İçeriğe geç

P00-D07-M02-04·İslam ve Türk düşüncesi

Osmanlı

sıfırdan ileri1.958 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Osmanlı düşüncesi, medrese eğitim düzeni ve şerh ile haşiye geleneği içinde şekillenen, geniş bir ilimler haritası kuran ve ahlâk ile siyaseti akılla tartışan bir düşünce ortamıydı. Bilgi, birbirine bağlı ilimlerden oluşan bir bütün olarak öğretildi.

Taşköprüzâde bu bütünün haritasını çıkardı. Kınalızâde, ahlâkı kişiden şehre uzanan bir çerçevede ele aldı ve adalet dairesi formülünü öne çıkardı. Kâtib Çelebi, devleti bir beden gibi çözümleyerek siyasi sorunları nedensel bir bakışla incelemeye çalıştı.

Bu düzen devletle iç içeydi. Bu, sürekliliği güçlendirdi ama eleştiri ve yenilik için alanı da sınırladı.

Osmanlı düşüncesine üç itiraz yöneltildi. Durgunluk anlatısı, medresenin devletle iç içe oluşu ve tek bir Osmanlı düşüncesinin bulunmadığı söylendi.

Bu yüzden Osmanlı düşüncesi, yorumu bir yöntem hâline getiren güçlü bir gelenek olarak, ama devletle ilişkisi ve çok sesli yapısı nedeniyle tek bir çatıya sığmayan bir gelenek olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

On altıncı yüzyılın ortasında İstanbul'da bir medrese odasında bir öğrenci, önünde iki katlı bir metinle oturuyor. Sayfanın ortasında eski bir kitabın kısa bir cümlesi var. Cümlenin etrafını, bir âlimin yazdığı uzun bir açıklama sarmış. Kenarlara da, o açıklamaya sonradan eklenmiş başka notlar sıkıştırılmış.

Öğrenci, ortadaki cümleyi anlamak için önce ilk açıklamayı, sonra kenar notlarını okuyor. Bir kenar notu, açıklamanın yanlış olduğunu söylüyor. Hocası sabah dersinde bu tartışmayı aktaracak ve öğrenciden bir cevap bekleyecek.

Bu sahne, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının İslam ve Türk düşüncesi bölümünün dördüncü durağını, Osmanlı düşüncesini anlatıyor. Bu düşüncenin en görünür biçimi bir tek kitap ya da bir tek filozof değil, bir eğitim düzeni ve bir yorum geleneğiydi. Bu derste, o düzenin nasıl çalıştığını, onun içinden hangi sorular ve hangi özgün yapıtlar çıktığını ve düzenin nasıl eleştirildiğini inceleyeceğiz.

Bu derste ne olacak

Önce Osmanlı düşüncesinin çalışma düzenine, yani medreseye ve yorum geleneğine bakacağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Taşköprüzâde, ilimlerin ve bilgi alanlarının bir haritasını çıkardı. Kınalızâde, ahlâkı ve siyaseti birbirine bağlayan bir kuram kurdu. Kâtib Çelebi ise devletin sorunlarını bir tür doğa bilgisiyle çözümlemeye çalıştı.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri bu dönemin bir durgunluk dönemi olduğu iddiasını, biri medresenin kimlere ve neye hizmet ettiğini, üçüncüsü de Osmanlı adının farklı bölgelerin düşüncesini tek bir çatı altında toplamasını sorguluyor.

Sonda bu düşüncenin bugüne ne bıraktığını ve neyin unutulduğunu soracağız. Bu soru, bir dönemin yazılı mirasının önemli bir kısmının hâlâ yayımlanmadığını ve okunmadığını da hatırlatıyor. Bu yüzden bu dersteki değerlendirmeler, henüz okunmamış çok sayıda elyazmasına karşı geçici sayılmalıdır.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir devletin eğitim ve yorum düzeni, felsefi düşünceyi özgürleştirir mi, yoksa belirli kalıplara mı sokar?

