Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Ne istediğimizi bilmek, sanıldığından zordur, çünkü bir kişide aynı anda birden fazla ve birbirine ters düşebilen istek bulunabilir. Platon, susuzluk ve içmemeye karar verme örneğiyle, isteğin tek bir şey olmadığını gösterdi.
Elster, isteklerin, imkânlara göre farkında olmadan değişebildiğini ve bunu ekşi üzümler örneğiyle anlattı. Girard, isteklerimizin çoğunu, başkalarının isteklerinin taklidi olarak edindiğimizi savundu.
Bu yüzden ne istediğimizi bilmek, bir iç keşiften çok bir sınama işidir. Bir isteği, kaynağına, sürmesine ve sonuçlarına bakarak değerlendirmek gerekir.
Bu yaklaşıma üç itiraz yöneltildi. İçe bakışın güvenilir olmadığı, saf bir istek bulunmadığı ve uyumun her zaman bir yanılgı olmadığı söylendi.
Bu yüzden ne istediğimizi bilmek, günlük yaşamda sürekli yeniden yapılması gereken bir sınama olarak, ama hiçbir zaman tamamen kesinliğe ulaşmayan bir çalışma olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir kafede iki arkadaş, hafta sonu için plan yapıyor. Biri soruyor: "Ne yapmak istiyorsun?" Öteki bir süre düşünüyor. "Bilmiyorum," diyor. "Herkes dağa gitmeyi konuşuyor, ben de sanırım gitmek istiyorum. Ama gerçekten mi istiyorum, yoksa herkes gitmek istediği için mi?"
Arkadaşı gülüyor: "Ne istediğini bilmiyor musun?" Cevap veremiyor. Sonra ekliyor: "Geçen ay bir işe başvurmak istiyordum. Başvurdum, kabul edildim ve şimdi o işi istemediğimi fark ediyorum. Önce istediğimi sanmıştım."
Bu sahne, çoğumuzun tanıdığı bir durumu taşıyor: istemek, sanıldığından çok daha zor anlaşılan bir şey. Bu ders, Günlük Yaşamda Felsefe kursunun ilk durağında, bir kararın en temel malzemesi olan isteğin nasıl oluştuğunu, nasıl yanılabileceğimizi ve ne istediğimizi anlamak için neler yapabileceğimizi inceleyecek.
Bu derste ne olacak
Önce isteğin ne olduğunu ve neden ilk bakışta göründüğünden karmaşık olduğunu ayıracağız. İkinci düzey arzu kavramını daha önce tanımlamıştık, burada yinelemeyeceğiz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Platon, aynı kişide birbirine ters çeken isteklerin bulunabildiğini gösterdi. Elster, isteklerimizin, elimizde olanlara göre sessizce değişebildiğini anlattı. Girard ise isteklerimizin çoğunu, başkalarına bakarak kazandığımızı savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri kişinin kendi isteğini içine bakarak bulabilip bulamayacağını, biri gerçek bir isteğin varlığını, üçüncüsü de isteğin değişmesinin her zaman bir yanılgı olup olmadığını sorguluyor.
Sonda ne istediğimizi anlamak için günlük yaşamda kullanılabilecek birkaç somut soruya bakacağız. Bu sorular bir formül değil, bir düşünme alışkanlığı olarak düşünülmeli ve her kişi onları kendi yaşamına göre uyarlayabilir.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişi, ne istediğini nasıl bilebilir ve isteğinin gerçekten kendisine ait olup olmadığını nasıl sınayabilir?
Ölçülü iddiam şu: istekler çoğu zaman hazır bir bilgi olarak içimizde durmaz, çevremizden, koşullarımızdan ve alışkanlıklarımızdan etkilenerek biçimlenir ve bu yüzden ne istediğimizi bilmek, tek bir iç bakışla değil, isteğin kaynağını ve sonuçlarını sınayan bir çalışmayla mümkün olur.
Sıfır noktası
Bir şeyi istemek, gündelik dilde çok basit görünür. Susayınca su istiyoruz, yorulunca dinlenmek. Bu basit örnekler, isteğin her zaman açık olduğu izlenimini verir. Oysa hayatın büyük seçimlerinde, iş, ilişki, yaşadığımız yer ve zamanımızı nasıl kullanacağımız konusunda, ne istediğimiz çoğu zaman belirsizdir.
Bu belirsizliğin bir nedeni, istek denen şeyin tek bir şey olmamasıdır. Bir şeyin hoşumuza gitmesi, onu istememiz, ona değer vermemiz ve onu almak için çaba harcamamız, birbirinden ayrı şeylerdir ve bazen birbirine ters düşer.
Bu ayrım, günlük yaşamda pratik bir sonuç doğurur. Bir kişi "bunu istiyorum" dediğinde, hangi isteğinin konuştuğunu ayırt etmesi gerekir: anlık çekim mi, uzun vadeli bir hedef mi, yoksa bir başkasının beklentisi mi?
Argümanın yapısı
Ne istediğimizi bilmenin güçlüğü, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: bir kişide, aynı anda birden fazla istek bulunabilir. Bu istekler, farklı zamanlara, farklı değerlere ve farklı kişilere dayanır.
İkinci adım: bu isteklerin bir kısmı kişinin kendi düşünerek edindiği isteklerdir, bir kısmı ise çevreden alınmış ya da alışkanlıkla oluşmuştur. Kişi bu ikisini her zaman ayırt edemez.
Üçüncü adım: bu yüzden bir istek, hissedildiği için gerçek sayılamaz. Hissedilen bir isteğin, kişinin gerçekten değer verdiği bir şeye işaret edip etmediği ayrıca sorulmalıdır.
