Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yerli felsefeler, Amerika'nın yerli halklarının yerle, dille, öteki canlılarla ve tarihle kurduğu ilişkiyi kendi kavramlarıyla düşündüğü, yüzlerce halka ait çeşitli düşünme biçimlerini kapsayan bir adlandırmadır. León-Portilla, Aztek bilgelerinin yeryüzünün geçiciliği ve insanın anlamı üzerine sorduğu soruları aktardı.
Deloria, yerli düşüncede yerin, Batı düşüncesinde ise zamanın öne çıktığını tartıştı. Kimmerer, fiil ağırlıklı bir dilin doğayı ilişkiler olarak görmeyi nasıl kolaylaştırdığını ve karşılıklılık ilkesini anlattı.
Bu düşünceler, insanı yerin ve canlıların içinde bir üye olarak görür ve bilgiyi ilişkinin içinde, uygulama ve dinleme yoluyla kazanılan bir şey sayar.
Yerli felsefelere üç itiraz yöneltildi. Felsefe adının uygun olup olmadığı, romantik bir imgeyle sunuldukları ve kaynakların yabancı bir süzgeçten geçtiği söylendi.
Bu yüzden yerli felsefeler, yer, dil ve karşılıklılık üzerine güçlü düşünceler sunan çeşitli gelenekler olarak, ama adlandırma, imge ve kaynak sorunlarıyla sürekli yüzleşen bir alan olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir gölün kıyısında, bir kadın çocuklarına suyun kenarında yetişen bir bitkiyi gösteriyor. Bitkiyi toplamadan önce, bitkinin yanında durup bir şey söylüyor. Çocuklar, ne dediğini soruyor. Kadın, bitkiden izin istediğini, ondan yalnızca ihtiyacı kadarını alacağını ve geri kalanını bırakacağını anlattığını söylüyor.
Çocuklardan biri soruyor: "Bitki duyuyor mu?" Kadın bir an düşünüyor ve şöyle cevap veriyor: "Bunu bilmiyorum. Ama ben, böyle yaptığımda, kim olduğumu hatırlıyorum."
Bu küçük sahne, bir felsefe sorusu olarak kurulmuş değil ama bir felsefe içeriyor: insan ile bitki, insan ile yer, insan ile geçmiş arasında nasıl bir ilişki var ve bu ilişkiye nasıl davranmak gerekir? Bu ders, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Afrika ve Amerika kıtaları bölümünün dördüncü durağında, Amerika'nın yerli halklarının böyle sorularla nasıl uğraştığını, kendi kavramlarıyla ve kendi dilleriyle nasıl anlattığını inceleyecek.
Bu derste ne olacak
Önce yerli felsefeler adının ne anlama geldiğini, neden çoğul kullanıldığını ve bu adın kendisinin neden tartışmalı olduğunu ayıracağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. León-Portilla, Aztek dünyasının bilgelerinin yeryüzünün kalıcılığı ve insanın anlamı üzerine sorduğu soruları aktardı. Deloria, yerli düşüncede yer ve zaman arasındaki ilişkinin Batı düşüncesinden nasıl ayrıldığını tartıştı. Kimmerer ise dil ve karşılıklılık üzerine bir bakış sundu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri felsefe adının bu düşünceleri kapsayıp kapsamadığını, biri bu düşüncelerin romantik bir imgeyle sunulmasını, üçüncüsü de kaynakların çoğunun sömürge döneminde yabancı gözlerle kaydedildiği gerçeğini sorguluyor.
Sonda bu düşüncelerin genel felsefeye nasıl katkı yapabileceğini soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir toplumun yer, dil, tarih ve canlılarla kurduğu ilişkiyi, felsefe adını ona dayatmadan, kendi kavramlarıyla nasıl anlayabiliriz?
Ölçülü iddiam şu: Amerika'nın yerli halkları, insanın yerle, dille ve öteki canlılarla ilişkisi üzerine, Batı felsefesinin varsayımlarından farklı yönlerde ve güçlü biçimde düşündü, ama bu düşüncelerin felsefe adıyla anılması, romantikleştirilmesi ve sömürge kaynaklarına bağımlı olması konusunda ciddi sorular var.
