Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Budist felsefeler, acıyı çözümlemekle başlayan ve benliğin, nedenselliğin ve bilginin sistemli kuramlarına ulaşan bir gelenektir. İlk vaaz, orta yolu ve dört asil hakikati ortaya koydu.
Kālāma öğüdü, bir öğretiyi yalnızca otoriteye dayanarak kabul etmemeyi, deneyimle sınamayı önerdi. Śāntideva, benliksizlik öğretisinden yola çıkarak, başkalarının acısını kendi acısı gibi görmeyi temellendirmeye çalıştı.
Gelenek içinde Abhidharma, Madhyamaka ve Yogācāra gibi okullar, deneyimi ve gerçekliği farklı biçimlerde çözümledi. Nālandā gibi manastır üniversiteleri bu tartışmaların merkeziydi.
Budist felsefelere üç itiraz yöneltildi. Benliksizliğin yeniden doğuşla bağdaşmadığı, tek bir Budizm olmadığı ve geleneğin bugün başka amaçlarla kullanıldığı söylendi.
Bu yüzden Budist felsefeler, acıyı ve benliği inceleyen güçlü bir gelenek olarak, ama benlik ile süreklilik gerilimi ve okullar arası çeşitlilik nedeniyle tek bir öğreti gibi anlatılamayan bir gelenek olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir köyün kenarında bir ağacın altında bir grup insan oturmuş. Ortalarında, yol boyunca yürümüş, toza bulanmış bir gezgin var. Köylüler ona soruyor: "Sizden önce bizim köye başka öğretmenler geldi. Biri evrenin ezelî olduğunu söyledi, öteki değil dedi. Biri ruhun ölümsüz olduğunu, öteki ölümle her şeyin bittiğini öğretti. Kime inanacağız?"
Gezgin bir süre susuyor. Sonra şöyle cevap veriyor: "Bir şeye, birisi söylediği için, eskiden beri söylenegeldiği için ya da kutsal bir metinde yazdığı için inanmayın. Kendiniz bakın: bu iddia sizi nereye götürüyor, kime ne yarar ya da zarar sağlıyor?"
Bu sahne, Budist geleneğin en bilinen anlatılarından birine dayanıyor. Bu ders, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Asya gelenekleri bölümünün ikinci durağını, Budist felsefeleri anlatıyor. Tek bir kurucudan çıkıp yüzyıllar içinde birbirine itiraz eden okullara dönüşen bir düşünce bu. Bu derste, bu düşüncenin çıkış noktasını, geçirdiği aşamaları ve karşılaştığı itirazları inceleyeceğiz.
Bu derste ne olacak
Önce Budist felsefenin başladığı yeri, acı sorusunu ve bu soruya verilen ilk cevabı göstereceğiz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. İlk vaaz, sorunun ve yolun çerçevesini kuruyor. Kālāma öğüdü, bilginin nasıl sınanacağına dair bir tutum ortaya koyuyor. Śāntideva ise başkalarının acısını kendi acısı gibi görme fikrini bir akıl yürütmeyle temellendirmeye çalışıyor.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri benliksizlik öğretisinin yeniden doğuşla nasıl bağdaştığını, biri okulların birbirine karşı çıkışını, üçüncüsü de bu geleneğin bugün nasıl anlaşıldığını sorguluyor.
Sonda bu geleneğin felsefe ile yaşam uygulaması arasında nasıl bir ilişki kurduğunu soracağız. Bu soru, Hint okulları dersinde gördüğümüz kurtuluş amacının, Budist çerçevede nasıl farklı bir yön aldığını da gösterecek.
Merkez soru
Sorumuz şu: acıdan kurtulmayı amaçlayan bir felsefe, dünyanın ve benliğin ne olduğu sorularını nasıl ele alır ve hangi ölçütle sınar?
Ölçülü iddiam şu: Budist felsefeler, acıyı çözümlemeyle başlayıp benliğin, nedenselliğin ve bilginin sistemli kuramlarına ulaştı ve inancı deneyimle sınamayı önerdi, ama benliksizlik ile süreklilik arasındaki gerilim ve okulların birbirine itirazı, geleneği tek bir öğreti olarak anlamayı güçleştirdi.
