Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yapısalcılık, kültürel olguların anlamını, kişilerin niyetlerinden çok, ögeler arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerin oluşturduğu yapı üzerinden aramaya çalışır. Saussure bunu dilde gösterdi: bir sözcüğün anlamı, öteki sözcüklerden farkından doğar.
Lévi-Strauss bu düşünceyi mitlere taşıdı ve mitlerin, ikili karşıtlıkların düzeni olarak okunabileceğini savundu. Barthes ise gündelik görüntülerin ikinci bir anlam taşıdığını, bu anlamın toplumsal düzeni doğal gösterdiğini açığa çıkardı.
Yapısalcılığa üç güçlü itiraz yöneltildi. Özne ve tarihin yok sayıldığı, yapının merkezinin kararsız olduğu ve bulunan yapıların sınanamadığı söylendi.
Savunucular, yapısalcılığın öznenin özgürlüğünün koşullarını anlamaya çalıştığını, kararsızlık itirazının yöntemin bir gelişmesi olduğunu ve bazı çözümlemelerin öngörüde bulunabildiğini belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.
Bu yüzden yapısalcılık, anlamın ilişkiler ağında kurulduğunu gösteren güçlü bir yöntem olarak, ama özne ve tarih konusunda tartışmalı bir gelenek olarak yaşıyor.
Açılış sahnesi
Bir satranç tahtasında bir taş, örneğin at, sahnenin ortasında duruyor. Bir çocuk ona bakıyor ve soruyor: bu taşın anlamı ne? Bir at heykelciğinin ne olduğunu biliyor, ama tahtadaki atın gücü, ahşaptan mı fildişinden mi yapıldığına bağlı değil. Aynı hamleyi bir düğmeyle de yapabilirsin.
Atı at yapan şey, maddesi değil, tahtadaki yeri ve öteki taşlarla ilişkisi. Oyunun kuralları değişirse, taşın anlamı da değişir. Taşı tek başına incelemek, onun hakkında hemen hemen hiçbir şey söylemez.
Bu küçük sahne, yirminci yüzyılın ortasında dilbilimden felsefeye, antropolojiden edebiyata yayılan bir düşüncenin çıkış noktasını taşıyor. Bir şeyin anlamı, kendi içinde değil, içinde bulunduğu ilişkiler ağında aranmalıydı. Bu derste, bu düşünceyi merkeze alan geleneği, yapısalcılığı, kurucularıyla ve itirazlarıyla inceleyeceğiz.
Bu derste ne olacak
Önce yapısalcılığın ne olduğunu ve neden bir konu değil bir bakış olduğunu göstereceğiz. Sonra üç ismi izleyeceğiz. Saussure dilin anlamını farklılıklar üzerinden kurdu. Lévi-Strauss aynı düşünceyi mitlere ve kültürlere taşıdı. Barthes ise gündelik hayatın sıradan görüntülerinde gizlenmiş ikinci bir anlam katmanını gösterdi.
Ardından üç itirazı tartacağız. Biri özneyi ve tarihi yok saydığını, biri yapının kendisinin kararsız olduğunu, üçüncüsü de bulunan yapıların sınanamadığını söylüyor.
Sonda yapısalcılığın bir kuram mı, bir yöntem mi, yoksa bir dönem modası mı olduğunu soracağız.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir sözün, bir davranışın ya da bir törenin anlamı, onu üreten kişinin niyetinden mi yoksa onu kuşatan yapıdan mı gelir?
Ölçülü iddiam şu: yapısalcılık, anlamın ilişkiler ağında kurulduğunu göstererek dil, kültür ve toplum incelemesine güçlü bir yöntem kazandırdı, ama öznenin ve tarihin rolünü yeterince hesaba katmadığı için ciddi itirazlarla karşılaştı.
Sıfır noktası
Yapısalcılığın çıkış noktası, felsefeden değil dilbilimden geldi. İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure, yirminci yüzyılın başında Cenevre'de verdiği derslerde dili yeni bir gözle ele aldı. Ölümünden sonra öğrencileri, notlarını bir kitapta topladı ve bu kitap, yapısalcı düşüncenin temel metni oldu.
