İçeriğe geç

P00-D07-M01-03·Akdeniz ve Avrupa

Avrupa modernliği

sıfırdan ileri1.956 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Avrupa modernliği, geçmişin otoritesini yetersiz sayan ve gerekçeyi kişinin kendi aklında ve deneyiminde arayan bir yaşam ve düşünce biçimidir. Montaigne, kendi âdetlerine dışarıdan bakmayı öğretti.

Weber, modern çağda dünyanın büyüsünün bozulduğunu, her şeyin ilke olarak hesaplanabilir sayıldığını gösterdi. Habermas ise modernliğin geleneğe dayanamadığı için kendi ölçütlerini kendisinin koyması gerektiğini vurguladı.

Modernliğe üç güçlü itiraz yöneltildi. İlerleme anlatısının yıkımı gizlediği, modernliğin yalnızca Avrupa'nın işi olmadığı ve modern yaşamın anlam kaybı getirdiği söylendi.

Savunucular, eleştirinin de modernlikten doğduğunu, farklı toplumların modernliği farklı biçimlerde kurabileceğini ve anlam sorusunun felsefeye düştüğünü belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.

Bu yüzden Avrupa modernliği, gerekçe istemeyi ve kendini sorgulamayı öğreten güçlü bir miras olarak, ama ilerleme, evrensellik ve anlam konusunda tartışmalı bir miras olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

On yedinci yüzyılın ortasında bir kentte bir basımevi sabahtan akşama çalışıyor. Bir işçi mürekkebi sürüyor, bir başkası kâğıdı presin altına yerleştiriyor. Basılan şey bir dua kitabı değil, bir tartışma yazısı. Yazar, kendi adını ilk sayfaya koymuş ve yazıyı Latince yerine kendi halkının dilinde yazmış.

Kentin öbür ucunda bir bilgin, bir saat mekanizmasının dişlilerini inceliyor ve evrenin buna benzer bir mekanizma olup olmadığını düşünüyor. Bir tüccar ise aynı gün, uzak bir limandan gelen mallara bakıp hesaplarını yapıyor. Üçünün ortak bir yanı var: hiçbiri, bir işi yapmak için geleneğin ya da otoritenin izin vermesini beklemiyor.

Bu derste, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının üçüncü durağında Avrupa modernliğine bakacağız. Bu bakış, modern düşünürlerin tek tek görüşlerinden çok, bir çağın kendine nasıl baktığı ve neden bu bakışın hem güçlü hem sorunlu olduğu üzerine.

Bu derste ne olacak

Önce modernliğin ne olduğunu, ne olmadığını ayıracağız. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Montaigne Avrupa'nın kendi âdetlerine yabancı bir gözle baktığı ilk anlardan birini gösteriyor. Weber bilimin ve hesabın yükselişinin dünyayı nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Habermas ise modern çağın kendi ölçütlerini kendisinin koymak zorunda olduğunu söylüyor.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri ilerleme anlatısını, biri modernliğin yalnızca Avrupa'ya ait olduğu düşüncesini, üçüncüsü de modern yaşamın anlam kaybıyla ilgili kaygıyı sorguluyor.

Sonda modernliğin bir tarih dönemi mi yoksa bir tutum mu olduğunu soracağız.

Merkez soru

Sorumuz şu: modern çağ, kendi ölçütlerini kendisi koyan bir çağ olarak, kendini nasıl haklı çıkarabilir?

Ölçülü iddiam şu: Avrupa modernliği, otoriteye ve geleneğe dayanmadan kendi ölçütlerini üretme cesaretiyle güçlü bir düşünme biçimi kurdu, ama bu biçimin evrensel ve kesintisiz bir ilerleme olduğu iddiası ciddi itirazlarla karşılaştı.

