Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefi metnin anlamı, yalnızca sözcüklerinden değil, yazıldığı tarihsel, toplumsal ve dilsel bağlamdan da gelir. Skinner, bir metni anlamak için yazarın o metinle ne yapmaya çalıştığını sormak gerektiğini ve anakronizmden kaçınmayı savundu.
Geertz, bir davranışı anlamak için yoğun betimlemenin, yani toplumsal anlam ağının da aktarılmasının gerekli olduğunu söyledi. Gadamer, anlamanın, okurun ve metnin ufuklarının kaynaşması olduğunu, bağlamı bilmenin okurun kendi sorularını dışlamadığını vurguladı.
Bağlam üzerine üç görüş var: zamansız okuma, bağlamcılık ve ufukların kaynaşması. Karşılaştırmalı felsefede bu görüşler, farklı geleneklerin metinlerini okurken hangi dengeyi kuracağımızı belirler.
Bağlamsal okumaya üç itiraz yöneltildi. Metni geçmişe hapsettiği, bağlamın sınırsız olduğu ve bağlamı kimin anlatacağının belirsiz olduğu söylendi.
Bu yüzden kültürel bağlam, metinleri yanlış okumaktan koruyan güçlü bir dikkat olarak, ama bağlamın sınırı ve anlatıcısı konusunda sürekli tartışılan bir çalışma olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir kitapta bir cümle var: kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma. Bir okur, bu cümleyi okuyor ve rahatça anlıyor. Bu cümle, kendi büyükannesinin söylediklerine de benziyor. Okur, bunu, evrensel bir ahlâk ilkesi olarak not alıyor.
Ama cümlenin yazıldığı çağda ve yerde, bu cümle bir hükümdarın öğrencilerine söylediği bir öğüt. O toplumda, kişinin kimin karşısında durduğu, hangi yaşta ve hangi konumda olduğu, cümlenin ne anlama geldiğini belirliyor. Bir baba ve oğul arasında, bir hükümdar ve halk arasında aynı cümle aynı şeyi söylemeyebilir.
Bu sahne, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Karşılaştırma sorunu bölümünün beşinci durağının çıkış noktası. Bir metnin, yazıldığı bağlamdan bağımsız olarak evrensel bir anlam taşıyıp taşımadığı, yoksa bağlamıyla birlikte mi anlaşılması gerektiği, karşılaştırmalı felsefenin en zor sorularından biri. Bu derste, bu soruyu üç farklı düşünürle ele alacağız.
Bu derste ne olacak
Önce bağlamın ne anlama geldiğini ve neden felsefe için önemli olduğunu ayıracağız. Bağlam kavramı daha önce genel olarak tanımlandığı için, burada özellikle tarihsel ve kültürel bağlam üzerinde duracağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Skinner, bir metnin yazarının o metinle ne yapmaya çalıştığını anlamadan metni anlamanın tehlikelerini gösterdi. Geertz, bir davranışı ancak yoğun bir betimlemeyle anlayabileceğimizi savundu. Gadamer ise anlamanın, geçmişin ve bugünün ufuklarının kaynaşması olduğunu söyledi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri bağlamcılığın metni geçmişe hapsettiğini, biri bağlamın sınırsız olduğunu, üçüncüsü de bir kültürün bağlamını kimin anlatabileceğini sorguluyor.
Sonda bir metnin hem kendi bağlamında hem bugün nasıl okunabileceğini soracağız. Bu soruya verilecek cevap, çeviri, eşdeğerlik, kanon ve evrensellik sorularını da bir arada tutacak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefi metni, yazıldığı bağlamdan koparıp bugünkü sorularımıza bağlamak ile onu kendi bağlamı içinde anlamak arasında nasıl bir denge kurulabilir?
Ölçülü iddiam şu: bir metnin bağlamını bilmek, onun ne söylediğini ve ne yaptığını anlamak için gerekli bir koşul, ama bağlam, metnin bugünkü okur için taşıyabileceği anlamı sınırlamaz, ona yol açan bir zemindir ve iyi bir okuma, bu iki yönü birlikte tutmaya çalışır.
