Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Çeviri, felsefede yalnızca bir yardımcı iş değil, farklı dillerdeki ve geleneklerdeki düşünceyi birbirine bağlayan ve düşüncenin kendisini de değiştiren bir işlemdir. Quine, radikal çeviri örneğiyle, gözleme dayalı çevirinin tek bir sonucu belirlemediğini gösterdi.
Benjamin, çevirinin orijinalin yaşamını sürdürmesi ve dillerin birbirini tamamlaması olduğunu söyledi. Cassin, çevrilemez sözcüklerin sürekli yeniden çevrilerek felsefenin dillerarası bir haritasını çıkardığını savundu.
Çevirinin bir seçim ve yorum işi olduğu, bu seçimlerin bir düşünme biçimi kurduğu ve her çevirinin bir kayıp ve bir kazanç getirdiği anlaşıldı.
Çeviriye üç itiraz yöneltildi. Belirsizliğin imkânsızlık olmadığı, çevirinin bir güç sorunu olduğu ve sadakat ile yorum ayrımının yapay olabileceği söylendi.
Bu yüzden çeviri, felsefeyi geleneklerarası konuşmanın ortak zemini yapan vazgeçilmez bir işlem olarak, ama her seferinde bir yorum ve bir güç ilişkisi içeren bir iş olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Uzak bir bölgede, daha önce hiç yazıya geçirilmemiş bir dilin konuşulduğu bir köye bir dilbilimci geliyor. Yanında bir defter ve bir kalem var, ama ortak bir dil yok. Bir gün köylülerden biriyle yürürken, bir tavşan otların arasından koşup geçiyor. Köylü, tavşanı gösteriyor ve bir sözcük söylüyor: "gavagai."
Dilbilimci defterine bir not düşüyor: gavagai, tavşan demek. Ama sonra kendine bir soru soruyor. Köylü ne demek istedi? Tavşan mı, yoksa koşan bir şey mi, yoksa tavşanın bir bölümü mü, yoksa tavşanın görünen bir hâli mi? Bu sorunun cevabını, yalnızca gözlemleyerek kesinleştirmek mümkün mü?
Bu sahne, çevirinin sanıldığından çok daha zor bir iş olduğunu gösteren ünlü bir düşünce deneyinden geliyor. Bu ders, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Karşılaştırma sorunu bölümünün ilk durağında, farklı dillerde ve farklı geleneklerde yapılan felsefeyi birbirine bağlarken, çevirinin neyi mümkün kıldığını, neyi zorlaştırdığını ve felsefenin kendisini nasıl değiştirdiğini inceleyecek.
Bu derste ne olacak
Önce çevirinin bir felsefe sorunu olarak neden ele alındığını göstereceğiz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Quine, bir dilin sözcüklerini yalnızca gözleme dayanarak çevirmenin ne kadar belirsiz kaldığını anlattı. Benjamin, çevirinin okura hizmet etmekten çok, asıl yapıtın yaşamını sürdürmesi olduğunu söyledi. Cassin ise, felsefenin çevrilemeyen sözcüklerinin, felsefenin kendisinin bir haritasını çıkardığını savundu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri çevirinin imkânsız olduğu görüşünü, biri hangi dile çevrildiğinin ve çeviriyi kimin yaptığının bir güç sorunu olduğunu, üçüncüsü de sadakat ile yorum arasındaki ayrımın yapay olup olmadığını sorguluyor.
Sonda çevirinin, karşılaştırmalı felsefenin bir zorunluluğu olup olmadığını soracağız. Bu soru, bu bölümün sonraki derslerinde ele alacağımız kavramsal eşdeğerlik ve evrensellik sorularının da çıkış noktasıdır.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir dilde ve bir gelenekte kurulmuş bir felsefi düşünce, başka bir dile aktarıldığında ne kadarı korunur ve bu aktarım düşüncenin kendisini nasıl değiştirir?
Ölçülü iddiam şu: çeviri, felsefeyi geleneklerarası konuşmanın ortak zemini yapan vazgeçilmez bir işlem, ama tam bir eşdeğerlik sağlayamadığı ve her seferinde bir yorum ve bir seçim içerdiği için, felsefenin kendi sorunlarından biri olarak da ele alınmalı.
