İçeriğe geç

P00-D06-M04-06·Yirminci yüzyıl ve sonrası

Çağdaş çoğulluk

sıfırdan ileri1.954 kelime≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Çoğulluk, farklı inançların, değerlerin ve yaşam biçimlerinin biri ötekine indirgenmeden bir arada var olabileceğini ve her birinin ciddiye alınması gerektiğini savunur. Lyotard, tek bir büyük anlatıya duyulan güvenin zayıfladığını ve küçük anlatıların çoğaldığını gösterdi.

Taylor, kimliğin başkalarının tanımasıyla oluştuğunu ve yanlış tanınmanın bir zarar olduğunu savundu. Appiah ise farklılıklar arasında anlaşmaya varmadan sohbeti sürdürmenin yeterli olabileceğini gösterdi.

Çoğulluğa üç güçlü itiraz yöneltildi. Her şeyi eşit saydığı, ortak ölçüt olmadan eleştiriyi imkânsız kıldığı ve savunucularının aynı merkezden konuştuğu söylendi.

Savunucular, çoğulluğun gerekçeli bir dinleme olduğunu, ortak ölçütün konuşmadan doğabileceğini ve kendini sürekli düzeltmenin gerektiğini belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.

Bu yüzden çoğulluk, felsefenin tek bir merkezden konuşamayacağını gösteren güçlü bir uyarı olarak, ama farklılıklar arasında eleştiri ve ortak ölçüt konusunda açık bir soru olarak yaşıyor.

Açılış sahnesi

Bir üniversite sınıfında öğretmen, "iyi bir yaşam nedir?" diye soruyor. Sınıfta on iki öğrenci var ve dördü başka bir ülkeden gelmiş. Biri aile bağlarından söz ediyor. Biri kişisel özgürlüğü öne çıkarıyor. Biri topluluğa hizmeti, biri sessiz bir iç huzuru anlatıyor.

Öğretmen bir an duraksıyor. Bu cevapların hangisi doğru? Birini seçip ötekileri yanlış saymak haksızlık olur gibi görünüyor. Ama hepsini eşit doğru saymak da bir cevap vermemek demek. Tartışmayı sürdürmek için önce, farklı cevapların aynı soruya mı verildiğini anlamak gerekiyor.

Bu sahne, bugünün felsefesinin önündeki en canlı sorulardan birini taşıyor. Farklı geleneklerden, farklı konumlardan ve farklı deneyimlerden gelen insanlar aynı soruyu sorduğunda, felsefe hangi zeminde konuşur? Bu derste, bu soruyu merkeze alan çağdaş düşünceyi, çoğulluğu, sorunlarıyla birlikte inceleyeceğiz.

Bu derste ne olacak

Önce çoğulluğun felsefede ne anlama geldiğini ve neden yalnızca bir hoşgörü çağrısı olmadığını ayıracağız. Sonra üç düşünürün üç ayrı katkısını göreceğiz. Lyotard, tek bir büyük hikâyenin artık yeterli olmadığını savundu. Taylor, insanların kimliklerinin başkaları tarafından tanınmasına bağlı olduğunu gösterdi. Appiah ise farklılıklar arasında konuşmanın nasıl mümkün olduğunu sordu.

Ardından üç itirazı tartacağız. Biri çoğulluğun her şeyi eşit saydığını, biri ortak ölçüt olmadan eleştirinin imkânsız kaldığını, üçüncüsü de çoğulluğu savunanların çoğu zaman aynı merkezden konuştuğunu söylüyor.

Sonda çoğulluğun bir sonuç mu yoksa bir başlangıç mı olduğunu soracağız. Bu ders aynı zamanda felsefe tarihine yapılan bu kuşbakışının son durağı.

Merkez soru

Sorumuz şu: farklı geleneklerden ve konumlardan gelen insanlar arasında, ortak bir zemin bulunmadan felsefe yapmak mümkün mü?

Ölçülü iddiam şu: çağdaş çoğulluk, felsefenin tek bir merkezden konuşmasının artık savunulamayacağını ve farklı seslerin ciddiye alınması gerektiğini güçlü biçimde gösterdi, ama farklılıklar arasında eleştiri ve ortak ölçüt sorusunu açık bıraktı.