Sıfır noktası
Bir cümlenin anlamı, yalnızca sözcüklerinden gelmez. Aynı cümle, farklı durumlarda farklı işler görebilir. Bir uyarı, bir şaka, bir emir ya da bir eleştiri olabilir. Bu, gündelik konuşmada olduğu gibi felsefi metinlerde de geçerlidir.
Felsefe tarihinin uzun süre yaygın olan bir okuma biçimi, büyük düşünürlerin metinlerini, her çağda aynı soruları cevaplayan zamansız metinler olarak okumaktı. Platon'un, Konfüçyüs'ün ya da İbn Sina'nın cümleleri, bugünkü bir okurun sorduğu sorulara cevap veriyormuş gibi ele alınırdı. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında bu yaklaşım ciddi biçimde eleştirildi.
Argümanın yapısı
Bağlamsal okumanın gerekçesi, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: bir metin, belirli bir zamanda ve belirli bir yerde, belirli bir okur kitlesi için yazılır. Yazar, ortak bilgiyi, tartışmaları ve önyargıları kendi okurunun paylaştığını varsayar.
İkinci adım: bu ortak zemin, metnin söylediği ve söylemediği şeylerin bir kısmını belirler. Bir yazarın hiç yazmadığı bir şey, o çağda söylenmesine gerek olmayacak kadar açık sayıldığı için de yazılmamış olabilir.
Üçüncü adım: bu zemin bilinmediğinde, bugünkü okur boşlukları kendi varsayımlarıyla doldurur. Bu doldurma, metnin asıl anlamını kaçırmasına yol açabilir.
Dördüncü adım: bu yüzden bir metni anlamak, onun bağlamını çalışmayı gerektirir. Bu çalışma, tarih, dil, toplum ve tartışma çevresi hakkında bilgi edinmeyi kapsar.
Bu yapı, bağlamın metnin dışında bir süs değil, metnin nasıl işlediğinin bir parçası olduğunu gösterir.
Görüşler ve pozisyonlar
Bir metnin bağlamı üzerine üç görüş var.
Birinci görüş, zamansız okuma görüşüdür. Buna göre büyük felsefi metinler, her çağda geçerli sorulara cevap verir ve bu yüzden bağlamlarından bağımsız olarak okunabilir ve tartışılabilir. Metnin değeri, bugünkü okura söylediği şeydedir.
İkinci görüş, bağlamcılıktır. Buna karşılık ilk görüş metni tarihsel koşullardan bağımsız sayıyor. Bu görüş, bir metnin ancak yazıldığı bağlamdaki işleviyle anlaşılabileceğini ve bu bağlamı bilmeden yapılan okumaların anakronizme düşeceğini söyler. Skinner bu çizgidedir.
Üçüncü görüş, ufukların kaynaşması görüşüdür. Oysa ilk iki görüş ya bugünü ya geçmişi öne çıkarıyor. Bu görüş, anlamanın, geçmişin ve bugünün ufuklarının bir araya gelmesi olduğunu söyler. Okur, metni kendi önyargılarıyla okur ve metin de okurun önyargılarına meydan okur.
En güçlü itiraz
Bağlamsal okumaya üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Bağlamsal okumanın savunucusu şu cevabı verebilir. Bağlam bilgisi, bir metnin bugünkü okumalarını yasaklamaz, onları dayanaklı ve bilinçli yapar. Bağlamın sınırı sorunu, her araştırmanın karşılaştığı bir sorundur ve yeterince iyi bir bağlam, tam bir bağlamdan daha önemlidir. İçeriden ve dışarıdan bakışların birleştirilmesi, en zengin bağlam anlatımını verir.
Açık kalan sorular
Bir metnin yazarın niyetiyle sınırlı bir anlamı mı vardır, yoksa okurlar ona yeni anlamlar da yükleyebilir mi? Bu soru, bağlamcılık ile okur merkezli okuma arasındaki gerilimi gösteriyor.