Sıfır noktası
Yerli felsefeler ifadesi, tek bir felsefeyi değil, yüzlerce halkın ve dilin düşünme biçimlerini kapsayan bir kısaltmadır. Kuzey Amerika'daki, Meksika'daki, And Dağları'ndaki ve Amazon'daki toplumlar birbirinden çok farklı tarihlere, dillere ve dünya anlayışlarına sahiptir. Bu ders, bu çeşitliliğin yalnızca birkaç örneğine dokunabilir ve bu sınırlılık, dersin baştan kabul ettiği bir sorundur.
Bu düşüncelerin çoğu, yüzyıllar boyunca sözlü olarak, törenlerde, şarkılarda ve öykülerde sürdü. Bir kısmı ise sömürge döneminde, yabancı misyonerler ve yerel bilgeler aracılığıyla yazıya geçirildi. Bu, bugün bu düşünceleri nasıl tanıdığımızı belirleyen önemli bir koşuldur.
Argümanın yapısı
Yerli düşüncelerin çalışma biçimi, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir. Bu yapı bir genelleme olduğu için, her halkın kendi ayrıntısı bunun ötesindedir.
Birinci adım: insan, yerin ve canlıların dışında bir gözlemci değil, onların içinde yer alan bir üyedir. Bir kişinin kim olduğu, hangi yere ve hangi topluluğa ait olduğuyla birlikte anlaşılır.
İkinci adım: bu aidiyet, karşılıklı yükümlülüklerle sürdürülür. İnsan yerden ve canlılardan alır, ve karşılığında onlara özen borçludur.
Üçüncü adım: bilgi, bu ilişkinin içinde, dinleyerek, gözlemleyerek ve uygulayarak kazanılır. Bilgi, yalnızca yazıyla değil, öyküler, törenler ve yerin kendisiyle de taşınır.
Dördüncü adım: dil, bu ilişkiyi taşıyan bir araçtır. Bir dilin kavramları, o dilin konuşucularının dünyayı nasıl algıladığını biçimlendirir.
Bu yapı, yerli düşüncelerin ortak bazı eğilimlerini gösterir, ama her halkın bu eğilimlerle ilişkisi farklıdır.
Görüşler ve pozisyonlar
Yerli felsefelerin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, yerli düşünceleri felsefe olarak okur. Buna göre, bilginin, varlığın ve ahlâkın temel soruları bu toplumlarda da soruldu ve bu soruların cevapları, kendi kavramları içinde tutarlı ve derindir. Bu düşünceler, felsefenin tarihine dâhil edilmelidir.
İkinci görüş, yerli düşünceleri felsefe adına ihtiyaç duymadan, kendi terimleriyle anlamayı önerir. Buna karşılık ilk okuma felsefeyi ortak bir kap olarak görüyor. Bu okuma, felsefe kavramının kendisinin Avrupa kökenli olduğunu ve yerli düşünceleri bu kaba sokmanın, onların kendi yapısını bozabileceğini söyler.
Üçüncü görüş, yerli düşünceleri yaşayan bir gelenek olarak okur. Oysa ilk iki okuma bir sınıflandırmaya bakıyor. Bu okuma, bu düşüncelerin geçmişte kalmış bir miras olmadığını, bugün de sürdüğünü ve toprak, dil ve kimlik mücadelelerinin içinde yaşadığını vurgular.
En güçlü itiraz
Yerli felsefelere üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Yerli felsefelerin savunucusu şu cevabı verebilir. Yerli halkların kendi düşünürleri, yazarları ve akademisyenleri, bugün bu düşünceleri kendi terimleriyle ve kendi eleştirel yöntemleriyle sunuyor. Romantik imge sorunu, ayrıntılı ve somut çalışmalarla aşılabilir. Kaynak sorunu ise, sözlü aktarımı sürdüren topluluklarla doğrudan çalışarak ve yazılı kaynakları eleştirel okuyarak hafifletilebilir.
Açık kalan sorular
Bir düşünce geleneği, kendi dışından biri tarafından incelendiğinde, hangi ölçüde kendi terimlerinde kalabilir? Bu soru, yalnızca yerli felsefeler için değil, bütün karşılaştırmalı felsefe için geçerli.
Yer temelli bir düşünce, yerinden edilmiş topluluklarda nasıl sürer? Yerlerinden koparılmış halkların düşüncesi, yerle kurdukları ilişkiyi nasıl yeniden kurabilir?
