Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Analitik ve kıta gelenekleri, yirminci yüzyılda ortak kaynaklardan çıkan ve sonra ayrılan iki felsefe biçimi olarak anlatılır. Carnap, Heidegger'in bir cümlesini anlamsız bularak ayrımı en sert biçimde gösterdi.
Dummett, iki geleneği aynı kaynaktan çıkıp ayrı denizlere akan Ren ve Tuna nehirlerine benzetti. Ayrım, göçler, kurumlar ve okuma listeleri yoluyla derinleşti.
Bu anlatıya üç itiraz yöneltildi. Ayrımın abartıldığı, ayrımın gerçek bir fark gösterdiği ve iki adın da felsefenin büyük kısmını dışarıda bıraktığı söylendi.
Savunucular, ayrımın bir sınıflama kolaylığı olduğunu, ortak kaynakların farkı yok etmediğini ve ayrımın yalnızca belirli bir tartışmayı adlandırdığını belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.
Bu yüzden analitik ve kıta ayrımı, felsefe yapma alışkanlıklarındaki gerçek farkları gösteren yararlı bir ad olarak, ama sınırları keskin ve kapsamı geniş olmayan bir ad olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir felsefe kongresinde iki oturum aynı saatte yapılıyor. Birinci salonda bir konuşmacı, bir cümlenin doğruluk koşullarını tek tek sıralıyor ve dinleyiciler her adımı not defterine geçiriyor. İkinci salonda bir başka konuşmacı, bir yazarın metnini uzun uzun yorumluyor ve dinleyiciler metnin arka planındaki tarihsel bağlamı tartışıyor.
Kongrenin kapanışında iki salonun konuşmacıları aynı masaya oturuyor. Bir dinleyici soruyor: "Siz aynı işi mi yapıyorsunuz?" Bir an sessizlik oluyor. Sonra ikisi de aynı anda cevap veriyor. Birinin cevabı "evet", ötekinin cevabı "hayır."
Bu sahne, yirminci yüzyıl Avrupa ve Amerika felsefesinin en çok tartışılan bölünmelerinden birini taşıyor. Bu derste, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının Avrupa bölümünün son durağında, bu bölünmenin nasıl ortaya çıktığına, gerçekten ne kadar derin olduğuna ve ayrımın kendisinin ne söylediğine bakacağız.
Bu derste ne olacak
Önce iki geleneğin ne olduğunu değil, aralarındaki ayrımın nasıl anlatıldığını ele alacağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Carnap bir cümlenin anlamsız olduğunu göstermeye çalışan sert bir eleştiri yazdı. Heidegger'in cümlesi o eleştirinin hedefiydi. Dummett ise iki geleneğin ortak bir kaynaktan çıktığını ve sonra ayrıldığını anlatan ünlü bir benzetme kurdu.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri ayrımın abartıldığını, biri ayrımın gerçek olduğunu, üçüncüsü de her iki adın da felsefenin çok geniş bir kısmını dışarıda bıraktığını söylüyor.
Sonda bu ayrımın bugün ne kadar işe yaradığını soracağız. Bu soru, kuşbakışının sonraki bölümlerine de bir geçiş sağlıyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: analitik ve kıta gelenekleri arasındaki ayrım, felsefe yapma biçimindeki gerçek bir farkı mı gösteriyor, yoksa tarihin ve kurumların yarattığı bir alışkanlık mı?
Ölçülü iddiam şu: ayrım, açıklık ve yorum gibi gerçek farklılıklara işaret ediyor ve bunların bir kısmı yöntem düzeyinde, ama iki gelenek ortak kaynaklardan beslendiği ve birbirine bakan pek çok düşünür çıktığı için ayrımın keskin bir sınır gibi anlatılması yanıltıcı.
Sıfır noktası
Bu adlandırma, gelenekler arasındaki farkı yansıtmak için bulunmuş bir kolaylıktı ve pek çok düşünürün kendisi, bu adlarla anılmayı hiç istemedi. Analitik felsefe, İngilizce konuşulan ülkelerde yaygınlaştı. Öteki gelenekler ise Avrupa kıtasında sürdü. Ama ad bir coğrafya bilgisi gibi görünse de, asıl işaret ettiği şey iki farklı çalışma alışkanlığıydı.
