Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Felsefenin tek bir kesin tanımı yoktur ve her tanım, bir sınır çizerek hangi düşünmelerin içeride, hangilerinin dışarıda kalacağını belirler. Heidegger, felsefeyi özü gereği Yunan kökenli sayarak dar bir tanım sundu.
Deleuze ve Guattari, felsefeyi kavram yaratma sanatı olarak tanımladı ve bunu bir konuya ya da kökene değil, yapılan işe bağladı. Garfield ve Van Norden, felsefe adının kapsamında dürüstlük sorunu bulunduğunu, adı ya genişletmek ya da daraltmak gerektiğini savundu.
Tanım üzerine üç görüş var: dar tanım, geniş tanım ve ailevi benzerlik. Her birinin bir bedeli var: darlık mirası dışarıda bırakır, genişlik anlamsızlaşabilir, aile benzerliği ise kesin bir ölçüt vermez.
Tanıma üç itiraz yöneltildi. Geniş tanımın anlamsızlaştığı, dar tanımın büyük bir mirası dışarıda bıraktığı ve tanım arayışının kendisinin bir alışkanlık olduğu söylendi.
Bu yüzden felsefenin tanımı, tarafsız bir betimleme olarak değil, her seferinde gerekçelendirilmesi gereken bir sınır çizme çalışması olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir kütüphanede bir görevli, yeni gelen kitapları raflara yerleştiriyor. Elinde iki kitap var. Biri Platon'un bir diyalogunun yeni bir çevirisi. Öteki, Çin'de yazılmış eski bir öğretinin çevirisi. Görevli, birincisini felsefe rafına koyuyor. İkincisi için bir an duraksıyor: bunu felsefeye mi koymalı, dine mi, yoksa eski düşünceye mi?
Yanındaki çalışma arkadaşına soruyor. Arkadaşı omuz silkiyor: "Sınıflandırma listesi bunu dine koyuyor." Görevli kitabı bir süre elinde tutuyor. Sınıflandırma listesini kim yapmış ve neye göre yapmış?
Bu küçük karar, bu kuşbakışının varmak istediği soruyu taşıyor: felsefe dediğimiz şeyin sınırlarını kim çiziyor ve bu sınırların içinde neler var, dışında neler kalıyor? Bu ders, Dünya Felsefelerine Kuşbakışı'nın son durağı olarak, felsefenin çeşitli tanımlarını ve bu tanımların birbirinden farklı biçimlerde çizdiği sınırları inceleyecek.
Bu derste ne olacak
Önce felsefeyi tanımlamanın neden bir felsefe sorunu olduğunu ayıracağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Heidegger, felsefenin özü gereği Yunanca olduğunu savundu. Deleuze ve Guattari, felsefeyi kavram yaratma sanatı olarak tanımladı. Garfield ve Van Norden ise, felsefe adının yalnızca Avrupa ve Amerika geleneğini kapsadığı sürece bu adın dürüst olmadığını öne sürdü.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri tanımın çok geniş olması hâlinde felsefenin bir anlam taşımayacağını, biri çok dar olması hâlinde büyük bir mirası dışarıda bırakacağını, üçüncüsü de bir tanımın peşinden koşmanın kendisinin bir felsefe alışkanlığı olup olmadığını sorguluyor.
Sonda bu kuşbakışında gördüklerimizden felsefe hakkında ne öğrenebileceğimizi soracağız. Bu soru, yalnızca bir tanım aramanın ötesinde, bir düşünme uğraşının farklı yerlerde nasıl kendini gösterdiğine bakmayı gerektiriyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: felsefenin sınırını çizen bir tanım, hangi geleneklerin düşüncesini içeride tutar, hangilerini dışarıda bırakır ve bu sınırı çizme yetkisi kimdedir?
Ölçülü iddiam şu: felsefenin tek bir kesin tanımı yoktur ve farklı tanımlar, farklı geleneklerin ve farklı çıkarların izini taşır, ama hiçbir tanım tarafsız değildir ve bu yüzden en yararlı yaklaşım, tanımları birbirine karşı tutarak hangi düşüncelerin içeride kaldığını her seferinde açıkça söylemektir.
