Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Çin düşüncesi, siyasi çöküşün içinde, toplumun nasıl düzene gireceği sorusuna birbiriyle yarışan cevaplar veren yüz okulun tartışmasından doğdu. Konfüçyüsçüler erdemli örneği, Daocular doğal akışı, Mohistler evrensel sevgiyi, Legalistler yasayı öne çıkardı.
Daodejing, adların ve kavramların gerçekliği tam kuşatamayacağını söyleyerek wuwei ilkesini öğütledi. Han Feizi, siyasetin insan çıkarına göre düşünülmesi gerektiğini savundu ve ödül ile cezayı iki kulp olarak tanımladı.
Han döneminde Konfüçyüsçülük devlet öğretisi oldu ve düşünce çeşitliliği daraldı. Ama Daoculuk ve Budizm de bu dünyada gelişmeye devam etti.
Çin düşüncesine üç itiraz yöneltildi. Batı kavramlarıyla okumanın yanıltıcı olduğu, hiyerarşiyi meşrulaştırdığı ve devlet öğretisi olmakla daraldığı söylendi.
Bu yüzden Çin düşüncesi, çok sesli bir tartışma geleneği olarak, ama çeviri, hiyerarşi ve devletle ilişki konularında sorgulanan bir gelenek olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Savaşan devletlerin birbirini yıprattığı bir çağda, bir hükümdarın sarayına çeşitli yerlerden gelen öğretmenler kabul ediliyor. Sabah bir Konfüçyüs izleyicisi, hükümdara erdemli bir örnek olmasını öğütlüyor. Öğleden sonra bir başka öğretmen, yasaların katı ve açık olması gerektiğini, erdem beklemenin yetmeyeceğini söylüyor. Akşama doğru üçüncü bir öğretmen, hükümdarın hiçbir şeye karışmamasının en iyisi olacağını anlatıyor.
Hükümdar üçünü de dinliyor ve zorlanıyor. Üç öğretmen de aynı soruya cevap veriyor: bu kaos içinde bir toplum nasıl düzene girer? Ama cevapları birbirine hiç benzemiyor.
Bu sahne, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Asya gelenekleri bölümünün üçüncü durağını, Çin düşüncesini anlatıyor. Bu ders, bu düşüncenin tek tek öğretmenlerini yeniden anlatmak yerine, onları bir arada tutan şeye bakıyor: bir soruya birbiriyle yarışan cevaplar ve bu yarışın yüzyıllar içinde nasıl bir düşünce dünyası kurduğuna.
Bu derste ne olacak
Önce Çin düşüncesinin ortak sorusunu ve bu sorunun çevresinde toplanan okulları ayıracağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Daodejing, adların ve kavramların sınırını sorgulayarak bir bakış kurdu. Han Feizi, siyasetin insan çıkarına göre düşünülmesi gerektiğini savunan sert bir kuram geliştirdi. Huineng'in anlatısı ise Budizm'in Çin'de nasıl kendine özgü bir biçim aldığını gösteriyor.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri Çin düşüncesini Batı kavramlarıyla okumanın sorunlarını, biri geleneğin hiyerarşiyi ve toplumsal düzeni nasıl gördüğünü, üçüncüsü de bir öğretinin devlet öğretisi olmasının düşünceyi nasıl etkilediğini sorguluyor.
Sonda bu düşünce dünyasının, kendine yabancı bir öğretiyi, Budizm'i, nasıl karşıladığını soracağız. Bu soru, bir önceki dersteki Budist felsefelerin yolculuğunun bu derste nasıl devam ettiğini de gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir toplum, düzenin nasıl kurulacağı konusunda birbiriyle çelişen birçok öğretiyi bir arada barındırdığında, bu çokluk düşünceyi zenginleştirir mi yoksa bir tek öğretinin egemenliğine mi yol açar?
Ölçülü iddiam şu: Çin düşüncesi, düzen, insan doğası ve doğa arasındaki ilişki üzerine rakip okulların birbirine itiraz ederek geliştiği zengin bir tartışma dünyası kurdu, ama bu çokluğun bir bölümü, sonradan bir öğretinin devlet öğretisi olmasıyla daraldı.