Sıfır noktası
Felsefe tarihi, aslında bir çeviri tarihidir. Yunan felsefesi Arapça'ya, Arapça Latince'ye, Latince Avrupa dillerine çevrildi. Hint metinleri Çince'ye, Çince Japonca'ya taşındı. Her aktarımda, bir kavram yeni bir dilin sözcüğüyle karşılandı ve bu karşılık, hem korudu hem değiştirdi.
Buna rağmen felsefe, uzun süre çeviriyi bir yardımcı iş olarak gördü. Düşünce, dilden bağımsız bir içerik gibi ele alındı ve çeviri, bu içeriği bir kaptan öbürüne aktarmak sayıldı. Yirminci yüzyılın felsefesi, bu görüşü ciddi biçimde sorguladı.
Quine'ın sonucu, çevirinin imkânsız olduğu anlamına gelmez. İnsanlar dilleri gerçekten öğreniyor ve birbirini anlıyor. Ama bu anlayışın, bir sözcüğün karşılığı gibi kesin bir eşleşmeye dayanmadığını, bir yorum ve bir varsayım işi olduğunu gösterir.
Argümanın yapısı
Çevirinin felsefi sorununu, dört adımlık bir yapıyla özetlemek mümkün.
Birinci adım: bir dil, dünyayı belirli bir biçimde parçalayan ve belirli ayrımlar yapan bir sistemdir. Bir sözcük, kendi dilinin ayrım ağı içinde anlam kazanır.
İkinci adım: iki dilin ayrım ağları tamamen örtüşmez. Bir dilde tek bir sözcükle anlatılan bir şey, başka bir dilde birkaç sözcükle ya da hiç anlatılmayabilir.
Üçüncü adım: bu yüzden çeviri, birebir bir eşleştirme değil, bir seçim ve yorum işidir. Çevirmen, hangi ayrımı koruyacağına ve hangisinden vazgeçeceğine karar verir.
Dördüncü adım: bu kararlar, çevrilen metnin okurları için bir düşünme biçimi de kurar. Bir kavramın nasıl çevrildiği, o kavramın sonraki tartışmalarda nasıl anlaşılacağını belirler.
Bu yapı, çeviriyi felsefenin dışında bir teknik iş olmaktan çıkarıp, felsefenin içinde bir çalışma alanı hâline getirir.
Görüşler ve pozisyonlar
Çevirinin felsefi sorunu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, evrenselci bir görüştür. Buna göre insan düşüncesinin ortak bir çekirdeği var ve farklı diller bu çekirdeği farklı sözcüklerle ifade eder. Çeviri bu yüzden, ilke olarak, mümkündür ve çevrilemeyen bir şey varsa bile bunu açıklayarak aktarmak mümkündür.
İkinci görüş, göreci bir görüştür. Buna karşılık ilk görüş ortak bir çekirdek istiyor. Bu görüş, her dilin kendine özgü bir düşünme biçimi taşıdığını ve bu farkın çeviriyle tam olarak kapanamayacağını söyler. Daha önce gördüğümüz dilsel görelilik tartışması bu yöndedir.
Üçüncü görüş, yaratıcı bir görüştür. Oysa ilk iki görüş çeviriyi bir aktarım olarak ele alıyor. Bu görüş, çevirinin, yeni bir dilde yeni kavramlar ve yeni düşünme olanakları ürettiğini vurgular. Yunan felsefesinin Arapça'ya ve Latince'ye çevrilmesi sırasında oluşan yeni felsefe sözcükleri bunun örneğidir.
En güçlü itiraz
Çeviri üzerine düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Çeviri üzerine düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Belirsizlik, imkânsızlık değildir ve çeviri, bir yorum ve güven işi olarak yine de yapılabilir. Güç ilişkisi sorunu, çeviri politikalarının bilinçli olarak çeşitlendirilmesiyle hafifletilebilir. Sadakat ile yorum ise iki uç olarak değil, bir gerilim olarak ele alınmalıdır.
Açık kalan sorular
Bir çevirinin doğruluğu neye göre ölçülür? Orijinal yazarın niyetine mi, orijinal metnin sözcük yapısına mı, yoksa hedef dildeki okurun anlayışına mı? Bu ölçütlerin hiçbiri tek başına yeterli görünmüyor.
