Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Dekolonyal düşünce, sömürge yönetiminin sona ermesinden sonra da bilgi, dil ve kimlik alanlarında süren iktidar düzenini çözümlemeye ve ona karşı yeni bir düşünme biçimi önermeye çalışan geniş bir çabadır. Quijano, bu düzeni kolonyalite kavramıyla adlandırdı ve sömürgecilikten ayırdı.
Ngũgĩ, dilin bu düzenin en derin katmanlarından biri olduğunu ve zihnin dekolonizasyonunun kendi dilinde düşünmeyi gerektirdiğini savundu. Tuhiwai Smith, araştırmanın kendisinin yerli halklar için bir iktidar aracı olabildiğini ve yerli halkların kendi sorularıyla araştırma yapması gerektiğini söyledi.
Santos, bir toplumun bilgisinin yok sayılmasını bilgi kırımı olarak adlandırdı. Dekolonizasyon, siyasi bağımsızlıktan öte, bilgi, dil ve eğitimde de bir dönüşüm olarak düşünüldü.
Bu düşünceye üç itiraz yöneltildi. Kavramlarının kaynağı, bilginin evrenselliği ve dekolonizasyonun bir mecaza dönüşmesi sorgulandı.
Bu yüzden dekolonyal düşünce, bilgi ve iktidar arasındaki bağı görünür kılan güçlü bir eleştiri olarak, ama kavramsal kaynakları, evrensellik ve mecaz sorunları nedeniyle sürekli tartışılan bir çaba olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir ülke, uzun yıllar bir başka devletin yönetimi altında kaldıktan sonra bağımsızlığını kazanıyor. Bayrak değişiyor, yeni bir meclis kuruluyor, ordu ve polis yerel yöneticilerin eline geçiyor. Kutlamalar sürerken, bir öğretmen sınıfına giriyor ve çocuklara bir okuma parçası dağıtıyor. Parça, eski yönetici devletin dilinde yazılmış ve o devletin tarihini anlatıyor.
Öğrencilerden biri elini kaldırıp soruyor: "Bağımsız olduk, ama neden hâlâ onların tarihini okuyoruz?" Öğretmen bir an duraksıyor. Müfredat, sınav, ders kitabı ve üniversiteye giriş, hepsi hâlâ eski düzenin kurduğu biçimde işliyor.
Bu sahne, sömürge yönetiminin sona ermesinin, onun bıraktığı düzenin sona ermesi anlamına gelmeyebileceğini gösteriyor. Bu ders, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Afrika ve Amerika kıtaları bölümünün son durağında, bu düzeni bir kavram olarak adlandırmaya ve çözümlemeye çalışan geniş bir düşünce çabasını, dekolonyal düşünceyi inceleyecek.
Bu derste ne olacak
Önce sömürgecilikle kolonyalite arasındaki ayrımı ve bu ayrımın neden önemli olduğunu göstereceğiz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Quijano, sömürge yönetimi sona erdikten sonra da süren bir iktidar ve bilgi düzenini kavramlaştırdı. Ngũgĩ, dilin bu düzenin en derin katmanlarından biri olduğunu savundu. Tuhiwai Smith ise araştırmanın kendisinin, yerli halklar için ne anlama geldiğini sorguladı.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri dekolonyal düşüncenin kendi kavramlarının nereden geldiğini, biri bilginin evrensel olup olmadığını, üçüncüsü de dekolonizasyon sözcüğünün bir mecaza dönüşmesini sorguluyor.
Sonda bu düşüncenin felsefenin geleceği için ne anlama geldiğini soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir toplumun bilgisi, dili ve kimliği, siyasi bağımsızlıktan sonra da geçmiş bir egemenliğin düzenini taşıyabilir mi ve bu düzenden nasıl çıkılır?
Ölçülü iddiam şu: dekolonyal düşünce, sömürge yönetiminin bilgi, dil ve kimlik alanlarında bıraktığı kalıcı izleri görünür kılan ve bunlara karşı yeni bir düşünme biçimi öneren güçlü bir çaba, ama kendi kavramlarının kaynağı, bilginin evrenselliği ve dekolonizasyonun ne anlama geldiği konusunda ciddi tartışmalara açık.
