Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Afrika felsefeleri, kişiyi topluluk ilişkileri içinde anlayan, felsefenin dilini ve kavramlarını kendi bağlamında yeniden kuran çeşitli düşünce çizgilerinden oluşur. Afrika felsefesi adı, çok geniş bir çeşitliliği tek bir başlık altında toplar.
Menkiti, kişiliğin topluluğun ilişkilerine katılarak kazanıldığını savundu. Gyekye, bu görüşü yumuşatarak, topluluk ile bireyin yeteneklerini ve haklarını dengeleyen ölçülü toplulukçuluğu önerdi. Wiredu ise kavramsal dekolonizasyonla, felsefenin kendi dilinde yeniden düşünülmesini istedi.
Uzlaşmaya dayalı karar alma, çoğunluk yönetiminden farklı bir siyasi düşünme örneği sundu.
Bu düşünce çizgisine üç itiraz yöneltildi. Toplulukçuluğun bireyi ezebileceği, Afrika adının çeşitliliği gizlediği ve sözlü geleneğin felsefe sayılıp sayılamayacağı tartışıldı.
Bu yüzden Afrika felsefeleri, kişi ve topluluk üzerine güçlü bir düşünme biçimi sunan bir gelenek olarak, ama toplulukçuluk ve çeşitlilik konularında sürekli sorgulanan bir gelenek olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Batı Afrika'da bir köyün meydanında akşam toplantısı yapılıyor. Köyün büyükleri, gençler ve kadınlar ağaç gölgesinde bir araya gelmiş. Ortada bir anlaşmazlık var: iki aile bir arazinin sınırını tartışıyor. Kimse acele etmiyor. Herkes sırayla söz alıyor ve konuşma, bir karar çıkana kadar sürüyor.
Toplantının sonunda oylama yapılmıyor. Yaşlı bir kadın, konuşulanları özetliyor ve "Ortak bir görüşe vardık mı?" diye soruyor. Hayır cevabı gelirse, konuşma yeniden başlıyor. Karar, herkesin kabul edebileceği bir noktaya varılana kadar ertelenebiliyor.
Bu sahne, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Afrika ve Amerika kıtaları bölümünün ilk durağının çıkış noktasını taşıyor. Burada felsefenin, kitaplarda olduğu kadar, günlük yaşamın ve ortak kararların içinde de aranabileceği düşünülüyor. Bu derste, Afrika felsefelerine yaklaşırken hangi sorularla karşılaştığımızı, bu geleneğin kişi ve topluluk hakkında ne söylediğini ve bu anlatımın hangi itirazlarla karşılaştığını inceleyeceğiz.
Bu derste ne olacak
Önce Afrika felsefesi adının ne anlama geldiğini ve neden tartışmalı olduğunu ayıracağız. Daha önce gördüğümüz etnofelsefe eleştirisini ve bilge felsefesi önerisini yinelemeyeceğiz, yalnızca bu tartışmanın çıkış noktasını hatırlayacağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Menkiti, kişiliğin topluluk içinde kazanıldığını savundu. Gyekye, bu görüşü ölçülü bir toplulukçuluk olarak yumuşattı. Wiredu ise felsefenin dilini ve kavramlarını kendi bağlamında yeniden düşünmeyi önerdi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri toplulukçuluğun bireyi ezme tehlikesini, biri Afrika adının çeşitliliği gizlemesini, üçüncüsü de sözlü geleneklerin felsefe sayılıp sayılamayacağını sorguluyor.
Sonda bu felsefenin dünya felsefesine ne katabileceğini soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir kişi kimdir ve bu kişi, içinde yaşadığı topluluktan ayrı düşünülebilir mi?
Ölçülü iddiam şu: Afrika felsefeleri, kişiliği topluluk ilişkileri içinde anlayan güçlü bir düşünce çizgisi geliştirdi ve felsefenin dilini kendi bağlamında yeniden kurmayı önerdi, ama toplulukçuluğun bireyi ezme tehlikesi ve Afrika adının içerdiği çeşitlilik konusunda ciddi sorular bıraktı.
Sıfır noktası
Afrika felsefesi adı, iki bin kadar dilin konuşulduğu, elliden fazla ülkeye yayılmış ve çok farklı tarihlere sahip bir kıtanın düşüncesini tek bir başlık altında toplar. Bu adın kendisi, baştan bir sadeleştirmedir.