Sıfır noktası
Felsefenin ne olduğu sorusu, felsefenin en eski sorularından biri değildir. Antik Yunan'da bu sözcük, bilgelik sevgisi anlamına geliyordu ve geniş bir uğraşı kapsıyordu. Doğa bilgisi, matematik, siyaset ve ahlâk, hepsi bu adın altındaydı. Zamanla bilimler ayrıldı ve felsefe daha dar bir alana çekildi.
Bu ayrışma, bugün felsefe denilen etkinliğin sınırlarını belirsizleştirdi. Bir mantıkçı, bir fenomenolog, bir Zen öğretmeni ve bir Afrika bilgesi, hepsi felsefeci sayılabilir mi? Cevap, hangi tanımı seçtiğimize bağlıdır.
Bu tanıma karşı bir başka tutum, felsefenin ne olduğunu, kökeninden çok, yaptığı işten hareketle tanımlamaktır.
Argümanın yapısı
Felsefeyi tanımlama çabaları, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: bir tanım, neyin felsefe olduğu konusunda bir ölçüt önerir. Bu ölçüt bir konu, bir yöntem, bir kökeni ya da bir işlev olabilir.
İkinci adım: bu ölçüt, mevcut örnekler üzerinde sınanır. Platon, Kant ya da Nāgārjuna bu ölçüte uyuyor mu?
Üçüncü adım: ölçüte uymayanlar ya dışarıda bırakılır ya da ölçüt genişletilir. Her iki seçim de bir bedel taşır.
Dördüncü adım: bu bedel, hangi geleneklerin içeride kalacağını belirler. Tanım, bir tarafsız betimleme değil, bir sınır çizme işlemidir.
Bu yapı, felsefeyi tanımlamanın, çoğu kez, felsefenin kendisinden ayrı bir iş olmadığını gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Felsefenin tanımı konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, dar tanımdır. Buna göre felsefe, belirli bir kökene, bir yönteme ya da bir soru kümesine sahip özel bir uğraştır ve bu ölçütlere uymayan düşünmeler, başka bir adla anılmalıdır. Heidegger'in tutumu bu çizgidedir.
İkinci görüş, geniş tanımdır. Buna karşılık ilk görüş kesin bir sınır istiyor. Bu görüş, felsefeyi, insanın dünya, bilgi, değer ve yaşam hakkındaki temel sorular üzerine sistemli ve gerekçeli düşünme çabası olarak tanımlar ve farklı geleneklerdeki bu çabaları içeri alır. Deleuze ve Guattari'nin kavram yaratma tanımı bu genişliğe kapı açar.
Üçüncü görüş, ailevi benzerlik görüşüdür. Oysa ilk iki görüş kesin bir ölçüt arıyor. Bu görüş, felsefenin, tek bir ortak özelliği olmayan, ama örtüşen benzerliklerle birbirine bağlanan bir etkinlikler ailesi olduğunu söyler. Bu, Wittgenstein'ın oyun kavramı için yaptığı gözleme benzer.
En güçlü itiraz
Felsefenin tanımı üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Felsefenin tanımı üzerine düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Sınır sorunu, tanımı tümden bırakmayı değil, tanımları birbirine karşı tutarak kullanmayı gerektirir. Geniş tanımın anlamsızlaşma tehlikesi, ölçütün açıkça belirtilmesiyle azalır. Tanım arayışının kendisi de, felsefenin farklı geleneklerinde farklı biçimlerde yapılmış bir çalışmadır.
Açık kalan sorular
Bir tanımın kapsayıcı ve anlamlı olması birlikte mümkün mü? Kapsayıcılık arttıkça tanım belirsizleşirken, belirginlik arttıkça bazı geleneklerin dışarıda kalması riski büyüyor.
Felsefenin bir sınırı olması gerekiyor mu? Sınırsız bir alan, ayırt edici bir işlev kaybeder mi, yoksa belirli bir sınır olmadan da anlamlı bir uğraş olarak sürebilir mi?