Sıfır noktası
Sömürgecilik, bir toplumun başka bir toplum üzerinde doğrudan siyasi ve ekonomik egemenlik kurmasıdır. Yirminci yüzyılın ortasından itibaren, Asya ve Afrika'da yüzlerce milyon insan bu egemenliğe karşı mücadele etti ve çoğu bağımsızlığını kazandı. Ama bağımsızlık, birçok yerde, hemen bir dönüşüm getirmedi.
Bu duruma dair uzun bir düşünme geleneği Fanon ve Césaire'e uzanır. Ama son otuz yılda bu düşünce, yeni bir kavram etrafında toplandı.
Dekolonyal düşünürler, bu sürekliliğin en açık göründüğü alanlardan birinin bilgi olduğunu savunur. Hangi bilginin bilimsel, hangisinin folklorik sayıldığı, hangi dilde yazılanın ciddiye alındığı, hangi tarihin ders kitaplarına girdiği, bu düzenin işleyişinin parçalarıdır.
Argümanın yapısı
Dekolonyal düşüncenin ana argümanı, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: modern dünya, kendini evrensel bir ilerleme olarak anlatır. Ama bu anlatı, bir yandan yeni bir dünya düzeni kurarken, öte yandan başka toplumları yönetmek ve sömürmekle iç içe gelişti.
İkinci adım: bu iç içelik, yalnızca siyasi ve ekonomik değil, bilgisel bir düzen de üretti. Bazı bilgi biçimleri evrensel ve bilimsel sayıldı, bazıları yerel ve geri sayıldı.
Üçüncü adım: bu bilgisel hiyerarşi, sömürge yönetimi sona erdikten sonra da eğitim, dil, akademi ve kimlik aracılığıyla sürdü.
Dördüncü adım: bu yüzden dekolonizasyon, yalnızca siyasi bağımsızlık değil, düşünce, dil ve bilgi alanlarında da bir dönüşümü gerektirir.
Bu yapı, dekolonyal düşüncenin farklı yazarlarda farklı ağırlıklar aldığı ortak zemini oluşturur.
Ngũgĩ'nin Gikuyu ile yazma kararı, bir yazarın dil tercihi olmanın ötesinde, bir felsefi tutumdu. Düşünce, hangi dilde ifade edilirse, o dilin kavramlarını taşır. Bir toplumun kendi kavramları, başka bir dilde tam ifadelerini bulamayabilir.
Görüşler ve pozisyonlar
Dekolonyal düşüncenin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, dekolonyal düşünceyi bir tarih ve iktidar çözümlemesi olarak okur. Buna göre bu düşünce, modern dünya düzeninin sömürgecilikle iç içe geliştiğini ve bu düzenin bugünkü eşitsizliklerin kökünde yattığını gösterir.
İkinci görüş, dekolonyal düşünceyi bir bilgi eleştirisi olarak okur. Buna karşılık ilk okuma iktidara bakıyor. Bu okuma, hangi bilginin bilimsel sayıldığını, hangi dilin ve hangi kaynağın ciddiye alındığını belirleyen ölçütlerin kendisini sorgular. Portekizli sosyolog Boaventura de Sousa Santos'un, bilgi kırımı adını verdiği kavram bu okumanın bir örneğidir.
Üçüncü görüş, dekolonyal düşünceyi bir uygulama ve yöntem olarak okur. Oysa ilk iki okuma çözümlemeye bakıyor. Bu okuma, dekolonizasyonun eğitimde, araştırmada, dilde ve müzelerde somut adımlar gerektirdiğini vurgular.
En güçlü itiraz
Dekolonyal düşünceye üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Dekolonyal düşüncenin savunucusu şu cevabı verebilir. Bir eleştirinin kavramlarının kaynağı, eleştirinin geçerliliğini belirlemez. Bilimin evrenselliği ile bilimin kurumsal ve tarihsel koşulları arasında ayrım yapılabilir. Mecaz sorunu ise, dekolonizasyonun maddi ve bilgisel boyutlarının birlikte düşünülmesini gerektirir.
Açık kalan sorular
Bir toplumun bilgisi, sömürge geçmişinin izlerinden nasıl arındırılabilir ve arındırılabilir mi? Bir dilin, bir kurumun ya da bir kavramın sömürgeci kökeni, onun bugünkü kullanımını tümden belirler mi?
