Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hristiyan Orta Çağı'nda felsefe, bir inanç çerçevesi içinde, otoriteyle akıl yürütmeyi birleştiren bir çalışma düzeni kurdu. Boethius antik mantığı Latince'ye taşıdı ve geleneğin kanalını açtı.
Abélard, birbiriyle çelişen otorite alıntılarını sıralayarak soru sormayı öğrenmenin yöntemi yaptı. Akvinolu Thomas, bu yöntemi soru, itiraz, cevap ve itirazlara karşılık biçiminde en olgun hâline getirdi.
Felsefe, manastır ve katedral okullarından üniversitelere taşındı ve kendi kurumsal yerini buldu. Sanat fakültesinde okutulan mantık ve doğa felsefesi, teolojiye giden yolun bir basamağı oldu.
Bu düzene üç itiraz yöneltildi. Felsefenin teolojiye bağımlı kaldığı, dönemin karanlık bir çağ olarak yanlış anlatıldığı ve düzenin bir kesime kapalı olduğu söylendi.
Bu yüzden Hristiyan Orta Çağı, itirazı yöntemin içine yerleştiren güçlü bir sorgulama düzeni olarak, ama kendi çerçevesinin sınırlarını zorlayan sonuçlara kısıtlı alan tanıyan bir düzen olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
On üçüncü yüzyılda bir Avrupa kentinde büyük bir salon dolmuş. Öğrenciler sıralara oturmuş, hoca kürsüde. Bugün olağan bir ders yok, bir tartışma günü. Hoca, önceden ilan edilmiş bir soru koyuyor ortaya: Tanrı'nın varlığı akılla gösterilebilir mi?
Bir öğrenci kalkıp itiraz ediyor. Hoca itirazı yazıya geçiriyor, sonra bir başkası kalkıp ikinci bir itiraz ekliyor. Salon hareketlenmiş. Hoca en sonunda tüm itirazları toplayıp cevap veriyor ve her birini teker teker ele alıyor.
Bu sahne, çoğumuzun Orta Çağ hakkında aklında tuttuğu tabloyla, yani suskun manastırlar ve donmuş bir düşünceyle pek örtüşmez. Bu derste, dünya felsefelerine yaptığımız kuşbakışının ikinci durağında, Hristiyan Avrupa'nın Orta Çağı'na, bir inancın içinde yaşayan felsefenin nasıl bir çalışma düzeni kurduğuna bakacağız.
Bu derste ne olacak
Önce bu dönemin felsefeye kattığı şeyi, düşünürlerin görüşlerinden ayrı olarak, bir çalışma yöntemi ve bir kurum olarak tarif edeceğiz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Boethius, antik mantığı Latince'ye taşıyarak geleneğin kanalını açtı. Abélard, otoriteler arasındaki çelişkileri açıkça sıralayarak soru sormayı bir yöntem yaptı. Akvinolu Thomas ise bu yöntemi en olgun biçimine getirdi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri felsefenin teolojiye bağımlı kaldığını, biri bu dönemin karanlık bir çağ olduğu yönündeki yaygın anlatıyı, üçüncüsü de bu düzenin kimlere kapalı olduğunu sorguluyor.
Sonda bu yöntemin bugün hâlâ okunmaya değer olup olmadığını soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir inancın içinde yaşayan bir toplumda, felsefe gerçekten özgür bir sorgulama olabilir mi?
Ölçülü iddiam şu: Hristiyan Orta Çağı, aklı otoriteyle birlikte çalıştıran ve itirazı yöntemin içine yerleştiren güçlü bir sorgulama düzeni kurdu, ama bu düzen, kendi çerçevesinin sınırlarını zorlayan sonuçlara her zaman kolayca alan açmadı.
Sıfır noktası
Roma İmparatorluğu'nun batısı çöktükten sonra, Latin dünyasında okur yazar bir kesim küçüldü. Antik metinlerin çoğu kayboldu ve kalanlar, manastırlarda ve bazı saray çevrelerinde korundu. Bu dönemde felsefenin sürekliliğini sağlayan kişilerden biri, Boethius'tu.
