Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hint okulları, bilginin kaynakları, gerçekliğin yapısı ve kurtuluşun yolu üzerine birbirine itirazla gelişen, kurallı bir tartışma kültürü içinde kurulan felsefe geleneğidir. Okullar, Vedalara bağlı olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılır.
Bir Upaniṣad, tuz örneğiyle gerçekliğin her şeye sinmiş bir öz olduğunu anlattı. Sāṃkhya, dünyayı bilinç ile madde arasındaki ikili bir yapı olarak çözümledi. Cārvāka ise yalnızca algıyı geçerli bilgi kaynağı sayarak geleneğin en sert eleştirmeni oldu.
Pramāṇa tartışmaları, algı, çıkarım ve tanıklığın geçerliliği üzerine yüzyıllar süren çözümlemeler üretti. Bu çalışma, dünya felsefesine önemli bir katkıydı.
Hint okullarına üç itiraz yöneltildi. Felsefe değil din oldukları, tek bir felsefe olmadıkları ve geniş bir kesime kapalı kaldıkları söylendi.
Bu yüzden Hint okulları, gerekçeye dayanan çok sesli bir tartışma kültürü olarak, ama tek bir çatı altında anlatılmasının ve erişim sınırlarının sorgulandığı bir gelenek olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Antik bir Hint kentinin meydanında iki bilgin karşı karşıya oturuyor. Çevrelerinde onlarca dinleyici var. Bir bilgin şöyle diyor: "Bu dünyada gördüğümüz her şey gerçektir ve bilgi ancak duyularla kazanılır." Öteki cevap veriyor: "Duyular bize görünüşü verir. Gerçek, görünüşün ardında tek ve değişmez olandır."
Tartışma kurallı yürüyor. Her iddia bir gerekçeyle savunuluyor, her gerekçe karşı tarafça sınanıyor ve bir iddia çürütüldüğünde bunu kabul etmek beklenen bir davranış. Kazanan, kalabalığın alkışını değil, hakemlerin ve ilkelerin hükmünü alıyor.
Bu sahne, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Asya gelenekleri bölümünün ilk durağını, Hint okullarını anlatıyor. Bu dünyada felsefe, tek bir öğretiden değil, birbirine sürekli itiraz eden okulların oluşturduğu bir tartışma ortamından doğdu. Bu derste, bu okulların hangi sorular etrafında toplandığını, hangi araçlarla tartıştığını ve bu tablonun hangi itirazlarla karşılaştığını inceleyeceğiz.
Bu derste ne olacak
Önce Hint okullarının nasıl bir aile oluşturduğunu, Vedalara bağlanan ve bağlanmayan okulların ayrımını göstereceğiz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Bir Upaniṣad'ın öğüdü, benliğin ve gerçekliğin ne olduğu sorusunu bir hikâyeyle kuruyor. Sāṃkhya, dünyayı bilinç ile madde arasındaki ikili bir yapı olarak çözümlüyor. Cārvāka ise bu geleneğin en sert eleştirmeni olarak yalnızca algıyı bilgi kaynağı sayıyor.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri Hint düşüncesinin felsefe sayılıp sayılamayacağını, biri bu okulların tek bir gelenek gibi anlatılmasını, üçüncüsü de bu düşünce dünyasının kimlere kapalı olduğunu sorguluyor.
Sonda bu tartışma kültürünün başka geleneklerle karşılaştırılıp karşılaştırılamayacağını soracağız. Bu soru, kuşbakışının sonraki durakları için de bir ölçü sağlayacak.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir felsefe geleneği, birbirine sürekli itiraz eden okullardan oluştuğunda, ortak bir zemini ve ortak bir tartışma biçimini nasıl koruyabilir?
Ölçülü iddiam şu: Hint okulları, bilginin kaynakları ve gerçekliğin yapısı üzerine sistemli ve birbirine itirazla gelişen kuramlar kurdu ve bu tartışmayı kurallı bir gerekçe kültürü içinde yürüttü, ama bu zenginliğin tek bir Hint felsefesi gibi anlatılması ve bu dünyanın kimlere açık olduğu konusunda ciddi sorular var.