Bu tartışma, iki gelenek arasındaki gerilimi çarpıcı biçimde gösterdi ve sonraki yıllarda iki tarafın birbirine ne kadar mesafeli baktığını da belirledi. Bir tarafın "anlamsız" dediği şeye öbür taraf "anlamın en derin düzeyi" diyordu. Bir tarafta, önermelerin sınanabilir olması gerektiğini savunan bir yaklaşım vardı. Öbür tarafta, felsefenin sınanabilir önermeler dışında da bir şey söyleyebileceğini savunan bir yaklaşım.
Argümanın yapısı
Ayrımın nasıl doğduğunu, dört adımlık bir yapı üzerinden anlamak mümkün.
Birinci adım: yirminci yüzyılın başında Almanca konuşulan dünyada, mantık, dil ve deneyim üzerine çalışan düşünürler aynı ortamdan beslendi. Frege'nin ve Husserl'in çalışmaları aynı yıllarda ve benzer sorulara cevap veriyordu.
İkinci adım: bu ortak zemin, farklı sorulara yönelen düşünürlerce farklı yönlere çekildi. Bir grup mantığa ve dile, bir grup deneyime ve anlama ağırlık verdi.
Üçüncü adım: siyasi olaylar bu ayrışmayı derinleştirdi. Otuzlu yıllarda Avrupa'daki felsefe çevrelerinin çoğu dağıldı ve birçok düşünür İngiltere ve Amerika'ya göç etti. Göç eden mantıkçılar ve dil felsefecileri, orada yeni bir çevre kurdu.
Dördüncü adım: kurumlar ve dergiler bu ayrışmayı sürdürdü. İki gelenek farklı dergilerde yayın yaptı, farklı kitapları okudu ve zamanla birbirinin metinlerini daha az okur hâle geldi.
Görüşler ve pozisyonlar
Ayrımın niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, ayrımı bir yöntem farkı olarak okur. Buna göre analitik gelenek, mantıksal açıklığı ve argümanı öne çıkarırken, kıta geleneği yorumu, tarihsel bağlamı ve deneyimi öne çıkarır. Bu fark, iki geleneğin metinleri yazma ve okuma biçimlerine de yansır.
İkinci görüş, ayrımı bir tarihsel ve kurumsal olay olarak okur. Buna karşılık ilk okuma yöntem farkına bakıyor. Bu okuma, ayrımın belirli bir tarihi anda, belirli toplantılarda ve kurumlarda ortaya çıktığını, bunun da yöntemden çok, kimin kimi okuduğu ve kimin nerede öğretim yaptığıyla ilgili olduğunu söyler.
Üçüncü görüş, ayrımı bir yanlış anlaşılma olarak okur. Oysa ilk iki okuma ayrımı gerçek sayıyor. Bu okuma, iki geleneğin birbirinin en iyi metinlerini yeterince okumadığını ve ayrımın çoğunlukla karşılıklı önyargılardan doğduğunu söyler.
En güçlü itiraz
Bu ayrım anlatısına üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Bu ayrımın savunucusu şu cevabı verebilir. Ayrım, bir sınıflama kolaylığıdır ve iki gelenek arasındaki farkları göstermeye yarar. Ortak kaynakların varlığı, bugünkü farkları ortadan kaldırmaz. Kapsam konusunda ise, ayrımın felsefenin tümünü kapsamaya çalışmadığı, yalnızca belirli bir tartışmayı adlandırdığı söylenebilir.
Açık kalan sorular
İki gelenek arasındaki fark, konularda mı yoksa yazma ve tartışma alışkanlıklarında mı? Aynı soru, iki dille ve iki kurumsal çevrede ele alınırsa, gerçekten farklı cevaplar mı doğuruyor?