Bu sadeleştirmenin bir nedeni tarihsel. Sömürgecilik döneminde Avrupalı gözlemciler, Afrika halklarının düşünce yeteneğini çoğu zaman inkâr etti. Bunun karşısında Afrikalı düşünürler, kendi düşünce geleneklerinin var olduğunu ve felsefi bir değeri taşıdığını göstermek için ortak bir adla konuştu. İçlerinden bazıları, bu ortak adın da kendi sorunlarını taşıdığını fark etti.
Bu tartışmanın önemli bir kolu, bir halkın dil, atasözü ve ritüellerinde saklı ortak düşünceyi bir felsefe olarak sunmanın doğru olup olmadığı sorusuydu. Bu soruya eleştirel yaklaşan düşünürler, felsefenin bireysel, gerekçeli ve eleştirel bir çalışma olduğunu vurguladı.
Bu anlayışın en bilinen kısa ifadelerinden biri, bazı Afrika dillerinde bir atasözü olarak geçer: bir kişi, başka kişiler aracılığıyla bir kişidir. Güney Afrika'nın Nguni dillerinde bu düşünce ubuntu kavramıyla anlatılır. Doğu Afrikalı düşünür John Mbiti ise bunu, ben ancak biz olduğumuz için varım, biçiminde özetlemişti.
Argümanın yapısı
Bu düşünce çizgisinin gerekçesi, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: bir insan, doğduğunda bir dile, bir aileye ve bir topluluğa doğar. Kendi kimliğini bu ilişkilerin içinde kurar.
İkinci adım: bu ilişkiler olmadan, bir kişinin ne düşünebileceği, ne isteyebileceği ve kim olabileceği anlaşılamaz. Kişi, ilişkilerden ayrı bir öz olarak değil, ilişkilerin bir düğümü olarak düşünülür.
Üçüncü adım: bu yüzden ahlâk, yalnızca bireyin hakları değil, topluluğa karşı yükümlülükler ve ilişkilerin sürdürülmesi üzerine kurulur.
Dördüncü adım: siyaset, kararların ortak bir uzlaşmayla alınması ve topluluğun bütününün bir arada kalmasını gözetmesi üzerine düşünülür.
Bu yapı, Afrika felsefelerinin bir yönünü açıklar. Ama düşünürler, bu yapının ne kadar ileri götürülmesi gerektiği konusunda ayrıldı.
Görüşler ve pozisyonlar
Afrika felsefelerinin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, Afrika felsefesini bir ortak dünya görüşü olarak okur. Buna göre bir halkın atasözlerinde, ritüellerinde ve dilinde saklı ortak bir düşünce sistemi vardır ve felsefenin işi, bu sistemi açığa çıkarmaktır.
İkinci görüş, Afrika felsefesini eleştirel ve bireysel bir çalışma olarak okur. Buna karşılık ilk okuma ortak dünya görüşüne bakıyor. Bu okuma, felsefenin, ne olursa olsun, gerekçeli ve sınanabilir bir çalışma olduğunu ve Afrikalı düşünürlerin yazdığı yapıtların bu ölçüte göre değerlendirilmesi gerektiğini söyler.
Üçüncü görüş, Afrika felsefesini dilin ve kavramların yeniden düşünülmesi olarak okur. Oysa ilk iki okuma içeriklere bakıyor. Bu okuma, felsefenin çoğu kez sömürgeci dillerde yapıldığını ve bunun düşünmeyi belirli kalıplara soktuğunu, bu yüzden kavramların kendi dillerinde yeniden ele alınması gerektiğini vurgular.
En güçlü itiraz
Bu düşünce çizgisine üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Bu düşünce çizgisinin savunucusu şu cevabı verebilir. Toplulukçuluk, bireyin haklarının yokluğu anlamına gelmez ve Gyekye'nin ölçülü biçimi bunu açıkça gösterir. Çeşitlilik sorunu, farklı toplumlar hakkında somut çalışmalarla aşılabilir ve ortak konular üzerine karşılaştırmalı çalışmalar yine de yapılabilir. Sözlü gelenek konusunda ise, sözlü düşüncenin kendi eleştirel yönleri olduğu ve yazıya geçirilmiş çalışmaların da var olduğu belirtilir.
