Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kavramsal eşdeğerlik, farklı felsefe geleneklerindeki iki kavramın aynı kavramı anlatıp anlatmadığını, kullanım alanlarına, değer yüklerine ve çıkarımlarına bakarak dereceli olarak sınama sorusudur. Williams, cesaret ve hıyanet gibi kalın kavramların hem betimleyici hem değerlendirici olduğunu ve bir yaşam biçimi içinde anlam kazandığını gösterdi.
Hall ve Ames, Konfüçyüs'ün ren gibi kavramlarını Batı kavramlarıyla doğrudan eşleştirmenin kavramın ilişkisel yapısını gizlediğini savundu. MacIntyre, rakip geleneklerin birbirinin dilini ikinci bir ana dil olarak öğrenerek anlayabileceğini söyledi.
Kavramsal eşdeğerlik üç görüşle ele alındı: ortak ölçülemezlik, işlevsel eşdeğerlik ve geleneğe içkin akılcılık. Bu görüşler, eşdeğerliğin ne kadar mümkün olduğuna dair farklı cevaplar sundu.
Eşdeğerlik üzerine düşünceye üç itiraz yöneltildi. Eşdeğerlik aramanın çerçeve dayattığı, ortak ölçülemezliğin abartıldığı ve etimolojiye dayanan yorumların özcülüğe yol açtığı söylendi.
Bu yüzden kavramsal eşdeğerlik, karşılaştırmalı felsefenin vazgeçilmez bir sorusu olarak, ama kesin cevabı olmayan ve çerçeve dayatma riski taşıyan bir çalışma olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
İki arkadaş, farklı ülkelerde yetişmiş iki felsefe öğrencisi, bir kafede aynı soruyu tartışıyor. Biri, kendi dilindeki bir sözcüğü, "namus"u anlatmaya çalışıyor. Öteki sözcüğü kendi diline "onur" diye çeviriyor ve rahatlıkla başını sallıyor: "Anladım, bizde de var."
İlk öğrenci başını sallıyor ama tam olarak rahat değil. Onur, bireysel bir değer gibi görünüyor. Namus ise ailenin ve topluluğun bir konusu olabiliyor. Bazı bağlamlarda ikisi örtüşüyor, bazılarında hiç örtüşmüyor. İkisi aynı kavram mı, yoksa yalnızca birbirine yakın iki kavram mı?
Bu soru, yalnızca iki arkadaşın değil, farklı felsefe geleneklerini karşılaştırmaya çalışan herkesin karşılaştığı bir sorun. Bu ders, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Karşılaştırma sorunu bölümünün ikinci durağında, bir kavramın başka bir gelenekteki karşılığının ne zaman gerçekten karşılık sayılabileceğini ve bunu hangi ölçütle sınayabileceğimizi inceleyecek.
Bu derste ne olacak
Önce kavramsal eşdeğerliğin ne anlama geldiğini ve çeviri sorusundan nasıl ayrıldığını göstereceğiz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Hall ve Ames, Konfüçyüs'ün kavramlarını Batı kavramlarına benzeterek anlamanın ne gibi yanılgılar doğurduğunu tartıştı. Williams, bazı kavramların hem betimleyici hem değerlendirici olduğunu ve bu yüzden dışarıdan anlaşılmasının zor olduğunu gösterdi. MacIntyre ise rakip geleneklerin kavramlarının birbirine nasıl ulaşabileceğini sordu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri eşdeğerlik aramanın kendisinin bir çerçeve dayattığını, biri ortak ölçülemezlik iddiasının abartıldığını, üçüncüsü de bir kavramın kökenine ve etimolojisine dayanan yorumların özcülüğe yol açtığını söylüyor.
Sonda karşılaştırmalı felsefenin hangi ölçütlere ihtiyaç duyduğunu soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: farklı felsefe geleneklerinde kullanılan iki kavramın aynı kavramı anlattığını hangi ölçütle söyleyebiliriz ve bu ölçüt kimden yana çalışır?
Ölçülü iddiam şu: kavramsal eşdeğerlik, tam bir aynılık değil, kavramların oynadığı işlevlerin, taşıdığı değer yargılarının ve içinde bulunduğu ilişkiler ağının ne kadar örtüştüğü ölçüsünde, dereceli olarak sınanabilir bir durumdur, ve bu sınama, kendi çerçevesini dayatma riskini de taşır.
