Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yunan ve Roma dünyasında felsefe, gerekçe isteme ve tartışma alışkanlığıyla bir yaşam biçimini ve okullar aracılığıyla bir kurumu birleştirdi. Sokrates felsefeyi meydanda, gündelik yaşamın içinde bir sorgulama uygulaması olarak yaptı.
Dördüncü yüzyıldan itibaren Akademia, Lykeion, Bahçe ve Stoa gibi okullar, felsefeyi süreklilik kazanan bir çalışmaya çevirdi. Seneca, bu çalışmanın konuşmaktan çok yapmak olduğunu ve günlük bir alıştırma gerektirdiğini gösterdi.
Cicero, Yunan felsefesini Latince'ye taşıyarak Roma'da yerleştirdi. Bu taşıma, bir kopyalamadan çok, yeni bir dilde düşünmenin olanaklarını kurmaktı.
Bu tabloya üç güçlü itiraz yöneltildi. Yunan felsefesinin tek başına doğmadığı, felsefenin yalnızca belirli bir kesime açık olduğu ve Roma'nın yalnızca aktarıcı olmadığı söylendi.
Bu yüzden Yunan ve Roma dünyası, gerekçe istemeyi bir yaşam biçimine ve kuruma çeviren güçlü bir örnek olarak, ama kapsamı dar ve kökeni tartışmalı bir örnek olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir kentin merkez meydanında sabah pazarı kurulmuş. Balıkçılar bağırıyor, kumaş satıcıları pazarlık ediyor, bir köşede çıplak ayaklı bir adam bir zanaatkârı durdurmuş ve ona bir soru soruyor. Soru basit görünüyor: "Sen bu işi iyi yapıyorsun, ama iyi yapmanın ne olduğunu bana söyleyebilir misin?"
Zanaatkâr önce kendinden emin cevap veriyor. Adam ikinci bir soru soruyor, sonra üçüncüsünü. Meydanda birkaç genç durup dinlemeye başlıyor. Kimi gülüyor, kimi adamın cevaplarını kendi kafasında sürdürüyor.
Bu, filozofun bir üniversite kürsüsünde değil, kentin ortasında çalıştığı bir dünyadan bir sahne. Bu derste, dünya felsefelerine yapacağımız kuşbakışının ilk durağında, Yunan ve Roma dünyasına bir geleneğin içeriğinden çok, bir çalışma biçimi olarak bakacağız: felsefe orada nasıl yapılıyordu, nerede yapılıyordu ve kimlerle?
Bu derste ne olacak
Önce bu dünyanın felsefeye kattığı ilk şeyi, ders konularından ayrı olarak, bir yaşam ve kurum biçimi olarak tarif edeceğiz. Sonra üç kaynağı izleyeceğiz. Sokrates'in savunması sorgulamanın neden bir yaşam tarzı olduğunu, Cicero Roma'nın Yunan felsefesini nasıl kendine çektiğini, Seneca ise felsefenin neden konuşmaktan çok yapmak olduğunu gösteriyor.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri Yunan felsefesinin hiçbir dış etki olmadan doğduğu anlatısını, biri bu felsefenin kimleri dışarıda bıraktığını, üçüncüsü Roma'nın yalnızca bir aktarıcı olduğu görüşünü sorguluyor.
Sonda bu dünyanın hangi soruları sorduğunu değil, hangi soru sorma biçimini bıraktığını düşüneceğiz. Bu kuşbakışında her dünya, bir soru listesi olarak değil, bir tavır olarak ele alınıyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: Yunan ve Roma dünyasında felsefe, bir bilgi dalı mıydı, bir yaşam biçimi miydi, yoksa bir kurum muydu?
Ölçülü iddiam şu: bu dünyada felsefe, gerekçe isteme ve tartışma alışkanlığıyla bir yaşam biçimini ve okullar aracılığıyla bir kurumu aynı anda taşıdı, ama bu birleşim o dünyanın koşullarına, yani boş vakti olan özgür erkeklere dayandığı için kapsamı dardı.