Çevrilemez sözcükler, felsefeyi bölen mi yoksa birleştiren mi bir şey? Her dilin kendi çevrilemezleri, o dilin felsefesinin en özgün noktaları olabilir. Ama aynı sözcükler, dillerarası konuşmayı da zorlaştırıyor.
Makine çevirisinin yaygınlaşması, felsefe çevirisini nasıl etkiler? Bir çevirinin yorum içerdiği doğruysa, bir programın yaptığı çeviri hangi seçimleri örtük olarak yapıyor?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışQuine'ın gavagai örneğini, çevirinin imkânsız olduğu anlamında okumak.
Quine belirsizlik gösterdi, imkânsızlık değil. İnsanlar dilleri öğreniyor ve birbirini anlıyor. Örnek, bu anlayışın nasıl bir varsayıma dayandığını gösteriyor.
Yaygın yanlışÇeviriyi, bir sözcüğün karşılığını sözlükten bulmak olarak okumak.
Felsefe çevirisinde bir sözcüğün karşılığı, çoğu zaman bir yorum kararıdır. Sözlükteki karşılık, yalnızca bir başlangıç noktasıdır.
Yaygın yanlışÇevrilemezi, çevrilmesi yasak bir şey olarak okumak.
Cassin'in kavramı, hiç çevrilemeyen şeyi değil, sürekli yeniden çevrilmeye ihtiyaç duyan şeyi adlandırır. Çevrilemez sözcükler, felsefenin en çok çevrilen sözcükleri olabilir.
Yaygın yanlışBenjamin'in sadakat anlayışını, kelimesi kelimesine çeviri savunusu olarak okumak.
Benjamin, orijinalin dilinin yapısını hedef dile taşımayı önerir ama bu, anlamsız bir sözcük dizisi üretmek değildir. Amacı, iki dilin birbirini geliştirmesidir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Çeviri, felsefede yalnızca bir yardımcı iş değil, farklı dillerdeki ve geleneklerdeki düşünceyi birbirine bağlayan ve düşüncenin kendisini de değiştiren bir işlemdir. Quine, radikal çeviri örneğiyle, gözleme dayalı çevirinin tek bir sonucu belirlemediğini gösterdi.
Benjamin, çevirinin orijinalin yaşamını sürdürmesi ve dillerin birbirini tamamlaması olduğunu söyledi. Cassin, çevrilemez sözcüklerin sürekli yeniden çevrilerek felsefenin dillerarası bir haritasını çıkardığını savundu.
Çevirinin bir seçim ve yorum işi olduğu, bu seçimlerin bir düşünme biçimi kurduğu ve her çevirinin bir kayıp ve bir kazanç getirdiği anlaşıldı.
Çeviriye üç itiraz yöneltildi. Belirsizliğin imkânsızlık olmadığı, çevirinin bir güç sorunu olduğu ve sadakat ile yorum ayrımının yapay olabileceği söylendi.
Bu yüzden çeviri, felsefeyi geleneklerarası konuşmanın ortak zemini yapan vazgeçilmez bir işlem olarak, ama her seferinde bir yorum ve bir güç ilişkisi içeren bir iş olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Çeviri, bir sözcüğü bir dilden başka bir dile taşırken bir karşılık seçmeyi gerektirir. Bu seçimin doğruluğu ise bir soruya bağlıdır: çevrilen sözcük, hedef dildeki sözcükle gerçekten aynı kavramı mı anlatıyor?
Dao'yu yol diye, ātman'ı ruh diye, ren'i insanlık diye çevirdiğimizde, bu karşılıkların ne kadarı kavramın kendisini, ne kadarı yalnızca en yakın tanıdık sözcüğü yakalıyor? Bu soru, yalnızca çevirmenlerin değil, karşılaştırmalı felsefenin merkez sorusudur.
Bir sonraki ders bu soruyu ele alıyor. Kavramsal eşdeğerlik, farklı felsefe geleneklerindeki kavramların birbirine denk sayılıp sayılamayacağını ve bu denkliğin hangi ölçütle sınanabileceğini anlatıyor.