Sıfır noktası
Bir önceki derste çeviriyi bir sözcüğün bir dilden başka bir dile aktarılması olarak ele aldık. Kavramsal eşdeğerlik sorusu ise bir adım ötede başlar. Çeviri yapılmış olsa bile, yapılan çevirinin gerçekten aynı kavramı yakalayıp yakalamadığı ayrı bir sorudur. Bir çevirmen bir sözcüğe bir karşılık bulabilir ama iki sözcüğün etrafındaki düşünce dünyası çok farklı olabilir.
Bu sorun, özellikle değer yüklü kavramlarda belirginleşir. Cesaret, hıyanet, onur, merhamet, bilgelik gibi kavramlar, yalnızca bir şeyi betimlemez, aynı zamanda bir değerlendirme de taşır ve bu değerlendirme, kavramın içinde yaşandığı bir yaşam biçimine bağlıdır.
Argümanın yapısı
Kavramsal eşdeğerlik sorununun yapısı, dört adımlık bir çerçeveyle özetlenebilir.
Birinci adım: bir kavram, tek başına bir sözcük değil, bir ilişkiler ağıdır. Bir kavram, hangi durumlara uygulandığı, hangi kavramlarla birlikte anıldığı ve hangi eylemleri gerektirdiği ile tanımlanır.
İkinci adım: iki gelenekteki iki kavram, bu ağın farklı bölümlerinde örtüşebilir. Bazı uygulama alanlarında aynı, bazılarında farklı olabilirler.
Üçüncü adım: bu yüzden eşdeğerlik, evet ya da hayır cevaplı bir soru değil, dereceli bir karşılaştırmadır. Hangi bakımdan denk oldukları ve hangi bakımdan denk olmadıkları ayrı ayrı sorulmalıdır.
Dördüncü adım: karşılaştırma yapan kişi, hangi bakımın öne çıkarılacağı konusunda bir seçim yapar. Bu seçim, karşılaştırmanın sonucunu belirler.
Bu yapı, kavramsal eşdeğerliği kesin bir kararla değil, açık ve gerekçelendirilmiş bir çalışmayla ele almayı önerir ve her karşılaştırmanın hangi bakımı öne çıkardığını okura açıkça söylemesini bekler.
Görüşler ve pozisyonlar
Kavramsal eşdeğerlik konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, ortak ölçülemezlik görüşüdür. Buna göre farklı geleneklerin temel kavramları, ortak bir ölçüye vurulamaz. Her gelenek, kendi ölçütleriyle konuşur ve bir kavramın başka bir gelenekteki karşılığından söz etmek yanıltıcıdır. Thomas Kuhn'un bilimsel devrimler üzerine kullandığı bu terim, karşılaştırmalı felsefeye de uygulandı.
İkinci görüş, işlevsel eşdeğerlik görüşüdür. Buna karşılık ilk görüş ortak ölçü yok diyor. Bu görüş, bir kavramı, toplumda oynadığı işlev ve taşıdığı çıkarımlar üzerinden başka bir kavramla karşılaştırmayı önerir. İki kavram aynı işi görüyorsa, aynı sözcükle anılmasa da denk sayılabilir.
Üçüncü görüş, geleneğe içkin akılcılık görüşüdür. Oysa ilk iki görüş kavramların kendisine bakıyor. Bu görüş, her geleneğin kendi akılcılık ölçütlerini kurduğunu ve karşılaştırmanın, bir geleneğin öteki geleneğin dilini ikinci bir ana dil olarak öğrenmesiyle mümkün olduğunu söyler.
En güçlü itiraz
Kavramsal eşdeğerlik üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Kavramsal eşdeğerlik üzerine düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Eşdeğerlik aramak, çerçeve dayatmayı önlemek için karşılıklı ve çift yönlü yapılabilir: iki gelenek birbirinin kavramlarına aynı ölçüde soru yöneltebilir. Ortak ölçülemezlik, çeviri imkânsızlığı olarak değil, tarafsız bir ortak ölçünün yokluğu olarak anlaşılırsa, Davidson'ın itirazı bu daha ılımlı okumayı etkilemez. Etimoloji uyarısı ise, kavramların tarihsel kullanımına dikkatli bakmayı gerektirir.
Açık kalan sorular
İki kavramın denk sayılması için, kaç uygulama alanında örtüşmeleri gerekir? Dereceli bir eşdeğerlik anlayışı, bir eşik belirlemeyi gerektiriyor mu, yoksa eşik belirlemek yapay mı?