Sıfır noktası

Çoğulluk sorusu, yirminci yüzyılın ikinci yarısında yeni bir aciliyet kazandı. Sömürgeciliğin sona ermesi, göçlerin artması ve iletişim araçlarının yaygınlaşması, farklı kültürlerden insanları eskisinden çok daha yakın hâle getirdi. Felsefe de bu yakınlaşmadan etkilendi. Bir zamanlar uzak bir kıtada yazılmış bir metin, bugün aynı gün içinde okunup tartışılabiliyor ve bu, farklı geleneklerin birbirini görmezden gelmesini eskisinden çok daha zorlaştırıyor.

Argümanın yapısı

Çoğulluğun gerekçesi dört adımda özetlenebilir.

Birinci adım: insanlar farklı kültürlerde, farklı dillerde ve farklı toplumsal konumlarda yaşıyor. Bu farklılıklar, dünyaya bakışlarını ve sorularını biçimlendiriyor.

İkinci adım: felsefe tarihinin büyük bölümü belirli bir çevrede, belirli insanlar tarafından yazıldı. Bu çevre, kendi sorularını ve kavramlarını evrensel saydı.

Üçüncü adım: kendi sorularını evrensel sayan bir gelenek, başka geleneklerin sorularını ve cevaplarını görmeyebilir. Bu, hem bir haksızlık hem de bir bilgi kaybı olabilir, çünkü başka bir gelenekte yüzyıllar boyunca işlenmiş bir sorunun cevabı, yanlış bir varsayımla hiç aranmamış olabilir.

Dördüncü adım: bu yüzden felsefe, farklı geleneklerin sesini ciddiye almalı ve onlarla konuşmanın yollarını aramalı.

Bu yapı, çoğulluğun nasıl bir felsefi tutuma dönüştüğünü gösteriyor. Ama düşünürler bu tutumu farklı biçimlerde geliştirdi.

Görüşler ve pozisyonlar

Çoğulluğun felsefede ne anlama geldiği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, çoğulluğu bir bilgi kuşkusu olarak okur. Buna göre farklı geleneklerin bulunması, hiçbir geleneğin tek bir doğruyu yakalayamadığını gösterir. Lyotard bu yöndedir: tek bir büyük hikâyenin çöküşü, bilgi iddialarını mütevazı kılar.

İkinci görüş, çoğulluğu bir adalet sorunu olarak okur. Buna karşılık ilk okuma bilgiye bakıyor. Bu okuma, farklı grupların eşit değerde tanınmasını ve dışlanmamasını asıl mesele sayar. Taylor bu yöndedir.

Üçüncü görüş, çoğulluğu bir yaşam biçimi olarak okur. Oysa ilk iki okuma bir tez ya da talep sunuyor. Bu okuma, farklılıklar arasında sürekli bir konuşma alışkanlığını öne çıkarır. Appiah bu yöndedir: çoğulluk bir sonuç değil, sürdürülen bir pratiktir.

En güçlü itiraz

Çoğulluğa üç yönden ciddi itiraz yapıldı.

Çoğulluğun savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Çoğulluk, gerekçesiz bir hoşgörü değil, her iddiaya gerekçesini sunma imkânı tanımaktır. Eleştiri için ortak ölçüt, bir gelenekten değil, farklı geleneklerin konuşmasından yavaş yavaş ortaya çıkabilir. Merkezden konuşma sorunu ise, çoğulluğun eksiğini değil, sürekli kendini düzeltmesi gerektiğini gösterir.

Açık kalan sorular

Farklı geleneklerin temel kavramları, birbirine çevrilebilir mi? Bir gelenekte merkezi olan bir kavramın, başka bir gelenekte tam karşılığı bulunmayabilir. Bu durumda karşılaştırma hangi zeminde yapılacak?

Çoğulluk ile evrensel insan hakları arasındaki ilişki nasıl kurulmalı? Bazı haklar bütün insanlar için geçerli sayılıyor. Ama bu hakların kendisi belirli bir gelenekten doğduysa, ötekilere dayatılmış olmaz mı?