Yerel bilgi ile evrensel bilgi arasındaki ilişki nasıl kurulmalı? Bir bilgi türünün kendi bağlamında geçerli olması, başka bağlamlarda da geçerli olabileceği anlamına gelir mi?
Dekolonyal düşünce, kendi içinde çoğulluğu nasıl koruyabilir? Farklı yerlerden ve farklı deneyimlerden gelen sesleri tek bir kavramsal çerçeveye sığdırmak, dekolonyal düşüncenin eleştirdiği bir merkezleşmeyi yeniden üretir mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışDekolonyal düşünceyi, modern bilimi ve tıbbı reddeden bir tutum olarak okumak.
Dekolonyal düşünürlerin çoğu, bilimin ürettiği bilgiyi reddetmez. Onların sorusu, bilimin hangi bilgileri dışarıda bıraktığı, kimin sorularını sorduğu ve kimin yararına çalıştığıdır.
Yaygın yanlışSömürgecilik ile kolonyaliteyi aynı şey saymak.
Sömürgecilik, doğrudan siyasi yönetimi anlatır ve bağımsızlıkla sona erer. Kolonyalite, bu yönetimin bıraktığı iktidar ve bilgi düzenidir ve bağımsızlıktan sonra da sürebilir.
Yaygın yanlışDekolonyal düşünceyi yalnızca Batı'ya karşı bir öfke olarak okumak.
Bu düşünce, bir hiyerarşiyi eleştirir ve bunun yerine karşılıklı öğrenmeye dayanan bir ilişki önerir. Amaç, bir merkezi bir başkasıyla değiştirmek değildir.
Yaygın yanlışDekolonyal düşüncenin tek bir görüş olduğunu sanmak.
Quijano, Ngũgĩ, Smith, Santos, Tuck ve Yang farklı bölgelerden, farklı disiplinlerden ve farklı önceliklerle yazdı. Aralarında ciddi tartışmalar var.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Dekolonyal düşünce, sömürge yönetiminin sona ermesinden sonra da bilgi, dil ve kimlik alanlarında süren iktidar düzenini çözümlemeye ve ona karşı yeni bir düşünme biçimi önermeye çalışan geniş bir çabadır. Quijano, bu düzeni kolonyalite kavramıyla adlandırdı ve sömürgecilikten ayırdı.
Ngũgĩ, dilin bu düzenin en derin katmanlarından biri olduğunu ve zihnin dekolonizasyonunun kendi dilinde düşünmeyi gerektirdiğini savundu. Tuhiwai Smith, araştırmanın kendisinin yerli halklar için bir iktidar aracı olabildiğini ve yerli halkların kendi sorularıyla araştırma yapması gerektiğini söyledi.
Santos, bir toplumun bilgisinin yok sayılmasını bilgi kırımı olarak adlandırdı. Dekolonizasyon, siyasi bağımsızlıktan öte, bilgi, dil ve eğitimde de bir dönüşüm olarak düşünüldü.
Bu düşünceye üç itiraz yöneltildi. Kavramlarının kaynağı, bilginin evrenselliği ve dekolonizasyonun bir mecaza dönüşmesi sorgulandı.
Bu yüzden dekolonyal düşünce, bilgi ve iktidar arasındaki bağı görünür kılan güçlü bir eleştiri olarak, ama kavramsal kaynakları, evrensellik ve mecaz sorunları nedeniyle sürekli tartışılan bir çaba olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu dört dersin ortak sorusu, felsefenin dilinin kimin diline benzediği ve bir felsefi kavramın bir başka dile, bir başka geleneğe nasıl aktarılabileceğiydi. Ngũgĩ'nin dil tercihi, Wiredu'nun kavramsal dekolonizasyonu ve Dussel'in merkezin kaydırılması, aynı sorunun farklı yüzleri.
Bu soru, artık yalnızca bir kıtanın sorusu değil, bütün karşılaştırmalı felsefenin ortak sorusu. Bir gelenekten bir başkasına geçerken, çeviri neyi taşır, neyi kaybeder ve neyi yaratır?
Bir sonraki ders yeni bir modülün ilk adımı. Karşılaştırma sorunu bölümü, çeviri ile başlıyor: farklı felsefe geleneklerini birbirine bağlarken çevirinin nasıl bir iş olduğunu ve bu işin felsefenin kendisini nasıl etkilediğini anlatıyor.