Açık kalan sorular
Bir kişinin kim olduğu, ne kadarı ilişkilerinden, ne kadarı kendi seçimlerinden geliyor? Bu soru yalnızca Afrika felsefesi için değil, bütün felsefeler için açık ve iki yaklaşım da bir yönüyle doğru görünüyor.
Felsefe hangi dilde yapılmalı? Wiredu'nun önerisi, düşünürün kendi dilinde çalışmasını teşvik eder. Ama felsefenin uluslararası tartışmalara katılabilmesi için ortak bir dile de ihtiyaç var ve bu iki ihtiyaç birbiriyle çekişir.
Uzlaşmaya dayalı karar alma, büyük ve çok kültürlü modern devletlerde işleyebilir mi? Küçük bir toplulukta işleyen bir düzen, milyonlarca kişilik bir toplumda hangi biçimi alır?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAfrika felsefesini yalnızca atasözleri ve masallar toplamı olarak okumak.
Afrikalı düşünürlerin yazdığı yapıtlar, bilgi kuramı, ahlâk, siyaset ve dil felsefesi alanlarında sistemli çalışmalar içerir. Gyekye ve Wiredu bunun örnekleridir.
Yaygın yanlışToplulukçu anlayışın bireyi tümden yok saydığını düşünmek.
Menkiti kişiliği topluluk içinde görür ama bireyin ahlâkî çabasını önemser. Gyekye ise bireyin haklarını ve kendine özgü yeteneklerini açıkça korur.
Yaygın yanlışAfrika'yı tek bir felsefe geleneği sanmak.
Kıtanın farklı bölgelerinde, farklı dillerde ve farklı tarihlerde felsefe yapıldı. Doğu Afrika'da Etiyopya'nın yazılı gelenekleri, Batı Afrika'nın sözlü ve yazılı gelenekleri ve Kuzey Afrika'nın İslam düşüncesi, birbirinden ayrı çizgilerdir.
Yaygın yanlışSözlü geleneği yazıya kıyasla daha az düşünülmüş saymak.
Sözlü gelenekler, bilginin nasıl aktarılacağı, sınanacağı ve düzeltileceği konusunda kendi düzenlerine sahipti. Yazının bulunmaması, düşüncenin yokluğu anlamına gelmez.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Afrika felsefeleri, kişiyi topluluk ilişkileri içinde anlayan, felsefenin dilini ve kavramlarını kendi bağlamında yeniden kuran çeşitli düşünce çizgilerinden oluşur. Afrika felsefesi adı, çok geniş bir çeşitliliği tek bir başlık altında toplar.
Menkiti, kişiliğin topluluğun ilişkilerine katılarak kazanıldığını savundu. Gyekye, bu görüşü yumuşatarak, topluluk ile bireyin yeteneklerini ve haklarını dengeleyen ölçülü toplulukçuluğu önerdi. Wiredu ise kavramsal dekolonizasyonla, felsefenin kendi dilinde yeniden düşünülmesini istedi.
Uzlaşmaya dayalı karar alma, çoğunluk yönetiminden farklı bir siyasi düşünme örneği sundu.
Bu düşünce çizgisine üç itiraz yöneltildi. Toplulukçuluğun bireyi ezebileceği, Afrika adının çeşitliliği gizlediği ve sözlü geleneğin felsefe sayılıp sayılamayacağı tartışıldı.
Bu yüzden Afrika felsefeleri, kişi ve topluluk üzerine güçlü bir düşünme biçimi sunan bir gelenek olarak, ama toplulukçuluk ve çeşitlilik konularında sürekli sorgulanan bir gelenek olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Afrika felsefelerinin bir kısmı kıtanın içinde gelişti. Ama Afrika'dan zorla götürülen milyonlarca insan, başka kıtalarda yeni bir yaşam kurdu ve orada da düşündü. Bu insanların ve torunlarının düşüncesi, köleliğin, ayrımcılığın ve özgürlük mücadelesinin içinden doğdu.
Bu düşünürler, kendi kimliklerini iki dünyanın arasında yaşadılar. Afrika kökeni ve Amerika'daki yaşam, bir kişinin kendine nasıl baktığını ve başkalarının ona nasıl baktığını değiştiriyordu.
Bir sonraki ders bu düşünceyi ele alıyor. Africana, Afrika kökenli halkların kıtada ve kıta dışında ürettiği felsefi düşünceyi ve bu düşüncenin kimlik, özgürlük ve tarih üzerine sorularını anlatıyor.