Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Dinlemek, duymaktan farklıdır: kişinin, bir başkasının söylediğine dikkatle yönelmesidir. Weil, dikkati, düşünceyi askıya alıp karşıdakine açık kalmak olarak tanımladı.
Rogers, iletişimin en yaygın engelinin, söyleneni anlamadan önce değerlendirme eğilimi olduğunu savundu ve yeniden ifade alıştırması önerdi. Buber, karşımızdakine bir nesne olarak mı, bir Sen olarak mı yöneldiğimizi ayırdı.
İyi dinleme, kendi cevabımızı ertelemeyi, karşıdakinin kastettiği anlamı aramayı ve anladığımızı sınamayı içerir. Bunlardan sonra karşı çıkmak da, onaylamak da mümkündür.
Dinlemeye üç itiraz yöneltildi. Pasif olduğu, onaylamak anlamına geldiği ve bazı sessizliklerin dinlemek olmadığı söylendi.
Bu yüzden dinlemek, bir beceri olduğu kadar bir ilişki biçimi olarak, ama sınırları ve bozulmuş biçimleri olan bir eylem olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir akşam yemeğinde iki arkadaş karşılıklı oturuyor. Biri, haftalardır süren bir iş sorununu anlatıyor. Sesi biraz kısılmış, cümlelerini yarıda bırakıyor. Öteki başını sallıyor, arada "hı hı" diyor, tam zamanında gülümsüyor. Masanın üstünde telefonu ters duruyor. Hiç titremiyor.
Anlatan kişi bir noktada susuyor. Öteki hemen konuşuyor: "Aynısı bende de oldu, hatta çok daha kötüsü. Bir dinle." Ve kendi hikâyesine geçiyor. Anlatan kişi, söyleyeceği son cümleyi yutuyor. Yemek boyunca gülümsüyor ama içinde bir şey kapanmış durumda.
Kimse kötü niyetli değil. Öteki, arkadaşını rahatlatmak istedi. Yine de anlatan kişi, o akşam kimseye anlatmamış gibi eve döndü. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun ilişkiler ve iletişim bölümünün ilk durağında, dinlemenin ne olduğunu ve neden sanıldığından çok daha zor olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce dinlemenin susmakla ve duymakla nasıl ayrıldığını göstereceğiz. Ses kulağa ulaşır, ama dinlemek bir kişinin başka bir kişiye yöneldiği bir eylemdir. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Simone Weil, dinlemenin temelinde yatan dikkatin ne olduğunu çözümledi. Carl Rogers, dinlemeyi engelleyen en yaygın alışkanlığı adlandırdı. Martin Buber ise dinlenen kişinin bir nesne mi yoksa bir muhatap mı olduğunu ayırdı.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri dinlemenin pasif olduğunu ve eylemi geciktirdiğini söylüyor. Biri dinlemenin karşı tarafı onaylamak anlamına geleceğini savunuyor. Üçüncüsü ise bazı sessizliklerin dinlemek değil, boyun eğdirmek olduğunu hatırlatıyor.
Sonda dinlemenin, günlük yaşamda hangi küçük hareketlerle ayırt edilebildiğine bakacağız. Bu bakış, iyi dinlemenin bir yetenek olduğu kadar bir tercih olduğunu da gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişiyi dinlemek ne demektir ve dinlemeyi, yalnızca duymaktan ya da susmaktan ayıran şey nedir?
Ölçülü iddiam şu: dinlemek, kendi cevabımızı ertelemeyi ve dikkatimizi karşımızdaki kişinin söylediğine ve söylemeye çalıştığına çevirmeyi gerektirir, bu yüzden bir beceri olduğu kadar bir ilişki biçimidir, ama her sessizlik ya da her sabır dinlemek sayılmaz.
Sıfır noktası
Türkçede duymak ile dinlemek ayrı fiillerdir ve bu ayrım işimize yarar. Duymak, kendiliğinden olur: kulağı olan herkes, yanındaki konuşmayı duyar. Dinlemek ise bir yönelmeyi içerir. Kişi, bir sesin ya da bir sözün üzerine gider.