Felsefe eğitimi çoğulluğu nasıl yansıtmalı? Bir öğrenci yalnızca tek bir geleneği derinlemesine mi öğrenmeli, yoksa birçok geleneği kısaca mı tanımalı? İki yol da bir şey kazandırıyor ve bir şey kaybettiriyor. Bir öğrenci, kendi geleneğini ve başkalarınınkini hangi oranda öğrenmeli? Bu soru, bugün üniversitelerin ders programlarını da ilgilendiriyor ve bir programa yeni bir gelenek eklemek, başka bir şeyi çıkarmayı da gerektirdiğinden, her seçimin bir bedeli oluyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇoğulluğu "her görüş eşit derecede doğrudur" olarak okumak.
Doğrusu

Çoğulluk, farklı görüşlerin ciddiye alınması gerektiğini söyler. Bunların hepsinin doğru olduğunu ya da eleştirilemeyeceğini iddia etmez.

Yaygın yanlışÇoğulluğu yalnızca Batı dışı kültürlerle ilgili bir konu saymak.
Doğrusu

Bir toplumun içindeki farklı gruplar, kadınlar, azınlıklar, farklı inançlardan insanlar da çoğulluğun konusu. Sorunun bir dış ve bir iç boyutu var.

Yaygın yanlışPostmodernizmi "hakikat yoktur" görüşü sanmak.
Doğrusu

Lyotard, büyük anlatılara karşı kuşkuyu savundu. Hakikatin bulunmadığını söylemedi. Tek bir hikâyenin bütün deneyimleri kapsayamayacağını söyledi.

Yaygın yanlışKozmopolitanizmi, yerel bağlılıkların önemsiz olduğu anlamında okumak.
Doğrusu

Appiah, insanların ait oldukları toplulukları sevmelerini ve onlara bağlı olmalarını meşru sayar. Kozmopolitanizm, bu bağlılığı reddetmeden, başkalarına karşı da yükümlülük duymayı savunur.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Çoğulluk, farklı inançların, değerlerin ve yaşam biçimlerinin biri ötekine indirgenmeden bir arada var olabileceğini ve her birinin ciddiye alınması gerektiğini savunur. Lyotard, tek bir büyük anlatıya duyulan güvenin zayıfladığını ve küçük anlatıların çoğaldığını gösterdi.

Taylor, kimliğin başkalarının tanımasıyla oluştuğunu ve yanlış tanınmanın bir zarar olduğunu savundu. Appiah ise farklılıklar arasında anlaşmaya varmadan sohbeti sürdürmenin yeterli olabileceğini gösterdi.

Çoğulluğa üç güçlü itiraz yöneltildi. Her şeyi eşit saydığı, ortak ölçüt olmadan eleştiriyi imkânsız kıldığı ve savunucularının aynı merkezden konuştuğu söylendi.

Savunucular, çoğulluğun gerekçeli bir dinleme olduğunu, ortak ölçütün konuşmadan doğabileceğini ve kendini sürekli düzeltmenin gerektiğini belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.

Bu yüzden çoğulluk, felsefenin tek bir merkezden konuşamayacağını gösteren güçlü bir uyarı olarak, ama farklılıklar arasında eleştiri ve ortak ölçüt konusunda açık bir soru olarak yaşıyor.

Sonraki derse köprü

Bu kuşbakışında Antik Yunan'dan bugüne uzanan bir çizgiyi izledik. Çizgi, çoğulluğa gelince kendi sınırını gösterdi: felsefenin yalnızca tek bir çizgiden oluşmadığı, farklı yerlerde ve farklı dillerde çok sayıda geleneğin yan yana geliştiği artık kabul ediliyor.

Bu tespit, doğal bir soruyu doğuruyor. Avrupa'nın hikâyesinin dışında kalan felsefe nasıl yapıldı? Akdeniz çevresinin, İslam dünyasının, Hindistan'ın, Çin'in, Afrika'nın ve Amerika'nın düşünce geleneklerinde hangi sorular soruldu ve hangi cevaplar verildi?

Bir sonraki ders yeni bir kursun ilk adımı. Dünya Felsefelerine Kuşbakışı, farklı geleneklere yan yana bakan bir harita çıkarıyor ve Akdeniz çevresinden başlayarak Antik Yunan ve Roma düşüncesini bu geniş haritanın bir parçası olarak yeniden ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.