Farklı geleneklerin metinlerini karşılaştırırken, hangi bağlam bilgisi yeterli sayılır? Bir Çin metni ile bir Yunan metnini karşılaştırmak için, iki bağlamı ne kadar bilmek gerekir?
Bağlam bilgisi, felsefi bir metnin doğruluğunu değerlendirmeye yardım eder mi, yoksa yalnızca anlamını belirlemeye mi? Bir düşüncenin kökenini bilmek, onun geçerliliğini etkiler mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBağlamı bilmeyi, metnin bugün bize söyleyeceği her şeyi yasaklamak olarak okumak.
Bağlamcılığın en ılımlı biçimleri, bugünkü okumayı yasaklamaz. Yalnızca, tarihsel olarak yanlış bir okumayı, kaçınılmaz bir okuma olarak sunmamayı önerir.
Yaygın yanlışAnakronizmi, geçmişi bugünkü kavramlarla hiç yorumlamamak olarak okumak.
Bugünkü kavramlar, geçmişi anlamak için kaçınılmaz bir araçtır. Anakronizm, bu kavramları, geçmişteki yazarın kendi kavramlarıymış gibi sunmaktır.
Yaygın yanlışYoğun betimlemeyi, yalnızca uzun bir anlatım sanmak.
Yoğun betimleme, bir davranışın toplumsal anlamını da içeren betimlemedir. Uzunluk değil, anlam katmanlarının görünür kılınması ölçüttür.
Yaygın yanlışUfukların kaynaşmasını, her okumanın eşit derecede geçerli olduğu anlamında okumak.
Gadamer, bazı okumaların metne daha az, bazılarının daha çok saygı gösterdiğini kabul eder. Kaynaşma, keyfîlik değil, metnin ve okurun karşılıklı sınandığı bir süreçtir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Bir felsefi metnin anlamı, yalnızca sözcüklerinden değil, yazıldığı tarihsel, toplumsal ve dilsel bağlamdan da gelir. Skinner, bir metni anlamak için yazarın o metinle ne yapmaya çalıştığını sormak gerektiğini ve anakronizmden kaçınmayı savundu.
Geertz, bir davranışı anlamak için yoğun betimlemenin, yani toplumsal anlam ağının da aktarılmasının gerekli olduğunu söyledi. Gadamer, anlamanın, okurun ve metnin ufuklarının kaynaşması olduğunu, bağlamı bilmenin okurun kendi sorularını dışlamadığını vurguladı.
Bağlam üzerine üç görüş var: zamansız okuma, bağlamcılık ve ufukların kaynaşması. Karşılaştırmalı felsefede bu görüşler, farklı geleneklerin metinlerini okurken hangi dengeyi kuracağımızı belirler.
Bağlamsal okumaya üç itiraz yöneltildi. Metni geçmişe hapsettiği, bağlamın sınırsız olduğu ve bağlamı kimin anlatacağının belirsiz olduğu söylendi.
Bu yüzden kültürel bağlam, metinleri yanlış okumaktan koruyan güçlü bir dikkat olarak, ama bağlamın sınırı ve anlatıcısı konusunda sürekli tartışılan bir çalışma olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bağlam ve evrensellik, çeviri ve kanon, hepsi bir soruya çıkıyor. Farklı geleneklerdeki düşünceleri birbirine bağlarken, hangi etkinliği felsefe olarak adlandıracağız? Felsefe adı, hangi geleneklerin düşüncesini kapsıyor ve hangilerini dışarıda bırakıyor?
Bir Upaniṣad hikâyesi, bir Zhuangzi öyküsü, bir Nahua şiiri ya da bir Afrika atasözü, felsefe midir? Bu soruya verilecek cevap, felsefe adının kendi tarihini, hangi ölçütlere dayandığını ve bu ölçütlerin kimin işine yaradığını da sorgulamayı gerektirir.
Bir sonraki ders bu bölümün son dersi ve bu kuşbakışının da son adımı. Felsefe tanımının sınırları, felsefenin ne olduğuna dair farklı tanımları, bu tanımların dışarıda bıraktıklarını ve felsefeyi tanımlamanın kendi başına bir felsefi sorun olduğunu anlatıyor.