Argümanın yapısı
Yapısalcı yaklaşımın gerekçesi dört adımda özetlenebilir.
Birinci adım: bir ögenin anlamı, onun kendi maddesinde bulunmaz. Aynı ses, aynı hareket ya da aynı nesne, farklı sistemlerde farklı anlamlar taşır.
İkinci adım: anlam, ögelerin birbirine göre konumundan doğar. Bir ögeyi anlamak için, onu diğerlerinden ayıran farklılıklara ve ilişkilere bakmak gerekir.
Üçüncü adım: bu ilişkiler, kişilerin bilinçli niyetlerinden bağımsız olarak işler. Bir konuşan, dilin kurallarını bilerek ya da bilmeyerek izler ve kurallar onun niyetinden önce vardır.
Dördüncü adım: bu yüzden bir kültürü anlamak için, bireylerin ne düşündüklerini değil, kültürü oluşturan yapının nasıl işlediğini araştırmak gerekir.
Bu yapı, dilbilimin bulgularını başka alanlara taşımayı mümkün kıldı, çünkü bir sözcük gibi bir tören, bir yemek ya da bir akrabalık düzeni de bir anlam sistemi olarak okunabilirdi. Antropolog Claude Lévi-Strauss, bu taşımayı en çarpıcı biçimde gerçekleştiren kişiydi.
Görüşler ve pozisyonlar
Yapısalcılığın ne olduğu konusunda üç görüş var.
Birinci görüş, yapısalcılığı bir yöntem olarak okur. Buna göre yapısalcılık, dilbilimden alınan bir çözümleme tekniğidir: olguları ögelere ayırmak, ögeler arasındaki karşıtlıkları ve ilişkileri saptamak.
İkinci görüş, yapısalcılığı bir varlık kuramı olarak okur. Buna karşılık ilk okuma yalnızca bir teknik istiyor. Bu okuma, gerçekliğin kendisinin yapılar hâlinde düzenlendiğini, kişilerin bu yapıların içinde bir yer tuttuğunu söyler.
Üçüncü görüş, yapısalcılığı bir entelektüel akım olarak okur. Oysa ilk iki okuma bir görüşe bakıyor. Bu okuma, geleneği, 1950'lerden 1960'lara Fransa'da dilbilim, antropoloji, edebiyat ve psikoloji çevrelerinde ortaya çıkan, birbirini etkileyen bir düşünürler topluluğu olarak tanımlar. Buna göre yapısalcılık, ortak bir öğretiden çok, ortak bir dönemin ürünüdür.
En güçlü itiraz
Yapısalcılığa üç yönden ciddi itiraz yapıldı.
Yapısalcılığın savunucusu bu itirazlara şöyle cevap verebilir. Özneyi yok saymak değil, öznenin niyetlerinden bağımsız işleyen düzenleri ortaya koymak amaçlanmıştı ve bu, öznenin özgürlüğüne bir engel değil, özgürlüğün koşullarını anlama çabasıydı. Kararsızlık itirazı ise yapısalcılığın kendi içinden geldiği için, yöntemin bir gelişmesi sayılabilir. Sınanabilirlik konusunda, dilbilimdeki gibi bazı çözümlemelerin öngörüde bulunabildiği belirtilir.
Açık kalan sorular
Bir yapı, ne kadar sabit ve ne kadar değişken? Bir dil yüzyıllar içinde sesini, sözcüklerini ve dizimini değiştiriyor, ama her anda konuşanlar için tutarlı bir sistem gibi işliyor. Diller zamanla değişiyor ve kültürler dönüşüyor. Yapısalcılığın durağan çözümlemeleri, bu değişimi açıklayabilir mi?
Anlam yapıya aitse, kişi anlam üretirken ne kadar özgür? Yeni bir şey söylemek, yeni bir sözcük ya da yeni bir yapı kurmak mümkün mü, yoksa her yenilik eski yapının içinde bir yer mi buluyor?