Sıfır noktası

Modernliğin en belirgin yanı, bir çağın kendini eskiden ayırt etmesiydi. Önceki dönemlerde bir toplum, geçmişin yolundan gitmekle övünürdü. Modern çağ ise kendini yeni olmakla tanımladı. Bu değişim yalnızca bir ruh hâli değildi ve modern düşünürlerin çoğu, kendilerini eski bilginin varisi olmaktan çok, yeni bir başlangıcın öncüleri olarak görüyordu. Matbaanın yayılması, yerel dillerde yazılmaya başlanması, ticaret yollarının genişlemesi ve doğa bilimlerindeki başarılar, bu yeni tutumun maddi koşullarını hazırladı.

Argümanın yapısı

Modernliğin kendini anlatışı, dört adımlık bir yapıyla özetlenebilir.

Birinci adım: geçmişin otoritesi, tek başına yeterli bir gerekçe sayılmaz. Bir şeyin eskiden beri böyle olması, onun doğru olduğunu göstermez.

İkinci adım: gerekçe, kişinin kendi aklı ve deneyimiyle sınanabilecek bir şey olmalıdır. Descartes, bilginin temelini kendi kuşkusunda aradı. Bacon, doğayı yeni bir yöntemle sorgulamayı önerdi.

Üçüncü adım: bu sınama, bilginin sürekli genişleyebileceği ve geliştirilebileceği inancını doğurur. Bilgi, verilmiş bir miras olmaktan çıkar, bir ilerleme alanı olur.

Dördüncü adım: bu ilerleme, bireyin ve toplumun hayatını iyileştirme umudu taşır. Bilim, ticaret ve hukuk, insanın koşullarını değiştirebilecek araçlar olarak görülür.

Bu yapı, önceki derslerde tek tek gördüğümüz düşünürlerin ortak zeminini oluşturur.

Görüşler ve pozisyonlar

Avrupa modernliğinin ne olduğu konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, modernliği bir tarih dönemi olarak okur. Buna göre modernlik, on altıncı yüzyıldan yirminci yüzyıla uzanan, belirli olaylarla, matbaanın icadıyla, bilimsel devrimle, sanayi devrimiyle ve büyük siyasi devrimlerle tanımlanan bir zaman dilimidir.

İkinci görüş, modernliği bir tutum olarak okur. Buna karşılık ilk okuma takvime bakıyor. Bu okuma, modernliği, geçmişin otoritesini sorgulama ve kendi ölçütlerini kendi elinde üretme tutumu olarak tanımlar. Buna göre bu tutum, başka çağlarda ve başka yerlerde de ortaya çıkabilir.

Üçüncü görüş, modernliği bir sorun olarak okur. Oysa ilk iki okuma modernliği bir başarı ya da bir dönem olarak ele alıyor. Bu okuma, modernliğin kendi ölçütlerini kendisinden alması gerektiği için, kendini haklı çıkarma güçlüğü taşıdığını söyler.

En güçlü itiraz

Modernliğin bu kendini anlatışına üç yönden ciddi itiraz yapıldı.

Modernliğin savunucusu şu cevabı verebilir. İlerleme anlatısı, yıkımların olmadığını değil, eleştiri ve düzeltme kapasitesinin de modernlikten doğduğunu söyleyebilir. Kölelik ve sömürgecilik, modern ilkeler adına eleştirildi. Çoğulluk konusunda ise modern ilkelerin, farklı toplumlarda farklı biçimlerde yaşanmasının onları zayıflatmadığı söylenebilir.

Açık kalan sorular

Modernlik kendi ölçütlerini kendisi koyuyorsa, kendini eleştirebilmenin ölçütü nereden gelecek? Habermas bunun iletişimsel akıl olduğunu düşündü. Başka düşünürler, bu ölçütün de modernliğin ürünü olduğunu ve dolayısıyla dışarıdan bir eleştiri sağlayamayacağını söylüyor.

Farklı toplumlar modernliği kendi biçimleriyle kurduğunda, ortak olan nedir? Ortak bir çekirdek varsa, bu tek bir Avrupa modeli olmaz mı? Ortak bir şey yoksa, modernlik kavramı ne işe yarar?