Bu derste ilgilendiğimiz dinleme, ikinci anlamdır. Bir kişinin bir başkasına söylediği şeyi almaya çalışmak. Almak sözcüğü burada önemli. Bir sözü almak, yalnızca kelimeleri kaydetmek değil, o kelimelerle neyin kastedildiğini de anlamaya çalışmaktır.
Bu ayrım, dinlemenin neden emek istediğini de açıklar. Kelimeleri kaydetmek için yalnızca dikkatli bir kulak yeter. Kastı anlamak için ise ses tonuna, duraklamalara, yarım bırakılan cümlelere ve konuşanın neyi söylemekten kaçındığına da bakmak gerekir. İyi bir dinleyici, söylenenin yanında söylenemeyeni de duymaya çalışır ve bunu yaparken kendi tahminlerini gerçek sanmamaya özen gösterir.
Argümanın yapısı
İyi dinlemenin yapısı, dört adımlık bir çerçeveyle özetlenebilir.
Birinci adım: kişi, kendi cevabını erteler. Konuşan kişi daha bitirmeden hazırlanan bir cevap, dinlemeyi yarıda keser. Dinleyen kişi, o sırada kendi sözünü değil, karşıdakinin sözünü dinlemek zorundadır.
İkinci adım: kişi, söylenenin ne olduğunu, söyleyenin gözünden anlamaya çalışır. Sözcüğün bizde çağrıştırdığı anlam ile söyleyenin kastettiği anlam aynı olmayabilir.
Üçüncü adım: kişi, anladığını sınar. Söyleneni kendi cümleleriyle geri vermek, yanlış anlamanın erken fark edilmesini sağlar.
Dördüncü adım: ancak bunlardan sonra kişi, kendi görüşünü, onayını ya da itirazını söyler. Dinlemek, karşı çıkmayı dışlamaz. Yalnızca karşı çıkmaktan önce gelir.
Bu yapı, dinlemenin bir tutum olduğu kadar bir sıra olduğunu da gösterir: önce alırız, sonra cevap veririz.
Görüşler ve pozisyonlar
Dinlemenin doğası konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, dikkat görüşüdür. Buna göre dinlemek, zihnin bir durumudur: kişinin kendi düşüncelerini askıya alıp, karşısındakine açık kalmasıdır. Weil bu çizgidedir.
İkinci görüş, teknik görüştür. Buna karşılık ilk görüş bir iç durum arıyor. Bu görüş, dinlemenin öğrenilebilir belirli hareketlerden oluştuğunu söyler: yeniden ifade etmek, soru sormak, sözü kesmemek. Rogers'ın alıştırması bu çizgiye yakındır.
Üçüncü görüş, ilişki görüşüdür. Oysa ilk iki görüş dinleyen kişiye bakıyor. Bu görüş, dinlemenin iki kişi arasında oluşan bir şey olduğunu, dinlenenin de dinlenmeye izin verdiğini ve dinleme kalitesinin ilişkinin türüne bağlı olduğunu söyler. Buber bu çizgiyi taşır.
En güçlü itiraz
Dinlemeye ilişkin üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.
Dinlemenin savunucusu şu cevabı verebilir. Dinlemek, tek başına yeterli değildir ama olmazsa olmazdır. Eylemi geciktirdiği ölçüde değil, eylemi yönlendirdiği ölçüde değerlidir. Kötü niyetli bir söylem karşısında da, önce ne söylendiğini doğru anlamak, ona doğru cevap vermenin ilk koşuludur.
Açık kalan sorular
Bir kişi, kendi önyargılarını gerçekten askıya alabilir mi? Weil'in boş ve açık zihin fikri, hiçbir birikimimiz yokmuş gibi davranmayı mı gerektiriyor, yoksa birikimimizi bilerek bir kenara mı koymayı?
Yazılı bir metni dinlemek mümkün mü? Bir kitabı ya da bir mektubu okurken de Buber'in anlamıyla bir Sen karşılaşması yaşanabilir mi?