Argümanın yapısı
Bu dönemde felsefenin nasıl çalıştığını, dört adımlık bir yapı üzerinden anlamak mümkün.
Birinci adım: temel bir metin ve bir öğreti vardır. Kutsal metin, kilise babalarının yorumları ve antik filozofların yapıtları, tartışmanın dayanaklarını oluşturur.
İkinci adım: bu dayanaklar birbirini her zaman tutmaz. Kutsal metinde, kilise babalarında ve Aristoteles'te birbiriyle çelişen ifadeler bulunur.
Üçüncü adım: bu çelişkiler bir sorun olarak ortaya konur ve akıl yürütmeyle çözülmeye çalışılır. Ayrımlar yapılır, kavramlar netleştirilir, sözcüklerin farklı anlamları ayrıştırılır.
Dördüncü adım: çözüm, tartışma içinde sınanır. Öğrenciler ve hocalar itiraz eder, cevaplar gözden geçirilir.
Bu yapı, Orta Çağ felsefesinin hem inançla hem akılla çalışmasının nasıl mümkün olduğunu gösterir ve dönemin düşünürlerinin neden iki kaynağı da ciddiye aldığını açıklar. Otorite, tartışmanın başlangıcını verir. Akıl, otoriteler arasındaki gerilimi çözer.
Görüşler ve pozisyonlar
Hristiyan Orta Çağı felsefesinin niteliği konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, bu dönem felsefesini teolojinin hizmetkârı olarak okur. Buna göre felsefe, bağımsız bir uğraş değildi ve sonuçları önceden belliydi. Akıl, inancın vardığı sonuçları desteklemek için kullanılıyordu. Bu ifade, sonradan yaygınlaştı ve bu görüşü özetlemek için kullanıldı.
İkinci görüş, bu dönem felsefesini gerçek bir felsefi çalışma olarak okur. Buna karşılık ilk okuma sonuçların önceden verildiğini varsayıyor. Bu okuma, mantık, dil felsefesi, varlık kuramı ve etik gibi alanlarda gerçek ilerleme kaydedildiğini ve düşünürlerin birbirine ciddi itirazlarda bulunduğunu vurgular. Ockham'ın nominalizmi ve Buridan'ın mantık çalışmaları bunun örnekleridir.
Üçüncü görüş, bu dönem felsefesini bir kurum tarihi olarak okur. Oysa ilk iki okuma fikirlere bakıyor. Bu okuma, felsefenin manastır ve katedral okullarından üniversitelere geçişini ve bu geçişin çalışma biçimini nasıl değiştirdiğini öne çıkarır.
En güçlü itiraz
Bu düzene üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Bu düzenin savunucusu şu cevabı verebilir. Bir inanç çerçevesi içinde çalışmak, düşünceyi yok etmez, ona belirli bir yön verir. Bu dönemin düşünürleri, kendi çerçevelerinin içinde çok titiz bir sorgulama geliştirdi. Erişim konusunda ise, kısıtların gerçek olduğu, ama yine de yazılı ve kurumsal bir felsefi çalışmanın sürdürüldüğü söylenebilir.
Açık kalan sorular
Bir inanç çerçevesi içinde yapılan felsefe, o çerçeveden bağımsız bir geçerlilik taşıyabilir mi? Thomas'ın bir argümanı, inanmayan biri için de ikna edici olabilir mi, yoksa yalnızca çerçevenin içinde mi işler?
Skolastik yöntemin kalıbı, bugün hâlâ öğretici olabilir mi? Bir üniversite öğrencisi bir yazıyı, önce karşı görüşü en güçlü hâliyle ortaya koyarak başlatsa, yazısının niteliği artar mı? Bir tezi savunmadan önce en güçlü itirazları yazma alışkanlığı, bugünün felsefe ve bilim yazımında da yararlı görünüyor. Bu alışkanlığın nasıl yaygınlaştırılabileceği ise açık bir soru.