Sıfır noktası
Çin düşüncesinin en yoğun döneminin, bir siyasi çöküşün içinde ortaya çıkması dikkat çekicidir. Eski hanedan gücünü yitirmiş, birbirine rakip devletler sürekli savaşıyordu. Bu dönemde yetişen öğretmenler, farklı hükümdarlara danışmanlık yaparak düşüncelerini sundu. Bu çokluğun kendisi, sonraki dönemlerde yüz okul olarak anıldı.
Bu okulların ortak uğraştığı sorular, felsefenin merkez sorularından farklı bir çevrede kurulmuştu. Çin düşüncesinde temel sorular, gerçeğin ne olduğundan çok, insanın nasıl yaşaması gerektiği, toplumun nasıl düzene gireceği ve doğayla nasıl uyum kurulacağı üzerine yoğunlaştı.
Argümanın yapısı
Çin düşüncesinin ortak sorunu, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: toplumsal düzen çökmüştür ve nedenlerinin anlaşılması gerekmektedir. Bu bir felsefe sorusu olmaktan önce, yaşanan bir felakettir.
İkinci adım: bu çöküşün nedeni farklı okullarca farklı biçimde tanımlanır. Konfüçyüsçüler, ahlâkî yozlaşmayı ve eski ritüellerin terk edilmesini görür. Daocular, doğaya aykırı müdahaleyi görür. Mohistler, ayrımcı bağlılıkları görür. Legalistler, insanların çıkarlarını dizginleyecek kuralların yokluğunu görür.
Üçüncü adım: her okul, kendi tanısından bir düzenleme önerir. Erdemli örnek, doğal akışa uyma, evrensel sevgi ya da katı yasalar, farklı çözüm önerileridir.
Dördüncü adım: bu öneriler birbirine itiraz eder ve bu itirazlar, her okulun kendi savlarını daha titiz kurmasına yol açar.
Bu yapı, Çin düşüncesinin bir tartışma alanı olarak nasıl işlediğini gösterir. Farklı okullar, aynı soruyu farklı bir tanıyla cevaplıyordu.
Legalizm, üçüncü yüzyılın sonunda Qin devletinde uygulama buldu ve devlet, farklı devletleri birleştirerek ilk büyük Çin imparatorluğunu kurdu. Bu imparatorluk kısa sürdü. Onu izleyen Han hanedanı, katı Legalizm'i yumuşattı ve Konfüçyüsçülüğü devletin eğitim ve devlet görevlisi yetiştirme sisteminin temeline yerleştirdi.
Görüşler ve pozisyonlar
Çin düşüncesinin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, Çin düşüncesini bir siyasi ve ahlâkî düşünce olarak okur. Buna göre bu gelenek, insanın nasıl yaşaması ve toplumun nasıl düzenlenmesi gerektiği sorularına odaklandı ve bilgi kuramı ya da metafizik gibi alanlarda daha az sistemli çalıştı.
İkinci görüş, Çin düşüncesini geniş bir felsefe geleneği olarak okur. Buna karşılık ilk okuma alan dışına bakıyor. Bu okuma, Mohistlerin mantık ve bilgi kuramı çalışmalarını, Zhuangzi'nin dil ve göreceliğe dair kuşkularını ve sonraki Yeni Konfüçyüsçülüğün metafizik kuramlarını vurgular.
Üçüncü görüş, Çin düşüncesini sürekli bir yeniden yorum geleneği olarak okur. Oysa ilk iki okuma belirli alanlara bakıyor. Bu okuma, aynı klasik metinlerin her çağda yeniden yorumlandığını ve düşüncenin yorumlar aracılığıyla ilerlediğini söyler.
En güçlü itiraz
Çin düşüncesine üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Çin düşüncesinin savunucusu şu cevabı verebilir. Çin düşüncesi, hiyerarşiyi ve düzeni değerli sayarken, bunların karşılıklı yükümlülüklere dayandığını da vurguladı. Devlet öğretisi olmak, çeşitliliği tümden yok etmedi: Daoculuk, Budizm ve sonraki Yeni Konfüçyüsçülük, aynı dönemlerde büyük yaratıcılıkla gelişti.