Dinleme ile sabır aynı şey midir? Bir kişi, karşısındakinin uzun ve dağınık anlatımına katlanıyor olabilir, ama içinden hâlâ kendi cevabını hazırlıyorsa, sabır göstermiş olur ama dinlememiş olur. Bunun tersi de düşünülebilir: kısa bir soruyla tam dikkat gösteren biri, sabırsız görünse bile iyi dinlemiş olabilir.
Kalabalık bir toplulukta dinleme nasıl işler? Bir kişi, kendisine yönelmemiş bir sözü ya da bir kamusal konuşmayı dinlerken, aynı dikkat ve aynı sorumluluk geçerli mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDinlemeyi, susmakla eşitlemek.
Bir kişi sessiz kalıp aklında kendi cevabını hazırlayabilir. Dinlemek, sesin yokluğu değil, dikkatin karşıdakine yönelmesidir.
Yaygın yanlışDinlemeyi, hemen çözüm sunmak saymak.
Bir kişi, bir sorunu anlattığında çoğu kez çözüm değil, anlaşılmak ister. Hemen öneri sunmak, dinlemeyi kısa keser ve karşıdakine sorununun küçümsendiği izlenimini verebilir.
Yaygın yanlışAnlamayı, onaylamak olarak okumak.
Bir görüşü doğru anlamak, ona katılmak anlamına gelmez. Rogers'ın yeniden ifade alıştırması, tam da karşı çıkacak kişinin, önce karşıdakinin görüşünü adil biçimde verebilmesini ister.
Yaygın yanlışİyi dinlemeyi, doğuştan bir yetenek saymak.
Weil dikkatin bir yetenek olduğu kadar bir çalışma biçimi olduğunu söyler. Dinleme, alıştırmayla gelişir ve dikkatin bozulduğu anları fark etmek, bu alıştırmanın bir parçasıdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Dinlemek, duymaktan farklıdır: kişinin, bir başkasının söylediğine dikkatle yönelmesidir. Weil, dikkati, düşünceyi askıya alıp karşıdakine açık kalmak olarak tanımladı.
Rogers, iletişimin en yaygın engelinin, söyleneni anlamadan önce değerlendirme eğilimi olduğunu savundu ve yeniden ifade alıştırması önerdi. Buber, karşımızdakine bir nesne olarak mı, bir Sen olarak mı yöneldiğimizi ayırdı.
İyi dinleme, kendi cevabımızı ertelemeyi, karşıdakinin kastettiği anlamı aramayı ve anladığımızı sınamayı içerir. Bunlardan sonra karşı çıkmak da, onaylamak da mümkündür.
Dinlemeye üç itiraz yöneltildi. Pasif olduğu, onaylamak anlamına geldiği ve bazı sessizliklerin dinlemek olmadığı söylendi.
Bu yüzden dinlemek, bir beceri olduğu kadar bir ilişki biçimi olarak, ama sınırları ve bozulmuş biçimleri olan bir eylem olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste dinlemenin, kendi cevabımızı ertelemekle ve karşımızdakinin kastettiğini aramakla başladığını gördük. Ama iki kişi birbirini dikkatle dinlese bile, yine de aynı fikirde olmayabilir. Dinlemek anlaşmayı garanti etmez. Bazen dinlemek, anlaşmazlığın gerçek boyutunu ilk kez görünür kılar.
Rogers'ın yeniden ifade alıştırması bunu gösteriyor: karşıdakinin görüşünü adil biçimde verebildikten sonra bile, o görüşe katılmayabiliriz. O noktada yeni bir soru çıkıyor: bir anlaşmazlığın içinde kalmak, ona nasıl bakmak ve onu nasıl taşımak gerekir?
Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Anlaşmazlık dersi, iki kişinin dinledikten sonra hâlâ ayrı düştüğü durumu ele alıyor: anlaşmazlığın her zaman bir yanlış anlama olup olmadığını, ve anlaşamamanın kendisinden bir şey öğrenilip öğrenilemeyeceğini soruyor.