Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sorumluluk, bir eylemin bir kişiye ait olması ve o kişinin bunun hesabını verebilmesidir. Aristoteles, bir eylemin istemli sayılması için kaynağının eyleyende olması ve eyleyenin ayrıntıları bilmesi gerektiğini gösterdi.
Strawson, sorumlu tutmanın, kızgınlık, minnet ve bağışlama gibi tepkisel tutumlarla ilişki kurmak olduğunu savundu. Arendt, suçluluk ile sorumluluğu ayırdı ve kişisel suçluluğun bulunmadığı yerde bile, topluluğun yaptıklarına dair siyasi bir sorumluluğun sürdüğünü söyledi.
Sorumluluğun temelinde eylemin kişiye ait olması, kişinin bilgisi ve başka türlü davranabilme imkânı yatar. Ama sorumluluk yalnızca bir yargı değil, ilişkilerimizi biçimlendiren bir tavırdır.
Sorumluluğa üç itiraz yöneltildi. Özgür irade olmadan anlamsız olacağı, sonuçların denetim dışında kaldığı ve bireye yüklemenin yapıyı gizleyebileceği söylendi.
Bu yüzden sorumluluk, ilişkilerimizi ve toplumsal yaşamı taşıyan güçlü bir tavır olarak, ama sınırları tartışmalı ve derecelendirilmesi gereken bir yükümlülük olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir iş yerinde bir çalışan, önemli bir dosyayı yanlış kişiye gönderiyor. Dosyada ayrıntılar var ve bu ayrıntılar, bir müşterinin güvenini zedeleyecek. Fark ettiği anda içi kaskatı kesiliyor.
Yöneticisi soruyor: "Bu nasıl oldu?" Çalışan bir an düşünüyor. Yoğundu, dosyalar birbirine benziyordu, sistem de iki kişinin adını yan yana gösteriyordu. Hepsi doğru. Yine de ağzından çıkan cümle şu oluyor: "Yanlış olan bendim. Düzeltmek için ne gerekiyorsa yapacağım."
Çalışan, ne olduğunu açıklamak ile sorumluluğu üstlenmek arasındaki farkı, farkında olmadan yaşamış oluyor. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun birinci bölümünün son durağında, sorumluluğun ne olduğunu, ne zaman bir kişiye yüklenebileceğini ve bunun nerede başlayıp nerede bittiğini inceleyecek.
Bu derste ne olacak
Önce sorumluluğun, suçluluktan ve nedenselden nasıl ayrıldığını göstereceğiz. Önceden yaptığımız seçimlerin ve önceliklerin hesabını vermek de bu sorunun bir parçası. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Aristoteles, bir eylemin hangi koşullarda istemli sayılabileceğini çözümledi. Strawson, sorumlu tutmanın, bir kuramdan önce gelen bir insan tavrı olduğunu savundu. Arendt ise kolektif bir suçun içinde kişisel sorumluluğun nasıl korunabileceğini sordu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri özgür irade olmadan sorumluluğun anlamını yitireceğini, biri sonuçların kişinin denetimi dışında kalabildiğini, üçüncüsü de sorumluluğu bireye yüklemenin yapısal sorunları gözden kaçırabileceğini söylüyor.
Sonda sorumluluğu üstlenmenin günlük yaşamda nasıl göründüğüne bakacağız. Bu bakış, kendimizi suçlamakla kendimizi mazur görmek arasındaki bir üçüncü yolu araştıracak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişi, hangi koşullarda bir eylemin ya da bir sonucun sorumlusu sayılır ve bu sorumluluk, kişinin niyetinin ötesine ne kadar uzanır?
Ölçülü iddiam şu: sorumluluk, bir eylemin kişiye ait olması, kişinin ne yaptığını bilmesi ve başka türlü davranabilmesi koşullarına dayanır, ama sorumluluk yalnızca bir yargı değil, aynı zamanda ilişkilerimizi ve toplumsal yaşamı biçimlendiren bir tutumdur ve bu yüzden niyetin sınırlarını aşan bir yanı da vardır.