Bir felsefi metnin açık ve sınanabilir olması ile derin ve yoruma açık olması, birbirini dışlar mı? İki nitelik bir arada bulunabilir mi, yoksa bir tanesini seçmek zorunda mıyız?
Felsefe eğitimi, iki geleneği birlikte öğretebilir mi? Bir okuma listesine iki geleneğin metinlerini birlikte koymak, öğrenciye karşılaştırma imkânı verir ama her ikisini derinlemesine öğrenmek için gereken zamanı da azaltır. Bir öğrencinin hem mantık dersi hem de tarih yorumu dersi alması, iki alışkanlığın birleşmesine mi yol açar, yoksa yüzeysel bir bilgiye mi?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAnalitik ve kıta ayrımını, coğrafi bir ayrım sanmak.
Analitik felsefe Almanya'da ve Avusturya'da doğdu. Kıta felsefesinin pek çok düşünürü Amerika'da ve İngiltere'de okutuldu ve okundu. Ad bir yeri değil, bir çalışma alışkanlığını anlatıyor.
Yaygın yanlışAnalitik felsefeyi yalnızca bilimi, kıta felsefesini yalnızca edebiyatı ilgilendiren bir alan saymak.
İki gelenek de etik, siyaset, zihin ve dil gibi ortak alanlarda çalıştı. Fark, bu alanlara yaklaşım biçiminde.
Yaygın yanlışCarnap'ın eleştirisini, Heidegger'in cümlesinin kesin olarak çürütüldüğü anlamında okumak.
Eleştiri, belirli bir anlam ölçütüne dayanıyor. Bu ölçütün kendisi sonradan sorgulandı. Carnap'ın kendisi de zamanla görüşlerini yumuşattı.
Yaygın yanlışİki geleneği birbirine tamamen düşman sanmak.
Pek çok düşünür, iki gelenekten birbirini okuyan, birbirinden öğrenen çalışmalar yaptı. Bölünme, çoğunlukla kurumların ve alışkanlıkların ürünüydü.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Analitik ve kıta gelenekleri, yirminci yüzyılda ortak kaynaklardan çıkan ve sonra ayrılan iki felsefe biçimi olarak anlatılır. Carnap, Heidegger'in bir cümlesini anlamsız bularak ayrımı en sert biçimde gösterdi.
Dummett, iki geleneği aynı kaynaktan çıkıp ayrı denizlere akan Ren ve Tuna nehirlerine benzetti. Ayrım, göçler, kurumlar ve okuma listeleri yoluyla derinleşti.
Bu anlatıya üç itiraz yöneltildi. Ayrımın abartıldığı, ayrımın gerçek bir fark gösterdiği ve iki adın da felsefenin büyük kısmını dışarıda bıraktığı söylendi.
Savunucular, ayrımın bir sınıflama kolaylığı olduğunu, ortak kaynakların farkı yok etmediğini ve ayrımın yalnızca belirli bir tartışmayı adlandırdığını belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.
Bu yüzden analitik ve kıta ayrımı, felsefe yapma alışkanlıklarındaki gerçek farkları gösteren yararlı bir ad olarak, ama sınırları keskin ve kapsamı geniş olmayan bir ad olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Avrupa bölümünün sonunda, iki adın da felsefenin yalnızca bir kesitini gösterdiğini gördük. Aynı yüzyıllarda başka toplumlarda, başka dillerde, başka soruların üzerine yoğun bir düşünme çalışması sürüyordu.
Bu çalışmalardan biri, Akdeniz'in doğusunda ve güneyinde, Arapça ve daha sonra Farsça ve Türkçe yazan düşünürlerce yürütüldü. Bu düşünürler, Yunan mirasını devraldı, kendi kutsal metinleriyle ilişkilendirdi ve kendi sorularını sordu.
Bir sonraki ders yeni bir modülün ilk adımı. İslam ve Türk düşüncesi bölümü, kelâm ile başlıyor: inancın akılla nasıl temellendirilip tartışıldığını ve bu tartışmanın nasıl bir felsefi gelenek hâline geldiğini gösteriyor.