Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Japon, Kore ve Tibet gelenekleri, Hint Budizminden ve Çin düşüncesinden aldıklarını kendi kurumlarında ve sorularında yeniden kurarak farklı felsefe biçimleri geliştirdi. Dōgen, kendini öğrenmenin kendini unutmak olduğunu söyledi. Nishida ise saf deneyim kuramını kurdu.
Kore'de Yi Hwang ve Gi Daeseung'un Dört-Yedi tartışması, insanın ahlâkî yatkınlıklarının ve duygularının kökeni üzerine yüzyıllar süren bir çözümleme başlattı. Tibet'te Tsongkhapa, Budist yolun aşamalarını sistemli bir felsefe olarak kurdu ve manastır tartışma geleneği bunu sürdürdü.
Aynı kaynak, üç farklı yolda üç farklı vurgu aldı: uygulama, çözümleme ve tartışma.
Bu geleneklere üç itiraz yöneltildi. Japon felsefesinin siyasetle ilişkisi, Kore düşüncesinin özgünlüğü ve Tibet'in Batı'daki imgesi sorgulandı.
Bu yüzden bu üç gelenek, ortak bir mirası farklı biçimlerde yeniden kuran güçlü örnekler olarak, ama tek bir çatı altında anlatılmasının sınırları olan bir bölge olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Üç ayrı yerde, aynı saatlerde, üç ayrı öğrenci çalışıyor. Bir Japon manastırında bir öğrenci duvara dönük oturmuş, hiçbir şey yapmamaya, hiçbir şeyi aramamaya çalışıyor. Bir Kore akademisinde bir başka öğrenci, yaşlı bir hocasının mektubunu çözümlüyor: insanın duygularının kaynağı nedir? Tibet'te yüksek bir manastır avlusunda üçüncü bir öğrenci, ayakta durup elini şaklatarak karşısında oturan arkadaşına bir soru yöneltiyor.
Üçünün ortak bir kaynağı var: Hindistan'da doğmuş, Çin'den geçmiş ya da doğrudan Himalayalar'dan aşmış bir Budizm. Ama üçü de çok farklı şeyler yapıyor. Biri susuyor, biri yazıyor, biri tartışıyor.
Bu ders, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Asya gelenekleri bölümünün son durağı. Aynı kaynağın ve aynı komşunun, Çin düşüncesinin, farklı toplumlarda nasıl farklı felsefe biçimleri doğurduğunu inceleyeceğiz. Bu üç bölgeyi tek bir dersin içinde ele almak, bir sadeleştirme gerektiriyor ve bu sadeleştirme, dersin sonunda kendi başına bir tartışma konusu olacak.
Bu derste ne olacak
Önce üç bölgenin ortak zeminini, yani Budizm'i ve Çin düşüncesini ve bu zeminden farklılaşan yolları ayıracağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Dōgen, Japon Zen geleneğinde kendini öğrenmenin kendini unutmak olduğunu söyledi. Kore'de bir tartışma, insanın duygularının kökenini sorarak Neo-Konfüçyüsçü düşünceyi inceltti. Tsongkhapa ise Tibet'te Budist yolun aşamalarını sistemli bir felsefe olarak kurdu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri Japon felsefesinin siyasetle ilişkisini, biri Kore düşüncesinin özgün olup olmadığını, üçüncüsü de Tibet'in Batı'da nasıl bir imgeyle anlatıldığını sorguluyor.
Sonda bu üç bölgenin ortak bir şeyi olup olmadığını soracağız. Bu soru, kuşbakışının başka bölümlerinde de karşımıza çıkan karşılaştırma sorununun ilk ciddi denemesi olacak.
Merkez soru
Sorumuz şu: aynı kaynaktan beslenen bir düşünce, farklı toplumlarda ve kurumlarda gelişirken, hangi bakımdan aynı kalır, hangi bakımdan ayrılır?