Otorite ile akıl arasındaki ilişki nasıl kurulmalı? Otoriteye başvurmak, bir tartışmada meşru bir delil mi, yoksa sorgulamayı durduran bir engel mi? Bu soru, yalnızca Orta Çağ için değil, bugünün uzman bilgisi tartışmaları için de geçerli.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışOrta Çağ'ı düşüncenin durduğu bir dönem saymak.
Mantık, dil felsefesi, varlık kuramı ve etik alanlarında yoğun bir çalışma yapıldı. Ockham'ın adlandırmacı görüşü ve Buridan'ın mantık çalışmaları bunun örnekleri.
Yaygın yanlışSkolastik yöntemi, cevabı baştan bilinen bir tartışma olarak okumak.
Yöntemin kalıbı gerçek itirazlara yer açıyordu. Cevaplar önceden belliyse bile, itirazların güçlü hâliyle sunulması, düşüncenin sınandığı bir alan oluşturuyordu.
Yaygın yanlışOrta Çağ felsefesini yalnızca Hristiyan bir uğraş saymak.
Bu dönemin Latin düşünürleri, İslam ve Yahudi düşünürlerin yazılarını okuyup tartıştı. İbn Sina ve İbn Rüşd'ün yapıtları Latince'ye çevrildi ve Thomas gibi düşünürler onlarla sürekli bir tartışma içindeydi.
Yaygın yanlışAbélard'ın yöntemini inançsızlık olarak okumak.
Abélard, çelişen alıntıları sıraladığı için kuşkuyla karşılandı ama amacı inancı yıkmak değil, öğrencilerin kendi düşünme becerisini geliştirmekti. Soru sormayı, öğrenmenin aracı olarak gördü.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hristiyan Orta Çağı'nda felsefe, bir inanç çerçevesi içinde, otoriteyle akıl yürütmeyi birleştiren bir çalışma düzeni kurdu. Boethius antik mantığı Latince'ye taşıdı ve geleneğin kanalını açtı.
Abélard, birbiriyle çelişen otorite alıntılarını sıralayarak soru sormayı öğrenmenin yöntemi yaptı. Akvinolu Thomas, bu yöntemi soru, itiraz, cevap ve itirazlara karşılık biçiminde en olgun hâline getirdi.
Felsefe, manastır ve katedral okullarından üniversitelere taşındı ve kendi kurumsal yerini buldu. Sanat fakültesinde okutulan mantık ve doğa felsefesi, teolojiye giden yolun bir basamağı oldu.
Bu düzene üç itiraz yöneltildi. Felsefenin teolojiye bağımlı kaldığı, dönemin karanlık bir çağ olarak yanlış anlatıldığı ve düzenin bir kesime kapalı olduğu söylendi.
Bu yüzden Hristiyan Orta Çağı, itirazı yöntemin içine yerleştiren güçlü bir sorgulama düzeni olarak, ama kendi çerçevesinin sınırlarını zorlayan sonuçlara kısıtlı alan tanıyan bir düzen olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Skolastik yöntem, otoriteyi soruların başlangıcı olarak kullandı. Kutsal metin, kilise babaları ve Aristoteles, tartışmanın dayanaklarıydı. Bu düzen, uzun süre işledi ama zamanla bir soruyu gündeme getirdi: dayanak olarak alınan otoritelerin kendisi ne kadar güvenilir?
Aristoteles'in doğa hakkındaki bazı iddiaları, yeni gözlemlerle çelişmeye başladı. Bir başka çevrede, metinleri kendi dillerinde ve kendi bağlamlarında okuma çabası yaygınlaştı. Bir kişinin otoriteye başvurmadan, kendi aklı ve gözlemiyle bilgiye ulaşabileceği düşüncesi güç kazandı.
Bir sonraki ders bu dönüşümü ele alıyor. Avrupa modernliği, otoriteye dayalı bir düzenden, kişinin kendi aklını ve deneyimini ölçüt alan bir düzene geçişi ve bu geçişin felsefeye ne kattığını gösteriyor.