Dördüncü adım: bu soruya cevap vermek, isteğin kaynağına, sürmesine ve sonuçlarına bakmayı gerektirir. Bir isteği, kendi başına değil, bir yaşam bağlamı içinde değerlendirmek gerekir.
Bu yapı, ne istediğimizi bilmenin bir keşiften çok bir sınama işi olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Ne istediğimizi bilmenin yolu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, içe bakma görüşüdür. Buna göre bir kişi, ne istediğini, içine bakarak, kendi duygularını gözleyerek bulabilir. İstek, kişinin kendisine doğrudan açık olan bir şeydir.
İkinci görüş, davranışa bakma görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş içe bakışa güveniyor. Bu görüş, bir kişinin gerçekte ne istediğinin, ne yaptığından ve neyi seçtiğinden anlaşılacağını söyler. İstek, kişinin kendi anlatımından çok, eylemlerinin bir yorumudur.
Üçüncü görüş, sınama görüşüdür. Oysa ilk iki görüş tek bir kaynağa yaslanıyor. Bu görüş, isteğin hem içe bakışla hem davranışla hem de gerekçelerle sınanması gerektiğini söyler: bu isteği hangi nedenle taşıyorum, başka koşullarda da taşır mıydım, ona ulaşırsam neyi kaybedip neyi kazanırım?
En güçlü itiraz
Ne istediğimizi bilme sorununa üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Ne istediğimizi bilme sorununun savunucusu şu cevabı verebilir. İçe bakışın sınırları, onu bırakmayı değil, onu başka kaynaklarla desteklemeyi gerektirir. Saf istek ölçütü, gerçek ile çevreden gelen arasında keskin bir ayrım yapmadan, isteğin sınanabilir olup olmadığını sormak biçiminde yumuşatılabilir. Uyum ile bilinçli değerlendirme arasındaki fark, kişinin bunu fark edip etmemesiyle ve gerekçeleri açıkça ortaya koyup koymamasıyla ölçülebilir.
Açık kalan sorular
Bir istek, kişinin kendisine ait olması için nereden gelmelidir? Çevreden gelen her istek kendi isteği sayılabilir mi, yoksa kişinin onu onaylaması gerekir mi?
Ne istediğimizi bilmenin bir sınırı var mı? Bir kişi, hiçbir zaman tamamen bilemeyebileceği bir isteği taşıyarak da iyi bir karar verebilir mi?
Başkalarına bakarak istemek, her zaman bir kusur mu? Bir insan, sevdiği ve saygı duyduğu birinin istediği şeyleri, bilerek ve seçerek de isteyebilir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışİsteği, hissedildiği anda kesin bir bilgi olarak saymak.
Bir isteğin hissedilmesi, onun kişinin gerçekten değer verdiği bir şeye işaret ettiğini garanti etmez. Aynı his, anlık bir çekimden ya da bir alışkanlıktan da gelebilir.
Yaygın yanlışÇevreden gelen her isteği sahte saymak.
İstekler çoğu kez çevreden biçimlenir. Önemli olan, isteğin bir başkasından gelmesi değil, kişinin onu düşünüp onaylayıp onaylamadığıdır.
Yaygın yanlışVazgeçmeyi her zaman ekşi üzümler olarak okumak.
Bazı vazgeçişler, bilinçli bir yeniden değerlendirmenin sonucudur. Ekşi üzümlerden ayıran, kişinin durumu açıkça görmesi ve gerekçelerini ortaya koyabilmesidir.
Yaygın yanlışPlaton'un ruhun parçaları öğretisini, kişinin gerçekten birden çok kişi olduğu anlamında okumak.
Platon, kişinin içinde farklı yönlere çeken güçler bulunduğunu söyler. Bunlar, ayrı ayrı kişiler değil, aynı kişinin farklı yönleridir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Ne istediğimizi bilmek, sanıldığından zordur, çünkü bir kişide aynı anda birden fazla ve birbirine ters düşebilen istek bulunabilir. Platon, susuzluk ve içmemeye karar verme örneğiyle, isteğin tek bir şey olmadığını gösterdi.
Elster, isteklerin, imkânlara göre farkında olmadan değişebildiğini ve bunu ekşi üzümler örneğiyle anlattı. Girard, isteklerimizin çoğunu, başkalarının isteklerinin taklidi olarak edindiğimizi savundu.
Bu yüzden ne istediğimizi bilmek, bir iç keşiften çok bir sınama işidir. Bir isteği, kaynağına, sürmesine ve sonuçlarına bakarak değerlendirmek gerekir.
Bu yaklaşıma üç itiraz yöneltildi. İçe bakışın güvenilir olmadığı, saf bir istek bulunmadığı ve uyumun her zaman bir yanılgı olmadığı söylendi.
Bu yüzden ne istediğimizi bilmek, günlük yaşamda sürekli yeniden yapılması gereken bir sınama olarak, ama hiçbir zaman tamamen kesinliğe ulaşmayan bir çalışma olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Ne istediğimizi bir ölçüde anladığımızda, ikinci bir soru ortaya çıkar. Bu isteğin peşinden gitmek için elimizde hangi nedenler var ve bu nedenler ne kadar ağır?
İsteğimiz bir yöne, sorumluluklarımız başka bir yöne, bir yakınımızın beklentisi üçüncü bir yöne çekebilir. Bunların her birini bir gerekçeyle savunabiliriz ama hepsini birden yerine getiremeyiz. Karar vermek, bu nedenleri tartmayı gerektirir.
Bir sonraki ders bu tartmayı ele alıyor. Nedenleri tartmak, bir kararı verirken elimizdeki gerekçeleri nasıl sıralayacağımızı, hangisine ne kadar ağırlık vereceğimizi ve bu tartmanın nerede zorlaştığını anlatıyor.