Karşılıklılık ilkesi, büyük ve kalabalık modern toplumlarda bir ahlâk ölçütü olarak işleyebilir mi? Küçük topluluklarda işleyen bir özen, milyonların yaşadığı bir toplumda hangi biçimleri alır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYerli felsefeleri tek bir felsefe sanmak.
Amerika'nın yerli halkları, yüzlerce ayrı dil ve tarihle yaşar. Nahua, Maya, Quechua, Potawatomi ve Lakota düşüncelerinin ortak bazı eğilimleri olabilir ama her birinin kendi kavramları ve tarihi vardır.
Yaygın yanlışYerli düşünceyi geçmişte kalmış bir miras olarak okumak.
Bu düşünceler bugün de yaşıyor ve toprak hakları, dil canlandırma ve eğitim gibi mücadelelerin içinde geliştiriliyor. Yerli düşünürler bugün de yazıyor ve tartışıyor.
Yaygın yanlışYerli halkların doğayla ilişkisini yalnızca bir çevre koruma öğretisi saymak.
Bu ilişki, ahlâk, bilgi, kimlik ve topluluk gibi geniş bir çerçevenin parçasıdır. Onu yalnızca ekolojik bir ilkeye indirgemek, çerçevenin bütününü kaçırmak olur.
Yaygın yanlışYer ile zaman ayrımını, iki düşünce biçiminin mutlak farkı olarak okumak.
Deloria'nın ayrımı bir vurgu farkıdır. Hristiyan düşüncesinde de yerler kutsal sayılır ve yerli düşüncede de tarih önemlidir. Ayrım, bir karşılaştırma aracıdır, kesin bir sınıflandırma değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yerli felsefeler, Amerika'nın yerli halklarının yerle, dille, öteki canlılarla ve tarihle kurduğu ilişkiyi kendi kavramlarıyla düşündüğü, yüzlerce halka ait çeşitli düşünme biçimlerini kapsayan bir adlandırmadır. León-Portilla, Aztek bilgelerinin yeryüzünün geçiciliği ve insanın anlamı üzerine sorduğu soruları aktardı.
Deloria, yerli düşüncede yerin, Batı düşüncesinde ise zamanın öne çıktığını tartıştı. Kimmerer, fiil ağırlıklı bir dilin doğayı ilişkiler olarak görmeyi nasıl kolaylaştırdığını ve karşılıklılık ilkesini anlattı.
Bu düşünceler, insanı yerin ve canlıların içinde bir üye olarak görür ve bilgiyi ilişkinin içinde, uygulama ve dinleme yoluyla kazanılan bir şey sayar.
Yerli felsefelere üç itiraz yöneltildi. Felsefe adının uygun olup olmadığı, romantik bir imgeyle sunuldukları ve kaynakların yabancı bir süzgeçten geçtiği söylendi.
Bu yüzden yerli felsefeler, yer, dil ve karşılıklılık üzerine güçlü düşünceler sunan çeşitli gelenekler olarak, ama adlandırma, imge ve kaynak sorunlarıyla sürekli yüzleşen bir alan olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Afrika, Africana, Latin Amerika ve yerli felsefeler derslerinde ortak bir tema belirdi. Bu düşünceler, uzun süre felsefe tarihinin anlatısının dışında kaldı, yanlış adlandırıldı ya da yabancı bir süzgeçten geçirilerek aktarıldı. Bu dışlama, kendiliğinden ortaya çıkmış bir unutkanlık değildi, sömürgecilik denen tarihsel bir düzenin içinde biçimlenmişti.
Bazı düşünürler, bu dışlamanın kendisini bir kavram olarak adlandırmaya ve bu kavramla felsefe tarihinin nasıl yazıldığını yeniden sormaya başladı. Onlara göre sömürgecilik, yalnızca siyasi bir egemenlik değil, bilginin, dilin ve kimliğin nasıl düzenlendiğini belirleyen bir yapıydı ve bu yapı, sömürge yönetimi sona erdikten sonra da sürüyordu.
Bir sonraki ders bu düşünceyi ele alıyor. Dekolonyal düşünce, bu yapıyı çözümlemeyi, kendi tarihini kendi terimleriyle yeniden kurmayı ve bilginin kimin tarafından üretildiğini sorgulamayı amaçlayan geniş bir felsefi çabayı anlatıyor.