Sıfır noktası
Hint okullarının en temel ayrımı, Vedalara karşı tutumla ilgilidir. Vedalar, Hint geleneğinin en eski kutsal metinleridir. Altı okul, Vedaların otoritesini kabul ederek düşüncelerini kurar: Nyāya, Vaiśeṣika, Sāṃkhya, Yoga, Mīmāṃsā ve Vedānta. Cārvāka, Jaina ve Buddhacı okullar ise bu otoriteyi kabul etmez ve bu yüzden ayrı bir grup olarak anılır.
Bu düşüncenin sonraki yüzyıllardaki en etkili yorumcularından biri, sekizinci yüzyılda yaşayan Śaṅkara'ydı. Śaṅkara'ya göre gerçek yalnızca brahmandır ve çokluk olarak görünen dünya, bir görünüş düzeyidir. Bu görüş, Advaita Vedānta, yani ikisizlik öğretisi olarak bilinir.
Argümanın yapısı
Hint okullarının ortak çalışma biçimi, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.
Birinci adım: bir okul, gerçekliğin ne olduğu ve kurtuluşun nasıl mümkün olduğu hakkında bir iddia ileri sürer. Kurtuluş, bu dünyada çekilen acıdan ve tekrarlanan yeniden doğuştan özgürleşmek olarak anlaşılır.
İkinci adım: iddia, bilginin geçerli kaynakları olan pramāṇalar üzerinden temellendirilir. Hangi kaynağın geçerli sayılacağı, okuldan okula değişir.
Üçüncü adım: okullar birbirlerinin iddialarına ve pramāṇa anlayışlarına itiraz eder. Bir okul, ötekinin kaynağını yetersiz bulur ya da onun sonucundan çelişki çıkarır.
Dördüncü adım: itirazlara verilen cevaplar, okulun kuramını inceltir. Bu yüzden Hint felsefesi, eski metinlerin bir tekrarı olmaktan çok, karşılıklı itirazlarla gelişen bir çalışma alanı oldu.
Görüşler ve pozisyonlar
Hint okullarının niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, bu okulları bir tartışma kültürü olarak okur. Buna göre Hint felsefesinin ortak zemini, hangi okulun doğru olduğu değil, tartışmanın kurallarıydı. Okullar, birbirinin metnini ciddiyetle okuyup cevap verdi.
İkinci görüş, bu okulları bir kurtuluş öğretisi olarak okur. Buna karşılık ilk okuma tartışma biçimine bakıyor. Bu okuma, her okulun temel amacının acıdan kurtuluşu sağlayacak bir bilgiyi bulmak olduğunu ve felsefenin bu amaca hizmet ettiğini vurgular.
Üçüncü görüş, bu okulları bir bilgi kuramı geleneği olarak okur. Oysa ilk iki okuma amaca ve biçime bakıyor. Bu okuma, pramāṇa tartışmalarının, algı, çıkarım ve tanıklığın geçerliliği üzerine yüzyıllar süren ince çözümlemeler ürettiğini ve bunların, dünya felsefesine önemli katkılar olduğunu söyler.
En güçlü itiraz
Hint okullarına üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Hint okullarının savunucusu şu cevabı verebilir. Bir düşüncenin felsefi olup olmadığı, kutsal metne bağlılığıyla değil, gerekçeye dayanıp dayanmadığıyla ölçülmelidir. Çeşitlilik, bir ortak tartışma kültürü içinde gelişmiştir ve bu bir zayıflık değil, gücün kaynağıdır. Erişim sorununda ise geleneğin kendi içinden bu sınırlara karşı çıkan sesler de çıkmıştır.
Açık kalan sorular
Bir felsefe geleneğini, kendi iç kavramlarıyla mı yoksa başka bir geleneğin kavramlarıyla mı anlatmalıyız? Pramāṇa yerine epistemoloji demek, neyi aydınlatıyor ve neyi bulanıklaştırıyor?