Ölçülü iddiam şu: Japon, Kore ve Tibet gelenekleri, Budizm ile Çin düşüncesinden aldıklarını kendi kurumlarında ve sorularında yeniden kurarak farklı felsefe biçimleri geliştirdi, ama bu bölgeleri tek bir dersin içinde anlatmak, bölgelerin kendi iç çeşitliliğini gizleme tehlikesini taşıyor.
Sıfır noktası
Japonya'da Budizm, altıncı yüzyılda Kore üzerinden geldi ve yerel dinî uygulamalarla birlikte yaşadı. On ikinci ve on üçüncü yüzyılda Çin'den yeni okullar alındı. Bunların en bilinenlerinden biri, Zen, yani Çin'deki Çan geleneğinin Japonya'daki devamıydı.
Yirminci yüzyılda Japonya'da bu geleneğin bir felsefi devamı doğdu. Nishida Kitarō, Zen'den ve Batı felsefesinden beslenen bir düşünce kurdu ve onunla birlikte, Kyoto Okulu olarak anılan bir çevre oluştu. Nishida'ya göre bilginin ve deneyimin en temelinde, özne ile nesnenin henüz ayrılmadığı saf bir deneyim vardır.
Argümanın yapısı
Bu üç bölgedeki felsefelerin ortak çalışma biçimi, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: Budist ve Çin kaynaklı bir düşünce mirası, yeni bir toplumun yerel koşullarına ulaşır. Bu miras, yeni bir dile, yeni kurumlara ve yeni bir siyasi düzene aktarılır.
İkinci adım: yerel koşullar, mirasın belirli yönlerini öne çıkarır. Japonya'da uygulama, Kore'de ahlâkî ve kozmolojik çözümleme, Tibet'te sistemli tartışma öne çıkar.
Üçüncü adım: bu vurgular, kurumlar aracılığıyla sürdürülür. Manastırlar, akademiler ve mektuplaşma ağları, düşüncenin devamlılığını sağlar.
Dördüncü adım: her bölge, kendi soruları için yeni kavramlar ve yeni tartışma biçimleri üretir.
Bu yapı, aynı kaynağın farklı yollara ayrılmasını açıklar ve neden her bölgede farklı bir kurumun, farklı bir felsefi tavır doğurduğunu gösterir. Bir mirasın aktarılması, aynı zamanda onun yeniden kurulmasıdır.
Görüşler ve pozisyonlar
Bu geleneklerin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, bu geleneklerin bir aktarım ve uyarlama olduğunu söyler. Buna göre Japon, Kore ve Tibet düşünürleri, Hint ve Çin düşüncesini kendi bölgelerine taşıdı ve o bölgelerin ihtiyaçlarına göre uyarladı.
İkinci görüş, bu geleneklerin özgün bir felsefe ürettiğini savunur. Buna karşılık ilk okuma taşımaya bakıyor. Bu okuma, Dōgen'in zaman anlayışı, Nishida'nın saf deneyim kuramı, Yi Hwang'ın duygu çözümlemesi ve Tsongkhapa'nın Madhyamaka yorumu gibi katkıların kendi felsefi değerleri olduğunu vurgular.
Üçüncü görüş, bu geleneklerin bir uygulama ve kurum kültürü olduğunu söyler. Oysa ilk iki okuma fikirlere bakıyor. Bu okuma, felsefenin manastırlarda, akademilerde ve okullarda, belirli alıştırmalar ve tartışma düzenleri içinde yaşadığını öne çıkarır.
En güçlü itiraz
Bu geleneklere üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Bu geleneklerin savunucusu şu cevabı verebilir. Siyasi ilişki, bir felsefenin bütününü geçersiz kılmaz ve eleştirel bir okuma, hem katkıyı hem sorunlu yönleri görebilir. Kaynaktan beslenmek özgünlüğü ortadan kaldırmaz. İmge sorunu ise, felsefeyi kendi metinlerinden ve kendi tartışma biçimlerinden okumakla aşılabilir.
Açık kalan sorular
Uygulamanın ve kuramın ilişkisi nasıl kurulmalı? Dōgen'e göre oturmak aydınlanmanın kendisiydi. Bir felsefeci için, bir uygulamanın kendisi bir felsefi ifade sayılabilir mi?