Sıfır noktası
Sorumluluk sözcüğü, günlük dilde birkaç ayrı anlamda kullanılır. Bir kişi bir işin sorumlusu olabilir, yani o işi yapmakla görevlidir. Bir kişi bir olayın sorumlusu olabilir, yani olayın nedenidir. Bir kişi bir davranışın sorumlusu olabilir, yani o davranış nedeniyle övgüyü ya da kınamayı hak eder.
Bu derste ilgilendiğimiz anlam, sonuncusudur. Bir kişiye bir eylem için sorumluluk yüklemek, o eylemin ona ait olduğunu ve ona cevap vermesinin beklenebileceğini söylemektir.
Bu ayrım, günlük yaşamda da işe yarar. Bir kişinin bilmemesi, her durumda bir mazeret değildir. Bilmek için elinden gelen özeni göstermemişse, bilgisizliğin kendisi bir sorumluluk konusu olabilir.
Argümanın yapısı
Sorumluluğun yapısı, dört adımlık bir çerçeveyle özetlenebilir.
Birinci adım: bir eylem, kişinin kendisinden çıkmalı. Zorlamayla yapılmış bir eylem, kişiye ait sayılmaz.
İkinci adım: kişi, eylemin ne olduğunu bilmeli. Ayrıntılardan habersiz olarak yapılan eylem, kişiye tam olarak yüklenemez.
Üçüncü adım: kişi, başka türlü davranabilecek durumda olmalı. Yapılabilecek başka bir şey yoksa, sorumluluk azalır ya da ortadan kalkar.
Dördüncü adım: bu koşullar sağlandığında, kişi eylemin ve öngörülebilir sonuçlarının sorumlusu sayılır. Bu sorumluluk, kişinin hesap vermesini, gerektiğinde telafi etmesini ve bunun başkalarında yarattığı tepkiyi kabul etmesini içerir.
Bu yapı, sorumluluğun bir yargı ve bir tavır olmak üzere iki yüzü olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Sorumluluğun temeli konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, koşul görüşüdür. Buna göre sorumluluk, belirli koşulların sağlanmasına, yani eylemin kişiden çıkmasına, kişinin ne yaptığını bilmesine ve başka türlü davranabilmesine bağlıdır. Aristoteles'in çözümlemesi bu çizgidedir.
İkinci görüş, tutum görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş bir metafizik koşul arıyor. Bu görüş, sorumluluğun, bir kişiyle kurduğumuz ilişkinin türüne bağlı olduğunu ve tepkisel tutumlarımızın, herhangi bir kuramdan önce geldiğini söyler. Strawson bu çizgidedir.
Üçüncü görüş, toplumsal sorumluluk görüşüdür. Oysa ilk iki görüş bir kişinin kendi eylemine bakıyor. Bu görüş, insanların bir topluluğun üyesi olarak, bireysel olarak suçlu olmasalar bile, o topluluğun yaptıklarına karşı bir sorumluluk taşıdığını söyler.
En güçlü itiraz
Sorumluluk üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Sorumluluk üzerine düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Özgür irade tartışması çözülmese de, sorumlu tutma pratiğimiz, toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır ve bu pratiğin kendi gerekçeleri vardır. Sonuçlar konusunda şans etkisi gerçektir ama bu, sorumluluğun tümüyle kaldırılmasını değil, sorumluluğun derecelendirilmesini gerektirir. Yapısal sorunlar konusunda ise bireysel ve ortak sorumluluk model olarak birbirini dışlamaz.
Açık kalan sorular
Bir kişi, kendi eylemlerinin bilinmeyen sonuçlarından ne kadar sorumlu? Bir eylemin hangi sonuçlarının öngörülebilir olduğu, kişinin bilgisine ve özenine bağlı olarak değişiyor.
Sorumluluk üstlenmek ile suçluluk duymak arasındaki fark nedir? Bir kişi, suçlu hissetmeden de sorumluluk üstlenebilir mi?