Kurtuluşu amaçlayan bir felsefe, gerçeği aramaya mı hizmet eder yoksa gerçeği belirli bir amaca göre mi biçimlendirir? Bu soru yalnızca Hint felsefesi için değil, hemen her felsefe için geçerli.
Sesini rakiplerinden duyduğumuz bir okulu nasıl adil bir biçimde değerlendirebiliriz? Cārvāka gibi okullar için yalnızca eleştirmenlerin aktarımları elimizde ve bu, tarihsel bir belirsizlik oluşturuyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışHint felsefesini yalnızca mistisizm ya da meditasyon olarak okumak.
Hint okulları arasında mantık, bilgi kuramı ve dil felsefesi alanlarında yoğun çalışmalar yapan okullar var. Nyāya, bunun en açık örneği.
Yaygın yanlışBütün Hint okullarının aynı şeyi öğrettiğini sanmak.
Okullar birbirine sert biçimde itiraz etti. Kimi Tanrı'yı kabul etti, kimi kabul etmedi. Kimi dünyayı gerçek saydı, kimi bir görünüş.
Yaygın yanlışĀtman ile brahman'ın aynılığını, bireyin tanrı olduğu anlamında okumak.
Upaniṣad'ların bu öğretisi, yorumcular arasında ciddi bir tartışma konusudur. Śaṅkara'nın öğretisi ile başka Vedānta yorumları, iki kavramın ilişkisini farklı biçimlerde anlar.
Yaygın yanlışCārvāka'yı basit bir zevk düşkünlüğü öğretisi olarak okumak.
Bu okulun görüşü, çoğunlukla rakiplerinin aktarımından bilinir ve bu aktarımlar okulu küçültmek için biçimlendirilmiş olabilir. Onun asıl katkısı, bilgi kaynakları üzerine radikal bir kuşkuculuktur.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hint okulları, bilginin kaynakları, gerçekliğin yapısı ve kurtuluşun yolu üzerine birbirine itirazla gelişen, kurallı bir tartışma kültürü içinde kurulan felsefe geleneğidir. Okullar, Vedalara bağlı olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılır.
Bir Upaniṣad, tuz örneğiyle gerçekliğin her şeye sinmiş bir öz olduğunu anlattı. Sāṃkhya, dünyayı bilinç ile madde arasındaki ikili bir yapı olarak çözümledi. Cārvāka ise yalnızca algıyı geçerli bilgi kaynağı sayarak geleneğin en sert eleştirmeni oldu.
Pramāṇa tartışmaları, algı, çıkarım ve tanıklığın geçerliliği üzerine yüzyıllar süren çözümlemeler üretti. Bu çalışma, dünya felsefesine önemli bir katkıydı.
Hint okullarına üç itiraz yöneltildi. Felsefe değil din oldukları, tek bir felsefe olmadıkları ve geniş bir kesime kapalı kaldıkları söylendi.
Bu yüzden Hint okulları, gerekçeye dayanan çok sesli bir tartışma kültürü olarak, ama tek bir çatı altında anlatılmasının ve erişim sınırlarının sorgulandığı bir gelenek olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Hint okullarının Vedalara bağlı olanlarının karşısında, Vedaların otoritesini kabul etmeyen bir grup okul vardı. Bunlardan Cārvāka'yı gördük. Bir başkası, bu geleneğin en etkili ve en yaygın çıkışı hâline gelecekti: Buddha'nın öğretisi.
Buddha, Upaniṣad'ların ātman öğretisine, yani kalıcı bir öz olduğu fikrine, açıkça karşı çıktı. Ona göre kişide değişmez bir öz yoktu ve acının kaynağı, böyle bir özü varsaymaktı. Bu öğreti, Hindistan'dan Asya'nın büyük bir kısmına yayıldı ve birçok felsefe okuluna dönüştü.
Bir sonraki ders bu geleneği ele alıyor. Budist felsefeler, benliksizlik, bağımlı doğuş ve orta yol gibi kavramları ve bunların farklı okullarda nasıl işlendiğini anlatıyor.