Açık kalan sorular
Bir düşünce geleneğini, kendi kavramlarıyla mı anlatmalıyız, yoksa başka geleneklere çevirerek mi? Her çeviri bir yoruma dönüşür ve her yorum bir kayıp getirir.
Düzen ile özgürlük arasındaki ilişki nasıl kurulmalı? Legalizm düzeni yasada, Konfüçyüsçülük erdemde, Daoculuk doğal akışta aradı. Üçünün de bugünkü toplumlar için ne söylediği tartışılıyor.
Bir öğretinin devlet öğretisi olması, o öğretiyi güçlendirir mi zayıflatır mı? Aynı soru başka geleneklerde de sorulabilir ve Çin örneği, karşılaştırma için zengin bir malzeme sunar.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışÇin düşüncesini yalnızca Konfüçyüsçülük olarak okumak.
Konfüçyüsçülük önemli bir gelenek ama tek değil. Daoculuk, Mohizm, Legalizm ve Budizm de Çin düşüncesinin ayrılmaz parçaları.
Yaygın yanlışDaoculuğu, hiçbir şey yapmamayı öğütleyen bir tembellik saymak.
Wuwei, zorlama olmadan, doğanın akışına uygun eylem anlamına gelir. Yönü okuyan ve gereksiz müdahaleden kaçınan bir eylem biçimidir.
Yaygın yanlışLegalizmi, yalnızca zulüm öğretisi olarak okumak.
Legalizm, sert cezalarla anılır ama aynı zamanda, kanun önünde herkesin eşit olması ve soyluluğun değil, hizmetin ödüllendirilmesi gibi fikirleri de savundu. Bu, o dönemin toplumsal düzenine bir eleştiri getiriyordu.
Yaygın yanlışÇin Budizmini Hint Budizminin bir kopyası sanmak.
Çin'e gelen Budizm, Daoculuk ve Konfüçyüsçülükle karşılaştı ve yeni biçimler aldı. Çan geleneği, bunun en bilinen örneğidir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Çin düşüncesi, siyasi çöküşün içinde, toplumun nasıl düzene gireceği sorusuna birbiriyle yarışan cevaplar veren yüz okulun tartışmasından doğdu. Konfüçyüsçüler erdemli örneği, Daocular doğal akışı, Mohistler evrensel sevgiyi, Legalistler yasayı öne çıkardı.
Daodejing, adların ve kavramların gerçekliği tam kuşatamayacağını söyleyerek wuwei ilkesini öğütledi. Han Feizi, siyasetin insan çıkarına göre düşünülmesi gerektiğini savundu ve ödül ile cezayı iki kulp olarak tanımladı.
Han döneminde Konfüçyüsçülük devlet öğretisi oldu ve düşünce çeşitliliği daraldı. Ama Daoculuk ve Budizm de bu dünyada gelişmeye devam etti.
Çin düşüncesine üç itiraz yöneltildi. Batı kavramlarıyla okumanın yanıltıcı olduğu, hiyerarşiyi meşrulaştırdığı ve devlet öğretisi olmakla daraldığı söylendi.
Bu yüzden Çin düşüncesi, çok sesli bir tartışma geleneği olarak, ama çeviri, hiyerarşi ve devletle ilişki konularında sorgulanan bir gelenek olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Çin düşüncesi, Budizm'i karşıladığında onu kendi kavramlarıyla yeniden kurdu. Çan Budizmi, bu karşılaşmanın en özgün ürünlerinden biriydi. Bu gelenek, kısa sürede Çin'in sınırlarını aştı ve Kore ile Japonya'ya yayıldı.
Orada da yeni bir karşılaşma yaşandı. Yerel gelenekler, Çin'den gelen Konfüçyüsçülükle ve Budizm'le buluştu. Aynı zamanda Himalayaların ötesinde, Tibet'te, Hint kaynaklı bir Budizm kendi felsefe geleneğini kurdu.
Bir sonraki ders bu üç bölgeyi ele alıyor. Japon, Kore ve Tibet gelenekleri, aynı Budist kaynağın ve Çin düşüncesinin farklı toplumlarda nasıl farklı felsefe biçimleri doğurduğunu anlatıyor.