Kolektif sorumluluk, bir topluluğa sonradan katılan ya da o topluluğun geçmişinde payı olmayan biri için nasıl işler? Bir göçmen ya da bir çocuk, bir topluluğun geçmişinin sorumluluğunu taşır mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışSorumluluğu, suçluluk duygusu olarak okumak.
Sorumluluk, bir eylemin bir kişiye ait olması ve o kişinin bunun hesabını verebilmesidir. Suçluluk duygusu, sorumluluğun bir eşlikçisi olabilir ama aynısı değildir.
Yaygın yanlışNedensel bir bağı, sorumluluk saymak.
Bir kişi bir olayın nedeni olabilir ve yine de sorumlu olmayabilir. Bir zorlama ya da bir bilgisizlik nedeniyle yapılan eylem, kişiyi nedensel olarak bağlar ama ahlâkî olarak tam olarak bağlamaz.
Yaygın yanlışKolektif sorumluluğu, herkesin suçlu olduğu anlamında okumak.
Arendt'in ayrımı bunun tam tersini söyler. Suçluluk kişiseldir ve bir topluluğun üyeliği suçlu kılmaz. Sorumluluk ise, siyasi bir yükümlülüktür ve suçluluktan farklıdır.
Yaygın yanlışSorumlu tutmayı, yalnızca cezalandırmak olarak okumak.
Strawson'ın tepkisel tutumları arasında minnet ve bağışlama da var. Sorumlu tutmak, yalnızca kınamak değil, ilişkideki karşılıklı beklentileri kabul etmektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Sorumluluk, bir eylemin bir kişiye ait olması ve o kişinin bunun hesabını verebilmesidir. Aristoteles, bir eylemin istemli sayılması için kaynağının eyleyende olması ve eyleyenin ayrıntıları bilmesi gerektiğini gösterdi.
Strawson, sorumlu tutmanın, kızgınlık, minnet ve bağışlama gibi tepkisel tutumlarla ilişki kurmak olduğunu savundu. Arendt, suçluluk ile sorumluluğu ayırdı ve kişisel suçluluğun bulunmadığı yerde bile, topluluğun yaptıklarına dair siyasi bir sorumluluğun sürdüğünü söyledi.
Sorumluluğun temelinde eylemin kişiye ait olması, kişinin bilgisi ve başka türlü davranabilme imkânı yatar. Ama sorumluluk yalnızca bir yargı değil, ilişkilerimizi biçimlendiren bir tavırdır.
Sorumluluğa üç itiraz yöneltildi. Özgür irade olmadan anlamsız olacağı, sonuçların denetim dışında kaldığı ve bireye yüklemenin yapıyı gizleyebileceği söylendi.
Bu yüzden sorumluluk, ilişkilerimizi ve toplumsal yaşamı taşıyan güçlü bir tavır olarak, ama sınırları tartışmalı ve derecelendirilmesi gereken bir yükümlülük olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu bölümde bir kişinin kendi kararlarına, isteklerine, nedenlerine, değerlerine ve sorumluluğuna baktık. Ama bir kararın büyük bir kısmı, tek başına verilmez. Bir karar, çoğu kez başka insanlarla konuşarak, onları dinleyerek ve onlarla anlaşarak biçimlenir.
Sorumluluk da, bir kişinin kendisine karşı olduğu kadar, başkalarına karşı bir yükümlülüktür. Bir kişiye borcumuz varsa, o borcun ne olduğunu ancak onu dinleyerek anlayabiliriz. Bir arkadaşın kırgınlığını anlamak, önce onun ne söylediğini duymakla başlar.
Bir sonraki ders yeni bir bölümün ilk adımı. İlişkiler ve iletişim bölümü, dinlemekle başlıyor: dinlemenin yalnızca susmak olmadığını, bir kişiyi gerçekten duymanın ne gerektirdiğini ve dinlememenin nasıl bir sorumluluk kaybına dönüşebildiğini anlatıyor.