Bir kavramın kaynağını bilmek, o kavramın değerini nasıl etkiler? Yi Hwang'ın duygu çözümlemesi, Mengzi'ye ve Zhu Xi'ye dayanıyor. Bu bağ, çözümlemenin özgünlüğünü azaltır mı, yoksa derinleştirir mi?
Üç farklı bölgeyi bir arada anlatmak, karşılaştırmayı mı kolaylaştırır, yoksa farkları mı siler? Bu soru, yalnızca bu ders için değil, bütün dünya felsefelerine kuşbakışı için geçerli.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışZen'i, hiçbir felsefi içeriği olmayan bir duygu ya da tutum olarak okumak.
Zen geleneğinde ciddi metinler, sistemli çözümlemeler ve uzun tartışmalar var. Dōgen'in yapıtları bunun örneğidir.
Yaygın yanlışKore düşüncesini yalnızca Çin düşüncesinin bir kopyası sanmak.
Kore Neo-Konfüçyüsçüleri, Çin kaynaklarına dayansa da kendi tartışmalarını yürüttü. Dört-Yedi tartışması, buna açık bir örnektir.
Yaygın yanlışTibet Budizmini yalnızca meditasyon ve ritüel olarak okumak.
Manastır eğitiminde mantık, bilgi kuramı ve Madhyamaka felsefesi, yıllar süren bir müfredatın merkezindedir. Tartışma, bu eğitimin temel yöntemlerinden biridir.
Yaygın yanlışÜç bölgeyi aynı gelenek sanmak.
Japon, Kore ve Tibet geleneklerinin ortak kaynakları var ama kurumları, soruları ve tarihleri birbirinden çok farklı. Ortak bir adla anılmaları, bu farkları silmemelidir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Japon, Kore ve Tibet gelenekleri, Hint Budizminden ve Çin düşüncesinden aldıklarını kendi kurumlarında ve sorularında yeniden kurarak farklı felsefe biçimleri geliştirdi. Dōgen, kendini öğrenmenin kendini unutmak olduğunu söyledi. Nishida ise saf deneyim kuramını kurdu.
Kore'de Yi Hwang ve Gi Daeseung'un Dört-Yedi tartışması, insanın ahlâkî yatkınlıklarının ve duygularının kökeni üzerine yüzyıllar süren bir çözümleme başlattı. Tibet'te Tsongkhapa, Budist yolun aşamalarını sistemli bir felsefe olarak kurdu ve manastır tartışma geleneği bunu sürdürdü.
Aynı kaynak, üç farklı yolda üç farklı vurgu aldı: uygulama, çözümleme ve tartışma.
Bu geleneklere üç itiraz yöneltildi. Japon felsefesinin siyasetle ilişkisi, Kore düşüncesinin özgünlüğü ve Tibet'in Batı'daki imgesi sorgulandı.
Bu yüzden bu üç gelenek, ortak bir mirası farklı biçimlerde yeniden kuran güçlü örnekler olarak, ama tek bir çatı altında anlatılmasının sınırları olan bir bölge olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Bu üç bölgede felsefe, ağırlıklı olarak yazılı kanonlar, manastırlar ve akademiler aracılığıyla sürdü. Metinler kopyalandı, yorumlandı ve tartışıldı. Bilginin bu biçimde saklanması, felsefe tarihinin anlatısında uzun süre ölçü sayıldı.
Dünyanın başka yerlerinde ise düşünce, çoğu zaman yazıdan çok sözle, atasözleriyle, öykülerle, ritüellerle ve toplulukların ortak yaşamıyla taşındı. Bu, bu tür bilginin felsefe sayılıp sayılamayacağı gibi zor bir soruyu doğurdu.
Bir sonraki ders yeni bir modülün ilk adımı. Afrika ve Amerika kıtaları bölümü, Afrika felsefeleriyle başlıyor: hangi soruların sorulduğunu, sözlü bilginin nasıl ele alındığını ve Afrika felsefesi adının ne anlama geldiğini tartışıyor.