargı dersi, bir kişiyi tanımadan hakkında verdiğimiz hükmün nasıl oluştuğunu ve dinlemeyi, anlaşmayı ya da anlaşmazlığı nasıl çarpıttığını soruyor.