Bir kavramın başka bir gelenekte karşılığı yoksa, bu kavramı yine de anlayabilir miyiz? Bir kişi, kendi dilinde bulunmayan bir kavramı, uzun bir öğrenme sürecinden sonra gerçekten kavrayabilir mi, yoksa yalnızca bir yaklaşıklık mı edinir?
Karşılaştırmayı kim yapmalı? Bir geleneğin mensubu mu, dışarıdan bir araştırmacı mı, yoksa iki geleneği de bilen biri mi? Her birinin farklı bir bilgi ve farklı bir yanlılığı var.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKavramsal eşdeğerliği, iki sözcüğün sözlükte aynı karşılığa sahip olması olarak okumak.
Eşdeğerlik, kavramların kullanım alanlarının, değer yüklerinin ve çıkarımlarının karşılaştırılmasıdır. Sözlükteki karşılık, bir başlangıç noktasıdır.
Yaygın yanlışOrtak ölçülemezliği, farklı geleneklerin birbirini hiç anlayamayacağı anlamında okumak.
Bu terim, tarafsız ve ortak bir ölçünün yokluğunu anlatır. İki gelenek birbirini anlayabilir ama bu anlayış, ortak bir üçüncü zeminde değil, öğrenme ve yorum yoluyla gerçekleşir.
Yaygın yanlışKalın kavramları, yalnızca duygusal yüklü sözcükler olarak okumak.
Williams'ın kalın kavramları, gerçek bir betimleme de içerir. Bir eylemin cesur olup olmadığı, bir ölçüde olgusal bir sorudur. Ama bu olgusal yan, değerlendirme yönünden ayrılamaz.
Yaygın yanlışBir geleneğin kavramlarını yalnızca kendi dışındakilerin çözümleyebileceğini sanmak.
Bir geleneğin mensupları da kendi kavramlarını sorgulayabilir ve yeniden düşünebilir. Karşılaştırma, hem içeriden hem dışarıdan yapılabilir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Kavramsal eşdeğerlik, farklı felsefe geleneklerindeki iki kavramın aynı kavramı anlatıp anlatmadığını, kullanım alanlarına, değer yüklerine ve çıkarımlarına bakarak dereceli olarak sınama sorusudur. Williams, cesaret ve hıyanet gibi kalın kavramların hem betimleyici hem değerlendirici olduğunu ve bir yaşam biçimi içinde anlam kazandığını gösterdi.
Hall ve Ames, Konfüçyüs'ün ren gibi kavramlarını Batı kavramlarıyla doğrudan eşleştirmenin kavramın ilişkisel yapısını gizlediğini savundu. MacIntyre, rakip geleneklerin birbirinin dilini ikinci bir ana dil olarak öğrenerek anlayabileceğini söyledi.
Kavramsal eşdeğerlik üç görüşle ele alındı: ortak ölçülemezlik, işlevsel eşdeğerlik ve geleneğe içkin akılcılık. Bu görüşler, eşdeğerliğin ne kadar mümkün olduğuna dair farklı cevaplar sundu.
Eşdeğerlik üzerine düşünceye üç itiraz yöneltildi. Eşdeğerlik aramanın çerçeve dayattığı, ortak ölçülemezliğin abartıldığı ve etimolojiye dayanan yorumların özcülüğe yol açtığı söylendi.
Bu yüzden kavramsal eşdeğerlik, karşılaştırmalı felsefenin vazgeçilmez bir sorusu olarak, ama kesin cevabı olmayan ve çerçeve dayatma riski taşıyan bir çalışma olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Eşdeğerlik sorusu, hangi kavramların karşılaştırılacağı sorusunu da beraberinde getirir. Bir karşılaştırma için önce bir malzeme seçilir: bir gelenekten hangi metinler, hangi düşünürler ve hangi kavramlar alınacak?
Bu seçim, kendiliğinden verilmiş değildir. Her gelenekte, bazı metinler temel sayılır ve sürekli okunur, bazıları unutulur ya da dışarıda bırakılır. Bu seçimi kimin, hangi ölçütle ve hangi çıkarla yaptığı, felsefe tarihinin nasıl yazıldığını belirler.
Bir sonraki ders bu soruyu ele alıyor. Kanon, bir felsefe geleneğinin temel metinlerinin nasıl oluştuğunu, kimlerin bu listeye girdiğini ve girmediğini ve bu listenin karşılaştırmalı felsefeyi nasıl biçimlendirdiğini anlatıyor.