Anlam sorusuyla bilimin hesabı arasındaki ilişki nasıl kurulmalı? Bir hekim bir hastaya tedavi seçeneklerini istatistikle anlatabilir, ama hastanın hangi seçeneği tercih etmesi gerektiği sorusunu hesap tek başına cevaplayamaz. Bilim, hangi şeyin nasıl işlediğini söylüyor, ama neyin değerli olduğunu söylemiyor. Bu boşluğu felsefe mi dolduracak, yoksa bu boşluk doldurulamaz mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışModernliği yalnızca teknoloji ve sanayi olarak okumak.
Doğrusu

Modernlik, bir yaşam ve düşünce biçimi. Teknoloji, bunun bir yüzü. Bireyin, hukukun, bilginin ve zamanın anlaşılış biçimindeki değişim de aynı ölçüde önemli.

Yaygın yanlışModern düşünürlerin dini tümden reddettiğini sanmak.
Doğrusu

Descartes ve Newton gibi düşünürlerin çoğu inançlı insanlardı. Modernliğin ayırt edici yanı, dini reddetmek değil, bilginin gerekçesini otoriteye değil, kişinin kendi aklına ve deneyimine bağlamaktı.

Yaygın yanlışWeber'in Entzauberung kavramını, insanların artık hiçbir şeye inanmadığı anlamında okumak.
Doğrusu

Weber, insanların inancını yitirdiğini değil, dünyanın işleyişini açıklarken gizemli güçlere başvurmanın azaldığını söylüyor. İnanç sürebilir, ama açıklama çerçevesi değişmiştir.

Yaygın yanlışModernliği eleştirmeyi, geri dönüşü savunmak olarak okumak.
Doğrusu

Horkheimer, Adorno ve Weber modernliği eleştirdi ama eski düzene dönmeyi önermedi. Eleştiri, modernliğin kendi vaadini daha iyi gerçekleştirmesini istiyordu.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Avrupa modernliği, geçmişin otoritesini yetersiz sayan ve gerekçeyi kişinin kendi aklında ve deneyiminde arayan bir yaşam ve düşünce biçimidir. Montaigne, kendi âdetlerine dışarıdan bakmayı öğretti.

Weber, modern çağda dünyanın büyüsünün bozulduğunu, her şeyin ilke olarak hesaplanabilir sayıldığını gösterdi. Habermas ise modernliğin geleneğe dayanamadığı için kendi ölçütlerini kendisinin koyması gerektiğini vurguladı.

Modernliğe üç güçlü itiraz yöneltildi. İlerleme anlatısının yıkımı gizlediği, modernliğin yalnızca Avrupa'nın işi olmadığı ve modern yaşamın anlam kaybı getirdiği söylendi.

Savunucular, eleştirinin de modernlikten doğduğunu, farklı toplumların modernliği farklı biçimlerde kurabileceğini ve anlam sorusunun felsefeye düştüğünü belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.

Bu yüzden Avrupa modernliği, gerekçe istemeyi ve kendini sorgulamayı öğreten güçlü bir miras olarak, ama ilerleme, evrensellik ve anlam konusunda tartışmalı bir miras olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Modernlik dünyanın büyüsünü bozdu ve bilimin hesap gücünü öne çıkardı. Bu gelişme, felsefeyi iki soru arasında bıraktı. Birincisi, bilimin ve mantığın kesinliğiyle nasıl bir ilişki kurulmalıydı? İkincisi, bilimin söylemediği şeylerle, anlamla, yaşantıyla ve yorumla ne yapılmalıydı?

On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda Avrupa felsefesi bu iki soruya iki farklı yönden yaklaştı. Bir yönde düşünürler, kavramları ve önermeleri açık ve sınanabilir kılmaya çalıştı. Öteki yönde düşünürler, deneyimi, tarihi ve anlamı yorumlamaya odaklandı.

Bir sonraki ders bu ayrışmayı ele alıyor. Analitik ve kıta gelenekleri, aynı kıtanın aynı kaynaklardan beslenen iki felsefe biçimi olarak, birbirlerine nasıl baktıklarını ve neyi paylaştıklarını gösteriyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.