Sıfır noktası
Budist geleneğin kurucusu, Siddhārtha Gautama, yani Buddha, Hindistan'ın kuzeyinde yaşamış bir kişiydi. Yaşadığı çağın tam tarihi tartışmalıdır ama bugünden yaklaşık yirmi beş yüzyıl önce olduğu kabul edilir. Anlatıya göre bir prens olarak doğdu, hastalık, yaşlılık ve ölüm gibi acıların insan yaşamındaki yerini fark ettikten sonra sarayı terk etti.
Bu çıkış noktası, felsefe için önemli bir soruyu öne çıkarır. Acının nedeni arzu ve bağlanmaysa, bağlanılan şeyin ne olduğu, özellikle de bir kişinin kendisine bağlanmasının ne anlama geldiği sorulmalıdır.
Argümanın yapısı
Budist felsefenin çalışma biçimi, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: acı, gündelik yaşamın kaçınılmaz bir yanıdır ve bunun kökü, bir şeye tutunma ve ona sahip olma isteğindedir.
İkinci adım: tutunulan şeylerin çoğu geçicidir ve bir kişi, kendi kalıcı bir öz olduğunu varsayarak da bir şeye tutunur. Oysa dikkatli bir inceleme, kişide kalıcı bir öz bulamaz.
Üçüncü adım: bu kavrayış, deneyimin bileşenlerini ve bu bileşenler arasındaki nedensel ilişkileri ince bir çözümlemeyle incelemeyi gerektirir. Bu çalışma, kuramsal bir felsefeye dönüşür.
Dördüncü adım: çözümleme, bir yaşam uygulamasıyla birleşir. Bilgi, yalnızca bilinmez, bir eğitimle içselleştirilir.
Bu yapı, Budist felsefenin hem kuramsal hem uygulamalı bir yönü olduğunu gösterir. Farklı okullar, bu çerçeveyi farklı derinliklerde işledi.
Görüşler ve pozisyonlar
Budist felsefelerin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, Budizmi bir felsefe olarak okur. Buna göre Budist okullar, benlik, nedensellik, bilgi ve dil konularında sistemli kuramlar kurdu. Abhidharma geleneği, deneyimi en küçük olay birimlerine çözümledi. Madhyamaka, bu birimlerin de kendi başlarına bir özü olmadığını savundu. Yogācāra, deneyimin bilincin bir ürünü olduğunu işledi.
İkinci görüş, Budizmi bir yaşam yolu olarak okur. Buna karşılık ilk okuma kuramlara bakıyor. Bu okuma, kuramların hepsinin acıdan kurtulmaya hizmet ettiğini ve felsefenin, uygulamadan ayrı düşünüldüğünde anlamını yitirdiğini söyler.
Üçüncü görüş, Budizmi bir kurum tarihi olarak okur. Oysa ilk iki okuma öğretiye bakıyor. Bu okuma, keşiş topluluklarının, manastır üniversitelerinin ve tartışma geleneklerinin felsefeyi nasıl sürdürdüğünü öne çıkarır. Nālandā gibi büyük merkezlerde, farklı okullar bir arada ders veriyor ve birbirine itiraz ediyordu.
En güçlü itiraz
Budist felsefelere üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Budist felsefelerin savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Benliksizlik, bir sürekliliğin yokluğunu değil, sürekliliğin nedensel bir süreç olduğunu söyler ve bu, ahlâkî sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Okullar arasındaki çekişme, geleneğin kendi düşünme canlılığının bir işaretidir. Uygulamanın başka amaçlarla kullanılması ise, öğretinin bütününü tanıtma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Açık kalan sorular
Kalıcı bir benlik yoksa, kişisel özdeşlik ve sorumluluk neye dayanır? Bu soru yalnızca Budist felsefe için değil, çağdaş zihin felsefesi için de tartışma konusu ve iki geleneğin karşılıklı konuşması hâlâ sürüyor.