Sıfır noktası
Yunan dünyasında felsefe, hem kentin ortak yaşamından hem de kentten bilinçli bir uzaklıktan doğdu. Bir yandan meydanda yapılan tartışma, felsefeye kendi biçimini verdi. Öte yandan dördüncü yüzyılın başından itibaren, kentin çeperinde kurulan okullar felsefeyi süreklilik kazanan bir çalışmaya çevirdi.
Sokrates'in yöntemi olan elenkhosu daha önceki derslerde tanıdık. Burada önemli olan yöntemden çok, yöntemin nerede uygulandığı: dükkânda, meydanda, evde, konukluklarda. Felsefe, bir uzmanlık alanı olarak değil, gündelik yaşamın içinde yapılan bir eylem olarak başlıyordu.
Argümanın yapısı
Bu dünyada felsefenin nasıl yapıldığını anlamak için dört adımlık bir yapıya bakılabilir.
Birinci adım: kent, kararlarını ortak tartışmayla alan bir yerdi. Meydanda bir iddiayı savunmak ve ona itiraz etmek, gündelik siyasetin bir parçasıydı.
İkinci adım: bu alışkanlık, iddiaların gerekçelerinin istenmesini olağanlaştırdı. Bir kişi "öyle" dediğinde, "neden öyle" sorusu meşru bir soru hâline geldi.
Üçüncü adım: gerekçe isteme, kentin işlerinden sonra evrene, bilgiye ve iyi yaşama da yöneldi. Aynı sorgulama alışkanlığı, "adalet nedir" ile "evren neden var" sorularına uzandı.
Dördüncü adım: bu sorgulama sürdürülmek için kurumlar buldu. Okullar, hocayla öğrenci arasında uzun süreli bir çalışma ortamı sağladı.
Bu okulların ortak yanı, felsefeyi yalnızca bir bilgi alanı değil, bir çalışma ve yaşama topluluğu olarak sürdürmeleriydi. Sonraki yüzyıllarda felsefenin nerede yapıldığı sorusu, bu kurumların ardılları üzerinden yürüdü.
Görüşler ve pozisyonlar
Yunan ve Roma dünyasında felsefenin özü konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, felsefeyi bir akıl ve tartışma geleneği olarak okur. Buna göre bu dünyanın asıl katkısı, iddiaların gerekçelendirilmesi ve tartışmayla sınanması alışkanlığıdır. Sokrates'in, Platon'un ve Aristoteles'in çalışmaları bu okumanın merkezindedir.
İkinci görüş, felsefeyi bir yaşam biçimi olarak okur. Buna karşılık ilk okuma bilgiye ve argümana bakıyor. Pierre Hadot gibi tarihçiler, antik felsefenin asıl amacının kişiyi dönüştürmek olduğunu, kuramların bu dönüşümün araçları olduğunu savundu. Stoa ve Epikuros okulları bu okumanın en açık örnekleridir.
Üçüncü görüş, felsefeyi bir kurum tarihi olarak okur. Oysa ilk iki okuma fikirlere bakıyor. Bu okuma, felsefenin okullar, hocalar ve öğrenciler aracılığıyla nasıl sürdüğüne, hangi kurumların onu ayakta tuttuğuna dikkat eder. İmparator Justinianus'un 529'da felsefe öğretimini sınırlayan bir düzenleme yaptığı aktarılır ve bu olay, kurumların felsefenin yaşaması için ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnek olarak anılır. Olayın etkisinin ne kadar geniş olduğu ise tarihçiler arasında tartışmalıdır.
En güçlü itiraz
Bu tabloya üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Bu yaklaşımın savunucusu şu cevabı verebilir. Yunan katkısı bir mucize değil, belirli bir alışkanlığın, gerekçe istemenin, ısrarlı bir biçimde sürdürülmesiydi ve bu ısrar, başka toplumlardan alınanları da dönüştürdü. Dışlama sorununda ise ilkenin kendisi, sonradan onu genişletenlere bir dayanak sağladı.
Açık kalan sorular
Gerekçe isteme alışkanlığı, başka toplumlarda da kendiliğinden ortaya çıkmış mıdır? Bu kuşbakışının ilerleyen derslerinde farklı geleneklerin kendi sorgulama biçimlerine bakacağız ve bu soruya orada yeniden dönmek gerekecek.