Bu sınırı çizme yetkisi kimde olmalı? Üniversiteler, kütüphaneler, yayınevleri ya da farklı geleneklerin kendi mensupları, hangi ölçütle ve hangi ölçüde bu kararı vermeli?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışFelsefenin tek bir doğru tanımı olduğunu sanmak.
Farklı tanımlar, farklı işler görür ve farklı geleneklerin izini taşır. Bir tanımın işe yaraması, onu neyi kapsamak ve neyi ayırt etmek için kullandığımıza bağlıdır.
Yaygın yanlışHeidegger'in tutumunu, Doğu düşüncesini küçümsemek olarak okumak.
Heidegger, Doğu düşüncesine saygı duyduğunu belirtir. Ama felsefe adını Yunan kökenli düşünmeye ayırır. Bu ayrım, bir değer sıralaması olarak da eleştirilebilir, ama Heidegger'in kendi niyeti açısından bir adlandırma tercihidir.
Yaygın yanlışKavram yaratma tanımını, her yeni sözcük icat etmenin felsefe olduğu anlamında okumak.
Deleuze ve Guattari'ye göre kavram, bir sorunu çözmek için kurulmuş bir düşünme aracıdır. Bir sözcüğü yeni bir biçimde yazmak, kendi başına bir kavram yaratmak değildir.
Yaygın yanlışGarfield ve Van Norden'in önerisini, Batı felsefesini küçümsemek olarak okumak.
Öneri, Batı felsefesinin değerini sorgulamaz. Adın kapsamının dürüstlüğünü sorgular: kendini evrensel olarak adlandıran bir alanın, dünyanın büyük bir kısmını dışarıda bırakması.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Felsefenin tek bir kesin tanımı yoktur ve her tanım, bir sınır çizerek hangi düşünmelerin içeride, hangilerinin dışarıda kalacağını belirler. Heidegger, felsefeyi özü gereği Yunan kökenli sayarak dar bir tanım sundu.
Deleuze ve Guattari, felsefeyi kavram yaratma sanatı olarak tanımladı ve bunu bir konuya ya da kökene değil, yapılan işe bağladı. Garfield ve Van Norden, felsefe adının kapsamında dürüstlük sorunu bulunduğunu, adı ya genişletmek ya da daraltmak gerektiğini savundu.
Tanım üzerine üç görüş var: dar tanım, geniş tanım ve ailevi benzerlik. Her birinin bir bedeli var: darlık mirası dışarıda bırakır, genişlik anlamsızlaşabilir, aile benzerliği ise kesin bir ölçüt vermez.
Tanıma üç itiraz yöneltildi. Geniş tanımın anlamsızlaştığı, dar tanımın büyük bir mirası dışarıda bıraktığı ve tanım arayışının kendisinin bir alışkanlık olduğu söylendi.
Bu yüzden felsefenin tanımı, tarafsız bir betimleme olarak değil, her seferinde gerekçelendirilmesi gereken bir sınır çizme çalışması olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu kuşbakışında Yunan okullarından Hint tartışma meydanlarına, İslam medreselerinden Çin sarayına, Afrika köy toplantılarından Latin Amerika'nın tartışmalı fetih sahnelerine uzandık. Her yerde insanlar, dünyanın, bilginin, iyinin ve kendi yaşamlarının ne olduğu sorusuyla uğraşmıştı. Bu düşünmenin hangi adla anılacağı tartışmalı kalsa da, yapılan iş tanınabilirdi.
Bu tanınabilirlik, felsefenin yalnızca tarihte değil, bugün ve burada, sıradan bir günde de sürdüğünü düşündürüyor. Bir kişi, bir karar verirken, bir dostla tartışırken ya da bir sözü tartarken, bu geleneklerin sorduğu soruların bir biçimini kendi yaşamında soruyor.
Bir sonraki ders yeni bir kursun ilk adımı. Günlük Yaşamda Felsefe, felsefeyi tarihten ve dünya haritasından çıkarıp bir insanın gündelik seçimlerine getiriyor ve en temel sorudan başlıyor: ne istediğimizi bilmek.