Ölçülü iddiam şu: Osmanlı medresesi, bilgiyi geniş bir ilimler haritası içinde sıralayan, yorumu bir yöntem hâline getiren ve ahlâk ile siyaseti akılla tartışan güçlü bir düzen kurdu, ama bu düzenin devletle iç içe olması, eleştiri ve yeniliğe alan açma konusunda sınırlar da getirdi.

Sıfır noktası

Bu yorum geleneğinin, ilk bakışta bir tekrar çalışması gibi görünmesi doğaldır. Ama bir şerh, yalnızca bir açıklama olmakla kalmaz. Bir âlim, metnin bir cümlesini alıp ona yeni bir soru sorabilir, bir itiraz yöneltebilir ve kendi görüşünü yorum biçimi içinde sunabilirdi.

Osmanlı medreselerinin sistemli bir eğitim düzenine kavuşması, on beşinci yüzyılın sonlarında ve on altıncı yüzyılda gerçekleşti. Fatih ve Süleymaniye külliyelerindeki medreseler, öğrencilerin basamak basamak ilerlediği derece ve ders programlarıyla düzenlendi.

Argümanın yapısı

Osmanlı düşüncesinin çalışma biçimi, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.

Birinci adım: bilgi, birbirine bağlı ilimlerden oluşan bir bütündür. Dil, mantık, kelâm, felsefe, hukuk ve tasavvuf, bu bütünün farklı kollarıdır.

İkinci adım: bu bilgi, bir eğitim düzeni içinde, basamak basamak öğretilir. Öğrenci, temel metinleri okur, şerhlerle onları çözümler ve tartışma derslerinde savunmayı öğrenir.

Üçüncü adım: bilgi, devletin işleyişine de bağlanır. Medreselerden yetişen âlimler kadı, müderris ve müftü olarak devletin hukuk ve eğitim kurumlarında görev alır.

Dördüncü adım: bu düzen, kendi içinde tartışmalar üretir. Farklı ekoller, farklı yorumlar ve farklı öncelikler arasında ciddi tartışmalar yaşanır.

Görüşler ve pozisyonlar

Osmanlı düşüncesinin niteliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, bu düşünceyi bir yorum geleneği olarak okur. Buna göre Osmanlı âlimleri, mevcut bir mirası taşıdı, açıkladı ve öğretti. Özgün kuramlar kurmaktan çok, eğitimin sürekliliğini sağladılar.

İkinci görüş, bu düşünceyi özgün bir çalışma olarak okur. Buna karşılık ilk okuma yorumun tekrar olduğunu varsayıyor. Bu okuma, şerh ve haşiyelerin içinde yeni itirazların ve önerilerin gizli olduğunu ve Kınalızâde ile Kâtib Çelebi gibi düşünürlerin kendi sorularını sorduğunu vurgular.

Üçüncü görüş, bu düşünceyi bir devlet düzeni olarak okur. Oysa ilk iki okuma fikirlere bakıyor. Bu okuma, medresenin, kadılığın ve vakıfların, düşünceyi belirli bir toplumsal ve siyasi yapıya bağladığını, felsefi çalışmanın da bu yapının içinde biçimlendiğini söyler.

En güçlü itiraz

Osmanlı düşüncesine üç yönden ciddi itiraz yapıldı.

Osmanlı düşüncesinin savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Yorum bir yaratma biçimi olabilir ve şerhler, kendi çağlarının ölçütleriyle özgündü. Devletle iç içe olmak, bağımsız düşünceyi imkânsız kılmadı. Çeşitlilik konusunda ise ortak bir eğitim dilinin ve ortak metinlerin, farklı bölgeleri birbirine bağlayan bir zemin oluşturduğu söylenebilir.

Açık kalan sorular

Yorum geleneğinin özgünlüğü nasıl ölçülür? Bir şerhin içindeki yeni bir düzeltmeyi, metnin yeni bir okuması mı yoksa yeni bir görüş mü saymalıyız?