Felsefenin bir yaşam biçimi olarak anlaşılması, günümüzde ne kadar mümkün? Bugün felsefe bir üniversite disiplini olarak yapılıyor ve öğretilen bilgi ile kişinin yaşamı arasındaki bağ eskisi kadar açık değil.
Boş vakit olmadan felsefe yapılabilir mi? Bu soru, felsefenin bugün kimlerin işi olduğu sorusuyla doğrudan ilgili ve antik dünyanın cevabı, cevabın yeterli olmadığını gösteriyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAntik felsefeyi, yalnızca kitapların ve kuramların toplamı olarak okumak.
Bu dünyada felsefe, bir çalışma ve yaşam düzeniydi. Bir kuramı bilmek, onu yaşamda uygulamaktan ayrı sayılmıyordu.
Yaygın yanlışYunan ve Roma felsefesini aynı şey saymak.
Roma, Yunan felsefesini aldı ama kendi ihtiyaçlarına göre, özellikle hukuk, hitabet ve pratik ahlak alanlarında yeniden şekillendirdi. İkisinin öncelikleri birbirinden farklıydı.
Yaygın yanlış"Yunan mucizesi" anlatısını, Yunanlılara hiçbir katkı tanımamak anlamında okumak.
Bu anlatıyı eleştirmek, Yunan düşüncesinin özgün olmadığını söylemek değil. Özgünlüğün, çevresindeki toplumlarla temas içinde geliştiğini göstermek.
Yaygın yanlışSokrates'i bir okul kurucusu sanmak.
Sokrates hiçbir okul kurmadı ve hiçbir metin yazmadı. Onu bildiğimiz, öğrencilerinin, özellikle Platon'un yazdıklarından. Okullar, ondan sonraki kuşaklarda kuruldu.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yunan ve Roma dünyasında felsefe, gerekçe isteme ve tartışma alışkanlığıyla bir yaşam biçimini ve okullar aracılığıyla bir kurumu birleştirdi. Sokrates felsefeyi meydanda, gündelik yaşamın içinde bir sorgulama uygulaması olarak yaptı.
Dördüncü yüzyıldan itibaren Akademia, Lykeion, Bahçe ve Stoa gibi okullar, felsefeyi süreklilik kazanan bir çalışmaya çevirdi. Seneca, bu çalışmanın konuşmaktan çok yapmak olduğunu ve günlük bir alıştırma gerektirdiğini gösterdi.
Cicero, Yunan felsefesini Latince'ye taşıyarak Roma'da yerleştirdi. Bu taşıma, bir kopyalamadan çok, yeni bir dilde düşünmenin olanaklarını kurmaktı.
Bu tabloya üç güçlü itiraz yöneltildi. Yunan felsefesinin tek başına doğmadığı, felsefenin yalnızca belirli bir kesime açık olduğu ve Roma'nın yalnızca aktarıcı olmadığı söylendi.
Bu yüzden Yunan ve Roma dünyası, gerekçe istemeyi bir yaşam biçimine ve kuruma çeviren güçlü bir örnek olarak, ama kapsamı dar ve kökeni tartışmalı bir örnek olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Yunan ve Roma dünyasında felsefe, okullar ve hocalar aracılığıyla yaşıyordu. Bu kurumlar, imparatorluğun son yüzyıllarında zayıflarken, yeni bir düzen yükselmekteydi: Hristiyanlık, bir din olarak yayılıyor ve kendi kurumlarını, kendi metinlerini ve kendi öğretmenlerini oluşturuyordu.
Yeni düzende, felsefe artık yalnızca okullarda sürmedi. Kilise babaları, Yunan felsefesinin araçlarını yeni bir inancı açıklamak ve savunmak için kullandı. Felsefenin yaşadığı yer, meydan ve okuldan manastıra ve katedral okuluna kaydı.
Bir sonraki ders bu geçişi ele alıyor. Hristiyan Orta Çağı, felsefenin bir inanç geleneğinin içinde nasıl sürdüğünü ve hangi araçlarla yeni sorular sorduğunu gösteriyor.