Yapısal çözümlemeler kültürler arası karşılaştırmalar için ne kadar güvenilir? Bir kültürün ayrımlarını başka bir kültürün ayrımlarıyla eşleştirmek, ikisini de aynı çerçeveye zorlamak anlamına gelebilir ve çözümleyicinin hangi çerçeveyi seçtiği sonucu belirler. İkili karşıtlıklar bütün kültürlerde bulunuyor mu, yoksa çözümleyicinin kendi kültürel çerçevesinin bir ürünü mü?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışYapısalcılığı, "her şey dildir" görüşü sanmak.
Yapısalcılık, dilin ilişkisel yapısını başka alanlara model olarak taşıdı. Gerçekliğin yalnızca dilden ibaret olduğunu iddia etmedi.
Yaygın yanlışYapısalcılığı, bireyin hiçbir rolü olmadığını söyleyen bir öğreti olarak okumak.
Yapısalcılar özneyi araştırmanın merkezinden çıkardı ama bireyin varlığını inkâr etmedi. Bireyin niyetlerinin, yapıyı çözümlemek için tek yol olmadığını söylediler.
Yaygın yanlışYapısalcılık ile post-yapısalcılığı aynı şey saymak.
Derrida ve Foucault gibi düşünürler yapısalcılıktan beslendi ama onun bazı ilkelerini eleştirdi. Yapıların kapalı ve sabit olmadığını savundular.
Yaygın yanlışSaussure'ü yapısalcı olarak okumak.
Saussure yapısalcı sözcüğünü kullanmadı ve öğrencileri onun düşüncelerini bir kitapta topladı. Yapısalcılık, ondan esinlenen sonraki kuşakların çalışmasıydı.
Kendin dene
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Yapısalcılık, kültürel olguların anlamını, kişilerin niyetlerinden çok, ögeler arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilerin oluşturduğu yapı üzerinden aramaya çalışır. Saussure bunu dilde gösterdi: bir sözcüğün anlamı, öteki sözcüklerden farkından doğar.
Lévi-Strauss bu düşünceyi mitlere taşıdı ve mitlerin, ikili karşıtlıkların düzeni olarak okunabileceğini savundu. Barthes ise gündelik görüntülerin ikinci bir anlam taşıdığını, bu anlamın toplumsal düzeni doğal gösterdiğini açığa çıkardı.
Yapısalcılığa üç güçlü itiraz yöneltildi. Özne ve tarihin yok sayıldığı, yapının merkezinin kararsız olduğu ve bulunan yapıların sınanamadığı söylendi.
Savunucular, yapısalcılığın öznenin özgürlüğünün koşullarını anlamaya çalıştığını, kararsızlık itirazının yöntemin bir gelişmesi olduğunu ve bazı çözümlemelerin öngörüde bulunabildiğini belirtti. Bu cevaplar tartışmayı kapatmıyor.
Bu yüzden yapısalcılık, anlamın ilişkiler ağında kurulduğunu gösteren güçlü bir yöntem olarak, ama özne ve tarih konusunda tartışmalı bir gelenek olarak yaşıyor.
Sonraki derse köprü
Yapısalcılık, anlamı ve kültürü tek bir yapının içinde çözümlemeyi denedi. Derrida gibi düşünürler bu yapının kapalı ve merkezi olmadığını gösterdi. Anlamın hiçbir zaman tamamen sabitlenmediği, farklı okumalara ve farklı seslere açık olduğu görüldü.
Bu keşif, felsefede bir başka soruyu doğurdu. Tek bir yapı, tek bir akıl ya da tek bir hakikat yerine, birçok bakışın bir arada var olduğu bir dünyada felsefe nasıl yapılır? Farklı kültürlerin, farklı toplumsal konumların ve farklı deneyimlerin sesi, felsefenin içine nasıl girer?
Bir sonraki ders bu soruyu ele alıyor. Çağdaş çoğulluk, felsefenin bugün tek bir merkezden değil, farklı yerlerden ve farklı seslerle sürdürüldüğünü ve bunun ne anlama geldiğini soruyor.