Bir devletin eğitim düzeni, düşüncenin gelişmesine yarıyor mu, engel mi oluyor? Aynı düzen hem bilginin sürekliliğini sağlayıp hem yeniliğe alan daraltabiliyor. Bu iki etkiyi ayırmak güç.

Osmanlı düşüncesinin çok dilli ve çok topluluklu yapısı, bugünün felsefe tarihi anlatısında nasıl temsil edilmeli? Tek bir anlatıya sığdırmaya çalışmak, hangi sesleri dışarıda bırakır?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışOsmanlı medresesini yalnızca dinî bilgi öğreten bir kurum saymak.
Doğrusu

Medreselerde mantık, matematik, astronomi ve tıp gibi ilimler de okutuldu. Taşköprüzâde'nin ilimler haritası, bu geniş kapsamı gösteriyor.

Yaygın yanlışŞerh yazmayı, kopya çekmek olarak okumak.
Doğrusu

Şerhler, metni yalnızca tekrarlamaz. İçlerinde itirazlar, düzeltmeler ve yeni sorular yer alır. Şerh, o dönemin düşünce üretme biçimlerinden biriydi.

Yaygın yanlışOsmanlı düşüncesini yalnızca İstanbul'a ait saymak.
Doğrusu

Düşünce ortamı, Kahire, Şam, Bağdat, Saraybosna ve Selanik gibi pek çok merkezde sürdü. İstanbul önemli bir merkezdi, ama tek merkez değildi.

Yaygın yanlışAdalet dairesini, yalnızca bir hükümdarlık öğüdü olarak okumak.
Doğrusu

Bu formül, devletin gelir ve halkın refahı arasındaki ilişkiyi bir çözümleme çerçevesi olarak kurar. Ahlâk öğüdü olmanın yanında bir siyasi ve ekonomik kavrayış da taşır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Osmanlı düşüncesi, medrese eğitim düzeni ve şerh ile haşiye geleneği içinde şekillenen, geniş bir ilimler haritası kuran ve ahlâk ile siyaseti akılla tartışan bir düşünce ortamıydı. Bilgi, birbirine bağlı ilimlerden oluşan bir bütün olarak öğretildi.

Taşköprüzâde bu bütünün haritasını çıkardı. Kınalızâde, ahlâkı kişiden şehre uzanan bir çerçevede ele aldı ve adalet dairesi formülünü öne çıkardı. Kâtib Çelebi, devleti bir beden gibi çözümleyerek siyasi sorunları nedensel bir bakışla incelemeye çalıştı.

Bu düzen devletle iç içeydi. Bu, sürekliliği güçlendirdi ama eleştiri ve yenilik için alanı da sınırladı.

Osmanlı düşüncesine üç itiraz yöneltildi. Durgunluk anlatısı, medresenin devletle iç içe oluşu ve tek bir Osmanlı düşüncesinin bulunmadığı söylendi.

Bu yüzden Osmanlı düşüncesi, yorumu bir yöntem hâline getiren güçlü bir gelenek olarak, ama devletle ilişkisi ve çok sesli yapısı nedeniyle tek bir çatıya sığmayan bir gelenek olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Osmanlı medresesi, yüzyıllar boyunca kendi düzeni içinde işledi. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılda bu düzen yeni bir soruyla karşılaştı. Avrupa'da gelişen modern bilim, yeni devlet biçimleri ve matbaa, bu düzenin varsayımlarını sorgulatan bir çevre oluşturdu.

Osmanlı âlimleri ve devlet adamları, bu karşılaşmaya farklı cevaplar verdi. Kimileri medreseyi yenilemeyi, kimileri yeni okullar kurmayı, kimileri de İslam düşüncesini modern sorulara göre yeniden yorumlamayı önerdi. Aynı sorular, imparatorluğun yıkılışından sonra Türkiye'de de sürdü.

Bir sonraki ders bu karşılaşmayı ele alıyor. Modern İslam ve Türkiye felsefesi, modern bilimle, modern devletle ve Batı felsefesiyle karşılaşan bir düşünce dünyasının kendi sorularını nasıl kurduğunu anlatıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.