Deneyimle sınama, bir öğretiyi kanıtlamak için yeterli mi? Bir kişinin öfkenin kötü sonuçlarını gözlemlemesi, öfkenin nedeni ve doğası hakkındaki bir kuramı doğrulamak için yeterli midir?
Bir felsefi öğretiyi, çıkış noktasındaki yaşam uygulamasından koparmak mümkün mü? Kuramın uygulama olmadan da anlaşılabilir olup olmadığı, sorulmaya devam eden bir soru.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBudizmi, hayatın acı olduğunu söyleyen bir karamsarlık olarak okumak.
Dört asil hakikatin bir tanısı ve bir tedavisi var. Öğretinin vurgusu, acının sona erebileceği yönündedir.
Yaygın yanlışBenliksizliği, kişinin hiç var olmadığı anlamında okumak.
Budist okullar, kişinin deneyimin bileşenlerinden ve nedensel süreçlerden oluştuğunu söyler. Reddedilen şey, bu bileşenlerin ardında kalıcı bir öz bulunduğu fikridir.
Yaygın yanlışBudizmi tek bir öğreti sanmak.
Theravāda, Mahāyāna ve Vajrayāna gibi büyük gelenekler ve bunların içindeki felsefe okulları, önemli noktalarda ayrılır. Tibet, Çin, Japonya ve Güneydoğu Asya'da farklı biçimler aldı.
Yaygın yanlışKālāma öğüdünü, "her şeyi kendi aklınla sına, başka hiçbir şeye güvenme" olarak okumak.
Metnin yorumu tartışmalıdır. Bazı okumalara göre öğüt, bilgelerin onayını ve gelenekten gelen bilgiyi dışlamaz, yalnızca körü körüne kabulü reddeder.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Budist felsefeler, acıyı çözümlemekle başlayan ve benliğin, nedenselliğin ve bilginin sistemli kuramlarına ulaşan bir gelenektir. İlk vaaz, orta yolu ve dört asil hakikati ortaya koydu.
Kālāma öğüdü, bir öğretiyi yalnızca otoriteye dayanarak kabul etmemeyi, deneyimle sınamayı önerdi. Śāntideva, benliksizlik öğretisinden yola çıkarak, başkalarının acısını kendi acısı gibi görmeyi temellendirmeye çalıştı.
Gelenek içinde Abhidharma, Madhyamaka ve Yogācāra gibi okullar, deneyimi ve gerçekliği farklı biçimlerde çözümledi. Nālandā gibi manastır üniversiteleri bu tartışmaların merkeziydi.
Budist felsefelere üç itiraz yöneltildi. Benliksizliğin yeniden doğuşla bağdaşmadığı, tek bir Budizm olmadığı ve geleneğin bugün başka amaçlarla kullanıldığı söylendi.
Bu yüzden Budist felsefeler, acıyı ve benliği inceleyen güçlü bir gelenek olarak, ama benlik ile süreklilik gerilimi ve okullar arası çeşitlilik nedeniyle tek bir öğreti gibi anlatılamayan bir gelenek olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Budizm, Hindistan'da doğdu ama yalnızca orada kalmadı. İpek yolu boyunca, tüccarların, keşişlerin ve çevirmenlerin taşıdığı metinlerle, birkaç yüzyıl içinde doğuya, Çin'e ulaştı. Orada, kendi felsefi soruları ve kendi yazılı geleneği çoktan oluşmuş bir dünyayla karşılaştı.
Çin düşüncesi, Budizm gelmeden çok önce, toplumun düzeni, insanın doğası ve doğayla ilişkisi üzerine yoğun bir tartışma yürütmüştü. Bu tartışmanın ilk büyük adları, öğretmenler, hükümdarlar ve savaşan devletler arasında yetişmişti.
Bir sonraki ders bu dünyayı ele alıyor. Çin düşüncesi, Konfüçyüs ile başlayan ve Daoculuk, Mohizm, Legalizm gibi akımlarla süren tartışmayı ve bunların Budizm'le nasıl karşılaştığını anlatıyor.